Komünistlerden Kürt Hareketi’ne Uyarı

Sırrı Öztürk

Yaşadığımız coğrafyanın sömürülmüş ve ezilmiş kadim bir halkı olarak tarihsel ve sosyal haklılığınızla politika yapıyorsunuz.

Devrimcilerin, Komünistlerin bakış açısından: Politika tercihlerinizdeki strateji ve taktiklerinizi yapmakta elbette haklı, yasal ve meşru bir zemindesiniz.

Fakat Kürt Hareketine en değerli katkıyı yapan ya da yapmaya aday Ulusallık-Sınıfsallık dinamiklerinin diyalektik birliği konusunda Devrimci ve Komünist Kadroların eleştiri, uyarı ve önerilerine ise kapalısınız.

Burjuvazi ise, resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojisiyle sisteme karşı haklı talepleriyle öne çıkanları; “Komünist, anarşist, terörist, bölücü, vatan haini” olarak görmekte, devlet terörü ile yok etmeye çalışmakta ve bu yolda tüm araçlarını seferber ederek demagojiye başvurmaktadır.

Çok büyük kayıplar ve bedeller ödeyen işçi sınıfı ve emekçi halklarımız günümüze kadar bu oyunları bozamamıştır.

Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi’nin (KUÖH) taleplerindeki tarihsel-sosyal haklılığını ne sağlı “sol”lu burjuva partileri, ne de devrimci, sosyalist, komünist geçinen birey, grup, çevre ve örgütler tartışabilir.

KUÖH’nin gerek DTP aracıyla açık mücadele alanlarındaki çalışmaları ve gerekse PKK’nin mücadelesi komünistleri yakından ilgilendirmektedir.

Komünistler ideolojik-teorik-politik-örgütsel konumlarıyla işçi sınıfının, emekçi halkların sosyal / evrensel kurtuluşu için mücadele etmektedir.

Ulusal özgürlük talepleriyle öne çıkan emekçi halkların davası komünistlerin de davasıdır.

Ne var ki, Komünistler Ulusallık ve Sınıfsallık sosyal muhalefet dinamiklerini (öteki sosyal muhalefet dinamikleriyle birlikte), “tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar mücadelesinde” buluşturup bütünleştirememiştir.

Yine bu mücadele ile atbaşı yürütülmesi gereken “tutarlı-somut-amaçlı bir demokrasi mücadelesini de” yerine getirememiştir.

Komünistler işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğini de gerçekleştirememiştir.

Birlikte yaşadığımız bu coğrafyada işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketi buluşturup bütünleştirerek oluşturulması gereken birleşik-güçlü-güvenilir ve donanımlı bir Komünist Parti (KP) ya da İşçi Sınıfı Partisi (İSP) de yoktur. Henüz oluşturulamamıştır.

KUÖH’nin en büyük “şanssızlığı” KP ya da İSP’nin sosyal pratikteki eksikliğidir.

Mevcut Sol “Cenah” örgütleri PARTİ değil birer örgüttür.

Anılan bu Sol “Cenah” örgütleri ne Bilimsel Sosyalizm-Komünizmin ilke, kural ve yöntemlerine göre kurulmuştur, ne de Marksist-Leninist  Parti normlarını işletebilmiştir.

Anılan hizipçi ve hizayı bozucu örgütler devrimci harekete büyük zararlar vermektedir.

Yaşadığımız coğrafyadaki tüm sosyal muhalefet dinamiklerinin anlamlı ve ileri bir harekete dönüşemeyişinin en büyük sıkıntısı buradan kaynaklanmaktadır.

KP ya da İSP sosyal pratikte birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı olarak yerini alamıyorsa, KUÖH’de buna bağlı olarak anlamlı ve ileri bir çıkış yapamayacaktır. Yapamamaktadır.

KUÖH, uluslarötesi tekelci sermayenin kucağına oturmuş sağlı “sol”lu burjuva partileriyle mücadele etmektedir. KUÖH’nin ideolojik, politik ve örgütsel donanımı bu kapsamlı mücadeleyi götürecek düzeyde değildir.

KUÖH’nin mücadele alanları ABD-AB emperyalizminin “yüksek” çıkarlarının çatıştığı ve tahkimatlarını yaptığı bir bölgedir.

ABD-AB-TC’nin Yakın Doğu’daki  politikaları; Türk, Kürt, Arap, Fars, Türkmen, Süryani, Keldani, Asuri ve benzeri  bölge emekçi halklarının sosyal / evrensel kurtuluş mücadelesine karşıdır.

