Politika Cephesi

Sırrı Öztürk

Kolektifimiz’in oluşturulduğu 7 Kasım 1975 tarihinden bu yana başlıktaki konuyu yüzlerce kez yayınladığımız Dergi, Gazete ve Telif Kitaplarımızda işledik.1

Yeri geldikçe de 10 Eylül 1920’de oluşturulan Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile bu geleneğin ideolojik, politik, örgütsel ve organik uzantısı olmayan, bu tarihsel-sosyal olgu bir yana, Devrimci ve Marksist bir PARTİ’nin omurgasını oluşturan, devrim anlayışı, programı, tüzüğü, kadrosu, temel ilkeleri gibi can alıcı konu ve sorunları incelenip hesaba katılmadan resmen, kendiliğinden, ikameci anlayışlarla (daha tam olarak söylenecekse vahiy geleneği ile) kurulan örgütlerin TKP adını ve devrimci geleneklerini sömüregeldiğini söyledik, durduk!2

10 Eylül 1920’lerden günümüze 90 yıl geçti. TKP adına(!) yapılagelen bu türden sömürülerin aşılması bir yana, sorunun adının konularak doğru zeminlerde tartışılmadığını görüyoruz.

Bu açıdan Tarihî TKP’nin oluşumu ile sahte ve naylon komünistlerin kurduğu “TKP”ler arasındaki temel ilkesel ayrımları özetle de olsa bir kez daha yazıp belgelemekte yarar vardır diye düşünüyoruz:

10 Eylül 1920’de oluşturulan Tarihî TKP ile bu tarihten sonra kurulan “TKP” örgütlerinin  adı hariç hiçbir konuda benzerliği yoktur.

TKP adını kabaca sömüren küçükburjuva “sol” avantüryelerle hakikî TKP’yi birbirinden ayırmak, bu yolda yapılan sömürüyü giderip yapılan tahrifatları açığa vurmak için tarihsel biricik geleneğimizi Kolektifimiz Çalışanları olarak “Tarihî TKP” olarak adlandırmayı uygun ve doğru buluyoruz.

Aynı düşünce disipliniyle TKP adını vekaletsiz kullananlara parti muamelesi yapmıyor, örgüt muamelesi yapıyoruz. TKP adını asla  böylelerine bağışlamıyor ve ısrarla tırnak içinde yazarak Sol “Cenahımızın” bilimsel bilgi edinerek yeni nitelikler kazanmasına yardımcı oluyoruz. 

Bilcümle tatlısu solcuları ile devrimci geçinenler, bilerek / bilmeyerek (fark etmiyor) vurgulamaya çalıştığımız ayrımları sınıfsal aidiyetlerine göre algılamakta ve sömürüp çarpıtmaktadır.

Tarihî TKP Nasıl Oluşturuldu?

TKP; Türkiye Komünist Teşkilâtları I. Kongresi 10 Eylül 1920’de Bakû’de Kongre Yöntemiyle oluşturulmuştur.3

I. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi (I. TTKK)’nde partileşen Tarihî TKP ile bu oluşumla hiçbir ilişkisi olmayan “TKP”ler temelden farklıdır.3

Tarihî TKP geleneğimizin çok yönlü sömürüden kurtulması, devrimci tarih ve geleneklerinin uzantısında birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı bir PARTİ’nin oluşturulabilmesi için Kolektifimiz II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi (II. TTKK) yöntemini uygun bulmakta ve anılan-anılmayan etkinliklerimizle iddiasının arkasında durmaktadır.

Bu farklılıkları şöyle özetlemek mümkündür:

Tarihî TKP, yaşadığımız coğrafyadaki 100 yıllık sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimizin uzantısında oluşturulmuştur. İnşa edilmiştir. Şimdikiler gibi “dar grup tapınımı” olarak kurulmamıştır.

Tarihî TKP, Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’ni gerçekleştiren SSCB’nin, SBKP / MK’nın ve Komünist Enternasyonal’in devrimci disiplin ve dayanışmasıyla oluşturulmuştur. Tarihî TKP’nin oluşumuna, kongre ve kurultaylarına, program ve tüzüğüne, temel ilkelerine, devrim anlayışına Marksist-Leninist PARTİ’nin, Bolşeviklerin Enternasyonal dayanışması ve katkısı hâkimdir.

Tarihî TKP’nin oluşumu özetle şöyledir: Ekim Devrimi sonrası Anadolu’da oluşan tüm devrimci, sosyalist, komünist ve komünizan birey, grup, çevre ve örgüt yapılarıyla çok yönlü  temas kurulmuştur. Kongrenin toplanmasında kadroların canlı ve aktif desteği alınmıştır. Sosyal mücadeleler tarihimizdeki işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın en ileri unsurlarıyla yaratıcı diyalog, iştişarî toplantı ve çeşitli kurultaylar yapılmış ve temel ilkelerde anlaşmış Kadrolar Kongre Yöntemiyle buluşturulup bütünleştirilmiştir. PARTİ; meşruluk ve devrimci yasallığını buradan almıştır.

PARTİ; Anadolu’daki işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketi, emekçi halk hareketlerini oldukça doğru tahlillerle incelemiş,  bu iki hareketi buluşturup bütünleştirmiştir. TKP’yi Kongre yöntemiyle oluşturmak için 7 kişilik “Kurucu Komite” (KK) oluşturulmuş; KK Anadolu’da 14 aylık bir çalışma, kadrolarla temas kurma sonucunda Bakû’deki Kongreye böylelikle hazırlanmıştır. TKP; Komünist isim ve sıfatlarını kullanmayı böylece hak etmiştir. “Somut şartların somut tahlili” yöntemiyle oluşturulan TKP; Ekim Devrimi’nin, Komünist Enternasyonal’in bilinçli ve vazgeçilemez bir bileşeni olmayı böylelikle hak etmiştir.

