-Değerlendirme-
Türkiye Milli Mücadelesi 1918-1923 yıllarını kapsar. Bu sürece önderlik yapmış olan İttihat-Terakki ile de bulaşık Kemalist burjuvazinin “topraklarında güneşin batmadığı” sömürgen İngiltere ile “Musul Savaşları” da olmuştur. Hem de askersel olarak, bizatihi “Musul toprakları” üzerinde. Ve ilan edilmemiş bir savaş olarak 1922-1923’te.
Milli Mücadelenin bu yönü resmî literatürde bile pek açıklanmamıştır. Dolayısıyla “aydınlarımız” arasında da bilinmez. Mustafa Kemal Atatürk’ün tek “devasa hacimli” yapıtı olan ve Milli Mücadeleyi eksikli olarak 19 Mayıs 1919-Samsun’dan başlatan Nutuk’ta (Söylev) bu konuda tek satır görülmez. (Kâzım Karabekir’in “İstiklâl Harbimiz” yapıtında kısmî, belgeli bahsediliyor.)
Musul Nereye?
Osmanlı idari bölünmesinde “Musul Eyaleti” Musul, Süleymaniye ve Kerkük livalarını (illeri) kapsar. Bu livalar da kaza (ilçe) boyutunda çeşitli sancakları. Eyalet yoğun olarak Arap ve Kürt nüfusu ve daha az olarak da Türkmen, “Hıristiyan”, Asurî, Yezidi… unsurları içermekteydi.
Yani Musul Eyaleti, bugünkü Türkiye resmî bakışında söylenen ifadeyle “Kuzey Irak”a tekabül ediyordu. Gerek Baas’çı-Saddam’ın “Millî-Irak”ının gerek bugünkü ABD işgali-işbirlikçi Irak’ın resmî bakış açısından söylersek “Irak Kürdistan”ını içerir Musul tamı tamına.
“Musul”un bu tarihi-coğrafik-kültürel yapısı, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılması akabinde “Anadolu” ağırlıklı olarak nasıl bir Türk-Kürt-Arap ortak (Birlik’te) yönetimli “yeni vatan” yaratılacağı projesine katkısı, en azından düşünsel siyasal bazda da olacaktı. İttihatçı-Kemalist kurtuluşçular olsun, “muadilleri” olan “Osmanlı’dan millî özgürlük” isteyen İttihatçı-Arap münevverleri olsun. Öyle ki kimi zaman bir Türk-Arap Konfederasyonu bile kimi münevverlerce gündeme getirilecekti. (Kürtler, bizzat kendileri de içten benimsiyorlardı ki, tasada, kaderde, amaçta “öz kardeşleri” Türklerle zaten yekvücut idi!)
Musul, Misak-ı Millî Kapsamındaydı
1908 Jön Türk Devrimi yapımcısı İttihat-Terakki’nin kadrolarının yoğun olarak bulunduğu İstanbul’daki son Osmanlı Meclisi Mebusanı, İngiliz İşgal yönetimi tarafından dağıtılmadan önce, 28 Ocak 1920’de, “Misak-ı Millî”yi kabul etmişti. (“Ulusal Ant”) Misak-ı Millî’yi daha sonra da Ankara’daki Büyük Millet Meclisi aynen onayladı.
Misak-ı Millî, I. Dünya Harbi’nde “ayrılık”ı seçen Arapların toprakları haricinde Anadolu’yu merkez alırken, Musul dâhil tüm yukarı Mezopotamya’yı kapsıyordu. (Bağdat Merkezli olarak ?attülarab’a doğru uzanan coğrafya Aşağı Mezopotamya’dır.) Yukarı Mezopotamya’nın İttihatçı-Kemalist resmî literatürdeki adı Vilayat-ı ?arkiyya’dır.
Misak-ı Millî’nin bu kapsamına bizatihi Kurtuluş Savaşı’nın “en büyük”ü olan Mustafa Kemal Paşa da zaman zaman vurgu yapmıştır. Bir örnek, 1 Mayıs 1920 Ankara TBMM konuşmasının Musul ile ilgili bölümü:
“…hudud-ı millimiz İskenderun’un cenubundan geçer, ?ark’a doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi, Kerkük’ü ihtiva eder… Kerkük’ün şimalinde (Musul Eyaleti-sb) Türk olduğu gibi Kürt de vardır. Biz onları tefrik etmedik (ayırmadık-sb)… millet bittabi… anasır-ı İslâmiye’den mürekkeptir…”1
Dönemin “Bölge Kürt milletvekilleri” de aynı görüştedirler. Örnek olsun, 1923 Ankara BMM konuşmalarında Musul’un Lozan ile İngiliz güdümlü Arap-Faysal Irak’ına bırakılmaması konusunda “kan ağlamakta”dırlar.
