Latin Amerika'da - Venezüella'da Politika - Sanat - Estetik Bütünlüğü

Sanat Cephesi

-Panel Söyleşi-

 

Sanat Cephesi, İstanbul Okmeydanı’nda bulunan Güneşin Sofrası Kooparatifi etkinlik salonunda19 Ocak 2008 tarihinde “Latin Amerika'da-Venezüella'da Politika-Sanat-Estetik Bütünlüğü” konulu bir panel/söyleşi gerçekleştirdi. Etkinliğe, konuşmacı olarak Venezüella’dan     Laura Leon (Eğitimci-Öğretim üyesi), Yorlando Conde  (?air-Dramaturg-Tiyatrocu), Gustavo Conde (Venezüella Komünist Partisi'nden) katılırken, oturumu İsmail Hardal yönetti. İspanyolcadan tercümeyi ise Mehmet İnce yaptı. Etkinlikte yapılan konuşmaların bant çözümünün metin olarak düzenlenmiş şekli aşağıdadır. Yalnız eğitim konusunu görsel bir sunumla anlatan Lura Leon’un konuşması zorunlu olarak özetlenmiştir.

 

İsmail Hardal: Sanat Cephesi olarak bilim-politika-sanat-estetik-etik bütünselliğini savunuyoruz. Burjuvazi bu özgül alanları birbirine karşı konumlandırmakta, aralarındaki diyalektik bağı ve bütünlüğü bozmakta, birbirine karşı konumlandırmakla kalmamakta, bu bütünlüğü savunanlara karşı savaş da açmaktadır.

Sanat Cephesi olarak, bu alanların kendi özgüllükleri ve özgünlüklerinin, araçlarının farklılıklarının ayırdındayız. Ayrıca hiç bir alanı, bir diğerinin özdeşi olarak görmüyoruz. Bu bütünlüğü diyalektik bir birlik ve bütünlük olarak algılıyoruz.

Hep tartışma konusu olan ve burjuvazinin sürekli olarak eleştiri ve saldırı konusu yaptığı, bilim-politika-sanat-estetik-etik bütünlük ilişkisi genel olarak Latin Amerika’da, özel olarak Venezüella’da nasıl işlemektedir? Bu bütünlük nasıl kurulmaktadır? Bütünlük kurulması sırasında ortaya çıkan sorunları nasıl aşıyorsunuz?

 

Yorlando Conde: Komünist Manifesto’dan beri bilimsel olarak sınıfların tanımı ve kapsamı bellidir. Bu açıdan ya burjuvaziden ya da proletaryadan yana olursunuz. Burada konuşmama öncelikle Marx ve Engels gibi “Dünyanın bütün proleterleri birleşiniz” diyerek ve José Martí’nin  “Kaderimi toprağın yoksullarıyla birleştirdim” dizesini hatırlatarak başlamak istiyorum…

Tekelci burjuvazi sanatı hep politikadan ayrı göstermek istedi. Oysa sanat ve politika bir bütünlük taşır. Burjuvaların yaptığı sanat değildir. Gorki’nin “Ana” ve Brecht’in “Galilie” eserlerinde proletaryanın durumunu gösteren çok net şeyler göreceksiniz.

Sanat tarihi boyunca bu tartışma olmuştur. Sanki iki sanat varmış gibi, oysa tek sanat vardır. İçerik asla estetikten ayrılamaz, biçim ve içerik bir bütündür. Kapitalist sistem için en tehlikeli şey sanatın/tiyatronun komünistlerin elinde olmasıdır. Çünkü bir sanat eserinde o toplumun politik/ekonomik durumu çok net, çarpıcı olarak anlatılabilir…

Sadece Sosyalist Gerçekçiliğin klasik metinleriyle yetinilmemeli, Brecht’in yaptığı katkı da iyi incelenmeli. Brecht’in “yabancılaştırma” kuramı dikkate alınmalı.

Sosyalist Gerçekçi eserlere her zaman aşağılamak amacıyla çalakalem yazıldığı söylenmiştir. Tiyatroda yaşadığımız deneyim şunu açıkça gösteriyor ki; sanat belli bir görevi yerine getiriyor. Sanat bir tanedir, iki sanat yoktur. Bu sanatın türü müzik de, tiyatro da, şiir de olsa tektir. Farklı türlerde olması bu gerçeği değiştirmez.

