-Değerlendirme-
Okurlarımız Kitap ve Dergi Faaliyetlerimizi
Nasıl Değerlendiriyor?
I. Çukurova Kitap Fuarı’nda karşılaştığımız ilişki ve diyaloglarımızı okurlarımızla paylaşmak istiyoruz.
TÜYAP yönetimi, Kitap Fuarı etkinliğini, Adana Belediyesi, Vilayet ve fuarı destekleyen sponsor firmaların ortak çabasıyla “Adana’nın imajını değiştirmek” olarak duyuruyor.
Çukurova’nın günümüzdeki kültürel görünümü kara gerici, ırkçı, militarist, şoven bir anlayışın kuşatması altındadır. Kent büyük bir inşaat şantiyesi görünümündedir ve hızla betonlaşma ağındadır. Verimli araziler üzerine cetvelle çizilen projelerle, on-onbeş katlı yapılarla habire büyüyor Adana ili. Portakal, limon, turunç ağaçları da olmasa kentin çirkinleştirilen yüzü daha da sevimsizleşecek.
İlçe ve köy karayollarındaki reklamlar arasında en çok göze çarpan kuyumcu reklamlarıydı. Serbest pazar, borsa, banka ilişkilerinde “sabun köpüğü ekonomisi”nin nereye evrileceğinin bilincinde olan köylüler, özellikle de topraktan rant alanlar yatırımlarını kuyumculardan alacağı altınlara bağlamalıydı. Kuyumcu reklamları da herhalde bunu tahrik ediyordu.
Çukurova’nın her karış toprağında kır ve kent proletaryasının teri ve kanı vardır. Sınıflar mücadelesinin birikimleri gerici iktidarların baskı ve terörüne rağmen, yer yer diri ve canlıdır. Burjuvazinin tümüyle teslim alamadığı sosyal muhalefet dinamiklerinden işçi sınıfı hareketi, sosyalist hareket, emekçi kadın hareketi, ilerici-devrimci gençlik hareketi, Kürt ulusal hareketi, Kızılbaş-Alevi-Bektaşi hareketi yeni arayışlara gebedir. Sol “cenahımızın”, özellikle de Devrimci ve Marksist Sol Kadroların yaşadığı “Öndersizlik Krizi” Bilimsel Sosyalizm-Komünizm ile tanışmış insanlarımızın gündemini işgal ediyor. Bu yoldaki arayışlarda Kolektifimizin ürettiği telif kitaplarımızla Dergimizin gündeme taşıdığı konular hararetle tartışılıyor.
Bir dönem Proleter Devrimcilerinin “kalesi” olarak anılan Adana’da çok şeylerin değiştiği daha somut biçimde anlaşılıyor. Bizimkiler, 12’li faşist darbeler döneminde darağaçlarını süslerken, hapishanelerde direngenlik gösterip ‘kahramanlık destanları’ yazarken, bu arada güçlenip palazlanan finans oligarşisi Adana’yı Batı’dan adapte kentleşmeler ağında yeniden kurmuş. Modern üretim yapan işyerleri, fabrikalar, tekstil, vb. yerine ticaret, pazarlama, turizm, reklam, yeni yeni işler/meslekler öne çıkmış. Sanayileşme gerilemiş. Tarım-Ticaret öne çıkarılmış. Köyden kente göç çoğalmış ve Adana diğer büyük iller gibi tüketim kentine dönüşmüş.
Her şeye rağmen, politika-sanat-estetik bütünlüğü açısından bakınca; Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Karacaoğlan ve Dadaloğlu gibi emekçi halk ozanlarından esinlenen şair ve sanatçılar yetiştirmiş, Orhan Kemal, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal gibi kendi alanlarında önemli kişilikler çıkaran Adana, devlet tekelci kapitalizminin mayalandığı önemli bir kenttir.
Adana 10 Eylül 1920-Tarihî TKP’nin, 1946-Sendikalar Birliği’nin, 1962-I. TİP ve 1967-DİSK’in ve bu sürecin uzantısında boy veren Devrimci ve Marksist Sol Kadroların işçi-kitle, köylü-kitle, gençlik-kitle çalışması yaptığı bir proletarya kentidir. Günümüzde de ciddiye alınması gereken Sol örgütlerin çalışmaları göze çarpmaktadır.