Yaşadığımız coğrafyadaki sosyalist-komünist akımların bir tarihi vardır. TKP bu sürecin uzantısında, 10 Eylül 1920’de 100 yıllık sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimizin partileştiği andır. Bu, aynı zamanda sınıflar mücadelesi tarihimizdeki Komünistlerin Birliği sorunsalının Kongre yöntemiyle sağlanıp gerçekleştirilmesi yolunda atılan bir adımdır. Marksist ilke, kural ve yöntemleri gözeten, Leninist parti normlarını işleten  Anadolu’daki biricik demokratik  örnektir.

Günümüzde kasıtlı olarak Devrimci Geleneklerimiz bazı göreneklerle karıştırılmaktadır. Oysa gelenek başka, görenekler başkadır. Bilimsel Sosyalizm-Komünizm’in temel ilkelerine bağlı tüm kadroların “soy ağacı” ve kökü bu geleneğe, yani  devrimci hareketimizin partileştiği an’a dayalıdır / bağlıdır.

V. İ. Lenin’in önderliğindeki Bolşevik Partisi ile Komünist Enternasyonal’in desteğini arkasına alan Tarihî TKP’nin Kızıl Ordusu ile birlikte oluşturulması oldukça anlamlıdır. İktidar mücadelesinin tüm biçimlerine aday oluşu, tutarlı bir devrim anlayışı, merkezi kurumsal disiplini, Proletarya diktatörlüğünü kurmak için Anadolu’ya gelişi, işçi sınıfı ve emekçi halklarla, yoksul köylülükle bağ kurma azmi, burjuva resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojisi olan kemalizm ile uzlaşmaz çelişkilerin temelini hazırlamıştır.

Tarihî TKP’nin ideolojik, politik ve örgütsel konumu dönemin burjuvazisini o kadar etkilemiş ve düşündürmüştür ki, onlara bu TKP “belâ”sından nasıl kurtulunacağının hesabını yaptırmıştır.

 Türk burjuvazisinin ideolojik-sınıfsal karakteri, o tarihlerde dünya ve bölgedeki kuvvet ilişkileri ve güç dengeleri arayışları arasında biçimlenip belirlenmiştir. Tarihî TKP’nin oluşturulmasından ötürü duyulan burjuva korkularının daha da  tetiklendiği görülmüştür.

Sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halklar gerçekliğine düşman çizgisiyle Türk burjuvazisinin çıkarlarını gözeten Kemalist rejim Tarihî TKP’den kurtulmanın yolunu;  PARTİ’nin MK kadrolarını, Mustafa Suphi ve Yoldaşlarını (15’leri) Türkiye’ye davet edip Karadeniz’de kanlı yöntemlerle katledilmelerini sağlamakta bulmuştur.

Tarihî TKP’nin Marksist-Leninist ilkelerle oluşturulmasıyla devrimci bir adım gerçekleştirilmiş, fakat sınıfsal kütlesiyle buluşamadan büyük bir darbe almıştır. Tarihî TKP’nin tasfiyesindeki etkenleri özetlersek: SSCB’nin dış politikası, Kemalist rejimin İngiltere ve Sovyetlerle olan çifte standartlı politikası, Tarihî TKP’nin oluşumu ile içinden ve dışından tasfiyelere uğratılışı, süreklilik içinde devrimci bir kopuşun gerçekleşemeyişi… Bu ve benzeri konular ayrıntılı incelenmeye ve tartışmaya açık ve muhtaçtır.

 

Tarihî TKP’den Sonra Kurulan

1944 TKP Arasındaki Temel Ayrımlar Nelerdir?

Tarihî TKP’nin kadrolarının katledilmesiyle birlikte Kemalist rejimin Anadolu’daki işçi sınıfı ve emekçi halkları inkar, imha ve asimilasyon politikaları büyük oranda “rahatlamıştır.” Devlet eliyle burjuva yetiştirme yolundaki politikalar ve finans-kapitalin oluşturulması geç olmuş, fakat güç olmamıştır. “Millî İnkılâp” tarihsel örneklerinden aldığı feyz ile tipik ve yerli bir faşizme inkılâp etmiştir.

Komünistlerden sonra haklı talepleriyle Kızılbaşlar, Kürtler Kemalist rejim tarafından katledilmekten kurtulamamıştır.

Tarihî TKP’nin Kadrolarının 28 Ocak 1921 tarihinde katledilişinden sonra görevli ve sorumlu kimlikleriyle Mustafa Börklüce ve Arkadaşları PARTİ’nin yeniden oluşturulmasına çalışmış ve Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının Devrimci Vasiyetini gerçekleştirmek yolunda çeşitli illegal çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar sonucunda, 1944 yılında, TKP’nin yeniden örgütlenmesi Dr. Şefik Hüsnü ve arkadaşları tarafından gündemleştirilmiştir.

1944 tarihinde ve takibeden yıllarda TKP’nin örgütlenmesi, kongre ve plenumları kadrolarınca daima tartışma konusu yapılmıştır.

1944 TKP’sinin oluşumu, program ve tüzüğü ile Tarihî TKP’ninki temelden farklıdır. 1920 TKP’si Marksist-Leninist öğretiye kıskançlıkla bağlı iken 1944 TKP’si ise, reformist ve tasfiyeci nitelikleriyle anılmaktadır.

