Soru: Dergi’nizin 29. sayısı da emek ürünü olduğunu belli eden dolgun bir sayı olmuş. İlk 34 sayfadaki “Politika Cephesi”ni, Barış Açıkel’in yazısını, Türkçülük ile ilgili yazıları, “Sanat Cephesi” yazılarını ayrı bir dikkatle, öteki yazıları da yine ilgiyle, yararlanarak okudum. Önce de belirttiğim gibi, yazılardaki görüşlerin hepsine katılamasam da, bunları “ortak cephe” anlayışı ve arkadaşlığıyla ciddiye alıyor, kendimce yorumluyorum. Bu sayıda da, sosyalist-Marksist olduklarını söyleyenlere, bunların sol örgüt çabalarına, “diplomalı yarım-aydınlar”a karşı savaşı sürdürmektesiniz. Armutun sapı, üzümün çöpü eleştirileriyle kendi etkinlik alanınızı, açılım olanaklarınızı daralttığınızı düşünüyorum.
Cevap: Yeterli Marksist birikimi ve kültürü olan okurlarımızın da, henüz yeterli donanıma sahip olmayanların da, sözlü ve yazılı eleştiri, uyarı ve önerilerinden bizler de kendi payımıza yararlanıyoruz. Yalnızca yararlanmıyor, bunları Dergi’mizde yayınlayarak dürüst, samimi ve ilkesel bir diyalog ve ilerletici tartışmaların yolunu açmasını amaçlıyoruz.
Gerek Sorun Yayınları Kolektifi Çalışanları, gerekse SORUN Polemik Dergisi Yayın Kurulu Kurumve özgür birey kimlikleriyle Devrimci ve Marksist birey, grup, çevre ve örgütsel yapılara asla zarar vermeyen kimlik ve konumlarıyla anılıp/tanınmaktadır. Elimizdeki yayın araçlarında yarın birlikte olmayı özlediğimiz, nihai amacı bir, fakat şimdilik ayrı formasyonlarda duran insanlarımızın yazı ve kitap katkılarına da yer vermektedir. Yazarlarımızın özgünlük ve özgürlüklerini korumasını, kolektif üretim etkinliklerimizde meşreplerince yer almasını doğru ve uygun buluyoruz. Sizin eleştirilerinize de aynen yer verişimiz, gerekli cevapları kaleme alışımız, bu ilkesel anlayışımızın bir gereğidir.
“Üniversite okumuş yarım-aydınlar” saptaması yalnızca bize ait değildir. Bunu bilinçle ve belli amaçlarla kullanan pek çok insan ve kurum vardır.
Parti ve Partileşme Sorunu, Komünistlerin Birliği, birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı birİSP ya da KP’nin sosyal meşruiyeti ve devrimci yasallığının bir daha bu düzeyde olmaması ve Kongreyöntemiyle II. TTKK olarak işbaşı yapması, Tarihî TKP’mizin devrimci tüzük, program ve ilkelerinin sömürülmemesini, Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar arasındaki yaratıcı diyalogların iklim ve altyapısının döşenmesini gündemimize almış bulunuyoruz. Bu, uzun erimli, çetin ve sonuç alıcı bir ideolojik, politik ve örgütsel bir seçimdir. Dost-düşman herkes gündemimizi ve konumumuzu biliyor.
Sağlı “sol”lu burjuva ve küçükburjuva akımların yanı sıra devletin âdeta “boy hedefi” olarak seçtiği bu türden bir duruşu algılayan insanlarımız “Marksizm’in yorumu, özümlenmesi ve pratikte yeniden üretimi” sorunsalını süzgeçlerinden geçirmiştir.
Devrimci ve Marksist Sol Kadroların gündemi yalnızca yukarda özetlenenlerle de sınırlı değildir. “İç Savaş” ve “Devrimci Durum” şartlarında, açık faşizmin tırmandığı, haksız/kirli savaş ve işgallerin sürdürüldüğü, sahte ve suni gündemlerle kitlelerin yanıltıldığı, resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojilerin devlet tekelci kapitalizmine, uluslarötesi tekelci sermayenin, küreselleşmenin, emperyalizmin çok yönlü saldırı ve kuşatmasına hizmet ettiği bir ortamda, “politik açığa vurma” yöntemini kullanması, önemli bir görevin yerine getirilmesi demektir.
“Üniversite okumuş yarım-aydın”ların hiçbirinin gündeminde, anılan tehlikelere karşı Parti vePartileşme Sorunu gibi hayatî ve can alıcı bir sorun yoktur/olmamıştır.
“Üniversite okumuş yarım-aydın” saptamamıza ve bu türden aydın/entelektüel geçinenleri açığa vuruş yöntemimize kızıyorsunuz. En anlamlı örneği sahte ve suni bir gündem olan “türban” meselesinde de üniversitedeki öğretim elemanlarının nasıl saflaştığını birlikte gördük. Üniversitelerde bilimsel bilgi ve bilinç taşıyan insanlarımız artık kalmamıştır. Üniversitelerdeki öğretim elemanlarının emperyalist-kapitalizmin, NATO’cu politikaların aşılması gibi bir sorunu yoktur. Kara gerici, dinci, ırkçı, şoven, sosyalşoven, reformist, sosyalreformist tasfiyeci akımlar “Laik-?eriat” gibi sahte bir gündemin uzantısında saflaşmıştır. Sözde laik geçinenlerin ulusalcı/milliyetçi/nasyonal sosyalist olduğu, diğerlerinin de ne olduğu ortadadır.