Adana’da, özellikle de varoşlarda “Kürt göçü” ağırlıktadır. Alevi örgütleri, özellikle de Tunceliler Derneği ilde 30 bin Alevi canlara ulaştığını, önemli etkinlikler yaptığını söylemektedir. Ayırım gözetmeden ilerici, devrimci ve demokrat tüm kurum ve kuruluşların ziyaretine gittik. Bürosu kapalı olanlara davetiye bıraktık. Açık olanlarla sohbet ettik. Fuara çağırdık.
Faşist partinin oy deposu olarak anılan Kozan, Kadirli ve Osmaniye ile bazı köylerine gittik. Buralardaki devrimci bizim insanlarımızla tanıştık. Onların nabzını tutmaya çalıştık. Konuk olduk, mahalli yemeklerini yedik, çaylarını içtik. Çoğunun davetine icabet edemedik. Zamanı iyi kullanmak durumundaydık.
Anılan ilçeler ve köyler dışında Tarsus, Mersin, G. Antep, İskenderun, Adıyaman, hatta Diyarbakır’dan okurlar geldi fuara. Gelemeyenler mektup ve telefonla mazeretlerini iletti.
Çukurova Kitap Fuarı’nın yeri kente çok yakın. Minibüsle 20 dakikada, ulaşmak kolay. Trafik akışı normal. Özel aracı olanlar 10 dakikada fuar alanına ulaşabiliyor. Fuar mekânı temiz, oldukça da düzenli. Ziyaretçi akını İstanbul’u aratmayacak düzeyde yoğun. Özellikle ilk, orta, lise ve üniversite gençliği akın akın fuarı izledi. 15 milyonluk İstanbul’da, kente 44 km. uzaklıktaki kitap fuarını 300 bin kişi izlerken, 2 milyona yakın Adana’daki fuarı yaklaşık 200 bin kişi izlemiştir. Bu rakamlar da gösteriyor ki, fuara ilgi olağanüstüdür.
Kolektifimiz, çeşitli vesilelerle belirlediğimiz gibi, bu türden kitap fuarlarına tecimsel kaygılarla değil, siyasî düşünce ve kararlarımızla katılmaktadır. Anılan fuarların tadını banka ve holding sermayesi gibi tekelci basın-yayın kuruluşları çıkarmaktadır. Kimi tatlısu solcuları, sosyalist sol iddialı yayınevleri, bazı kitle örgütleri, dini yayınlar, misyoner yayınları, AB ve Kopenhag Kriterlerinin, MİT+CIA+MOSSAD’ın, ABD’nin açıkça desteklediği yayınevleri, özellikle de işçi sınıfını politika dışında tutan, toplumu politikasızlaştıran, insanımızın bilincini saptıran ve sahte/suni gündemler yaratan, komplo teorileri üreten yayınlar, Devletin, din kurumlarının yayınları, “sol” görünümlü nasyonal sosyalist, ırkçı, şoven, militarist, faşist yayınevleri ve onların kuruluşları fuarların “hakkını veren” etkinlikleriyle öne çıkmaktadır.