PARTİ’nin işlevsel olamayışının önemli nedenlerinden biri de; TKP’deki sağ teslimiyetçi oportünist kanadın Devrimci Kanat üzerindeki hâkimiyetinin kırılamayışıdır.

TKP adını kullanan 1944 TKP’si artık Marksist-Leninist ilke, kural, yöntem ve normları işleten, devrimci tarihi ve gelenekleriyle organik ilişkili bir örgüt değildir. Burjuva ideolojisi ve revizyonizm partiye hâkimdir. Burjuva ideolojisi kemalizm ile sosyalizmi bir araya getirip sulandıran “Millî Demokratik Devrim” (MDD) tezi ile Komünist Enternasyonal’in (KE) temel ilkeleriyle çelişmiştir.4

İşçi sınıfı ve emekçileri örgütlemek dururken burjuva resmî ideolojisiyle kurduğu ilişkiler yüzünden Mustafa Suphi sonrası kurulan TKP KE’den ihraç edilmiştir.

Kemalist rejim TKP’nin yanı sıra aynı isimde resmî bir komünist parti daha kurdurmuş ve bu partinin KE tarafından onaylanmasını ikiyüzlüce yöntemlerle isteme cüretinde dahi bulunmuş / bulunabilmiştir!

KE, bu iki partiyi de doğallıkla ciddiye almamıştır.

KE 1943 yılında, ne hazin ki, varlığını sona erdirmiştir.

“KE varlığını günümüze kadar sürdürmüş / sürdürebilmiş olsaydı, günümüzde Komünistlerin Birliği’nin inançlı, ısrarcı ve sürekli kavgasını veren kadroların ve bu bağlamda, bu iddiasının arkasında durarak tutarlı olmaya özen gösteren Kolektifimiz’in işi son derece kolaylaşırdı; hatta bugünler herkes, hepimiz, tüm dünya bir başka olurdu” demekten kendimizi alamıyoruz.

“TKP tarihi bir tasfiyeler tarihidir” özdeyişi ne yazık ve ne hazindir ki günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir.

TKP bağrındaki sağ ve sol teslimiyetçi oportünizmden bir türlü ayrışamamış / ayrıştırılamamıştır. PARTİ zamanla “İç Komünistler” ve “Dış Komünistler” olarak bölünmüştür.

Anadolu’daki  mevcut TKP’nin onayını dahi almadan Sovyetler Birliği’ne siyasî mülteci kimlikleriyle sığınan ve de “TKP biziz, bizden sorulur” megalomanisine giren İsmail Bilen’lere Türkiye’de kalmayı uygun gören komünistler (ve aynı zamanda Kolektifimiz Çalışanları) hiçbir zaman parti muamelesi yapmamış, böylelerini “Harici Büro” olarak değerlendirmeyi uygun bulmuştur.

 “1951 Komünist Tevkifatı”nı takip eden günlerde Harici Büro “TKP”ye biat etmeyen ve Türkiye’de kalarak mücadeleye devam kararındaki hakikî komünistler sağ teslimiyetçi oportünistler tarafından partiden ihraç edilmişlerdir!

1946 yılında; 1944 TKP’nin onayı ve üç MK üyesinin katılımıyla Esat Adil Müstecaplıoğlu başkanlığında legale çıkan Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) kurulmuştur. TSP’ye karşı 1944 TKP’si de Dr. Şefik Hüsnü Değmer başkanlığındaki Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi (TSEVKP) adıyla legale çıkmıştır. Bu iki legal parti “sınıf esasına dayalı örgüt kurmak” gerekçesiyle iki ay içinde kapatılmıştır.

1944 TKP’si Batılı Komünist Partilere bağlı Barış Dernekleri, Yazarlar Birliği vb. örgütler aracılığıyla SSCB ve SBKP ile bağ kurmak istemiş, fakat bu girişimleri “1951 Komünist Tevkifatı” ile sonuçlanmıştır.

 

Dr. Şefik Hüsnü Değmer’in SSCB ve KE’ye Verdiği

Bilim ve Akıldışı Raporların İç Yüzü?

10 Eylül 1920 Tarihî TKP ile 1944 TKP’si arasındaki temel ayrımları bilerek / bilmeyerek fark edemeyen kimileri bu tarihi süreci birbirine karıştırmakta ve bugünkü sınırlı bilgileriyle TKP’yi topyekûn mahkum etmeye yeltenmektedir. Elbette bu “mahkum etme” çeşitli ideolojik, politik ve örgütsel niyetlerle yapılmaktadır.5

TKP henüz KE’den ihraç edilmediği dönemlerde, Dr. Şefik Hüsnü Değmer KE Genel Sekreteri Vasili Kolarov’un yardımcılığını yapıyordu. KE’nin sorumlu kadrosu olarak TC devletinin çeşitli halk hareketleri, Kızılbaş ve Kürt katliamları hakkında istenen raporlarında; yapılan katliamları “kemalizmin feodalizmi tasfiye girişimi” ve “İngiliz emperyalizminin kışkırtması” biçiminde yansıttığı görülmektedir.

Daha sonra SSCB Bilimler Akademisi ve KE yetkilileri; Kızılbaş ve Kürt katliamları ile Anadolu’daki halk hareketleri konusunda KE Genel Sekreter Yardımcısı kimliği ile Dr. Şefik Hüsnü Değmer’in verdiği raporların doğru olduğuna dair peşin bir yargının oluşmasında, O’nun bu sıfatı nedeniyle, yeterince araştırmadıklarını söylemişlerdir. Kızılbaşlar ile Kürtlerin (halk hareketlerinin) taleplerinin sınıfsal temeline ve özüne bakılması gerektiğini söyleyerek gecikmiş bir özeleştiri yaptığını da hatırlıyoruz.

