Etkinliklerimizde Karşılaştığımız Sataşma-Yüzleşme-Tartışma “Kültürü” Üzerine -1

Sorun Polemik

SORUN Polemik Dergi’mizin üretilmesiyle sol “cenahımızda” ve dışımızdaki ilgi ve tartışmalar da yoğunlaştı.

Kullandığımız sosyalist literatür ile senteze kavuşmaya aday tezlerimizi de eleştirel katkıya değer bulan ve de kullanmaya başlayanlar çoğaldı. Seviniyoruz. Umutlanıyoruz. Sataşma-yüzleşme-tartışma (polemik) “kültürü” eksiklerimizin bu düzeyde geri oluşuna da kızmıyor, “doğal” karşılıyoruz. Birilerinin ezberlerini bozduğumuz için bu olgulara da seviniyoruz.

SORUN Polemik Dergi’mizin izlediği çizginin giderek netleştiği bir süreçte yapmamız gereken daha çok işimizin olduğunun bilincindeyiz. Dergi’miz;açık faaliyet alanında ideolojik-politik-örgütsel duruşumuzun nasıl olması gerektiği konusunu dost-düşman herkesin önünde sergilemiş ve belgelemiştir.

Dergi; öz, biçim, içerik, literatür ve nitelik olarak mevcut sol yayın organlarının hiç birine benzemiyor. “Dar grup tapınımı” yörüngesindeki “sol” yayın organlarından çok farklı bir yerde durmayı bilinçli bir seçimle öne çıkarıyor. Tarihsel-sosyal-kültürel-sanatsal olarak da henüz yeterince anlaşılamamış farklı bir bakış açısını yansıtıyor. Farklı tarihsel, sosyoekonomik ve kültürel ülke deneyimlerini taklit, kopya ve eklektik biçimlerde tekrarlayan “sol” grup, çevre ve örgüt yapılarının “vukuatını” (hepimizin vukuatını) Marksist bakış açısından eleştiriyor ve nasıl yapılması gerektiğini meşrebince bilince çıkarıyor. Yerel, ulusal, sosyal ve enternasyonal diyalektik birliğin gerçekleşebilmesi için kendi, özgün -yerli- sentezimizin üretilmesinin gereğini savunuyor ve bilince taşıyor. Tarihsel-sosyal olay, olgu, süreç ve verilere bağımsız sınıf tavrıyla bakıyor ve tahlil ediyor. ‘Somut şartların somut tahlili’ yöntemiyle durum değerlendirmesi yapılmasını öne çıkarıyor. İşçi sınıfı ve emekçi halklarımızın sosyal / enternasyonal kurtuluşu mücadelesinde tutulacak Ana Halka’nın ne olduğunu ve hangi manaya geldiğini bilince taşıyor. Sosyal meşruiyeti ve devrimci yasallığı bir daha ve bu düzeyde sömürülmeyenParti, Partileşme Sorunu, Komünistlerin Birliği ve benzeri hayatî ve can alıcı sorun ve konularda V. İ. Lenin ile Mustafa Suphi Yoldaşların yöntemlerini yeniden hayata geçirmenin kavgasını veriyor. ‘Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretimi’ yöntemini savunuyor. Siyasal-sosyal devrim, devlet, demokrasi, iktidar, emperyalist-kapitalizm, tekelci sermaye, faşizm, barış vb. konularda burjuva ve küçükburjuva “sol” yapılardan farklı düşünüyor, vb., vb…

Dergi’mizin düzenli üretimi, sürekliliğini koruyuşu, inat, ısrar ve özverilerle iddiasının arkasında duruşu doğal olarak çeşitli dost ve düşmanlıkların oluşmasını da tetikleyecekti. Tetikledi de…

Nihai amacı-hedefi (sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız, özgür ve eşitlikçi bir dünya ideali) bir ve aynı olan Devrimciler, Komünistler süreç içinde Dergi’mizdeki doğal yerlerini aldılar. Sömürülmeye çalışılsa da dışımızdaki yol arkadaşlarımızın yazılarına da yer verilmesini -bu yöntemi- bilinçle seçmiştik. Sonuçlarına da katlanıyoruz. Asla da yakınmıyoruz. Yayın Kurulu disiplini dışındaki insanlarımızın imzalarının Dergi’de yer alışının hangi manaya geldiğini eloğulları anladı; fakat “dar grup tapımı” işleyişinden henüz daha kurtulamayan kimi “sol” yapılar bir türlü kavrayamadı, duruşumuzun inceliğini…

SORUN Polemik Dergi’mizin ideolojik-politik alanda tuttuğu hat ile yetinemezdik; duruşumuzu öteki etkinliklerimizle geliştirmeliydik; düzenlediğimiz ya da çağrılı olduğumuz panel-söyleşi vb. etkinliklerimizle senteze kavuşmaya aday tezlerimizi kitlelerin önünde panel, söyleşi, forum, konferans, iştişarî toplantı ve benzeri aranan diyaloglarda tartışmalıyız. Tarihselden güncele Devrimci ve Marksist Kadroların sorunlarını gündeme getirmek; sorgulamak, kitlelerle yüzleşmek, anlaşılmak, tartışmak, dışımızdaki kadroların eleştirilerini almak, onlara uygun-ikna edici cevaplar vermek; Marksist eleştiri-özeleştiri mekanizmalarını işletmek, ilişki kurmak, yaratıcı diyalogların önünü açmak; yeni bir sosyalist kültürümüzün geliştirilmesine katkı getirmek…vb.  durumundayız.