27 ?ubat’ta söz alan Erzurum milletvekili Mustafa Durak Bey: “Musul”u kaybettikten sonra senin (Yeni Türkiye’nin-sb) ?ark’ta bir yerin kalmamıştır”, yine Siirt milletvekili Necmettin Bey’i “…Musul’un terki Vilâyet-i ?arkiye”nin hepsini terk etmek olduğu kanaati(mi) ifade buyur(uyorum).”2
1920-“Birleşik” Türkiye Komünist Fırkası Belgelerinde Musul
10 Eylül 1920’deki I. Kongre ile Bakû’de İstanbul, Anadolu ve “Rusya”daki tüm Türk komünist grup ve oluşumları birleşik bir çatı altında toparlayarak örgütleyen Mustafa Suphi önderlikli TKF’de de Musul, örgütlenme alanı içinde görülmektedir.
3 Mart 921 tarihli TKF-Harici Büro İçtiması’nda kimi yoldaşlar şöyle analizde bulunuyorlar:
“…Mukaddes yerlerimize girip çiğniyorlar… İngiltere, Fransa, Amerika, (Çarlık-sb) Rusya…. Antanta (emperyalistleri-sb) Anadolu milliyetçilerine rüşvet verecek halde değillerdir. Çünkü harben istedikleri yere girdiler. Musul, Irak’a girdiler. Ziraat hububat memleketi, işlenmemiş neft menbaı, Hindistan yoludur.”3
Burada I. Savaş sırasında bir detay tasvir ediliyor. Hem tarımsal ürünler memleketi, hem işlenmemiş petrol kaynağı hem de Hint stratejik yolu üzerindeki “kutsal vatanımız” olan Musul’a, Irak’a antanta emperyalistleri savaşla-zorla girip işgal ettiler deniyor, TKF’ce.
Asıl önemlisi, “6 Kanunuevvel 1920”de Bakû’de aralarında Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Mehmet Emin, İsmail Hakkı”dan oluşan TKF “merkez heyet”in içtiması var. “Türkiye içindeki” komünist teşkilâtı işleri konu ediliyor. Hem tüm “Vilayat-ı ?arkiya” yeke yek sayılıyor, 8. Maddede. Ve Erzurum acentası (TKF Erzurum birimi-sb) vasıtasıyla irtibat kurulacak iller şöyle sıralanmış: “Trabzon-Muş-Bitlis-Van-Hakkâri-Musul.”4
(Gerçekten, 1921’de Lübnan’da Spartaküs grubu kurulduktan, 1922’de Mısır’da Komünist Partisi kurulduktan, 1924’te Suriye’de Komünist Partisi kurulduktan sonra bile Irak Komünist Partisi ancak 1934’te kurulacaktı.)5
Musul, Hakikaten ve Hukuken “Osmanlı Ardılı” Türkiye’nin idi
Musul, gerek Anadolu Millî Mücadelesinin burjuva önder ve temsilcileri gerek bu mücadele emperyalist cephede bir gedik açacağından ?ark (Doğu) inkılâbının bir halkası addedip destekleyen Türkiye komünistleri tarafından hangi gerekçeyle Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyordu peki?
Osmanlı devleti I. Dünya Harbinden yenik çıkınca, Antanta güçleri ile 31 Ekim 1918’de Mondros’ta bir ateşkes antlaşması imzaladı. Bu sırada Musul, Ali İhsan Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinin elinde bulunuyordu.
Ancak, 8 Kasım’dan itibaren “Galip” İngiliz Marshall’ın askeri taciz, tehdit ve şantajları yükselir. Payitaht İstanbul tarafından da desteksiz bırakılan Ali İhsan Paşa, Musul’u boşaltmak zorunda kalır ve Valiliğe İngiliz bayrağı çekilir. 15 Kasım’dan itibaren de Musul, hukuk-dışı olarak de facto (fiilen) tamamen İngiliz çizmesi altına girmiştir.
Yani kâğıt üzerinde hâlâ Osmanlı’nındır ama metazori olarak işgalci İngiliz hâkimdir artık, 1923’te Lozan’da Musul sorunu çözümsüz olarak çözülmeyi tartışacaktır!