Ancak Kızılbaş ve Kürt katliamları hakkında yanlış algılama günümüze kadar taşınmış ve bu yanlışlık hâlâ bazı “sol” çevrelerce rağbet görmektedir.

Tarihî TKP ve Harici Büro’nun “1973 Atılımı” ile Kurulan

“TKP” Arasındaki Temel Ayrımlar Nelerdir?

1920 Tarihî TKP ile Sovyetler Birliği’ne sığınmış Harici Büro’daki siyasî mültecilerin başını çektiği “1973 Atılımı” ile kurulan “TKP” de 1944 TKP’sindeki temel ayrımlardan farklı değildir.

“1973 Atılımı”; 12 Mart 1971 sonrası Türkiye’den kaçan, I. TİP Eminönü İlçesinde yuvalanmış “Partizan” isimli grup ve diğer TİP üyelerinin, “Emek Grubu” vb. kesimlerin Harici Büro ile kurduğu ilişkiler sayesinde ortaya çıkmıştır.

“1973 Atılımı” ile Harici Büro kendi varlığını parti olarak ilan etmiş ve TKP adını kullanmakta bir sakınca görmemiştir!

Harici Büro’yu “TKP” olarak ilan edenler; Parti ve Partileşme Sorunu gibi hayatî konularda Türkiye İşçi Sınıfının bu konuda vereceği karardan, Kongre Yöntemiyle Partileşmesinden, Leninist Parti Öğretisi’nin bu coğrafyada gerçekleşmesinden ve Komünist Kadrolarla Kongre’de hesaplaşmaktan korkmuştur.

“İçi bizi dışı eli yakan TKP”nin kadroları her şeye rağmen Türkiye’deydi. Üretim faaliyeti olan her yerde, fabrikalarda, kırda, kentte, üniversitelerde ve cezaevlerindeydi Komünistler.

İsmail Bilen ve öteki siyasî mülteci arkadaşları ile Türkiye’den giden “devrim kaçkınları” buluşmuş ve bu “hayırlı” buluşmayı kutsayıp “TKP” olarak lanse etmekte bir sakınca görmemiştir!

Bu türden siyasî bir bileşimi ideolojik süzgeçlerinden geçirenler de 1944 TKP’si gibi Leninist Parti Öğretisi’ni (LPÖ) kabaca çiğnemişti.6 LPÖ’ye göre partileşmede gözetilmesi gereken ilke, kural, yöntemlerini hiçbir zaman gözetmemiş ve Leninist parti normlarını hiçbir zaman işletmemiştir.

Bu temel yanlışlık yüzünden “1973 Atılımı” ile kurulan Harici Büro “TKP” devrimci tarih ve geleneklerimizin uzantısı bir hareket olmayı asla hak etmemiştir.

Bu “hak etmeyiş”i günümüz sosyal pratiğinde esamisi dahi okunmayan örgütsel varlığının tasfiyesinden de görmek mümkündür. Ayrıca, Harici Büro “TKP”nin tasfiyesinin nedenleri ayrıntılı tartışmaya açıktır.

Harici Büro “TKP” “1973 Atılım” ile kuruluşunu duyururken Türkiye’deki devrimci hareket bir arayış ve yöneliş içindeydi.

Açık faaliyet alanını kullanan I. TİP bile burjuvaziye ağır gelmiş ve kapatılmıştı.

TİP’in içinden ve dışından yapılan kuşatma ve tasfiyelerle işlevsel olamayışı yüzünden sosyalist hareket TİP merkezinden kaymış; devrimci hareket Dev-Genç’in cılız omuzlarına yüklenmeye çalışılmıştı.

DİSK işçi sınıfının sendikal birliğini gerçekleştirme yolunda önemli çalışmalarıyla öne çıkmıştı. 1970 - 15 / 16 Haziran Direnişi devrimci harekete ve dost-düşman herkese tutulacak Ana Halka’nın ne olduğunu sosyal pratikte göstermişti.7

İlerici gençliğin dinamizmi işçi sınıfının koruyuculuğuna bir türlü çekilememiş, “Gençliğin Yolu İşçi Sınıfının Yoludur” özdeyişimiz hiçbir işe yaramamış ve kimilerince “güzel ve süslü bir söz” derecesine indirgenmiştir!

O tarihlerde de, Tarihî TKP’mizin devrimci tarih ve gelenekleri yeniden günümüzün sınıflar mücadelesinde öne çıkan kadrolarıyla henüz buluşup yetkinleşememişti. 

Çoğu öğrenci gençlik temeline dayalı sınıf dışı örgütlenmeler, 1969 yılında başlayan ve kuruluş sırasıyla ifade edilecekse; TİİKP, THKO, THKP-C, TKP-ML olarak örgütlenmişti (Günümüzde bu türden örgütlenmelerin bölünüp ayrışarak nasıl bir “evrim” geçirdiği konusu ayrıntılı bir tartışmayı gerektirmektedir.).

Devrimci hareket dünyadaki Sovyet, Çin ve Latin-Amerika deneyimlerinden ve devrimci önderlerinden esinlendiği kadarıyla yetinmiş, ideolojik, politik ve örgütsel açılardan yetkinleşerek kendi sentezini henüz oluşturamamıştı.