İsmail: Emperyalist-kapitalizme karşı mücadelenin oldukça zirvelerde ve sıcak yaşandığı, sınıflar savaşının ve emperyalist sömürgeciliğe karşı mücadelenin iç içe geçtiği Latin Amerika coğrafyalarında estetik ve sanatın da bundan etkilenmemesi düşünülemez kanısındayız.

Sanat, toplumsal-sınıfsal-tarihsel olarak insana ait olan ve insanla ilişkili olanı içerdiğine göre, insanın toplumsal-sınıfsal-tarihsel konumuyla sanatta yansımasını bulması kaçınılmazdır.

Bilindiği üzere Latin Amerika’da özellikle tiyatro, resim-duvar resmi, tiyatro, müzik, edebiyat alanında evrensele ulaşabilmiş (yerel-coğrafi-bölgesel-evrensel bütünlüğü yakalayabilmiş) yetkin ve donanımlı sanatçılar çıkmıştır. Bu sanatçıların büyük bir çoğunluğunun devrimci-sosyalist-marksist hareketin organik bir parçası olan sanatçıların olması tesadüfî değildir.

Latin Amerika coğrafyalarında devrimci-sosyalist-marksist hareket kendi organik sanatçısını yetiştirmiş, bu sanatçıların büyük bir çoğunluğu yerel-coğrafi-bölgesel-evrensel bütünlüğü kurarak evrenselliği yakalamıştır.

Genel olarak Latin Amerika’da özel olarak Venezüella’da Venezüella Komünist Partisi’nin kültür-sanat-estetik politikası nedir?

 

Yorlando:

 Venezüella Komünist Partisi’nin sanata çok büyük katkıları vardır. Ben Partinin sanat politikasının eseriyim. Partili olduktan sonra yeni fikirler edindim,  özellikle ülkemin politik/sosyal durumunu bilmek benim için çok önemliydi. Böylece sanatın halkın, işçi sınıfının savaşına katkı getireceğini öğrendim. Parti dünya çapında çok önemli sanatçılar, şairler, yazarlar, tiyatrocular, ressamlar yetiştirdi. Parti militanları Venezüella edebiyatına çok büyük katkılar yaptılar.

 

İsmail: Çeşitli biçimlere de bürünse, burjuva eleştirel gerçekçiliği “nesnel gerçeklik” ile “sanatsal gerçeklik” ayrımı yaparak, nesnel gerçeklik ile nesnel gerçekliğin yeniden üretilmesi arasındaki ilişkiyi koparmaktadır. Burjuvazi bu iki alanın birbirinden bağımsız olduğunu ileri sürer. Burjuvazi bu iki alanın özgüllüğü ile bağımsızlığını bilinçli olarak birbirine karıştırır. Sanatçının nesnel gerçeklikten bağımsız olarak “sanatsal gerçeklik”i oluşturduğunu savunur. Sanatçıyı ‘zamandan’, ‘mekândan’, toplumdan, tarihten izolasyona tabi tutarak, soyut bir insandan, soyut bir sanatçıdan hareket eder. “Sanatsal gerçek”i sanatçının ruhsal çatışmasının, heyecansal durumlarının, hülyalarının dışavurumuna indirger. Dolayısıyla sanatta gerçeği aramanın boş ve gereksiz olduğunu savunur.

“Sosyalist gerçekçilik” ise bunun tam tersini savunur. Sosyalist gerçekçi anlayışa göre, nesnel gerçeklik sanatçıyı çeşitli dolayımlarıyla etkiler. Sanatçı nesnel gerçeklikten hareketle, nesnel gerçekliği kendi imgelem dünyasında bir üst boyutta estetiksel alanda imgesel olarak yeniden üretir (nesnel gerçekliği ayna misali aynen yansıtmaz, gerçekliği tipik olan yanıyla, ideal olan yanıyla, kendi dünya görüşünün gücüyle gerçeği yansılayarak, değerlendirerek, dönüştürerek yeniden üretir).

Genel olarak Latin Amerika’da, özel olarak Venezüella’da “gerçekçilik savaşları” ne durumdadır? “Gerçekçilik savaşı” nasıl verilmektedir?

 

Yorlando: Bütün sanat tarihine baktığımızda, Antik Yunan’dan bu yana, yapılan sanat aslında her zaman gerçekçi sanattı. Gerçekçilik konusunda bazı yoldaşlarımız politik yönü biraz abarttılar. Bunları özeleştiri olarak söylüyorum.