Musul İngiliz işgaline girerken, Osmanlı-Türk komutan Ali İhsan (Sabis)in şehri gecikmeli olarak dirençle bıraktığı biliniyor. Bu “pasif direniş”inin Milli Mücadeleye ek bir katkısı olmuştur. Çünkü Ali İhsan Paşa, Osmanlı silah-cephaneyi İngilizlere teslim etmiyor. Karargâhını Nusaybin’e taşıyor, silah-cephaneyi de Cizre hattına. Burada Kuvayi Milliyeci İttihatçı yandaşlara-Kürt gönüllülere de geçecek askeri malzemenin Anadolu direnişinde kullanılacağı aşikârdı.6
Irak-Arap Dünyasında Kemalistler ve Musul
Kuvayi-Milliyeci Kemalist-İttihatçı yanlısı hareket Musul, Süleymaniye ve Kerkük’te gerek Osmanlı’da görev de almış asker-sivil bürokratlar, gerek Arap ve Kürt aydınlar, gerek şehirlerdeki eşraf ve din adamı-müçtehitler ile halk tabakaları arasında, çeşitli siyasi partiler ve dernekler, basın-yayın organları, dini tapınak ve türbeler ile başta kahvehaneler olmak üzere toplanma mekânlarında tüm Irak’ta olduğu gibi, 1918-1919’da filizlenmiş ve etkisi 1920’de hayli yükselmişti.
Ancak ayni Arap ve Kürtler arasındaki İngilizci-işbirlikçi ve dar-ulusçu hareket ve akımlarla da karşıtlık içinde yükselen bir mücadeleyi de ihtiva ediyordu bu süreç.7
Meselâ, ?attül-Arap dergisi ilk sayısında Mustafa Kemal’in resmini basmış ve şu cümlelerle çerçevelemişti: “Anadolu lideri-Doğu Napolyon’u… Gazi Mustafa Kemal Paşa.”
Bilindiği gibi Napolyon Bonaparte, Fransız devriminin “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” prensiplerini “silahlı-işgal yoluyla” Bonapartist tepeden devrimlerle, tüm Avrupa’ya yaymaktaydı.
Yine, 1922-1923 Musul savaşlarının kahramanı, Anadolu Millî Mücadelede de Urfa-Antep cepheleri gazisi Özdemir Bey’in, Musul’un büyük bir livası olan Süleymaniye’ye zaferle gireceğini bekleyen halk kitlesi bir cins at hazırlayarak onu karşılamayı düşünmüşlerdi.
“Türk-Arap-Kürt Komisyonu” adını taşıyan “Kemalist Cemiyet”in Nusaybin’deki sorumlu vekili Irak-Samarra”lı Seyyit M. Nakip, Kerbela müçtehidi Taki Eş-?irazi idi.
Ama öbür yandan da, Kemalizm’e açık düşmanlık gösteren tek bir dernek olan Kürdistan Cemiyeti, Süleymaniye şehrini Özdemir kuvvetlerine karşı korumayı düstur edinmişti. İngiliz Yüksek Komiserliği adına Irak’ta görev yapan Meşhur Kürt Nemrud Süleyman Paşa tarafından kurulmuştu.8
Musul’daki “İstiklâl Harbimiz!”
1922’de Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa, “Doğu ve El-Cezire komutanlarına çektiği telde “Musul’un silahla alınacağını” belirtiyordu.
Irak’taki İngiliz mandası altındaki “Misak-ı Millî sınırlarımız” içindeki Musul’un kurtarılması için Revanduz’a (Hakkâri güneyi) Suriye-Urfa gazisi olan Çerkes ?efik Özdemir tayin edildi.
Bu sıralarda, en son Sakarya’daki olmak üzere Kemalistlerin Küçük Asya’daki askeri zaferleri tüm Doğu ve İslâm dünyasında olduğu gibi, ta Afgan’a-Hint’e kadar, Irak’ta ve de Musul’da sömürge ve yarı-sömürge derekesindeki bura halklarınca uyanış ve yenilenmeye canlı örnek teşkil ettiğinden sevinçle karşılanmaktaydı.