12 Mart 1971 askeri faşist darbesi öğrenci gençlik temeline dayalı anılan örgütlerin eylemlerine karşı yapılmamıştı. Oysa faşist askeri darbeyle tekelci sermayenin önü açılmak isteniyordu. Tekelci sermayenin önündeki en büyük engel başını küçükburjuvazinin çektiği sınıf dışı örgütler değildi. Burjuvaziyi ürküten asıl etken; 15 / 16 Haziran Direnişi ile işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği için ayağa kalkan, hak arayan ve direnen  örgütlenmelerdi. Burjuvazi tarihsel deneyimleri ve sınıf bilinciyle Proletaryadan korkuyordu.7

12 Mart 1971 yenilgisiyle ve özellikle de cezaevlerindeki kadroların başını çektiği yeni örgütsel arayış ve yönelişlerin odağını Komünistlerin Birliği sorunsalı oluşturuyordu.8

Harici Büro ile ilişki kuran solcuların ne ilerici gençlik hareketiyle ne de işçi sınıfı hareketiyle kayda değer organik bir ilişkisi vardı. Fakat Komünistlerin Birliği için yapılan çalışmalardan haberliydiler. İsmail Bilen ve arkadaşları da bu yoldaki çalışmalardan haberliydi.

12 Mart 1971 yenilgisi sosyalizmin yenilgisi değil, çoğunlukla öğrenci gençlik temeline dayalı örgütlerin, küçükburjuvazinin yenilgisiydi.

Anılan örgütsel yapılar yerine İşçi Sınıfı Partisi, Proletarya Partisi, Komünist Partisi’nin eksikliği her grup tarafından dillendiriliyordu.

Devrimci ve Komünist birimlerin SSCB deneyimine ve Tarihî TKP’ye olan saygısı olağanüstü büyüktü. Harici Büro “TKP”si bu olguyu çeşitli çağrışım, idealizasyon ve mistifikasyonlarla sömürmeyi becermişti.

Siyasal-sosyal devrimlerin Kurmayı, Kurum ve Araç’ları hareketin içinden çıkacaktı / çıkmalıydı. Bunun işaretleri vardı.

İlerlemeci “TKP”, MDD’nin karşıtı(!) Ulusal Demokratik Devrim (UDC) gibi sözde taktiklerle oluşan o engin sosyal muhalefeti yanılgılardan yanılgılara taşıdı. Faşist askeri darbelere darbe dahi diyemedi. Bilimsel Sosyalizm-Komünizm dışı ideolojik, teorik, politik ve örgütsel bakış açısıyla başta DİSK olmak üzere, tüm sendikaları ve kitle örgütlerini “veba mikrobu”10 misali her girdiği yeri kurutmayı başardı!..

Günümüzdeki “örgütler anarşisi” virüsünü açığa vurmaya çalışmamız boşuna değildi. İşte bu virüsü ideolojik-politik-örgütsel kimlik ve kişiliklerini andığımız bu bay ve bayanlar üretmişti.

1944-1950-1960-1970’lerdeki sınıflar mücadelesi geleneklerimizden ve bu süreçlerden sonra Komünistlerin Birliği sorunsalı daha yakıcı biçimde ciddî kadroların gündemini oluşturmaya devam etmiştir.

 

Sosyalist Sol’un Birlik Arayışları ile

Günümüzdeki “TKP” ve Parti Kurma Atakları

12 Mart 1971’in hesabını veremeyenler ve başını küçükburjuva avantüryelerin çektiği çevrelerin örgüt kurma atakları hiçbir zaman eksilmedi. Birleşik, ciddî, güvenilir ve donanımlı bir İşçi Sınıfı Partisi, Proletarya Partisi, Komünist Partisi güvencesinden yoksun biçimde 12 Eylül 1980’lere gelindiğinde ise, faşizm yine Sol “Cenahımızı” güçsüz yakalamıştı.

12 Eylül 1980 faşizminin yıkıntıları arasından sağlam ve diri kalmış kadrolarla temas, yaratıcı diyalog, iletişim, istişarî toplantı gibi faaliyetler hiç eksik değildi. Kolektifimiz Çalışanları da bu türden etkinliklerin içindeydi.

Elimizdeki araçlarla, anılan-anılmayan etkinliklerimizle Parti ve Partileşme Sorunu’nu sürekli gündemde tutmaya devam ediyorduk.

Bir daha 1944, 1973 tarihlerinde olduğu gibi Tarihî TKP’miz adına yapılan vekaletsiz binbir idealizasyon ve mistifikasyonları teşhis, mümkünse tedavi, değilse tecrit ve teşhir görevimizi yerine getirirken, dışımızdaki yol ve mücadele arkadaşlarımızla Parti ve Partileşme Sorunu konusunda  “birlikte neleri yapabiliriz?” sorusuna cevaplar arıyor ve tartışıyorduk.

Senteze kavuşturulmaya aday tezlerimiz hararetle okunuyor ve tartışılıyordu. Donanımlı kadrolarca tezlerimiz ciddiye alınıyordu.

Derken araya 30 Temmuz 1989 tarihinde başlatılan “Kuruçeşme Toplantıları” girdi.11 Devrimci ve Komünist iddialı grup, çevre ve örgüt yapıları ile düzenli diyalog içindeydik. Parti ve Partileşme Sorunu konusunda samimi, ilkeli ve dürüst kalmış kadrolarla ilişkilerimiz devam ediyordu.

Sınanıp denenmiş, yanlışlığı sosyal pratikte onlarca kere açığa düşmüş örgüt ataklarını nasıl engelleriz diye kaygılanıyorduk. Örgüt atakları yerine PARTİ meselesini öne çıkarıyorduk.