Kişisel bir tecrübemi anlatmak istiyorum. Sosyalizmin henüz yıkılmadığı bir zamanda Polonya’ya gitmiştim. Burjuvazi ajanlarını her yere sokmuştu. Bu ajanlar sadece Polonya’ya değil Bulgaristan, Macaristan’a da sızmıştı. Burjuvazi bu dönem işin içindeydi. ?unu hiçbir zaman unutmamalı, burjuvazi bir şekilde sızıyor. Üstelik hemen hemen her alana…

Benim Marksizm’den öğrendiğim, her şeyin politikayla bağlantılı olduğudur. Bu bardak, bu masa, bu bilgisayar, insanlığın yaptığı her şey buna dahil. Sanat da hayattan bağımsız olmadığına göre, kişinin sanatı da toplumsal/ekonomik görüşlerine bağlıdır.

“Sivas 93” oyununa gittim. Eleştiriden de sakınmadan bu oyuna gitmek lâzım. Belki bir parti bakışı yoktur ama bunun ilerici bir oyun olduğunu düşünüyorum.

Öyle oyunlar vardır ki, bunlar açık bir politik bir mesaj vermese de insanlığın genel özlemlerini yansıtırlar. Örneğin Beethoven’in 9. Senfonisi, Van Gogh’un resimleri, Goya’nın resimleri bu türden sanat eserleridir.

 

İsmail: Kapitalist sanat endüstrisi-pazarı sanatçıların, özellikle de devrimci-sosyalist sanatçıların önünde sürekli olarak tuzaklar-tehlikeler içermektedir. Burjuvazi bu tuzaklar sayesinde kendi kültür-sanat cephesine, devrimci-sosyalist sanatçılardan transferler gerçekleştirmektedir.

Burada yeri gelmişken Picasso-Chagall diyaloğuna yer vermek yerinde olur. İkinci Emperyalist Pazar paylaşımı sonrasında sanatçılar Amerika’dan dönüş yapmaktadırlar. Picasso Nazi işgali döneminde Paris’i terk etmemiştir. Chagall, Amerika’dan Fransa’ya dönüş yapar. Picasso ile Chagall’ın eşlerinin de bulunduğu davetli yemekte Picasso, Chagall’a Amerika’dan niçin geç döndüğünü ve Sovyetler Birliği’ne niçin gitmediğini sorar. Chagall, bu soruya , Picasso önce Sovyetler Birliği’ne sen git, orada özgürlük varsa beni de çağır, ben de geleyim, der. Bu yanıta oldukça içerleyen Picasso, doğru, Sovyetler Birliği’nde resmin pazarı yok. Senin resimlerin de orada para etmez. Herhalde bunun için gitmiyorsun, der. Yemekte soğuk bir hava eser. Yemekten kalkılır. Bu olaydan sonra ölene kadar Picasso ve Chagall bir daha hiç konuşmazlar.

Hepimizin bildiği gibi, devrimci-sosyalist sanatçı sosyalist gerçekçiliğin ana ilkelerini temel almazsa ve sosyalist hareketin organik bir parçası haline gelmezse, kapitalist sanat piyasası sanatçı için, hatta devrimci-sosyalist sanatçı için de cazip hale gelmektedir. Oysa devrimci-sosyalist sanatçı kapitalist sanat piyasası için, kazanç hırsı için üretmez.

Genelde Latin Amerika’da daha özelinde Venezüella’da devrimci-sosyalist sanatçılara burjuvazi tarafından kurulan bu türden tuzaklara karşı nasıl mücadele ediyorsunuz? Devrimci-marksist sanatçıların ürünlerini işçi sınıfına, geniş emekçi kitlelere ve emekçi halklara nasıl ulaştırıyorsunuz?

 

Yorlando: Burjuvazi her şeyi çalmak, bozmak istiyor. Ali Primera’nın şarkılarını sağcılar kullanıyor. Üstelik bu sanatçı komünist olduğu halde…

Burjuva aydınları, örneğin çok sayıda ekonomist ve sosyolog kapitalizmin ayakta kalması için mücadele ediyor. Tabii bunun içinde sanatçılar da var. Örneğin dünyanın neresinde olursanız olun, bir televizyon açın, yapılan yayınların tamamen pislikten ibaret olduğunu, bunların gericiliğe hizmet ettiğini göreceksiniz.