I. Çukurova Kitap Fuarı’nda “Türk Solu”, Atatürkçü Düşünce Derneği, “Biz Kaç Kişiyiz” inisiyatifi ( T. Özkan ve H. Cevizoğlu, vb.) fuar alanını taksim ederek, üç koldan kuşatmıştır. Kendilerini “68’li”, “78’li” olarak ifade edenlerden bir kısmı da bu üçlünün eylemleri içindeydi. Aralarında uzun yıllar içerde kalmış tanıdık simalar da vardı; hiç biri standımıza uğramak inceliğini dahi göstermedi. Çünkü, sosyalizm ile kemalizmi akıllarınca buluşturmuşlardı! Bizim gibi “münafık”larla yapılacak bir işleri yoktu. Niçin olsun ki? Bu kuşatmada çeşitli milliyetçi, ırkçı ve şoven marşlar çalınmış, sloganlar atılmış, kızlı oğlanlı çok kalabalık kitlesiyle siyasî şov alanına çevirmişlerdir fuar alanını. Dinci yayınevleri de onlar kadar ileri gitmese de Mehter Marşı çalarak “muarızlarına” karşılık vermiştir. Fuar âdeta siyasî parti duruşlarını andıran miting alanına çevrilmiştir. Kuruluşlarında politika yapamayanlar, kitap fuarlarına gelen insanlarımızın oluşturduğu kalabalığa faydacı niyetlerle yaklaşmaktadır. Fuar idaresine yapılan şikayet ve uyarılar hiç bir işe yaramamış, onlar da bu durumu önleyememiştir. Dayanılmaz müzik ve sloganların gürültüsü, ne yapacağını, nereye akacağını bilmeyen kitlelerin “AKP karşıtı” imiş gibi mesaj veren, işçi sınıfı ve emekçi halkların düşmanı kimlikleriyle yerli faşistlerimizin arkasına takılmıştır. Çalınan marşlar, Harbiye, Onuncu Yıl, vb.leriydi. Fuar süresince tekrarlanan bu marşları âdeta ezberledik ve on yılda ne kadar bilinçsiz/tabî insan ve ne çok faşist yetiştirdiğimizin hesabını yaptık. Ruhi Su’nun “Uyan Atam... ?u feleğin işine bak...” ağıt/türküsü de Mussolini ve Hitlerin yerli çocuklarının ağzında bizlere karşı maharetle kullanılıyordu. “Bir şey yapmalı!” diye anırırcasına kulaklarımızı tırmalayan seslere karşı da “ne yırtınıyorsun, git yap ulan!” diyemedik...
Kolektifimizin standının karşısında bulunan nasyonal solcuların imza töreni kalabalığı bize ve öteki pek çok yayınevine çok büyük zarar vermiştir. Bundan sonraki fuar etkinliklerinde biz de haklı gerekçelerimizle ve de suni ve sahte gündemler yaratarak insanımızın bilincini bulandıranlara karşı kimseyi rahatsız etmeyecek ölçülerde Enternasyonal Marşımızı çalacağımızı şimdiden herkese duyuruyoruz..
Kitap fuarını yine anılan kesim daha fazla değerlendirmiştir. Yılın 365 gününü hiç bir etkinlik yapmadan geçiren, fakat devrimci ve sosyalist geçinen, sözde laik, nasyonal solcu, şair, yazar ve benzeri zevat, kalemlerini sivriltip fuarlarda suni okur/yazar ilişkileriyle “imza töreni” düzenleyerek arz-ı endam etmiştir. Ne yazık, insanlarımız da bu ilkesiz imza törenlerine alıştırılmıştır.
Bize de en fazla yöneltilen soru “niçin kitap imzalamıyorsunuz?” sorusu olmuştur.
Bu durum karşısında ve bir dahaki Çukurova kitap fuarında bir kaç etkinlik yapmamız artık şart olmuştur. Bizim düzenleyeceğimiz etkinlikleri sahiplenecek büyük bir okur kütlesinin var olduğunu bu fuarda açıkça hissettik.
Standımıza gelerek bizlerle tanışmak isteyenlerin sorularını, eleştiri, öneri ve diyaloglarını şöyle sıralamak mümkün:
1. “Siz kimsiniz? Böylesine kapsamlı ve nitelikli kitap ve dergi ürettiğinize göre arkanızda mutlaka bir siyasî örgüt olmalı? Hangi geleneğin kadrolarısınız?” Doğrusu kendi göreneklerini gelenek yerine koyanlar Devrimcileri/Komünistleri ya tanımıyor ya da yok sayıyordu!
2. “Kitap ve dergilerinizi edinemiyoruz. Hangi dağıtımla çalışıyorsunuz? Fuarda yaptığınız özel indirimi kredi kartıyla, taksitle de yapıyor musunuz?”
3. “Konuğumuz olun, geleneğinizle tanışmak-konuşmak-tartışmak istiyoruz...”
4. “ ‘Sorun Yayınları Kolektifi’ adınızla, kitaplarınızla tecimsel bir ilişki içinde olmadığınızı algılıyoruz. Fuarın en büyük ironisi yayınevinizle banka sermayesi ve nasyonal solcuların karşısındaki konumunuzdur. Sizleri kutluyoruz...”