“Kuruçeşme Toplantıları” Parti ve Partileşme Sorunu konusundaki ilkeli arayış ve yönelişlerin önüne konulmuş tasfiyeci bir engelden başka bir şey değildi. Komünistlerin Birliği sorunsalını göz ardı eden bu türden partileşme anlayışları küçükburjuva unsurlara daha “risksiz” gelmiş olmalı ki, Kolektifimiz ile diyalogu bulunan ve sayıları dokuza ulaşan “örgüt”ler selamı sabahı kesip kendilerini “Kuruçeşme Toplantıları” cennetine atmıştı! Bu türden bir cennete girenlerin tamamının, anılan toplantılarda ahkam kesen bilcümle avantüryenin günümüzde birer adet örgütü bulunmaktadır?!...

Evet, Kolektifimiz Çalışanları’nın başını çektiği Komünistlerin Birliği davasının gerçekleştirilmesinde bir kez daha “yalnız” kalmıştık.

Nitekim, düzenleyiciler arasında değil (asla!), “çağrılı” olarak katıldığımız “Kuruçeşme Toplantıları”nda ilk sözü alarak bu tartışmalardan sosyalist solun birliğinin çıkmayacağını, tabandaki ilkeli, dürüst, samimi ve militan insanlarımızın “birlik” özlemlerinin gerçekleşmeyeceğini “lisan-ı münasiple” ve de toplantıda devrimciler varsa, onlara karşı görevimizi yerine getirme çabası içinde olmuştuk. Aynı zamanda tarihe bir kayıt düşürerek Devrimci ve Marksist kadroları uyarmaya çalışmıştık.9

“Kuruçeşme Toplantıları”nda “Sosyalist Sol’un Birliği” meselesi kurutuldu. Küçükburjuvazi boyundan büyük işlere soyunmuştu. Entelektüalizme kaymış, küçükburjuva kariyerizmine bulaşmış, hizipçi, huysuz, geçimsiz “aydın”ların, daha tam olarak söylenecekse, bilcümle yalancı pehlivanların entrikacı yöntemleriyle insanlarımızın “birlik” özlemleri kursaklarında bırakılmıştı.

Anılan bilcümle yalancı pehlivanların kispeti er meydanında bir kez daha delinip yırtılmıştı.

Başını üniversite okumuş yarım-aydınların çektiği bu “dipsiz kuyu boş ambar” tartışmalarından günümüzdeki tasfiyeci, yeni-sol, özgürlükçü sol, postmodern sol, reformist, sosyalreformist, şoven ve sosyalşoven örgütler türetilecekti!?…

Tarihî TKP’nin isim prestiji kimi dar grupların sıfırı tüketmesi sonrası iştahını kabartıyordu; “alan kapatma” mantığı ile bazı çevreler bu ismi yasal alanda almaya yelteniyordu. Tabii en entrikacı olanı öne çıkarak “TKP” olmayı başarmıştı?!.

“Gelenek Grubu” önceleri “sosyalist birlik” gibi isimlerle siyasete soyunup “şansını” denedikten sonra SİP adını kullanmaya başlamış, daha sonra ideolojik, politik tükenişini “TKP” adını çalarak kurtarmayı denemiştir. SİP “TKP”’nin, “1973 Atılımı” ile kirletilmek istenen Tarihî TKP’nin devrimci tarih ve geleneklerini sömüren avantüryelerin bıraktığı boşluğa “alan kapatma” yöntemiyle yerleşmeyi uygun bulduğu görülmüştür!?..

Devrimci yasallık ve sosyal meşruiyetini burjuvaziye dilekçe vererek onaylatan tekapelere yarın yenilerinin ekleneceğinden şüphemiz yoktur!..

Devrimci ve Marksist iddialı grupların parti kurma atakları günümüzde de bir türlü sonlandırılamamış ve tüm hızıyla devam ettirilmiştir!?...

Sol “Cenahımızda” 150 yıllık sosyalizm tarihinden çok yönlü derslerle sonuçlar çıkaran, geleceği kazanma yolunda bir örgütlenme henüz gerçekleşememiştir.

Dilekçe verip kurulan siyasi parti sayısı 61, sol tandanslı legal örgüt sayısı ise 30’u aşmıştır!?...

Bir yandan sosyal muhalefet dinamiklerine kurmaylık edecek PARTİ arayışları devam ediyor, diğer yandan örgüt kurup parti çağrışımında bulunan ataklar da giderek çoğalıyor.

“Sol”, “Komünizm”, “Bolşevizm”, “Demokrat”, “Halk”, “Özgürlük”, “Birlik”, “Devrim”, “Platform”, “Ezilen” ve “Cephe” adlarını kullanmakta ısrarlı kesimler hızla politika yapmaya soyunuyor!..

Burjuva ve küçükburjuva “sol” akımların mevcut sağlı “sol”lu burjuva siyasî partilerine yenilerini katmanın kavgasını verdiği görülüyor!12

Sosyal muhalefet dinamiklerinin en anlamlısı: İşçi Sınıfı Hareketi, Sosyalist Hareket, Emekçi Kadın Hareketi, İlerici Gençlik Hareketi, Kızılbaş-Alevi Hareketi13, Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi ve Yoksul Köylülük, vb. hareketleri tutarlı-amaçlı-somut bir iktidar mücadelesinde sevk ve idare edebilecek bir PARTİ’nin eksikliği hissediliyor. Siyasî tablodaki bu boşluk nasıl doldurulacak? Asıl mesele budur.

 

Dipnot Açıklamaları:

1          Dergi: SORUN BİRLİKTE SOSYALİST DERGİ ile SORUN Polemik Dergisi’nde konuyu işleyen yazılarımız;

            Kitap: Sorun Broşür Dizisi’nin tüm kitapları, Sorun Yayınları arasında yayımlanan: İşçi Sınıfı Sendikalar ve 15 / 16 Haziran, İlerici Yayımcılığımızın Sorumluluğu, Partileşme Sorunu C: I., II., III., Oportünizm Yargılanıyor, 12 Mart 1971’den Portreler C: I., II., III.