Özdemir Bey, Kürt aşiretlerden de topladığı milislerle İngilizlere karşı 31 Ağustos 1922’de taarruzu başlatmıştır. Türk-Kürt işbirliği ile Derbent muharebesinde İngilizlere karşı bir zafer kazanır. Süleymaniye “Türklerin” eline geçer. ?ehre bayram havasında girilir. Musul, Süleymaniye ve Kerkük’te nümayişler ve İngiliz-Arap güvenlik kuvvetleriyle çatışmalar şeklinde kalkışma süreci Erbil ve Kerkük’ün “Türklere” sempatisi doruktadır.
Ekim sonuna doğru Türklerle Kürt aşiretler Musul hududundan Irak içlerine doğru da akınlar düzenlerler.
Bunun üzerine İngilizler, 1920-Süleymaniye İhtilâli Kürt önderi olan ?eyh Mahmut Berzenci’yi sürgündeki Hindistan’dan geri getirtmek zorunda kalırlar. Ancak bir ayı geçmez ki, ?eyh Mahmud Kürtleri de, İngiliz-Arap egemenliğine karşı döner ve “Kemalist Kürt aşiretler” ile birleşirler.
Bunun üzerine İngiltere, bir başka Kürt “büyüğü” olan Seyyit Taha’yı devreye sokar. Öte yandan İngiliz uçakları aylarca Süleymaniye’yi bombalamaktadır.
Neticede kendisini Süleymaniye’de “Kürdistan kralı” da ilân etmiş olan ?eyh Mahmud, askerleri ile birlikte şehir dışına çekilir (1 Mart 1923). “Irak Kuzeyi”ndeki Kemalist faaliyet üssü olan Revanduz da 23 Nisan 1923’te düşer (Yani, Lozan Konferansı’nın ikinci devresinin açılışından bir gün önce).
“Musul Meydan Savaşı” Kemalistler (ve bağlaşığı Kürtler)ce neden askeri yenilgiyle bitti? Deniyor ki, çünkü bu sırada Lozan Konferansı’nın sonuçlanmaması ihtimali belirdiğinden Boğazlar ve Batı Anadolu’da “Türk kuvveti” bulunması gerekiyordu. Bu yüzden El-Cezire Cephesi kıtaları kaydırılmış, bu kıtalar emrine verilmesi düşünülen uçak bölüğü Genelkurmay Başkanlığı emriyle Batı Cephesine verilmişti.
Daha sonra Seyyit Taha, İngilizlerce emrine takviye verilmiş olan Asurî kuvvetlerinin de yardımıyla, askeri merkez olan Revanduz bölgesini de Türk nüfuzundan temizlenmesini gerçekleştirecektir.9
Bundan sonra Kemalistlerle İngilizler arasındaki “Musul Savaşları” diplomatik alana kayarak Lozan’da sürecektir.
“Musul Savaşı”nda Kemalist Kürtler ve İngilizci Kürtler!
Buraya kadar verilen kısmî bilgilerden de anlaşılabilir ki, Anadolu Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi “Musul Kurtuluş Savaşı” sırasında da Kürt aydın ve siyaseti bıçak gibi ikiye ayrılmıştır.
Bir tarafta emperyalizme, başta da İngiltere’ye biat etmiş güdümcü (mandacı)-işbirlikçi Kürtçü siyaset ve onun karşısında eşit-kardeşçi, birlikçi-özgürlükçü millî-Kemalist yandaşçı Kürtlerin siyaseti. (?üphe yok ki bu ayrışma, Rusya doğumlu Türkçü aydın’da görülen Cedidcilik (yenilikçilik) kadimcilik (gericilik) ayrışmasına benzemiyor.)
Kürtler arası işbu cepheleşmeyi, kataloglaşmayı sürdürebiliriz: Hangisinin millîci-birlikçi hangisinin işbirlikçi-İngiliz olduğu aşikâr.
Ankara BMM’de, Lozan Konferansı gereği Musul Meselesi Cemiyet-i Akvam’a havale edilince Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey Milletler Cemiyeti’nin İngiliz uşaklarından oluştuğunu söyleyecek ve ekleyecektir: “Bu bir şaki tuzağıdır.”
Ama bırakalım Lozan’a gitmeyi, ittihatçı-Kemalistler Musul-Revanduz bölgesine Özdemir Bey kuvvetlerini yollaması karşısında İstanbul’daki Bedirhanist-Abdülkadirist Kürt Kulübü şiddetli tepki göstermiş ve “gereği için” derhal İngiliz Yüksek Komiserliği’ne başvurmuşlardır.