5. “Cumhuriyet gazetesinin Kitap Eki’ndeki ilanınızı gördüm. Kıpkızıl bir ilanla içiniz dışınıza vurmuş âdeta. Kolektifiniz inatçı, sürekli ve ısrarlı duruşuyla ne Kürtçülük, ne Alevicilik yaptı. Sınıfsal konumunuzla sosyal kurtuluşun mesajını verdi. Doğru bir iz üzerindesiniz. Kutluyoruz. Yanınızdayız..”.
6. “Marx-Engels-Lenin biyografileri yanında Stalin, Mao, Troçki’nin biyografileri niçin yok?”
7. “Sol Yayınları ismini Sorun Yayınları Kolektifi olarak niçin değiştirdi?!!”
8. “II. TTKK’nin oluşturulması işini neden yayına başladığınız 1975 yılı dönemlerinde, özellikle de 1987-SORUN BSD sürecinde niçin gerçekleştirmediniz? Bu işi SİP’e niçin bıraktınız?”
9. “Harici Büro TKP ile örgütsel bir ilişkiniz oldu mu?!!”
10. “SİP’in ‘TKP’si, Tarihî TKP’nin ismini çalarak yaptığı ‘alan kapatma’ yöntemleriyle ‘Sanat Cephesi’nin ismini de çalmasına neden gereken tepkiyi göstermediniz?!!”
11. “TKP adına yapılan sömürü nasıl izole edilecek?”
12. “İşçi sınıfı hareketi kendisi için sınıf olma yolunda ileri bir adım atabilecek mi?”
13. “Kürt ulusal hareketindeki milliyetçi gelişme ile Türk milliyetçiliğindeki tırmanış nereye evrilecektir? Bu sürece Komünistlerin müdahalesi nasıl olmalıdır ya da olacaktır?”
14. “Sol örgütler, ‘İç Savaş’ın, ‘Devrimci Durum’ların oluştuğu süreçlerde ne yapacaktır? Yapabilecek midir? Açık faşizm tehlikesine karşı bu türden bir ‘sol’un dövüşmeyeceği açıktır. Geçmişte de örnekleri yaşandı. Sol bir darbe daha alacak mı?!!”
15. “Toplum hızla çalınan suni ve sahte gündemle aldatılıyor, kitleler ‘Laik-?eriat’ saflarında kutuplaşıyor. Gerçek gündem nasıl dayatılacaktır?”
16. “Siyasî İslâm, Sünni İslâm’ın kadrolaşması karşısında ‘Bayrak, Vatan, Millet, Atatürk’ sloganlarıyla örgütlenmek isteyen sözde laiklerin oluşturduğu kalabalıklara bakarak, ‘bu alanı boş bırakmayalım’ diyerek kendi varlığını inkâr eden solcuların sosyalist harekete kazanılması mümkün mü?”
17. “Kürt düşmanlığına endeksli ırkçı/şoven politikalar nasıl geriletilecektir?”
18. Marksist-Leninist Parti’nin Temel Eğitim Dersleri kitabımızı gösteren Harici Büro “TKP”sinden kopan bir emekçi; “Gorbaçov her şeyi sıçtı-batırdı. Öğretilecek ders mi kaldı??!!”
19. Resmî üniformalı bir kurmay subay “Halkların Tarih ve Kültürleri” dizisindeki kitaplarımızı karıştırarak: “Ne yani? Kürdistanı, Lazistanı, Pontusu mu kuracaksınız?!” diyerek emekli ve emeksiz işçi ve emekçi halk karşıtı paşaların/üstlerinin izinden gittiğini, siyasî/kültürel birikimlerinin hangi düzeylerde olduğunu kanıtladı...
20. Dört Vali yardımcısı kendilerini tanıtarak standımızı özenle izledi. Kendilerine Yayın Katalogu verdik. Meraklarına yardımcı olduk.
21. Resmî ve sivil polisler de standımızın yanından hiç ayrılmadı. Amaçları elbette güvenliğimizi sağlamak değil, “Fuar’da çıkması muhtemel” olaylara karşı önlem(!) manasına geliyordu. Yani başkalarının güvenliğini koruyorlardı.