            Gazete: YENİDEN ÜRETİM, Sayı: 1-2-3.

2          SİP “TKP” Kolektifimiz’in bu konudaki ilkesel duruşundan son derece rahatsız olmalı ki, iki meçhul adamını Büro’muza göndermeye kalkmış, “Partimizin emridir: Neşriyatınızı durdurun!” tebligatını iletmeye dahi cüret etmiştir ( Ayrıntılı bilgi için bakınız: SORUN Polemik Dergisi, Sayı: 4, Güz 2002, s. 146-149, “DEVRİMCİ VE MARKSİST SOL KADROLARA AÇIKLAMA” başlıklı yazı.). Tebligatçılar dersini de almıştır. Siptekapesi tarafından Büro’muza gönderilen bu siptekapeli zatlardan biri Ürün, diğeri Kızılbayrak dergisi çevresine geçmiş, bu dergi çevreleri de bu insanların “vukuatını” sorgulama ihtiyacını dahi duymamıştır!?

            Görülüyor ki; Kolektifimiz dışındaki tüm “sol” siyasî akımlar bu örgütü

-keyif bağışlarcasına- TKP diye adlandırmakta ve parti muamelesi yapmaktadır.

            SİP “TKP”nin Tarihî TKP’mizle ideolojik, politik, örgütsel hiçbir bağı, bağlantısı yoktur. “Örgütleme becerisi” gösterdikleri küçükburjuva avantürye takımını bin bir idealizasyon ve mistifikasyona başvurup Kolektifimiz’e karşı kışkırtmaktadır. Her kitap fuarı etkinliklerimizde ve de standımızda üyelerini çeşitli yönlendirmelerle gönderip: “TKP biziz, siz kimsiniz?” Bu kitap, dergi, gazete çalışmalarının ardında hangi örgüt var? türünden provokatif sataşmalarda bulunmaktadırlar.

            Her açıdan iğfal edilmiş bu genç insanlar siyasî seçimlerinden ötürü pek işkilli olduklarından hakikî komünistlerle tanıştıkça bu türden sorularla “merak”larını tatmin etmeye çalışıyorlar.

            Tarihî TKP’mizin ismini çalmakla yetinmemiş olmalılar ki, Sanat Cephesi -Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergi’mizin, İŞÇİ BİRLİĞİ -İŞÇİ-KİTLE GAZETE’mizin de ismini çalmaktan geri durmadıklarını görüyoruz.

            Doğal karşılıyoruz. Her “sol” akım ideolojik-politik-örgütsel konumuna uygun olanı yapıyor.

            TKP adına(!) burjuva resmî tarih anlayışına ve resmî ideolojiye angaje olan siptekapesi şoven ve sosyalşoven çizgisiyle âdeta köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaktadır.

3          Ayrıntılı Bilgi İçin Bakınız: 10 Eylül 1920 TKP Günümüzde Komünist Hareket’in Sorunları Forumu, Sorun Yayınları, Mayıs 2007.

4          Ayrıntılı Bilgi İçin Bakınız: Lenin ve Komünist Enternasyonal, Cevdet Alsan, Sorun Yayınları, Kasım 1977 (Bu Kitabımız da daha matbaada iken el konularak toplatılmış, TCK’nın 141., 142. Maddelerine göre yazarı ve Sorun Yayınları Sahibi ve Yönetmeni Sırrı Öztürk hakkında dava açılmıştır.).

5          Son aylarda yapılan TV programlarında, özellikle YOL ve DEM TV’de yapılan Dersim 37-38 konulu programlarda ve çeşitli “sol” basında bunun çeşitli örneklerine rastlanmaktadır. SORUN Polemik Dergi’mizin 38. Sayısında,  s. 52-59’da, Kazım Gündoğdu ile yapılan “Kürt Ulusal Hareketi ve Sol ‘Cenahımızın’ Politikasızlığı” başlıklı röportajda da Tarihî TKP ile diğerleri arasındaki idolojik, politik, örgütsel farklılıklar hesaba katılmadan benzeri yanılgılı değerlendirmeler yapıldığı görülmüştür.

6          Ayrıntılı Bilgi İçin Bakınız: Leninist Parti Öğretisi, Cevdet Alsan, Sorun Yayınları, Kasım 1979 (Bu Kitabımız da daha matbaada iken el konularak toplatılmış, TCK’nın 141. ve 142. Maddelerine göre yazarı tutuklanmış, Sorun Yayınları Sahibi ve Yönetmeni Sırrı Öztürk yargılanmış, Kitabın yazarı 6. 5 yıl hapis cezası almıştır.). Leninist Parti Öğretisi kitabımızı Harici Büro’nun kendi konumunu “TKP” olarak ilan etmesiyle örgütlenenleri uyarmak, Bilimsel Sosyalizm-Komünizm ile tanışmalarına yardımcı olmak, devrimci tarih ve geleneklerimizi hatırlatmak, Marksist-Leninist Parti’nin temel ilkelerini ve nasıl oluşturulmasını öğretmek amacıyla yayımlanmasını uygun bulmuştuk.

7          Ayrıntılı bilgi için bakınız: Sırrı Öztürk, İŞÇİ SINIFI SENDİKALAR VE 15 / 16 HAZİRAN -Olaylar-Nedenleri-Davalar-Belgeler-Anılar-Yorumlar- 1. Baskı: Ekim 1976, 2. Baskı: Şubat 2001, Sorun Yayınları.