Sosyalizmin ilerlemesi, komünizmin kurulması insanlık için bir zorunluluktur. M. Gorki’nin “Ana”da söylediklerini burada hatırlatmak istiyorum; “Biz sosyalistiz, biz özel mülkiyete karşıyız, biz komünistler kazanacağız”

 

Gustavo Conde: Öncelikle Venezüella’daki politik gelişmeyi özetlemek istiyorum.  Doğal olarak, anlatacaklarımın kültürel bir yansıması da var. Venezüella şu an bir dönüşüm içinde. Bu dönüşümün şu anda kültürel alan ve eğitim için de geçerli olduğunu söyleyebilirim. Ama şu anda yaşanılan şeyin sadece demokratik bir devrim olduğu unutulmamalı.

Ortada Küba’da olduğu gibi bir sosyalist devrim yok Seçimle başa geçmiş bir iktidar var. Yani yaşanılanlar temsili burjuva demokrasi ve kapitalizmin sınırları içindedir. Bu ilerleme Anayasa reformuyla daha ileri götürülmek istendi. Reformun onaylanmasına ilişkin seçimin sonucunu, halk bu değişiklikleri onaylamadı. Bunun nedeni halkın yaşanan süreci ve içeriğini doğru düzgün bilmemesiydi. Meselâ işçi sınıfı için çok önemli maddeler vardı; iş saatinin 8 saatten 6 saate indirilmesi, enformal sektöre sosyal hak vaadi gibi. Bu reform paketi içersinde ülkenin adının Venezüella Sosyalist Devleti olması da vardı. İşte tam bu noktada Chavez ile Komünist Parti çelişkiye girdi. Partimiz “sosyalizm ilan edilmez inşa edilir” dedi ve yine fabrikalarda Komünler ve mahallerde Komün konseyleri önerdi. Üretim araçlarının toplumsallaştırılmadığı, kumarhanelerin, sokakta yaşayan insanların bulunduğu ve bankaların devlet denetiminde olmadığı bir sosyalizm olmaz.

Chavez, partisi ile Komünist Parti’nin birleşmesini istedi. Komünist Parti pek haklı olarak kendisini lağvetmedi ve böyle bir birleşmeyi kabul etmedi. Yine bu reform paketinde Chavez, 66 maddenin değişimini talep etti. Reform paketinde önerilenleri anlatan kalın bir kitap basıldı. Ve tabi okuma kültürü zayıf olan bir toplumda bu kitap okunmadı. Kısacası, halk reform paketi konusunda bilgisiz kaldı. Özeleştiri olarak da şunu söyleyebilirim: reformun halka tanıtımı konusunda Komünist Parti gerekli çalışmaları yeterince yapamadı. Buralara geliş amacımızın, biraz da bu konularda doğru bilgileri vermek, yanlış bilgileri düzeltmek olduğunu söyleyebilirim. Örneğin, Türkiye’de bir dergi gördüm. Komünist Parti’den olmayan biriyle Venezüella hakkında röportaj yapmışlar. Dergi’de Venezüella hakkında çocukça ve yanlış bilgiler vardı. Dergi’de Komünist Parti’nin parlemanterist olduğu vurgulanıyordu. Oysa söylenenler tamamen yalandan ibaret. Dergi’de bir bakandan bahsediyor ve o kişinin komünist olduğu söyleniyor. Oysa o kişi Komünist Parti’den ayrılmış ve Chavez’in partisine girmiş biridir.

Bu seçim yenilgisinden sonra ilerici partiler nasıl bir tutum sergilemelidir? Bir kere, tek kişiye (Chavez’e) dayanan  bir iktidar yerine halk iktidarı hedeflenmeli.

Kültürel faaliyet bağlamında şunu söyleyebilirim Venezüella’da Sosyalist Gerçekçilik’in temel ilkeleri uygulanmıyor. Ve Chavez’i birçok yoldaş sosyalist olarak görüyor. O sadece ordudan yetişen, anti-emperyalist bir ilerici. Ancak şunu da söylemek gerekir ki Venezüella’da hiç devrimci tutuklu yok. Kimse politik kovuşturmaya uğramıyor. Politik durum bu. Tabii yaşananlar kültürel hayata da yansıyor. Hatta abartılıyor, kültürel faaliyetler konusu abartılı derecede öne çıkarılıyor. Devlet bu faaliyetleri aşırı derecede destekliği için, her önüne gelen destekten faydalanmak amacıyla ya senfoni orkestrası kuruyor ya da başka bir şeyler yapıyor. Kısacası ülkede her alanda bir ideolojik boşluk var.

 

İsmail: Genel olarak Latin Amerika’da, daha özelinde Venezüella’da, hatta üzerinde yaşadığımız Türkiye coğrafyasında da sosyalist hareket içerisinde kooperatifler ve kooperatifçilik yaygınlık kazanmaya başlamıştır.