Siyasî Birlik’ten söz edenlerin yapması gereken etkinliklerden biri de panel-söyleşi vb. etkinlikleri düzenlemek ya da katılmak. Bu etkinlikleri düzenlerken özen gösterdiğimiz biricik incelik “panelistlerle-panelkolikler”in girdiği açmazlara düşmemek disiplinidir.

Etkinliklerimize duyulan ilgi ve katılımın giderek yoğunlanışının sebepleri var. Sol “cenahımızdan” çok farklı ve yeni bir şeyler söylüyoruz. Etkinlikleri izleyen insanlarımız da mevcutların dışında gündeme taşınan bu “farklı sese” kulak kabartıyor. “Örgütler anarşisi” hastalığımız nasıl yıkılır? Komünistlerin Birliği nasıl gerçekleşebilir? Öğrenci gençliğin başını çektiği örgütlenmeler yerine üretimden ve sokaktan gelen Proletarya Devrimcilerinin gündemleştirdiği  İşçi Sınıfı Partisi (İSP) ya da Komünist Partisi (KP) nasıl oluşturulacak?

Etkinliklerimizde bu türden konulara ilişkin pek çok soru, sorun, sataşma, tartışma ve provokatif saldırılara uygun cevaplar-karşılıklar veriliyor.

Sırrı Öztürk’ün katıldığı etkinliklerdeki bu türden soruların bir bölümünü cevaplarıyla birlikte okurlarımızla da paylaşmak istiyoruz:

SoruKomünistlerin Birliğini nasıl gerçekleştireceksiniz? Örgütlere çağrı mı yapacaksınız? Hangi yapıları komünist olarak kendinize daha yakın görüyorsunuz? İttifaklar politikanızı anlatır mısınız?

Cevap: Sık sık tekrarlıyoruz: “Komünistlerin Birliği bizatihi Komünistlerin Komünist olması demektir.”Siyasî Birlikprojesi olmayan örgüt / partileri hayat ve mücadele büyük oranda açığa vurmuştur. “Tutarlı-somut-amaçlı bir demokrasi mücadelesi” ile “tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar (Siyasal-Sosyal Devrim) mücadelesini” atbaşı götürmekten yana olan Devrimci ve Marksist Kadroların kolektif, gönüllü, iradî çabalarıyla sağlanacaktır. Komünistlerin Birliği sorunsalı tek başına Kolektifimiz’in çabasıyla değil.

Komünistlerin Birliği’nin gerçekleşmesi için tek başına yapılan çağrılar işlevsel olamaz. Grup, çevre, örgütlerin ifade ettiği Devrimci, Sosyalist, Komünist, hatta Bolşeviklik iddiası lafza indirgenemez. Devrimci, Komünist ve Kadro olup olmadığımızı sosyal pratikte yaptığımız etkinlikler belirler. İşçi sınıfını fabrika ve işyeri temelindeki birimler halinde örgütleyemeyenler kendiliğinden, ikâmeci, bürokratik yöntemlerle örgütlenmiştir. “Vahiy” geleneği ile TKP isim ve sıfatlarını keyfe-keder kullananlar da var. Mesele kendiliğinden örgüt kurup parti çağrışımı yapmak değildir. Bağımsız sınıf tavrı temelindeki devrimci hareketi merkezi disiplinli bir otoriteye kavuşturmaktır. Kolektifimiz II. TTKK yöntemini bilince taşımaktadır. Kongre-Kurultay yöntemi ile oluşturulmayan kitle örgütlerine nasıl ve niçin çağrı yapılacaktır? Onlar sadece “benim” diyor. Kimileri de “seçim-geçim-çatı-platform-girişim vb.” avantürye arayışları içinde çırpınıyor. Böylelerinin programını hayat ve mücadele reddediyor. Biz onlarla yarışmıyoruz. Bu türden çabaları ciddiye de almıyoruz. Komünistlerin PARTİ arayış ve yönelişleriyle ulusalcı, liberal “solcu”, yeni-solcu, özgürlükçü, postmodern, tasfiyeci, reformist, sosyalreformist, şoven, sosyalşoven “sol” akımların örgüt arayışları birbirinden çok farklıdır.

Mücadelenin tüm biçimlerini uygulamaya aday olan Devrimci ve Komünist Kadrolara, tüm şartlarının olgunlaştığı ve gerektiği zamanda, elbette kolektif çağrılar yapılabilir. “Bizim” diyemeyenlere, kolektif aklı, bilinci ve eylemi örgütlemekten yana olmayanlara, tekelci militarist polis devletine, kapitalist üretim, mülkiyet, paylaşım ilişkilerini dönüştürmekten yana olmayanlara, birleşik, güvenilir, ciddî ve donanımlı bir PARTİ’nin oluşturulmasından yana olmayanlara niçin çağrı yapacağız?