22. Marx-Engels-Lenin’in poster ve kitaplarını merakla inceleyen öğrencilere bazı öğretmenleri Marksizmi, SSCB’nin kuruluşunu, Devrimi dosdoğru anlattı.
23. SİP “TKP”li genç öğrenciler, siyasal/ideolojik seçimlerinden ötürü oldukça işkilliydi. Dergi veKitaplarımızdaki örgütlerini eleştiren yazıları dikkatle okudu, bazı kitaplarımızı edindi ve duruşlarını savunamadılar.
24. Harici Büro “TKP”nin partileşmesine, proje, eylem ve kadrosuna şiddetle eleştiri yönelten S. Ö.’ye ve Kolektifimize: “ O dönem ‘şef’lerimiz sizleri ‘anti-parti’ ve ‘düşman’ olarak bize lanse ediyorlardı. Sizleri öldürmek için örgütümüzden onlarca kişi gönüllü çıkardı. Haklı olduğunuzu neden sonra, çok büyük acı, kayıp ve bedel ödeyerek öğrendik. Özür de dilesek işe yaramayacak. ‘TKP’ adını kirletmeyen, örgütsel ilişkisini işkencede söylemeyen yalnızca ben çıktım. Uzun yıllarımı içerde bıraktım. ‘TKP’den günümüze bu süreci kirletenlerin, Bilen’lerin, Nabi’lerin Veysi’lerin, vs. vs.lerin tortuları kaldı. Geceleri uykum/huzurum kaçıyor. Bir proleter olarak bu kervana nasıl karıştım diye kendimi sorguluyorum...”
25. “Hapiste kaldığım 10 yıl içinde beni kitap ve dergilerinizi göndererek yalnız bırakmadınız. Aynı duyarlılığı örgütümden (Acilciler) görmedim. Çizginizi benimsedim. Doğru bir iş üzerindesiniz. Fakat size ulaşamadım. Katkı da yapamadım. Çok mahcubum. İşsiz kaldım. Burjuva partilerinin kapısını çaldım. Bana sigortalı bir iş buldular. ?imdi çalışıyorum. Evlendim. İki çocuğum var. Ayakta durmaya çalışıyorum. Bana gösterdiğiniz dayanışmadan ötürü sizi fuar süresince evimde konuk etmek istiyorum...”
26. “Aydınlık” çevresinden iki öğretmen II. TTKK önerimizi/yöntemimizi Dergi’mizi okuyarak öğrendikten, S. Ö.’nün bazı kitaplarını da satın aldıktan sonra: “Çizginiz çok soyut, gerçekleşme şansı da yok, niçin ‘ulusalcı cephedeki’ yerinizi almıyorsunuz?!!!” yolundaki eleştirilerini(!) sıraladı...
27. “Talat Turhan’ın ‘Türk Solu’ çevresine ‘transferine’ neden engel olamadınız?!!”
28. “Talat Turhan, Suat Parlar ve Aytunç Altındal gibi imzalarla örgütsel bir diyalogunuz(!) oldu mu? Bu insanlar ne yapmak istiyor? ‘Derin Devlet’ ile nasıl bir ilişki içindeler?!!”
29. “Dergi’nizde imzası çıkan ya da Kolektifinizin ürettiği kitaplarda eserlerini yayınladığınız bazı kimseler sonradan ve ışık hızıyla ya çizgi değiştirip bazı örgütlere transfer oluyor ya da anti-Marksist bir yola giriyor veya tecimsel/telif hakları güzergahında savrulup duruyor. Bunu önleyemiyor musunuz?”
30. Çizgimizden haberli ve bizi son derece yakından takip eden bilinçli, Marksist kökenli bir araştırmacı, Kızılbaş-Alevi canlarımızdan biri, yerli sentezimizi üretmekten yana olan taraflı kimliği ile şunları dile getirdi: “Bu memlekette ‘3 M’lere dokunmayacaksın! 1. Muhammed Mustafa, 2. Mustafa Kemal, 3. Mülkiyete dokunduğun zaman rahat yüzü göremezsin, hep acı çekersin, yargılanırsın, hapse girersin, ihanete uğrarsın, içeriden kuşatılırsın, arkadan hançerlenirsin, yalnız bırakılırsın, maddî, manevî, moral sıkıntı çekersin!!! Adamı yaşatmazlar. Üstelik resmî tarihe ve resmî ideolojilere karşı tutarlı bir yoldasınız. Yerli sentezimizin üretilmesinden, işçi sınıfı ve emekçilerin sosyal/enternasyonal kurtuluşundan yana olan çizginizle çok dikkatli olmanız gerekiyor...”