Venezüella’da Çalışma Bakanı’nın geçmişinde de Troçkist bir çevre ile ilişkisi olduğu bilinmektedir. Hatta Chavez’in de yer yer Troçki’yi okuma önerileri yaptığı bilinmektedir. Partinizin kooperatifler ve kooperatifçiliğe yönelik politikası nedir? Kooperatiflere ve kooperatifçiliğe karşı önerileriniz nelerdir?

 

Gustavo: ?u anda kooperatifçilik tamamen başarısızlığa uğradı. Adeta kaçakçıların merkezine dönüştü. Devlet bir kooperatife para veriyor, ertesi gün kooperatif kuracağız diye paraları alanlar ortadan yok oluyor. Devletin yaptığı şu: İflas ettiği için ya da başka sebeplerden dolayı fabrikasını işletmeyen burjuvanın fabrikasına el koyuluyor ve bu fabrika orada çalışan yüz kişiye veriliyor. Böylece yüz küçükburjuva üretilmiş oluyor. Örneğin, bir kâğıt fabrikasına el konuldu ve orada çalışanlara verildi. Ama o işçilerin hepsi işçilikten çıkıp küçük esnafa dönüştüler.

Sorun fabrikayı işçiye vermekte değil. Önemli olan devletin el koyması ve özel mülkiyeti ortadan kaldırması. O fabrika sınıf bilinci olmayanın elinde hiçbir işe yaramıyor. Ülkede şeker krizi olmasının nedeni de bu. Fabrikalar tek tek işçilere verildiği için pek çok alanda üretim sekteye uğradı.

Enformal sektörde bir takım önlemler alınması zorunlu oldu, bu alana bir sürü çapulcu sızıyor. Lumpen proleterler bu yolla bedava yaşıyorlar. Komünist Parti bu konuda Chavez’le açıkça tartıştı. Komünist Parti haklı uyarılarda bulundu. Ve Chavez, enformal sektöre kan vermeyi ve para aktarmayı kesti.

 Devletin iyi niyetle dağıttığı paralar Kolombiya’da paramiliter örgütlerin para aklama alanına dönüştü. İnsanlar adeta çalışmaz oldu. Hal böyle iken, bu gerekçelerle, biz Venezüella’da sosyalizmin lafta ilanına karşı çıktık. Kooperatifçilik kimsenin sorununu çözemez, çözemedi.

 

İsmail: Kooperatifçiler seçimlerde ve son yapılan referandumda tavırları ne yönde idi? Oylarının rengini saptayabildiniz mi?

Onların politik projeleri yok, daha çok ekonomik talepleri var ama şu kesin: Venezüella’da kooperatifçilik batmış durumda. Bu yüzden parti fabrikalar içersinde işçi konseyleri öneriyor. Genel anlamda toplumun bilincini yükseltme gibi bir sorun yanında yolsuzluk gibi önemli bir sorunumuz da var. Ve bu sorun ideolojik bir sorun, mahkemeyle çözülecek bir sorun değil.

 

Laura Leon: Venezüella’daki eğitim durumu ile ilgili genel bilgiler vermek istiyorum. 500 yıldır Venezüella’da sömürü ve eşitsizlik var. Ve bir yüzyıllık vahşi sömürü ve kapitalizm dönemi söz konusu.  1989-1995 arası üniversite eğitimine harcanan para sürekli düştü. Bu eşitsizlikle beraber üniversitelerin özelleştirilmesi gündeme geldi.Bolivarcı hükümet, 1999’dan itibaren eğitimi güçlendirmeye başladı ve bunu bir insan hakkı olarak tanımlıyor. ?u anda anayasaya göre herkesin ücretsiz eğitim hakkı vardır. Ve eğitim tamamen ücretsizdir.

Bir proje olarak 0-6 yaş arası çocuklar ve hamile kadınlar mahallelerde eğitime tabi tutuluyor ve buralarda kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği tamamen ücretsiz. Engelli çocuklara yönelikte sıkı bir çalışma var. Sonra Bolivar okulları geliyor ve binlerce yeni okul açılıyor. Okullarda bilgisayar destekli dershaneler çoğalıyor. ?u anda herkes bilgisayarla tanışıyor ve bir kültürel eğitim alıyor. Belirtmeliyim ki bu okullarda da sabah, öğlen, akşam yemeği ücretsizdir.