Nihai amacı-hedefi bir ve aynı olan, bu yolda samimi, dürüst, ilkeli ve militan olan tüm Devrimci ve Marksist Kadroları (şu an farklı tarihsel-sosyal-kültürel formasyonlarda durmayı tercih etmiş olsalar da), ayrım gözetmeden kendimize yakın ve Yoldaş olarak görüyoruz. Onlarla yan yana durmayı, deneyim aktarımında bulunmayı, birlikte yürümeyi uygun görüyoruz. Hayat ve mücadele de bunu öğretiyor. Kolektifimiz’in arkasında durduğu II. TTKK davamızın amacına ulaşarak saflığını koruması ilkeselliğimizden de ödün vermeyiz.

İSP’nin oluşturulması şartına bağlı olarak, devrimci esneklikler gözetilerek, nihai amaca-hedefe giden yolu sulandırmadan İSP’nin dışındaki birey, grup, çevre ve örgütlerle geçici, şarta bağlı ittifak, iş ve güç birlikleri elbette yapılacaktır. Mevcut “sol” örgütler ancak İSP’nin üstleneceği-gerçekleştirebileceği ittifaklar politikasını ilkeli ve dürüstçe ne tartışabiliyor, ne de gerçekleştirebiliyor.

SoruÜrettiği kitap, dergi ve kitlesel faaliyetlerinin içerik ve nitelikleriyle Sorun Yayınları Kolektifi’nin arkasında mutlaka bir örgütlü güç vardır, diye düşünüyorum. Çünkü yayın faaliyetinizde Sol’un ihtiyaç duyduğu ideolojik-politik-örgütsel konulara ağırlık veren, telif çalışmaları öne çıkaran bir siyasî çizgi izliyorsunuz. Örgüt müsünüz? Örgüt değilseniz niçin siz de diğer sol akımlar gibi parti kurmuyorsunuz? Ya da mevcutların birine niçin katılmıyorsunuz? 34 yıllık bir yayın faaliyeti neden örgütlü bir kurumsallaşmaya giremiyor? Partili mücadele içinde değilseniz iddialarınız havada kalmaz mı?

Cevap: Günümüzdeki Devrimciler, Sosyalistler, Komünistler, herkes ve hepimiz Sosyalizmin yüz elli yıllık tarihinin, sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimizin uzantısındaki ürünleriyiz. Yaşadığımız coğrafyadaki yüz yıllık sınıflar mücadelesinin günümüzdeki kadrolarıyız. 10 Eylül 1920’de Kızıl Ordusu ile birlikte oluşturulan Tarihî TKP ile yüz yıllık sınıflar mücadelesi geleneğimiz örgütlenmiş-partileşmiştir. “Soy ağacımız” buraya dayanıyor. Bu gelenek, sürekliliğini günümüze kadar taşıyamamıştır. İçinden dışından likidasyonlara uğratılmıştır. Tarihî TKP’nin arkasında Komünist Enternasyonal ve V. İ. Lenin Yoldaş’ın önderliğinde Bolşevik Parti gelenek ve birikimleri vardır. Tarihî TKP’yi diğerlerinden ayıran niteliği; temel ilkelerde anlaşmış, tek bir komünisti dahi dışarıda bırakmayan Devrimci ve Marksist partileşme yöntemidir. Kongre-Kurultay yöntemiyle partileşmesidir. Mustafa Suphilerin devrimci programı, tüzüğü, strateji ve taktikleri, tahlilleri günümüzde de büyük oranda doğruluğunu korumaktadır.

Bizi-hepimizi vareden bu devrimci geleneğe bağlı ve saygılı kadrolar olarak, ayrıca bu geleneğe ek olarak 15/16 Haziran Direnişi’nin tarihsel deneyim ve katkısını, devrimci ruhunu taşıyoruz. Günümüzdeki devrimci hareketin yeni nitelikler kazanmasını arzuluyor ve bunun için gerekli yayın ve benzeri araçların kullanılmasını uygun buluyoruz. Bu türden faaliyetleri yapmanın adı ne ise bizlerin adı da odur.

Mevcut siyasî tabloda burjuvazinin de sosyalistlerin de hakikî kadroları-aktörleri henüz tümüyle yerini almamıştır. Sistemin çok yönlü krizi ve çürümüşlüğü de bunu kanıtlıyor. Sistemin çürümüşlüğünü açığa vurup politikada “bende varım” diyen bir İSP var mıdır?

Sosyal muhalefet dinamiklerini tutarlı bir iktidar projesiyle seferber edecek, işçi sınıfı ve emekçilerin taleplerini gündemleştirip burjuvaziyle hesaplaşacak bir PARTİ yoktur. Örgütler vardır. Örgüt başkaParti başkadır.