Bölge emekçi halkları da emperyalist-kapitalist hegemonların “tavşana kaç, tazıya tut” politikaları ve onların “yüksek” çıkarları uzantısında birbirine karşı konuşlandırılmıştır.

Ulusal kurtuluş mücadelesi veren “Üçüncü Dünya Ülkeleri”ne maddî, manevî destek ile diplomatik katkı sunan SSCB deneyimi ve Sosyalist Sistem günümüzde yoktur.

Sosyalist Sistem içinden ve dışından kuşatılarak çözülmüştür.

Sosyalist Sistem’in çözülmesini “kıyamet senaryosuna” çeviren emperyalist-kapitalist gericilik yanılmaktadır. Bu geçici bir durumdur. Aşılacaktır. Dünya Proletaryası, ezilen-sömürülen emekçi halkların kütlesel çıkışları bunun işaretini veriyor.

Sosyalist Sistem çözülmeden önceleri gerek sosyalizmin yetkinleştirilmesi, gerekse ulusal kurtuluş mücadelesi veren ülkelere yapılan katkı ve benzeri konularda önemli hata ve yanlışlıklar yapmıştır.

Günümüzün dünyasına hegemonların paylaşım kavgası damgasını vurmaktadır.

Yakın Doğu ve Bölgemiz emekçi halkları emperyalist-kapitalist sistemin çok yönlü sömürüsünü birlikte kırmak zorundadır.

Tutarlı bir tarih ve sınıf bilinci taşıyan örgütlerin biricik görevi yığınağını buraya yapmak olmalıdır.

KUÖH’nin başarısı ve yeni nitelikler kazanabilmesi bu türden bir tercihte bulunmasına bağlıdır.

“Demokratik Cumhuriyet” tercihi ile PKK’nin stratejik amaç konusunda gösterdiği kırılma ABD-AB-TC’nin gerici güçleri (Dünya Sosyalist Sistemi’nin çözülmesiyle uluslararası kuvvet ilişkileri ve güç  dengeleri değişmişken) ideolojik-sınıfsal çıkarları gereği KUÖH’yi tasfiyeye yönelmiştir.

PKK ile DTP Bilimsel Sosyalizm-Komünizm davasından esinlenen bir örgütlenme olmadığı için Dünyada ve Bölgede cereyan eden uluslarötesi nitelikler kazanmış hegemonya savaşını, hegemonlar arasındaki çelişki ve çatışkılarını görememiştir. Görmeleri de onlardan beklenemez.

Bu görev; Marksist-Leninist ilke, kural ve yöntemlerle oluşturulmuş, PARTİ normlarını her koşulda işletmiş KP ya da İSP’nin üstleneceği bir görevdir.

KUÖH’nin çeyrek yüzyıllık mücadelesindeki başarısızlığın nedenleri tek başına PKK ile DTP’nin omuzlarına yıkılamaz. TC’nin inkâr, imha, asimilasyon politikası açığa vurulup anılmadan PKK’nin, DTP’nin “vukuatı” eleştiri konusu yapılmaktadır.

Bölgede ve birlikte yaşadığımız coğrafyada anılan emekçi halkların Komünist Partileri de evrensel kolektif dayanışmalarla bir “Çıkış Hattı” üretememiştir. Bu partilerin ideolojik-politik-örgütsel güçleri de henüz yetkinleşmemiştir.

Kürdistan’daki, dört-beş coğrafyaya taksim edilmiş kadim emekçi halkların sosyal / evrensel kurtuluş mücadelesini gerçekleştirmeye aday KP’lerin konumu da ayrıca tartışmalıdır.

Anılan ülke ve bölge KP’lerinin enternasyonal birliği konusu da henüz arzu edilen bir düzeye getirilememiştir.

PKK ile DTP’nin dünya, bölge ve ülke özelindeki çok yönlü kuşatmaları kırıp aşması günümüze kadar gerçekleşmedi.

PKK ile DTP elbette program ve tüzüğe bağlı birer partidir. Kitlesel birer tabana sahiptir. Lider ve kadroları vardır. Fakat dünyadaki, bölgedeki kuvvet ilişkileri ve güçler dengesinde izlediği politikaları hayat ve mücadele doğrulamamıştır. Örgüt ve kadrolarının strateji ve taktikleriyle karşısındaki güçleri tavize -geri adım atmaya- ve bazı çözümler için diyaloga getirememiştir.

PKK ile DTP karşıya aldıkları güçlerle anılan-anılmayan diyalog içindedir.

Uluslarötesi tekelci sermaye güçlerinin TC ve Bölgedeki uzantıları KUÖH’yi kesinlikle tasfiyeden yanadır.