Venezüella’da bir sürü eğitim projeleri var. Amaç, dışlanmayı ve eşitsizliği azaltmak. Tüm bu projeler tarihsel önemde kahramanların adı ile anılıyor, Misyon Robinson-1 projesi gibi. Mesela bu projede en yoksul yerlere gidiliyor, okuma-yazma öğretiliyor. Bu proje sonrası bir milyon kişi okuma-yazma öğrendi. Kübalılar yapılan projelere büyük yardımlarda bulundular.

Projelerde kapitalist eğitim anlayışından farklı olarak toplumsal bir eğitim anlayışı var. Ve sürece yeni projelerde ekleniyor.

Venezüella’da tüm toplum eğitimini üniversite düzeyine kadar yükseltme şansına sahip. Bütün bunların yapılabilmesinin maddi alt yapısında petrol gelirlerinin dışarıya gitmemesi ve buradan gelen gelirlerin eğitime aktarılmasıdır. Mesela eskiden petrol şirketlerine ait olan binalara el konularak üniversiteye dönüştürülmüş durumda. Ve halk eskiden buraların önünden bile geçemezken şimdi üniversite olarak faydalanıyor. Bu okullara gidenlere devlet burs veriyor; ayrıca, bunlara yemek ve ulaşım ücretsiz. Eklemeyi istedim. Bugün Venezüella’da tüm mahallelerde konservatuar düzeyinde müzik eğitimi almak mümkün.

 

Yorlando: Öncelikle unutmamız gereken; Chavez, ilerici biridir ama katoliktir. Yalnız bunun yanında Venezüella’da herkesin her alanda istediğini yapabileceği bir ortam var… Lumpen proleterler Venezüella için hâlâ önemli bir sorun.

Yine Venezüella’da pek çok müzik, dans, tiyatro grubu var. Ancak bir rehber eksikliği var, Marksist bir rehber eksikliği. Kafalar karışık, tutarlılık yok. Örneğin, Küba’daki bir dinsel grubun dansta ve müzikte çok etkisi var. Ortalık çok karışık ve örgütsüzlük var. Sanat da bu durumda.

 

İsmail: Kendilerinin  devrimci sanat, sosyalist gerçekçi sanat, proleter sanat yaptığını belirten genel olarak sosyalist sanatın bir çok eğilimi ve sanatçısı da bilim-politika-sanatın soyutlamalarını birbirine karıştırır. Daha açıkçası imgelerle kavramlar birbirine karıştırılır. Devrimci durumlarda, iç savaş koşullarında, işgale karşı direniş örgütlenmelerinde sosyalist sanata ister istemez politikanın ajitasyon-propaganda kavramlarına daha yoğun olarak yer verdiği görülür. Döneme özgü zorunluluklar sanatın içeriğine politikanın (ajitasyon-propaganda) kavramları egemen olmuştur. İmgenin egemenliği azaltılmıştır. Bu dönemsel zorunlulukları genelleştirme eğilimi günümüzde de sürmektedir.

Oysa, bilindiği üzere, sanatçı imge yerine politikanın kavramlarını kullanırsa basit bir öğreticiye (didaktöre) dönüşür. Yapıtın “idolojik ve duygusal gücü” zayıflar. Sanatın imgelerle yansılandığı unutulur.

 

Bir izleyici sordu: Venezüella’da şiirin/imgenin durumu ne durumda. Komünist Parti sanatçılarla nasıl bir ilişki kuruyor? Bu ilişki bir komisyon aracılığıyla mı yönetiliyor?

 

Yorlando: Mesela Balzac gerici olmasına karşın yaptıkları olağanüstüdür. Sanatçı bazı yönlerden biraz gariptir. Borges’in yazdıklarıyla  Pinochet’yi desteklemesi arasında ne hazin bir çelişki var öyle değil mi?..

Sözün bir büyüsü var. O yüzden Neruda’dan örnek vermek istiyorum. Neruda diyor ki: “aşk ne kadar kısaydı / unutuş ne kadar uzun oldu.” Ne kadar derin değil mi?

Düşünün bir insan en fazla elli yıl yüzyıl hatırlanır. Sanat içinde böyle. Kapitalist sistem sürerse sanatta kısa sürede unutulacak. Devrim gerçekleşirse ona paralel insanı yücelten sanatçılarda çıkacak.

 

Gustavo: Sanatla uğraşanlar (resim, müzik, tiyatro…) genelde ilericiler ya da komünistler. Kapitalizm Latin Amerika’yı kültürel olarak işgal etti. Hâlâ az da olsa gerici sanatçılar var.