Bu düşüncelerin ışığında PARTİ’mizi arıyoruz. Bu gerekçelerimizle de mevcutların içinde ve yanında onlara benzeyen bir yenisinin kurulmasını sosyalizme katkı olarak görmüyoruz. Kurma fiilini çekenlerden değiliz. “İnşa etmek, oluşturmak, yeniden üretmek” gibi Devrimci ve Marksist bir literatür kullanmayı daha uygun ve doğru buluyoruz. Çok yönlü etkinliklerimizle ve şu aşamada kadro ve kadro adaylarına hitap ediyoruz, bu türden bir partileşmenin nasıl olması gerektiğini bilince çıkarıyoruz.

Mevcutlara benzeyen bir örgütü biz de kurmuş olsaydık; veya işlevselliğini kaybetmiş mevcut “sol” örgütlerden birine girmiş olsaydık; şimdi hayat ve mücadelenin de büyük ölçüde doğruladığı eleştirel katkıya açık ve muhtaç haliyle bu tezlerimizi sizlere anlatmaya yüzümüz olmazdı.

Marksizm-Leninizm ilkeleriyle açıklayacaksak: Manifesto’nun; “Parti varken parti kurulmaz” öngörüsüne-disiplinine günümüze kadar bağlı kalışımız sebepsiz değildir. Tarihî TKP’nin işaretiyle açık mücadele alanına çıkan I. TİP’e girişimiz de bu disiplinin bir gereğidir. I. TİP’in Devrimci ve Komünist Kadroları hazmedemeyişi ve ihraç etmesiyle de TİP’e karşı da benzeri bir parti kurmadık. Bu süreçten çıkardığımız ders ve sonuçlarla günümüzdeki hareketi tarihimizle bağlamanın mücadelesi içinde olduk. Aynı zamanda devrimci olan birey, grup, çevre ve örgütlere asla zarar vermedik. Sözün özü: Devrimci hizayı asla bozmadık. Devrimcilerin yeni nitelikler kazanmasına yardımcı olduk. Birlik ve dayanışma ilkeselliğinden hareketle İşçi Birliği türünden bir kurumsallaşmayla örgütsel varlığımızı sürdürmeyi uygun bulduk.

15/16 Haziran Direnişi sürecinden, kendi payımıza PARTİ dersini çıkardık.

Günümüz başka bir gündür. Komünistlerin Birliği sorunsalını ideolojik-politik-örgütsel süzgeçlerinden geçirmiş kadrolar da bizim gibi düşünmektedir. Bu konuda da yalnız değiliz.

Kolektifimiz mevcutlara benzeyen bir örgüt veya parti işleyişi içinde değildir. Fakat asla şekilsiz de değildir. Yayın Kurulu disipliniyle hareket etmektedir. İçeride ve dışarıda mutlaka hesaba katılması gereken, telif çalışmaları ve senteze kavuşturulmaya aday tezleriyle Devrimci ve Marksist bir Yayın Kolektifi’dir.

Eksikliğini hissettiğimiz PARTİ’nin oluşturulmasının, sosyal pratikte görevini üstlenmesinin, Komünist Kadrolar arasında yaratıcı diyalog ve ilişkilerin alt yapısının-ikliminin oluşturulmasının mücadelesini veriyoruz. Dost-düşman herkes bizleri bu niteliklerimizle tanıyor ve algılıyor. Özetlediğimiz bu türden işleri yapmanın adı neyse bizim adımız da odur.

Komünistlerin Birliği konusunda dışımızdaki kadrolara bir dayatmamız ya da program önerimiz yoktur. Yapmaya çalıştıklarımız şu aşamada basit ve sıradan temrinlerdir; birer “hazırlık” ve “geçiş” çalışmalarıdır.

Birileri Kolektifimizi de mevcut “sol” örgütlerin girdiği bir açmaza sokmaya çalışmasının hangi manaya geldiğini biliyoruz. Çeşitli sataşmaların, provokatif soruların kaynağı “dar grup tapınımı” ilkesizliğine girenlerin perişanlığından ileri geliyor. Sizlerle paylaşmaya çalıştığımız gerekçelerimizle, asıl gündemimizin gerçekleşebilmesi için çekilmek istendiğimiz bu alana asla girmeyeceğiz.

Soru yönelten arkadaşlarımız gibi, bir gün bu coğrafyada Marksizmin öğrenilip hazmedilmesi ve pratikte yeniden üretilmesi kavranılıp yorumlandığında Kolektifimiz’in ideolojik-politik-örgütsel duruşu daha net ölçülerde anlaşılacaktır. Bu şarta bağlı olarak; mevcut “sol” örgütlere benzeyen bir yenisini katmadığımız için Kolektifimize teşekkür bile edeceksiniz.