Gerek 1920-Süleymaniye gerek 1922-23 Musul kalkışmaları sırasında Musul Kürtleri-aşiretleri büyük ölçüde İngiltere’nin ve mandası Arap yönetiminin karşısındadırlar. Ve gerek şeyh Mahmud Berzenci gerek İran-Urmiye’den gelen bağlaşığı Simko İsmail gibi Kürt önderleri Kemalist güçlerle birlikte hareket etmektedirler.
Ancak, İngilizlerin kurdurduğu harp divanlarında, işgal İstanbul’unda, İttihatçı-Kemalist Anadolu kurtuluşçularına ceza ve idamlar yağdıran Süleymaniyeli Kürt aşiret reislerinden Mustafa Yamulki, Nemrud Mustafa, Yunanlılarla da işbirliği yaparak bir plan dahilinde İngiliz Yüksek Komiserliği görevlisi sıfatıyla Kürt aşiretlerine “İngiliz aşısı” yapmak için 1922’den sonra Musul-Mezopotamya’sındadır artık.10
Aynı şekilde Emin Ali Bedirhan’ın oğlu Celadet Bedirhan (hani şu “Mustafa Kemal’e Açık Mektub”un yazarı) Kemalistlere karşı Yunanlılarla işbirliği için temasa geçtiğini İngiltere baş tercümanı Ryan’a bildirmektedir. Kendisine Yunanlılar tarafından bir gemi dolusu silah verileceği vaat edilmiştir. Bu bağlamda Halil Bedirhan da 10.000 Lira’yı İstanbul Zarini Bankası’ndan temin etmiştir. Ayrıca Bedirhanlar Bağdat’a vasıl olduğunda İngiliz mandası istediğini belirtiyor ve bu uğurda Dersim, Diyarbakır, Bitlis ve Van aşiretlerini karıştırabileceğini, Ermenilerle de işbirliği halinde olduğunu beyan ediyordu.11
Örnekler öğreticidir ve yeterlidir.
Görüldüğü gibi Kürt siyaseti iki parça halinde ve cephe cepheye birbirine karşıttır.
Öyleyse, stratejik olarak salt İngilizci de değildir.
Hem ?ark’ın hem de anasır-ı İslâm’ın kaderde, emelde, amaçta yekvücut ayrılmaz bir özkardeş ögesi olarak hakikaten tanındığında İngiltere karşıtı, müstemlekecilik (sömürge) karşıtı, ?ark milletleri uyanışı ve Kemalist Kuvayi Millî yandaşıdır da.
SORUN Polemik Dergisi Sayı: 29’daki bir önceki yazımda, ülküsü uğruna kahırlı ve zindanlı yaşam sürmüş, aynı zamanda, sosyoloji-tarih-bilim metodolojisinde de yetkin otorite olan İsmail Beşikçi’nin “Tüm-Kürtçülük” tezlerini eleştiri konusu yaparken ben de öznel tepkisel davranmış, bu yüzden hem Kürt siyasetine tarih-sınıf dışı bakmış ve bu tepkisellikle de homojen görüp bu siyaseti kestirme olarak ve toptan stratejik İngiliz emperyalizm yandaşlığı ile değerlendirmiştim.
Ancak “Musul sorunu ve savaşları” konusunda gerek Dr. Qassam Kh.Al-Jumaily’in gerek Mim Kemal Öke’nin bu yazıma temel oluşturan söz konusu eserleriyle karşılaşmam sonucu Kürtçü siyasette Anadolu-Mezopotamya birlikçi-millî yurtsever siyaseti atlayarak eksik değerlendirme yapmış olduğumu şimdi belirtiyorum.
Ayrıca, bu eksikliğimi gidermede, başta Faik Bulut, Mazhar Kemal Ahmet ve Hasan Yıldız gibi Kürtçü araştırıcıların da kitaplarındaki Musul konu bölümleri yeni bir bakışla tekrar okumam da faydalı olmuştur. (Gerçi bu arkadaşlar söz konusu eserlerinde benim birlikçi-ittihadı Kemalist-millici dediğime işbirlikçi-bölücü-Kemalist; benim işbirlikçi-mandacı-İngiliz emperyalizmci dediğime millici-yurtsever Kürt siyaseti şeklinde tersinden değerlendirme yapıyorlar, bu ayrı.)