Parti sanatçılara ideolojik olarak çok yardımcı oldu. Ayrıca Bolivarcı hükümet de olumlu işler yapıyor. Daha önce dışlanan yerliler kendi dilleriyle eğitime başladılar.

 

İsmail: Sosyalist gerçekçiliğin temel ilkeleri bilindiği gibi; Sanatsal düşüncenin tarihselliği, Sosyalist hümanizma, Sanatta parti-partili ruhu, Sanatta taraf olma, işçi sınıfını ve emekçi halkların her türlü sömürüye karşı verdikleri kurtuluş savaşımlarının esin kaynağı olması, Sanatsal yetkinlik ile ideolojik olanın bütünlüklü kurulumu, Yaşamın (nesnel gerçeğin) hakikate uygun tasarımı ve bir üst boyutta yeniden üretimi...

Sosyalist gerçekçiliğin temel ilkelerinden en fazla eleştiri yöneltilen “sanatta partizanlık” ilkesidir. Bu ilke burjuvazinin en fazla saldırı konusu yapılmıştır.

Genel olarak Latin Amerika’da, daha özelinde Venezüella’da “sanatçı-parti ilişkisi”, “partili sanatçı-parti ilişkisi” nasıl işlemektedir? Parti-sanat ilişkilerinde ortaya çıkan sorunlar var mı? Varsa bu sorunlar nasıl çözülmektedir?

 

Gustavo: Bu türden bağlar var. Parti, Lenin Edebiyat Ödülü veriyor. Venezüella’da sanat için çok iyi bir ortam var. Mesela halka yönelik ücretsiz konserler, tiyatrolar düzenleniyor. Ancak sanatta hâlâ elit bir kesim var. Ve bu elitler gericiliğin kalesi.

Parti sanatçılara gerekli destekleri veriyor, onlara yol gösterici oluyor. Parti Venezüella’daki devrimci sürecin bir parçası. Partide her zaman bir kültürel birim vardı. Örneğin Venezüella’da duvar resmi yapımı çok gelişmiştir. Parti buna destek veriyor. Ancak partinin sürüklediği hâkim bir akım henüz oluşmadı. Sanatın, çelişkilerin keskinliğini göstermede, bilgi vermede çok önemli bir yeri var. Parti’nin sürece katkısı oluyor. Belki duymuşsunuzdur, bir televizyon kanalı kapatıldı. Aslında tam olarak kapatma da denemez. O gerici kanalın sözleşmesi (radyo-elektronik alanı kullanma hakkı) bitmişti. Sözleşme yenilenmedi, farklı bir ekibe verildi.

Venezüella’da pek çok yerel televizyon, radyo kuruldu. Mahalledeki komiteler devletten destek alarak bu kanalları kurdu. Bu çok yaygınlaştı. Kitap sayısı artı. Bütün ülkeye yayın yapan beş kanal var. Her isteyen hazırladığı programı rahatlıkla bu kanallarda yayınlayabiliyor.

 

İsmail: Hepimizin bildiği gibi bir coğrafyada marksist hareketin temsil krizinin çözülmesi, o coğrafyada bulunan komünistlerin önemli sorumlulukları arasındadır. İlk tarihsel referanslarımıza baktığımızda Rusya’da 1898’de RSDİP ile Rusya coğrafyasında marksizmin temsiliyet krizi çözüme kavuşturuldu. Parti devrim öncesi süreçlerde de, devrim sırasında da, devrim sonrasında da marksizmi temsil etti. Diğer coğrafyalarda da yaşanan deneyimlerde de benzeri süreçler yaşanmıştır. Türkiye coğrafyasında ise bugüne kadar marksizmin temsil krizinin çözüldüğünü söyleyemeyiz.

Marksizmin temsiliyet krizinin çözülmediği coğrafyalarda bilim-politika-sanat-estetik-etik bütünlüğününün de kurulamadığı görülmektedir. Siz Venezüella Komünist Partisi olarak coğrafyanızda marksizmin temsiliyet krizini nasıl çözdünüz? Devrimci ve marksist hareketin birliğini nasıl sağladınız?

 

Yorlando: Genel olarak bütün dünyada “birlikle” ilgili sorun görüyorum. Politik alandaki tecrübelerimiz bütün dünyada ileri sosyalist bir topluma ulaşmak için.