Politika PARTİ aracıyla yapılır. Bunun bilincinde olduğumuz için hâkim gerici sınıflarla tarih ve insanlık önünde boy ölçüşecek Kurum ve Araç’larımızın geliştirilip güçlenmesine çalışıyoruz. Devlet tekelci kapitalizminin kriz dönemlerinde “rahatlıkla” uygulayageldiği baskı ve terör karşısında “kazandığımız mevzilerimizi ve bir daha yeri doldurulması güç kadrolarımızı nasıl koruyabiliriz?” düşüncesinin kaygısını taşıyoruz. Hareketimizi bir basamak daha ileri sıçratacak ve kapitalizmi aşacak bir hareketi oluşturmanın bazı imkân ve fırsatları oluşmaktadır. Özetlemeye çalıştığımız görev ve sorumlulukları üstlenecek PARTİ bilincini, her şeye rağmen bilince taşıyoruz. Başka bir umarımız-güvencemiz yoktur. Bu amaçla uzun erimli, çok çetin ve zor bir mücadeleyi önümüze devrimci bir iş olarak koymayı daha uygun buluyoruz.

Bir yandan kapitalizmin, diğer yandan Sol “cenahımızın” birlikte tahrip ettiği yıkıntılar arasından sağlam ve diri kalan bizim insanlarımıza hitap ediyoruz. Sisteminkinin yanı başında burjuva ve küçükburjuva “sol” akımların Kolektifimizi “sinsi kuşatma” yöntemleriyle boğuma getirmek istemesi de boşuna değildir.

34 yıllık kolektif-bilinçli emekler günümüzde filizlenmeye başlıyor ve meyvelerini veriyorsa tarihsel iyimserliğimizi daha da koruyacağız demektir. Önümüze iş olarak koyduğumuz Komünistlerin Birliği davasını kolektif biçimde başaracağız. Hayat ve mücadele bu görevi yerine getirecek kadroları üretmektedir çünkü.

Soru1970-15/16 Haziran Direnişi’nin kadroları olarak hem burjuvaziye hem de küçükburjuva “sol” akımlara tutulacak Ana Halka konusunda öğretici bir ders verdiniz. Proletarya Devrimcileri bu tarihsel momentte işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinin hangi manaya geldiğini göstermiştir. 15/16 Haziran Direnişi’nin doğal bir uzantısı olarak, aynı zamanda bu hareketi tabanda örgütleyen, hedefine taşıyan, yapılan duruşmalarda sosyalizmi ve hareketin tarihsel-sosyal haklılığını savunan kadrolar olarak bu hareketi neden tutarlı bir partileşme sürecine taşıyamadınız? Niçin TKP’yi yeniden örgütleyemediniz? Sizin ‘Harici Büro’ olarak adlandırdığınız ve İsmail Bilen’in başını çektiği “1973 TKP Atılımı”na neden katılmadınız? TKP’nin 1962 toplantısına katıldınız mı?

Cevap: 15/16 Haziran Direnişi’ni gerçekleştiren sınıf ve tarih bilinçli kadroların, yani işyerlerinden-fabrikalardan atılan 5.000 militanın üretimle bağı kesilmişti. Bu tasfiyeyi MİT+TUSİAD+Sendika Bürokrasisi bilinçli olarak birlikte ve uzlaşarak gerçekleştirdi. DİSK üst yönetimi neden beraat ettirildi? Hareketi omuzlayan kadrolar neden mahkûm edilip üretimle ilişkileri kesildi?

15/16 Haziran’ın kadroları burjuva ve küçükburjuva “sol” akımlara tarihsel bir sınıf dersi verdi. Tutulacak Ana Halka’yı gösterdi. Yanı sıra burjuvaziye de “politikada ben de varım” mesajını verdi.

Türkiye küçükburjuvalar ülkesidir. Küçükburjuva “sol” akımlar burjuva resmî tarih anlayışı ile burjuva resmî ideolojisinden henüz koparılamamıştı. Sovyet, Çin devrimleri, Latin Amerika deneyimleri, Filistin ve ulusal kurtuluş mücadeleleri deneyimleri öğrenci gençlik temeline dayalı devrimci örgütleri daha çok ilgilendiriyordu. Bu idealizasyon ve mistifikasyonları kıramadık. Nasıl kırabilirdik? O dönemde devrim ihracatı, devrim simyagerliği daha revaçtaydı çünkü. Kemalizm’le sosyalizmi kaynaştırmayı amaçlayan MDD formülasyonundan ve 1944 TKP’den tutarlı bir kopuş süreci yaşanmamış ve nihai hedefine henüz ulaştırılamamıştı. I. TİP’in içinden ve dışından kuşatılıp işlevsiz oluşu ve nedenleri yeterince açıklığa kavuşturulamamıştı. DİSK bürokrasisi sistemle uzlaşmayı, seçimlerde CHP’yi desteklemeyi yeğlemişti.

15/16 Haziranı yaratan kadrolar işsizliğe, açlığa terk edilmişti. Küçükburjuvazinin serüvenlerini izole edecek ideolojik-politik-örgütsel güvencelerimiz yeterli değildi. Sınıflar mücadelesinde kurmaylık görevini üstlenecek kadroların etkinlikleri bir yandan burjuvazinin diğer yandan küçükburjuva devrimciliğinin kuşatmasını kırıp geriletemiyordu. “Akacak kan da damarda durmuyordu…”

O tarihlerden bu yana; V. İ. Lenin’den alıntıladığımız şu öğretici sözleri -dersleri- boşuna tekrarlamıyorduk: “Bizim en utanılacak yanımız, en affedilmez yanımız politik açığa vurma görevimizi yeterince yerine getiremeyişimizdi.” diye başlayan cümleye, bizler de sosyal pratiğimizden çıkardığımız ders ve sonuçlarla şunları eklemiştik: “Bizim en utanılacak yanımız, en affedilmez yanımız Devrimci gençliğin dinamizmini işçi sınıfının koruyuculuğuna çekemeyişimizdir.”

