Masalara SORUNU İlkeli Koyalım

Mahir Kankal

-Mektup-

 

Merhaba arkadaşlar,
İletinizi aldım, ilginiz için teşekkürler.
Uzun zamandır SORUN Polemik’i takip etmekteyim.
Kapitalizmin zincirlerinden kopup dünyanın altını üstüne getirmesini köpeksiz köyde değneksiz gezmeye benzetebiliriz.
Karşısında başka bir gücü görmeyen  kapitalizm, artık saldırılarına kılıf bile aramıyor. İlkel sömürgeci yöntemi kullanarak istediği ülkeyi silahıyla tankıyla işgal ediyor.
Sovyet deneyiminin çöküşü sonrası gittikçe pervazsızlaşan, dünyanın tek hâkimi gibi davranan kapitalizm, mezarlıktan geçen ıslık çalan çocuk gibi yapısal krizini saklamaya çalışıyor.
Kapitalizmde hepimizin bildiği gibi krizler yapısaldır ve süreklilik arz eder.
Bu kriz dönemleri en çokta işçi sınıfının yıkımıyla sonuçlanır. Çünkü krizin yükü emekçi sınıflara yüklenir.
Her zaman olduğu gibi diyalektik işler süreç.
Bu krizler devrimci durumun da ortaya çıkmasına yol açar.
Bu dönemlerde sınıfsal uzlaşmazlıklar ayyuka çıkar. Yoksullar daha da yoksullaşır. Zenginler daha da zenginleşir.
Kapitalizm durumdan vazife çıkarır, savaş başlatır, yıkım yapar ve böylece kendini yeniden üretmenin yollarını arar.
Anlamlı bir müdahale olmazsa kapitalizm bu durumda bile kâr yapar. Ta ki, tekrar edecek ikinci kriz için bu ara dönemde yeniden ve yeniden kendin üretir.
Biz komünistleri ilgilendiren taraf ise, bu durumlarda işçi sınıfının çıkarlarıdır.
Ülkemizde işçi sınıfı ile komünist hareket uzun zamandır farklı kanallardan hareket etmekte.
Komünistlerin nesnel zemini olan sınıf hareketini yitirmesi, kendi içine dönmelerine, sınıfsal perspektiften uzaklaşmalarına, kısır verimsiz tartışmalara yol açmış, komünist hareketi bilimsellikten uzaklaştırmıştır.
Bilimsel kelimesi literatürden silinmiş sanki. Yazılan yazılar, bolca sarf edilen sözlerde bile bilimsellik kendi yerinden edilmiştir.
Daha çok idealizme kapı aralayan, sosyalizmi bir kişilik sorunu haline getiren, iktidarsızlaşmış bir söylem ve pratik ortaya çıkmıştır. Örgütsüzlük kutsanmış, (gerçi böyle bir örgütün yokluğu tartışma konusu dışında) iktidar söylemi uzak bir hayal gibi görünmeye başlamış, kendi sınırlarını muhalif çizgide belirlemiştir. Bakın atılan sloganlara: 'olmasın’, ‘yapılmasın', ‘istemiyoruz'. ’Yapacağız’, ‘iktidar bizim’  gibi sloganlar nerdeyse yok olmuştur.
Bu sloganları atanlar ise, bunun hayatta karşılığı olmadığının, sınıfsal bağlarının kurulmadığının farkında bile değiller. Sosyalizm adına yapılanların toplumsal karşılığı olmadığı kabak gibi ortada. Olsaydı şimdiki programları hayata geçmez miydi? Sınıfta yankısını bulmaz mıydı?
Tersi durum sınıfın için de geçerli.
İşçi sınıfının önderlikten yoksun olması, kendiliğinden sınıf dürtüsünden kaynaklı hareketliliği bir sonuca varmamasına yol açmıştır.
Benim yaşımın genç olmasından (yaş 24) kaynaklı belki ama son 10 yılda işçi sınıfı hak alıcı eylem yapmış mıdır? Yapamamışsa bunun nedenlerini araştırmalıyız.
İşçi sınıfı bırakalım hak almayı, var olan haklarını korumada bile zorlanmaktadır. (Çok samimi söylüyorum, yaşadığımız şartlarda ve benim hafızamda sınıfın hak aldığı eylemler yok. Kötü bir gözlemci olabilirim ama sınıfın durumu böyle değil mi?) Bu sebepten işçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketin buluşup bütünleşmesi zorunludur. İşçi sınıfı ile komünist hareketin tek bir kanaldan akması için yapılan tüm çalışmalar çok önemlidir.
Sorun Kolektifi bu çabanın içinde olduğuna, sınıfla kurulacak bilimsel/organik bağı araştırdığına olan inancımız sonsuzdur.
Unutmamalı ki, bilimsellik bizim olmazsa olmazımızdır.
Komünist-bilimsel teorik çalışmalar çok önemlidir. Bu çalışmaların güce dönüşmesi ise, kitlelerde kabul görmesiyle olanaklıdır.
Sorun Kolektifinin  bu bağları kurup nesnelleştirmesi çok önemli. Çünkü böylece işçi sınıfının ihtiyaç duyduğu  Marksist teori ile manevî gücüne ve eylem planına kavuşmuş olacak, devrimci teori ise, böylelikle maddî gücünü bulacaktır.
Yukarıda da dediğimiz gibi sınıf nesnelliğinden kopan komünist hareket biran önce bu bağları yakalamak zorunda. Yoksa yapılan tüm emekler boşa gider. Adı komünist olan pek çok parti kurulur. Bu yolda çok büyük tartışmalar olur. Daha çok isim hırsızlıkları, daha çok siyasal taciz olayları olur. Eğer yapılanın bir sınıfsal karşılığı yoksa tarihteki tek yeri çöplüktür.
Sınıflar mücadelesi  tarihimiz göstermiştir ki, bu bağlar yakalandığında sınıf devrimci teoriye yanıt vermekte gecikmemiştir.
Doğru araç ve yöntemle gidilen sınıf maneviyatı bulduğu teoriye dört elle sarılmıştır. 
İşte önümüzde 1970-15/16 Haziran, işte 1977-1 Mayısı, işte Taksim...vb.
Kapitalizmi ait olduğu yere (çöpe) götürecek işçi sınıfıdır, ama kendiliğinden değil, bilimsel sosyalizm ile.
Bu da öğretinin işçi sınıfına taşınmasıyla olur.
Bunun taşıyıcısı komünistlerdir.
Bir an önce bu görevi başarmalıyız. Sınıf aynı sınıf, sömürü yine aynı. 15/16 Haziranları yaratan işçi sınıfı. DGM’leri ezen,  “Sıra MESS’ te” diyen işçi sınıfı. Hem de daha da modernleşmiş, tarihinden ders ve sonuçlar çıkarmış, teknolojik gelişmelerle tanışmış bir işçi sınıfı...
Peki politikasızlık konusunda sorun kimde o zaman? Öznede. Değişen, değiştiren, dönüştüren öznede. O halde masalara SORUNU ilkeli koyalım!..
Tüm içten dileklerimle... Mücadeleniz mücadelemizdir...
 
                                                                                                                                             25?ubat 2008


Not: Bu yazımı umarım Dergi de yayınlarsınız. Bunları yazarken herkesle paylaşmak fikri vardı. Demiş ya şair 'yazmazsam çıldıracağım'...

 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.