Mahmud Berzenci’nin Lenin’e Başvurusu-1923
Ve 1925’te TKP Yanıtı
Kürt aydın ve siyaset adamlarından Naci Kutlay’ın “İttihat Terakki ve Kürtler” çalışması birçok yönden öğretici ve önemlidir. Ancak gözden kaçırdığı, dolayısıyla önyargılı hükümler verdiği yönleri de var. 1920-Türk komünistlerinin Kürt Sorunu’nu göremediği iddiasına daha önce cevap vermiştim.
Naci Kutlay, 1923 yılı Süleymaniye kalkışması Kürt önderi ?eyh Mahmud Berzenci’nin Sovyet-Rusya Bolşevik devrimi önderi Lenin’e üç mektup gönderdiğini ve bu mektupların önemli pasajlarını aktararak belirtiyor.
Mektubunda öğrendiğimize göre ?eyh Mahmud, “ezilen tüm halklar ve ulusların” olduğu gibi “tutsaklaştırılmış Kürt halkının da” da sesi, bağımsızlıkçı ve gerçek özgürlükçü emellerinin olumlu destekçisi diye nitelendirdiği Lenin’in Sovyet devrimini selamlıyor.
Tıpkı Anadolu-Ege’deki Kuvayi-Seyyare komutanı köylücü Çerkes Ethem’in ve de İran-Gilan’daki Cengeli gerilla komutanı yoksullar devrimci Kuçuk Han gibi, Sovyet sosyalist devrimine proleter sınıfsal değil de ütopist-popülist yorumla yaklaşıyor. Neyse.
Naci Kutlay, Berzenci’nin mektuplarına Lenin’den bir cevap gelmediğini de ekliyor. “Kürt halkı ezilirken” Sovyet devrim liderliği görmemektedir. Mektup pasajları yayımlandıktan sonra okurun algıladığı budur.12
Ancak o sıralar Rusya anarşistlerinin suikastına uğramış olan ve Berzenci mektubu sırasında felçli olup, siyasal yaşamdan da çekilmiş olan ve son bir yılını yaşıyor olan Lenin’in cevap sorunsalı hakkında bir bilgim yok. Ama Leninist TKP’den kimi delege yoldaşların ?eyh Mahmud Berzenci’nin mektuplarında dile getirdiği hususlara, hem de dünya komünistlerinin forumundan, Komüntern toplantılarından, olumlu karşılık verdikleri görülmektedir.
TKP’li “Faruk” Komüntern’de Mustafa Kemal’i ve
Mahmud Berzenci’yi Selâmlıyor!
TKP delegesi Faruk, Komüntern’in 1925-Moskova’da toplanan 5. Dünya Kongresi’nde “Millî Mesele ve Sömürgeler Üzerine Konuşma” yapıyor:
“…
?imdi Türkiye’deki Millî Mesele’nin ikinci yönünü ele alalım.
…
Irak’ta İngilizlere karşı milliyetçilik güç kazanmaktadır. İngilizlerin can düşmanı, ünlü Iraklı reis Aceum’un (?-sb) Türk milliyetçileriyle birlikte hareket ettiğini görüyoruz. Afrika’daki Sunusi hareketinin Anadolu milliyetçileriyle güçlü bağları vardır. Türkiye Komünist Partisi, emperyalizmi hedef alan bu harekete büyük değer vermektedir… Sadece Türklerin silaha sarılmasına değil, ayni zamanda Kürt reislerinin İngiltere’ye karşı ayaklanmasına da bakalım. İngiltere’nin peş peşe bombardımanları kâr etmemiş, İngilizler Süleymaniye ve Revanduz’u Kürtlere terk etmek zorunda kalmışlardır.
…
Yakın Doğu’yu diğer sömürge ve yarı-sömürgelerden ayıran onun emperyalizme karşı verdiği silahlı mücadeledir… Sunusi, Aceun, Mahmud, Rıza Han, Mustafa Kemal, Simko ve diğerleri ister burjuvazinin ister feodal sistemin temsilcisi olsunlar, ezilen Yakın Doğu’da dünya kapitalizmine karşı mücadele bayrağını yükseltiyorlar; bu dünya kapitalizmi aynı zamanda dünya proletaryasının da düşmanıdır.