O dönem kuruluş sırasıyla: TİİKP, THKO, THKP-C, TKP/ML vb. örgütlerin öğrenci gençlik temeline dayalı biçimden başlayarak kurulmasını nasıl önleyebilirdik? Anılan örgütler yerine TKP’yi yeniden nasıl oluşturabilirdik? Bunun bazı şartları eksikti. Teorik soyutlama açısından bu türden bir görevin gereklerini tüm süreçlerde üstlenmeye adaydık. Bu yolda anılan ve anılmayan çabalar içindeydik. Fakat TKP’nin yeniden oluşturulabilmesi için bazı etmenler eksikti. Olmadı. Küçükburjuva avantürye takımı bir kez daha öne çıkmış / çıkarılmıştı. TKP’nin tarihinde devrimci kanat ile sağ teslimiyetçi oportünist kanat’ın mücadelesinde devrimci kanat daima tasfiye edilegelmişti. Bu “geleneği” kıramamıştık.

15/16 Haziran 1970 sürecinde de bu düzenek kırılıp aşılamadı. Nedenleri tartışılabilir.

15/16 Haziran’a burjuvazinin cevabı 12 Mart 1971 faşist askerî darbesiyle verildi. Bizimkiler yeniden cezaevinde “korumaya” alındı. Cezaevinde Komünistlerin Birliği meselesi tartışılıyordu. Bazı önemli gelişmeler ete kemiğe bürünmek üzereyken yurtdışındaki siyasî mülteciler ‘Harici Büro’ TKP ile ilişki kurup geleneksel “dar grup tapınımı” hastalığına yeni bir halka ekleyerek “1973 Atılımı” sloganıyla, Sovyetler Birliği’nin saygınlığını da sömürerek “TKP”nin mirasını tüketmeye başladılar.

Tarihî TKP’nin Marksist-Leninist yöntemlerle yeniden oluşturulması davasının taraftarları olarak “1973 Atılımı”nı doğru bulmadık ve bu bilinç ve düşüncelerle içinde yer almadık. Bu türden bir “atılım” yapanlar da Tarihî TKP’nin Devrimci Kanadı ile karşılaşmaktan korkuyor ve kaçıyordu. Kongre-Kurultay vb. yöntemlerle oluşturulacak partileşmelerden uzak duruyordu.  “Devrimci Oturum” düzenleme ve sonuçlarına katlanma disiplinleri yerine ikameci, kendiliğindenci ve bürokratik bir tarzda Harici Büro’yu keyfe keder biçimde “TKP” olarak ilân ediyordu. Tarihî TKP adına yapılan binbir spekülasyon ve tevatürlerden sonra bugün gelinen noktada “örgütler anarşisi” ortamı yaratıldı.

Günümüzdeki sınırlı bilgilerimizle söylenecekse; bu sınıfsal tavrımızı doğru bulan ve “iyi ki içinde yer almamışsınız” diyen kadroların çıkmasını bekliyoruz.

“1973 Atılımı”ndan, Tarihî TKP’nin isim, sıfat ve devrimci geleneklerini kabaca sömürüp günümüzdeki “örgütler anarşisi” ortamının bu düzeyde oluşmasına katkı getirenleri sorgulamalısınız. SİP-TKP’sinin sahne alışını sağlayan “TKP” ve TBKP sürecidir.  İ. Bilen ve ‘Harici Büro’ “TKP” sayesinde komünist isim ve sıfatları edinmiş olan arkadaşlar öncelikle içinde rol ve sorumluluk aldığı örgütlerini, sağ ve “sol” teslimiyetçi oportünizme kayan şeflerini sorgulamayı öğrensin! Ondan sonra Sırrı Öztürk’e “tariz oku” atmayı denemelidirler.

“1962 TKP” olarak dillendirdiğiniz toplantıya katılmadım. Komünist geçinen herkes paşa gönlüne göre tarih yazmaya kalkıyor, tarihimizi tahrif ediyor. İçi bizi dışı eli yakan TKP geleneğinin dürüst, ilkeli bir sorgulanması yapılmadığı için çeşitli idealizasyon ve mistifikasyonlarla idare-i maslahatçılık yapılıyor. TKP sömürüsü kanayan bir yara misali hesaplaşmalardan kaçırılarak devam ediyor. Buyurun tartışalım: Nasıl aşacağız bu sömürüleri?

Anılan dönemlerde Tarihî TKP’nin yeniden örgütlenmesi ve işbaşı yapması başarılamamışsa, Marksist-Leninist Kadroların günümüzde bu görevi başarması gündeme gelmiştir. Tarihsel gerçeklerimize hayıflanarak, yakınılarak tahlil yapamayız. Tarihsel olay ve olgular yaşanmış ve geride kalmıştır. Günümüz başka bir gündür. Söyleyin “Ne yapacağız? Nasıl Yapacağız?”

Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin ürünü Sovyetler Birliği deneyimi çözüldü. Çin serbest pazara açıldı. Halk Demokrasileri kaydı gitti. Batı’daki Komünist Partiler büyük ölçüde sosyal meşruiyetini ve devrimci yasallığını kaybetti. Sendikalar işlevsiz duruma sokuldu. Sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliği yerine kara gerici, ırkçı, milliyetçi görüşler insanlığın başına belâ edildi.

Uluslarötesi tekelci sermayenin diktatörlüğünün asla ebedî olmadığını büyük acı, kayıp ve yenilgilerle öğrendik.

İnsanın ve insanlığın sosyal / enternasyonal kurtuluşu mücadelesinde ve de yaşadığımız coğrafyada tarihsel-sınıfsal geleneğine uygun bir partileşmeyi ya  gerçekleştireceğiz ya da devlet tekelci kapitalizminin baskı ve terörü altında ezileceğiz.

Soru: Birinci sorum: Dergi’nizin Kasım 2008, 33. sayısında ‘Sol ve Resmî İdeoloji - 5 - (s. 51-60) başlıklı yazısında Tolga Ersoy, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya bazı eleştirilerde bulundu. Dergi’nizin Ocak 2009, 34. sayısında ‘Züğürtlük Gösterileri’ (s. 56-68) başlıklı yazısında Ahmet Kale’nin Tolga Ersoy’a cevap veren yazısını da yayımladınız. Anlaşılıyor ki, devrimci esneklik gözeterek Dergi çevrenizin dışındaki imzalara da eşit mesafelerde duruyorsunuz. Bu tutumunuzu takdir ediyorum. Doğru yapıyorsunuz. Dergi’nizin yayın hayatına başlamasıyla sektirmeden her sayısında imzasını gördüğümüz, ayrıca hemen hemen tüm kitapları Sorun Yayınları Kolektifi’nden çıkan Tolga Ersoy’un imzasına Dergi’de bir daha karşılaşamadık. Neden?

İkinci sorum:  Kolektifiniz’in 7 Mart 2009 tarihinde Tüyap, İzmir Kitap Fuarı’nda düzenlediği ‘Kıvılcımlı ve Sosyalist Hareketin Birliği’ konulu Panel-Söyleşi’de konuşmacılardan Ahmet Kale mealen; “Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı sonrasında 1923 İzmir İktisat Kongresi’nden sonra burjuvazinin çıkarlarına uygun bir çizgi izlemeye başlamıştır.” şeklinde bir tahlil yapmıştır. Aynı Panel-Söyleşinin diğer konuşmacısı Sırrı Öztürk ise, bu tahlilin tam tersi, yani “Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yaptığı ‘Kurtuluş Savaşı’ değildir. TC kurulduğundan beri burjuva yönelimli olmuştur. Devlet eliyle burjuva yetiştirilmeye başlanmıştır. Mustafa Suphi’lere; ‘Ankara’da meclisi kurduk. Gelin millî inkılabı birlikte yapalım. Siz de çiftçi ve amele fırkasını örgütleyin.’ diye TKP’ye çağrı yapanlar öncelikle önlerindeki en büyük tehlikeyi ortadan kaldırmayı düşünmüş ve 15’leri katletmiştir. Yaşadığımız coğrafyada burjuva resmî tarih anlayışı ile burjuva resmî ideolojisi böylece diktatörlüğünü kurmuştur.” mealinde bir değerlendirmede bulunmuştur. Etkinliklerinizdeki bu çelişkili durumu nasıl izah edeceksiniz? Sosyal İnsan Yayınları ile Sorun Yayınları Kolektifi neden aynı standı paylaşmaktadır?

Cevap: Birinci sorunuza cevap: SORUN Polemik Dergisi birinci sayısından bu yana izleyeceği çizgisini dost-düşman herkese açıklamıştır. Günümüze kadar da bu politikasının arkasında durmuştur. İzlediğimiz ideolojik-politik-örgütsel çizgimizle kolektif aklın-bilincin ve eylemin örgütlemesini savunuyoruz. “Dar grup tapınımı”nı reddediyoruz. Yeni bir sosyalist kültüre, yeni bir halitada yeniden bir kalıba dökülmeye ihtiyacımız var. Devrimci hareketimizin yeni nitelikler kazanması gerekiyor. Hayat ve mücadelenin öğrettiği bir şeydir bu. Dergi babamızın malı-mülkü değildir. Mal-mülk söz konusu edilecekse: Dergi işçi sınıfının güvencesindedir. Yalnızca Yayın Kurulu üyeleri değil, nihai amacı-hedefi bir ve aynı olan tüm Devrimciler, Komünistler bu kürsüyü kullanma hakkına sahiptir. Kolektifimiz bu türden duruşuyla işte böylesine anlamlı bir maya çalmaktadır. Ya da devrimci bir aşı yapmaya çalışmaktadır. Çünkü devrimci hareketimizin buna ihtiyacı var. Dergi’de Tolga Ersoy’da Ahmet Kale’de yazı yazmalıdır. Yazmaktadırlar. Yarın da yazacaklardır. Anılan arkadaşlar dışında da pek çok imzanın yer almış oluşu da bu ihtiyacın dışımızdaki yol arkadaşlarımızca anlaşılmasıdır. Demek ki, Sol “cenahımızın” beklediği bir yönelişin basit, sıradan, gösterişsiz bir temrini yapılmaktadır Dergisayfalarında.