31. TKP/ML davasından 4.5 yıl hapis yattığını, dışarı çıkınca çok para getiren bir işe girdiğini, sosyalizme karşı olduğunu, aynı davadan 21 yıldır hapis yatan arkadaşlarının hâlâ direngen çizgilerini koruyuşlarını anlayamadığını ve daha ileri gidip eski yoldaşlarına sövdüğüne tanık olduğumuz birini lisanı münasiple standımızdan uzaklaştırdık. Çünkü, ideolojik/ruhsal varlığını büyük ölçüde zedelemişti. Böyleleri çoğunluktaydı ve ne hikmetse hepsi kitap fuarlarına da geliyordu. Üstelik Devrimci ve Marksist çizgisinde inatçı, ısrarlı ve sürekli çabalarıyla dik ve onurlu duran Kolektifimiz gibi yayınevlerinin standlarını ziyaret de ediyorlardı!!!
32. Kara gerici, ırkçı, faşist, ulusalcı/milliyetçi cenah standımızı izlemekten kendilerini alamıyordu. Kitaplarımızı dikkatle izliyor, afişlerimize, kitap posterlerimize merakla bakıyor, Komünistleri yakından gözlemliyor ve renk vermemeye çalışıyordu. Aralarında içten içe derin bir “saygı” gösterenler de vardı. Açık ve fiilî bir saldırı ya da düşmanlık gösteremiyorlardı... Her halde kendi güvenliğimizi almış oluşumuzu düşünüyorlardı...
33. Sahte Müslüman, ırkçı, faşist olmayan, ilerici fikir akımlarını tartışmaktan yana olan ve fakat Sultan Galiyev’i de doğru dürüst yerli yerine koyamayan bazı okurlarımız da: “Bizim hakikî Komünistlere saygımız var.” demekten kendilerini alamıyordu.
34. Dr. Hikmet Kıvılcımlı Yoldaşımızın eserlerini yeniden üretmeye başlayan Sosyal İnsanyayınlarının bazı kitaplarını standımızda sergilemeyi uygun ve bir dayanışma olarak değerlendirişimizi yerli yerine koyamayanlar da çıkmıştı: “Bu kitaplar burada ne arıyor?” diyenler de, Dr. H. K.’nın eserlerini tartışmaktan yana olanlar da konu ile ilgiliydi.
35. Latin Amerika’daki devrimci deneyimleri, Lula, Morales, Chavez ve Che’nin etkisindeki okurlarımızın kafa karışıklığını kısacık bir fuar döneminde, stand görevi- okur diyalogu ve ilişkileri çerçevesinde ayrıntılı ve sorumlulukla cevaplayamıyorduk.
36. S. Ö.’nün biyografisini okuyup öğrenmek, kendisiyle tanışıp konuşmak, fotoğraf çektirmek isteyen okurlarımız da çoğunluktaydı. Böylelerinin istekleri de karşılandı.
37. Dergi’mizin 29. Sayısında Yalçın Küçük hakkında kaleme alınan yazıları okuduktan sonra standımızı ziyaret edenlerin sayısı da artmıştı. Aralarında bu yazıları e-posta ile yüzlerce adrese postalayanlar da vardı. Aynı türden bir yazıyı D. Perinçek için de kaleme alın önerisinde bulunanlar da çıkmıştı.