Sonuç olarak şunu görmemiz gerekiyor ki Komünistlerin Birliğine ihtiyacımız var. Herhangi bir ülkede tamamen sosyalizme ulaşmış devlet yok. Sadece ulaşımın, eğitimin, kültürün toplumsallaştırıldığı ülkeler var. Bu kadar kapitalist ülkenin olduğu dünyada sosyalizme yönelen her toplum özgün koşullara sahiptir. Örneğin hayat kadınlarının olduğu Küba’da tam olarak sosyalizm olduğunu söyleyemeyiz. Tabi bu Küba’nın tarihsel bir durumu. Ama Küba’da sosyalizm yok da diyemeyiz. Yani ilaç, eğitim, ulaşım açısından sosyalizme ulaştıkları görülüyor. Gördüğüm kadarıyla Türkiye’nin sorunu şu: çok fazla devrimci grup var. ?unu söylemek istiyorum, hayat bana şunu öğretti, birlikte olmadan hiçbir şey alamayız. Venezüella’da söylenen bir söz “birlik yoksa dans da yok, birlik yoksa savaşa gitmeye de gerek yok”…

Burjuvazi içimize sızmış durumda. İstemesek de hepimizde psikolojik sorunlar var. Ve biz devrimciler bu sorunları çoğu zaman farklı biçimlerde yansıtıyoruz.

Albert Einstein’a en iyi eğitim yöntemi nedir diye soruyorlar. Cevap veriyor, “Örnek olmak”. Bir daha soruyorlar, “başka yolu yok mu”? Cevap veriyor: “Hayır, yok.”

Küba’ya gittiğinizde acaba orada herkes Che gibi Fidel gibi örnek olabiliyor mu?

Birlik için savaşmak gerek. Birlik çok zor olsa da başka yolu yok. Unutmayalım bu yolda iki yüzlü insanlarla karşılaşacağız. Ama bunlar bizi engellemeyecek. İki büyük insanı hatırlayalım, Mao’yu hatırlayalım. Ho ?i Mingh bize harika şeyler öğretti. Ama eksikleri vardı, sigara içiyordu! (Salonda gülüşmeler…)

Hepimizin zayıflıkları var. Oğlum sigara içiyor. Sizlerden de içenler gördüm.  Jose Marti’nin dediği gibi “az konuşmak  iş yapmak lâzım”

Siz devrimcilerin hayat kadınlarıyla bir bağlantısı oldu mu? Nikaragua’daki hayat kadınları ABD’li askerlerle yatar ve o anda silahlarını çalarlardı. Hayatın her alanında örgütlü olmalıyız. Ülkenizde nasıl oluyor da bu kadar çok komünist grup var? Bundan bir komünist olarak endişeleniyorum.

Mesela ben Chavez’in kim olduğunu biliyorum, onunla ne yaptığımızı da. Bir gün onu aşacağımızı da biliyorum…

İşçi sınıfına gitmek lâzım. “İşçi sınıfı yok oluyor” saçmalıklarını bir kenara bırakalım. İşçi sınıfı hayatı yarattı, yaratıyor… Hayat kolektiftir. Tiyatrodaki gibi, ışıkçı, kostümcü, oyuncu bir bütünlük arz eder.

Tabiki komünist asla ilkelerini pazarlık yapmaz. Annesiyle bile ilkelerini pazarlık yapmaz hele babasıyla asla (gülüşmeler)…

 

Gustavo: Bir kere şunu bilmek gerekiyor. Partili olmuşlara komünist ancak sempatizanlara devrimci demek lâzım. Ancak partili olmayıpta kendine komünist diyenler de var. Ancak Venezüella’da bütün komünistler partide diyebilirim. Venezüella Komünist Partisi Marksist-Leninist bir partidir, proletarya diktatörlüğüne inanır. ?u an buna geçmenin koşulları yok. ?üphesiz parti iktidar olmak istiyor. Bu anlamda biz bulunduğumuz yerde devrime yürüyoruz, başka ülkelerde olacak devrimi beklemiyoruz. Ancak henüz kadro partisiyiz, henüz kitle partisi olamadık.

Parti halka ciddî, tutarlı, sorumlu tek parti olduğunu gösterdi. Parti zaman zaman zayıfladı ama yetmiş yıldır hep komünist kaldı. Türkiye’de partimiz hakkında yanlış bilgiler var.

Son olarak Türkiye’deki duruma çok üzüldüğümü belirtmeliyim. Komünistlerin Birliği sorunu sadece Türkiye’nin sorunu değil, bir çok ülkenin sorunu ama bu sorun bir gün mutlaka çözülecek.

 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.