8          Ayrıntılı Bilgi İçin Bakınız: Sırrı Öztürk, 12 Mart 1971’den Portreler C: I., II., III., Sorun Yayınları, 1993-1999 (Bu kitaplarımız da, o tarihlerde cezaevlerindeki parti arayış ve yönelişleri ile Komünistlerin Birliği ekseninde yapılan çalışmaların en somut örneği, İstanbul-Kartal-Maltepe’deki 2. Zırhlı Tugay Askeri Cezaevi’nin delinerek gerçekleştirilen kaçma olayıdır. THKO militanlarının hazırladığı ve başını çektiği ve de o dönem cezaevinde bulunan Devrimci ve Komünistlerin birlikte planlayıp gerçekleştirdiği bu kaçma eylemine sonradan cezaevine bir plan dahilinde getirilen THKP-C sanıkları da dâhil edilmiştir. Basına ve kamuoyuna yansıtılan bu kaçma eylemine ikisi THKO, üçü THKP-C’ye mensup beş devrimcinin kaçırılması (Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Ziya Yılmaz) uygun görülmüş ve dost-düşman herkese somut ve anlamlı bir birlik mesajı verilmiştir. Küçükburjuva unsurlar bu mesajın gereklerini yerine getirmek bir yana “örgütler anarşisi” hastalığının yaygınlaştırılmasını tahrik etmiş ve de günümüzdeki “sol parselasyon”un oluşmasına en büyük katkıyı getirmiştir!

9          Ayrıntılı Bilgi İçin Bakınız: 1.) Hangi ‘Birlik?’ Partileşme Mücadelesinin Neresindeyiz- KOMÜNİSTLERİN BİRLİĞİ, 2.) ‘İlerici’-‘Gerici’ Kavgasında Hangi ‘Restorasyon?’ Hangi ‘KOMÜNİST PARTİ’ Sorun Yayınları-Sorun Broşür Dizisi: 9 ve 8.

10        Veba mikrobu tarihte bir dönem kütlesel ölümlere neden olmuştur. Burada kullandığımız “veba mikrobu” tanımını, kendiliğinden, ikameci ve vahiy geleneği ile “TKP” adını kullanan küçükburjuva avantüryeyi anladığı dilde açığa vurmak için kullanıyoruz. Sıkça da kullandığımız “veba mikrobu” benzetmesi kimilerince küfür niyetine algılanarak çeşitli spekülasyonlara neden olmaktadır. Harici Büro “TKP”nin işçi sınıfı hareketine, sosyalist harekete ve öteki sosyal muhalefet dinamiklerine verdiği çok yönlü zararları bugün büyük acı ve kayıplarla hatırlıyor ve de hatırlatmakta yarar görüyoruz.

            Sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimizin tartışıldığı, yeni arayışların gündemden düşmediği günümüz şartlarında Tarihî TKP geleneklerimizi çarpıtan ideolojik-teorik-politik ve örgütsel bilcümle saçmalıkları anladığı dilde açığa vurmak gerekmektedir.

11 “Kuruçeşme Toplantıları”nda ilk sözü aldık ve Kolektifimiz adına yaptığımız “BİRLİK VE PARTİ-TARİH BİZE HANGİ GÖREVİ YÜKLÜYOR?” başlıklı konuşma ile görevimizi yerine getirmeye çalıştık  (SORUN BSD, Sayı: 11-12, s.13-17, Eylül 1989). Daha sonra ise, bu türden toplantıların bir değerlendirmesini yaparak tarihe bir kayıt daha düşürülmesini ve birlik konusunu işlemeyi ihmal etmedik: “NASIL YAPILMALIYDI, NASIL YAPTILAR? ‘BİRLİK’ TARTIŞMASINDAN NOTLAR…” (SORUN BSD, Sayı: 11-12, s. 35-41, Eylül 1989).

12 Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının katledildiği günün seneyi devriyesinde, 28 Ocak 2010 gününde kuruluş dilekçesini vermeyi planladıklarını duyuruyor!? Kimse de çıkıp; “Hangi haklı gerekçeyle?” diye sorgulamıyor… Örgütsel mücadeleye gözünü açtıklarında sıkça “M-L” telaffuz edenlerin bugünlerde “ESP” söyleminde karar kıldıklarını görüyoruz.

            Hatırlatmakta yarar var: 1970 - 15 / 16 Haziran Direnişi’nin çağrışımıyla 1976 tarihinde Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP)’nin kuruluş dilekçesini İçişleri bakanlığına vermek üzere Oya Baydar ve Burhan Şahin ile birlikte yine bir 15 / 16 Haziran gününü seçmişti?!

            Oya Baydar, ayağının tozuyla ve de bu kez yeni şerikleriyle Yeni Sol Parti kurmak için başrollerde oynadığını görüyoruz?!

            “Toplumsal hafıza” üzerine fanteziler düzenler sınıfsal sorgulama gündeme geldiğinde ne hikmetse suskunluğu tercih etmektedir!...

            Böylelerine; “Boş mezar görseler hemen girecekler!...” Dersim özdeyişini tekrarlayarak cevap vermeyi daha uygun buluyoruz.

13 Çeşitli, çok yönlü etkinliklerimizde, bazı telif çalışmalarımızda, SORUN Polemik Dergi’mizde sıkça Kızılbaş-Alevi konusunu işliyoruz. Kızılbaş-Dersim üzerine de özgün çalışmalar yapıyoruz. Dışımızda çeşitli alan çalışması yapan arkadaşların çabalarına destek oluyoruz. Marksist Sol’un bu mesel

SORUN Polemik
E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.