38 “Deniz, Mahir, İbrahimlerin 35 yıl önceki devrimci çizgilerini sürdürme iddiasındaki örgütlerin neden bu düzeyde ayrıştığını, bir ‘rota düzeltmesi’ yaparak ideolojik, politik ve örgütsel duruşlarını neden düzeltemediklerini, bazı kesimlerin ‘68’li’ ve ‘78’li’ isim ve sıfatlarını kullanarak ne yapmak istediklerini, sosyalist sol hareketin de liberal, tasfiyeci, postmodern akımlara evrilişini nasıl değerlendiriyorsunuz? Biz gençler siyasî seçimlerimizi yaparken âdeta zorlanıyoruz. Büyüklerimiz bizi size gönderdi, onlar sizin deneyimlerinize güveniyor. Ne yapmalıyız? Nasıl bir okuma, öğrenme yöntemi/programı izlemeliyiz.? Etrafımızda Deniz, Mahir, İbrahim gibi devrimci ahlâkına güvenebileceğimiz örgüt önderleri de yok. Günümüzde pek çok şey değişti. Neyin doğru, nelerin yanlış olduğunu yerli yerine koyamıyoruz. Eleştiri/özeleştiri yaparak kendini yenileyemeyenlere de güvenmiyoruz. Bize rehberlik yapacak örgütlere ihtiyacımız var. Ne yapmalıyız?” diyen genç arkadaşlara bu ve benzeri niyetlerleKolektifimize baş vuran gençlere M-L Parti’nin Temel Eğitim Dersleri, 12 Mart 1971’den Portreler ve 15/16 Haziran kitaplarımızı okumalarını öneriyoruz, kitaplarımıza büyük bir ilgi duyuyorlar. Bizler deonların bağımsız iradeleriyle, özgür bir seçim yapmalarına yardımcı oluyoruz.
39 Standımızı Sol siyasî akım temsilcilerinden ya da sempatizanlarından izleyenlerin ağırlıklı olarak örgütsel aidiyetlerini ise, şöyle sıralamak mümkündü: Harici Büro “TKP”si, SİP “TKP”si, TKP/ML, TKEP-L, Eski DY, ÖDP, EMEP, SDP, Eski VP, MKP, HÖC, TKİP, PKK ve DTP, Kızılbaş-Alevi-Bektaşi Dernekleri, özellikle de Dersimli dostlar, TİKB, MLKP, bazı sendikacılar, üniversite öğretim elemanları, akademisyenler, F Tipi Cezaevlerindeki tutsakların yakınları ve onlara gösterdiğimiz dayanışmadan ötürü teşekkürlerini iletenler, AKP, MHP, CHP çizgilerinden kopanlar ve anılan örgütlerden ayrışan, yeni arayışlara yönelen, bu arada telif Kitap veDergimizi de dikkatle izleyenler olarak sıralayabiliriz. Esnaf ahlaklı, ne kapitalist ne de sosyalist olan ilerici kitap tüccarları da yayınlarımızı edinmek, ederini ödememek, “hatıra bırakmak” geleneğine(!) katkı babında faydacı yaklaşımlarıyla standımızı ziyaret ediyordu...
40 Devrimci dayanışma/paylaşma ilkesel duyarlılığımızı birer “Kızılay” ya da “Yardım Sevenler Cemiyeti” derekesine indirgeyenlere de anladıkları dilde cevaplar verdik. Yalnızca, ekonomik durumu kitap/dergi almaya uygun olmayan ihtiyaç sahiplerine de bize yakışan ölçülerde yardımcı olmaktan da geri durmadık.
Sağlı “sol”lu binbir kuşatma altında yaşamanın, işlevsel olmanın kavgasını veriyoruz. Haber ve etkinliklerimizden söz etmemeye yeminli olanlar, küçükburjuva devrimcileri ve öteki zevatın anmadığı konuları, bizler dillendirdiğimiz ve kendimizden söz etmek durumunda kaldığımız için okurlarımızın bizlerin kaygısını anlayacağını umut ediyoruz. Kitap ve Dergi okurlarımızın nabzını nesnel gerçekliği içinde tutmaya çalışmak durumundayız. Bizler de bu türden ilişkilerden öğreniyoruz. Kitap fuarlarına katılarak görevimizi yerine getiriyoruz. Para kazanmıyoruz. Büyük bedeller ödüyoruz.
Bir kitap fuarı vesilesiyle değindiğimiz konu ve sorunlar elbette tartışmaya, eleştirel katkıya açık ve muhtaçtır. Nabzını tutmaya çalıştığımız fuardaki olay, olgu ve veriler bize bunları söyletiyor. Yüreğimiz bu türden düşüncelerle çarpıyor. Siz ne diyorsunuz? Yazarsanız seviniriz...