Biz bu hareketleri… var gücümüzle desteklemeliyiz. Bu sayede yüce Lenin’in vasiyetini yerine getirmiş oluyoruz.”13
TKP Komüntern delegesi Faruk’un bu konuşmasında olumlu değerlendirdiği, İttihatçı-Kemalist iki Arap önderini görüyoruz önce. Biri Libyalı ?eyh Sunusi’dir ki, Kemalist hareketin ilkelerini “Arap dünyası” içinde yaymaktaydı. Bir diğeri ise, belki çevirmen hatasıdır, yanlışlıkla Aceun diye yazılmış olan Acem Paşa’dır ki “Kemalistler” ile Irak aşiretleri arasında bağlantılar sağladığı gibi, Irak Kürtleri ile birlikte 1919’da İngilizlere karşı taarruz da etmişti. Ayrıca, 1922’de Türkiye’de bulunmuş, ikâmeti boyunca Mustafa Kemal’i Musul’a saldırıya teşvik etmiş, ancak M. Kemal “eldeki kuvvetlerin” yetersiz olduğunu öne sürerek yanaşmamıştı.14
Ve, evet, TKP Komüntern delegesi Faruk’un “Lenin’in vasiyeti” gereğidir diye “var güçle” destek mesajı yollanan iki de Kürt reis adları geçiyor bu konuşmada. Ezilen Yakın Doğu’da Dünya Kapitalizmine karşı mücadele bayrağını Mustafa Kemaller gibi birlikte yükselttiği savlanan Kürtler; ?eyh Mahmud ve Simko İsmail.
Kemalist Hareket Irak- “Musul”da Neden Söndü?
“Irak’ta Kemalizm Hareketi”ni detaylı ve derinliğine incelemiş değerli çalışmasında Dr. Qassam Al-Jumaily, çeşitli yerlerde döne döne vurgulamaktadır ki, Kemalist hareketin Irak’ta ve “Musul”da gördüğü tüm ilgi ve desteğe rağmen daha sonra önce saltanatın, sonra da hilafetin kaldırılarak (Cumhuriyet’in de ilan edilmesi-sb) Iraklılar üzerinde olumsuz şüphe ve endişe kaynağı oluşturdu. Öyle ki, burjuvazi “Özgür Irak Partisi” Türkiye’de Kemalizm’in bu üstyapı eylemliliğini komünist ilkeleri kabul etmekle özdeşleştirmiş ve Kemalistlerin “Lenin ve Troçki mezhebi”ni kabul ettiklerini, böylece İslâm dünyasıyla tüm ilişkileri koparmak istediklerini iddia etmiştir.
Yine Kemalistlerin “Musul Meselesi”nin çözümünü böyle askersel yönden zorlamaları da, kendilerine sempati ve bağlaşıklık arasa da, artık ulus bilinci gelişmiş olan Irak-Arap aydını üzerinde bir kırılmaya yol açmıştır.
Öte yandan Cumhuriyet’in kadın haklarına verdiği önem, kadınların “peçeyi-örtüyü” çıkartıp-atması da kültürel olarak muhafazakâr Irak-Arap toplumu üzerinde aynı olumsuz pozisyona yol açmıştı.
Ayrıca Kemalistlerin laikleşmeye yönelişi de, özellikle ona destek veren Irak-“Müçtehit”leri, dini yorumcular üzerinde de kırılma yaratmıştı, keza halk kütlesi gibi.
“Musul” Kürtleri içinde de, Musul’un Türklerle Kürtlerin asli unsur oldukları anavatana, “Türkiye’ye katmak”tan öte bir siyaseti olmaması nedeniyle Kemalistlerin içtenlikleri hakkında şüpheler uyandırmıştı. Çünkü bu sıralarda İngiliz politikasının Wilson’cu “Azad Kürdistan Yönetimi” projeleri Irak “serbest pazarı”nda alabildiğine dolaşıyordu.
Evet, Jumaily eserinde böyle savları ortaya atıyor. Burada ben de bir ek katkıda bulunabilirim ki, Anasır-ı ?ark Birlikçi İttihat-Terakkici hareketi, Irak’taki Arap-Kürt-Türkmen halkları içinde “Irak milliyetçiliği” şeklinde dönüştürerek bertaraf etmiş olmak” da Kemalistlerin “Musul siyaseti”ni kararlılıkla götürmesini engellemiştir. (Türkiye içinde ittihatçı akım ise, 1926’da “Ata’ya suikast girişimi” sonrası darağaçları destekli yaptırımlarla tasfiye edilmişti, nihai olarak.
* * *
Doğrudur, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti toprakları-sınırları emperyalistler tarafından I. Büyük Paylaşım Savaşı sonunda çizilmiştir. Ama Anadolu direnişine rağmen, meşru Misak-ı Millî’yi “Musul”dan delerek çizmişlerdir.