İkinci sorunuza cevap: Düzenlediğimiz tüm Panel-Söyleşi etkinliklerimize Yayın Kurulu dışında ve de şu aşamada farklı sosyoekonomik formasyonlarda durmayı tercih eden, örgütlü-örgütsüz  tüm Devrimci ve Marksist arkadaşları çağırmaktayız. Aynı yöntemi düzenlediğimiz fuar etkinliklerinde stantlarımızı paylaşarak da gösteriyoruz. Büromuzda, Kültür Salonumuzun kullanımında da paylaşma, birbirinden öğrenme, birlikte yürüme, deneyim aktarımında bulunma gibi Devrimci bir duruşun, devrimci ahlâkın gereğini yerine getiriyoruz. Bu türden bir duruşun hangi manaya geldiğini kavrayan da, kavramayan da çıkmaktadır. Bu da doğaldır. Duruşumuzu kapitalist anarşinin girdabında, ‘selin üstünde saman çöpü’ misali kendini sistemin hayırlı ellerine teslim edenler elbette bunu anlamaz ya da algılayamaz. Kolay mıdır? Bilinç+yürek+petka sağlamlığını gerektirir çünkü. Sınıflı toplumda kolektifliği savunmak, birlik+dayanışma+paylaşma örneğini somutta göstermek kolay değildir.

 Ahmet Kale Sosyal İnsan Yayınları’nın çalışanı-emekçisidir. Bendeniz Sırrı Öztürk’te Kolektifimizçalışanı ve emektarıdır. Bi iki ismin aynı mekanı paylaşması, Panel-Söyleşi etkinliğinde yan yana durması, ilkeli ve dürüstçe bir tartışma ortamı yaratması, ayrıca ‘Birlik’ gibi son derece yakıcı bir sorunu kitlelerin önünde tartışmaya getirişi, kitlelerle yüzleşilmesi çok önemlidir. İzmir’de andığınız Panel-Söyleşimize tam 180 kişi gelmiş ve yerlere oturarak, soru sorarak, tartışma açarak etkinliğimizi izlemiştir. Bu olgular doğru bir iş yaptığımızın kanıtıdır.

Burjuva resmî tarih anlayışı ile burjuva resmî ideolojisinin (kemalizmin) karşıya alınmasıyla Sol “cenahımızda” tutarlı bir Marksist entelektüel tartışma ortamı üretilecektir. Ahmet Kale ile Sırrı Öztürk’ün farklı formasyonlarda duruşları tartışmaya kimi ilkeli birliktelikleri kazanmamızda bir engel teşkil etmez / etmemelidir. Her iki konuşmacı da Proleter Devrimci temelde ‘Birlik’ sorununun altını çizmiştir. Kıvılcımlı Yoldaşın doğru tahlillerle, eleştirel katkı yapılmasını öne çıkarmıştır. Günümüzün devrimci hareketini tarihimizle bağlamanın önemini vurgulamıştır. Parti ve Partileşme Sorunukonusundaki Marksist-Leninist ilkeselliğe gönderme yapmıştır. Kıvılcımlı’nın tezlerinin günümüzdeki değerlendirilmesi bahsinde sağlığında; “çocuklar anılan tarihimizin-tezlerin doğrularına sahiplenin eğrilerinin gözünün yaşına bakmadan kaldırıp atın” değişi dahi tartışılmıştır. Sosyal İnsan Yayınları ileSorun Yayınları Kolektifi iki ayrı yayın kuruluşlarıdır. İdeolojik, politik ve örgütsel konumları dost-düşman herkesçe bilinmektedir. Aynı standı paylaşma örneğini göstererek Sol “cenahımıza” örnek olmaktadırlar. Yine ayrıca, Kıvılcımlı Yoldaşımızın tüm eserlerini titizlikle yayıma hazırlamakla ‘hayırlı’ bir iş yapmaktadır Sosyal İnsan Yayınları. Kıvılcımlı’nın tezlerinin tartışılması geçmişte yapılamadıysa, günümüzde yapılmalıdır. Kıvılcımlı’dan da çok şey öğrenmeliyiz. Tarihimizden veraset eden “Doktorculuk, Denizcilik, Mahircilik, İboculuk vb.” sektlerin kırılması gerekiyor. Niçin mi? Kendi yerli sentezimizi üretmek, Komünistlerin Birliği’ni gerçekleştirmek, tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar mücadelesi vb. vb. ödevlerimiz açısından önemlidir diye düşünüyoruz.

 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.