Sol “cenahımız” ayrışıp bölünmek durumundadır. Eleştiri ve polemiklerimizle bilinçli olarak ‘bölücülük yapıyoruz.’ Böylece ilkeli birliklerin, gerektiğinde kolektif duruşların yolu döşenecektir. Emperyalist-kapitalizmin geriletilmesi ve aşılması mücadelesinde sayı-suyu olmayan, aydın ve entelektüel geçinenlerin teşhisi, mümkünse tedavisi, değilse teşhiri ve tecridi “etkinlik alanlarımızı, açılım olanaklarımızı daraltmayacak, aksine daha da geliştirip güçlendirecektir.
Soru: Öncelikle içten selamlar. Hayat şartları karşılıklı sohbet ve paylaşımlara imkân vermese de yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum. Dergi’nin son sayısının konuları güncel, içerik olarak ta doluydu. Sorunların çözümünde temel gördüğümüz İSP’nin oluşturulması, mantıklı ve herkesin kabul ettiği bir husus olmasına rağmen, genel bir hedef olmanın ötesine geçemiyor. Bunu Dergi’nizin yazılarının bir sorunu olarak görmüyorum. Ancak o hedefe gidecek Yol’un nasıl çizileceği, nasıl örüleceği konusu hep eksik tartışılıyor gibime geliyor. Söz konusu tartışmaları tüm entelektüel çevre ve birikimleri hesaba katarak söylüyorum, ne zaman tartışmaların içine dalsam, labirentin koridorlarında buluyorum kendimi. Ya da yumurta tavuk denkleminin içinde. Evet, bu da bir süreç. Puslu havalarda çıkışı anlatmak da, görmek de zor olsa gerek...
Neyse... Düşündüklerimi paylaşmak istedim, kendinize iyi bakın... Dostça kalın...
Cevap: Kolektifimizin tuttuğu ideolojik, politik ve örgütsel hattı doğru bulan pek çok insanımız bu ve benzeri gerekçelerle diyalog arayışı içindedir. Bu türden bir arayış içindeki insanlarımızı kimi “yapı”ların yaptığı gibi içimize almak yerine, “madem doğru bir yol üzerindeyiz. Bunu ilkesel olarak kabul ediyorsunuz. O halde bulunduğunuz ‘yapı’dan kopmayın. Mücadeleyi orada kalarak sürdürün.‘Marksizm’in yorumu, özümlenmesi ve pratikte yeniden üretimi’ sorunsalı her yerde bilince taşınsın. Yol ve yöntem arayışlarında hiç kimse “reçete” yazmak durumunda değildir. “Reçete”ye de ihtiyaç yoktur. Bilimsel Sosyalizm-Komünizm yolumuzu bulmamız için yeterlidir. İSP’nin oluşturulması davasını ideolojik süzgeçlerinden geçirmiş kadroların kolektif iradesiyle bu sorunun aşılması esastır. Ayrıca, ideolojik-teorik netliğe kavuşan insanlarımız yeri labirentlerin koridorlarında dolaşmak değildir. Davet beklemeden sınıfsal bir tavır almaktır. Üretim faaliyetinin bir ucundan tutmaktır. Kolektif aklın, bilincin ve eylemin örülmesine katkı getirmektir. Kolektifimiz zor ve çetin olan uzun erimli bir davayı gündemine almıştır. Süreci doğru değerlendirdiğimizi sanıyoruz. Kendimize de iyi bakmaya çalışıyoruz. “Emaneti koruyoruz.” Fakat bize bu türden dileklerde bulunan insanlarımız, ne yazık sigara içerek, kimi bağımlılıklardan kurtulamayarak “emaneti” korumuyor...
Soru: Cezaevlerinde tanıştığımız dostlarımız ilk bakışta SORUN Polemik Dergisi’nden haberli değildi. Bu arkadaşlarla tanışıp ilişkilenmesi zaman içinde oluştu. Aslında içeride de insanların okuma, eleştirme, anlama konusundaki yerleşik alışkanlıkları dışarıdakinden çok farklı değil. Kadro adamlarınınSORUN Polemik’in ortaya koyduğu önermelerden haberdar olması, kendiliğinden olmayacaktır. Sık sık vurguladığım “basınç”tan kastedilen bu aslında. Bir iradi zorlama gerekir...
Cevap: İdeolojik-teorik doğruların politik ve örgütsel açıdan ete kemiğe bürünmesi sorunu, yaşadığımız şartlarda hemen her kesimde kendini hissettiriyor. Çok sancılı bir süreç yaşanıyor. Elbette kolay olmayacaktır. Hayat ve mücadele pek çok programı reddetmiştir. “İradi zorlama” ve ideolojik-teorik “basınç” denildiğinde kimileri aşırı teorisizme, entelektüalizme, dogmatizme, sektarizme, anarşizme ve inkârcılığa kayarken, komünistler “pratik örgütçü” çabalarıyla öne çıkmaktadır. Marksizm’in özümlenmesi ve yorumun konusundaki çalışmalar yetkinleşerek boyutlandıkça bu görevi yerine getirecek kadroların etkinlikleri de amacına ulaşacaktır. Tohum yeşerecek, maya tutacak, aşı yapılacaktır. Tarihsel/sosyal haklılığımızla-iyimserliğimizle “şeytanın bacağını kıracağımıza” inanıyoruz. Kolektif hareket etmeyi, “cenahımıza” devrimci bir müdahaleyi birlikte öğreneceğiz.