Artık konvansiyonel silahlarla yenmenin mümkün olmadığı, dünyanın “en büyük” ve nükleer emperyalist gücü ABD, “tek dişi kalmış” ihtiyar emperyal öteki güç İngiltere ile birlikte Irak’ı işgal etmiş, 1 milyon insanın öldürülmesini sağlayarak kan ve harabe “cumhuriyet”e dönüştürmüş ve de facto parçalamıştır.
Bu parçalama sonucunda “Musul’da, “Azadi Yahuda Kürdistan” oluşturulmuştur.
Gelinen aşamada Barzani-Yahuda-ABD üçgeni taçlı “Musul”un Fırat’tan beri Türkiye’yi de parçalatan-yutan projeli haritaları ABD-NATO askeri merkezleri ve ilgi medyalarında süreğen dolaşıma çıkmıştır.
Bu durumda ilke olarak, “Musul”u da içeren “Türklerin ve Kürtlerin ortak ve eşit yönettiği” vatan’ın gösteren “Misak-ı Millî haritası” komünistler, devrimciler ve ulusalcı-yurtseverler elinde ABD emperyalizmine, uşaklarına, cümle vatan hainlerine karşı, hem hukuken meşruiyet de taşıyan devrimci bir bayrak olarak gündem yapılabilir.
Ancak burada devrimci meşruiyet arıyorsak, bugün 1920’lerde var olmayan öznelliği de dikkate almalıyız.
Birincisi, reformcu çizgide olsa da “enternasyonal özkardeşimiz” Irak Komünist Partisi’dir. İkincisi ABD başlıklı işgal emperyalizmine karşı Irak-Arap direnişine asıl önderlik ettiği görülen Baas (Diriliş) Sosyalist Partisi’dir. Yani bunların da “Misak-ı Millî” bakışlarının biz Türkiye’li komünist ve devrimcilerle örtüşüp örtüşmediğidir.
Ancak ilkeli duruş siyasette birebir tahvil olmayabilir. Yeni reel durumun olduğu da açık. En başta “Kürtçü siyaset” artık Millî Mücadele yıllarında olduğu gibi “Kemalist” değil. Anti-emperyalist de değil büyük ölçüde. Ve mazlum halklar “Kâbe”si Bolşevik Rusya da yok bugün.
“Musul”u “ilân-ı harb” ile almak siyaseti hem “Türk askeri” için kıyma makinasına dönüşebilir, hem de “Türkiye Kürtlerimizi” emperyalizm-uşaklarına rücu ettirmede ve dolayısıyla Türk-Kürt boğazlaşması şeklinde uğursuz süreci başlatmada fitili ateşleyebilir.
Türkiye Silahlı Kuvvetlerinin bugün, ABD-AKP “teskere” desteği ile “Musul”a kara harekâtı’na fiilen giriştiği görülüyor. Ancak ABD emperyalizmi bir yandan da, deyim uygunsa “?ii-Kemalist” İran’a karşı “Öteki PKK’yı” (PJAK) yedek üniforma niyetine giyindiği de görülüyor. Böylece riyakâr ABD bayrağından yapılacak çaput-ipiyle Musul’a değil de “dipsiz kuyu”ya da inilebilir, dikkat.
Ayrıca asıl olarak Türkiye içinde de, Dünya Bankalı-IMF’li uluslararası ve Türk-Kürt ulusal-yerli işbirlikçi sermayenin emekçi insanımıza karşı asıl kara harekâtı artarak sürüyor. Kamu işçileri haklarını boğazlayan ve gasbeden özelleştirmeler, en son TEKEL özelleştirmesi, AB dayatmalı olarak Türkiye Kurtuluşu’nun simgesi Lozan’ı delen Hıristiyan-yerli Rum ve Ermeni Vakıf sermaye site devletçikler kurdurtacak Vakıflar Yasası, çocuklarımız-torunlarımız için de mezarda emekliliği söylemden eylemleştirerek âdeta “mahşerde emeklilik”e çeviren Sosyal Güvenlik saldırı yasası ve özgür-direnen potansiyel kafalar yerine kulcu-boyun eğici kafalar yetiştirmek de amaçlı Amerika+Aramco Petrol ?eyliği bezi olan türban serbesti yasası ile sürdürülüyor. Türk-Kürt emekçi halkımız ve sosyal haklarına karşı yurtiçindeki karadan imha hareketi!
8-14-26 ?ubat 2008