Bu tasfiyeyi anlamsız kılacak, ezilen-sömürülen ve haklı talepleriyle öne çıkan tüm halkların yeni bir mevzi kazanabilmesini gerçekleştirebilecek, bağımsız sınıf tavrına sahip bir İSP ya da KP’de mevcut değildir. Komünist kadrolar henüz nüve olarak varlıklarını sürdürmektedir.

“Kürt Sorunu” ile “Kürdistan Sorunu”nun nihai çözümü hâkim gerici-sömürücü-sömürgeci güçlerle girişilen diyaloglardan geçmeyecektir. Bu sorunlar bölge emekçi halklarının sosyalist mücadelesiyle çözüme kavuşturulacaktır.

Çözüm, sosyalizmdedir.

TC özelinde HEP-DEP-ÖZDEP-HADEP ve DTP örgütleriyle açık alanlarda yapılan mücadelelerle nereye varıldığı ortadadır.

TC devleti KUÖH’ye siyasî parti kurmak, seçimlere katılmak, parlamentoyu kullanmak, mahalli seçimlere girip belediyelerde yönetime katılmak, subay, bürokrat olmak hakkını tanımak istememektedir. Ancak TC’nin inkar-imha-asimilasyon politikalarına biat eden “keklik” kimlikli Türkleşmiş Kürtlere bu imkânlar tanınmaktadır.

Haklı talepleriyle mücadele eden KUÖH’ye her ileri atılımında biçilen kaftan, ölüm, tutsaklık, işkence, işsizlik, yoksunluk ve yoksulluktan ibarettir.

KUÖH; varlığını tasfiyeye yönelik gerici-ırkçı-faşist politikalara karşı şunları söyleyememiştir: “Yaşadığımız coğrafyada tüm emekçi halkları önce zengin-fakir olarak siz böldünüz. Alevi-Sünni kışkırtmasını ve bölücülüğünü siz gerçekleştirdiniz. Kürt-Türk karşıtlığını ve düşmanlığını siz başlattınız; inkâr-imha-asimilasyon politikaları, haksız ve kirli savaşlar sizin eserinizdir.”

KUÖH; bunca deneyimden sonra ne yapmalıdır?

KUÖH’ye ilkesizce, faydacı niyetlerle tutunan burjuva ve küçükburjuva “sol” akımların kuşatmasından kurtulmalıdır.

KUÖH; halen bulunduğu parlamento, belediye ve benzeri mevzilerden çekilmelidir.

KUÖH’nin bu süreçten ve yaşadığı deneyimlerden sonra tutunacağı biricik seçenek: Devrimci ve Marksist Sol Kadroların mevzisindeki yerini almasıdır.

KUÖH’nin bu önerileri yerine getiremeyeceğini biliyoruz. Çünkü onlar burjuva parlamentarizmine “uygun adım atmaya” daha fazla meyillidir. Türk-Kürt burjuvazisinin çıkarlarına ters düşmeyen bir politika izlemekten yanadır.

Politika; salt hâkim gerici sınıfların, burjuva düzeninin açtığı sınırlarına hapsedilemez. Bu alana kölece angaje olan sosyal muhalefet dinamiklerinin anlamlı ve ileri bir mevzii kazandığı görülmemiştir.

Burjuvaziyi geri adım atmaya zorlayacak ve de tarihsel-sosyal haklılığıyla aşacak örgütler ne PKK, ne DTP ve ne de mevcut “sol” örgütlerin teori pratiğidir.

KUÖH’nin gerici reform dahi yapamayan AKP iktidarı karşısındaki teslimiyetçi çizgisi ve bunun sonuçları şimdiden bellidir.

KUÖH’nin tasfiye edilmesinin suçu ya da faturası PKK ile DTP’nin önderlerine çıkarılmayacaktır. Onların ideolojik, politik ve örgütsel “vukuatları”ndan önce bu fatura yaşadığımız  coğrafyada devrim-sosyalizm-komünizm-bolşevizm diye söze başlayıp arkasını getiremeyenlere, sahte ve naylon devrimcilere, sosyalistlere, komünistlere çıkarılacaktır. Çıkarılmıştır.

İşçi sınıfı hareketine, sosyalist harekete, emekçi kadın hareketine, ilerici gençlik hareketine, KUÖH’ye, Kızılbaş-Alevi hareketine, yoksul köylülüğe, fukara Müslümanlara politika üretemeyen bir “sol” tarih önünde suçludur.

Böylesine engin sosyal muhalefet dinamiklerini uyumlandırıp harekete geçiremeyen bir “sol” sınıfta kalmıştır.

KUÖH’nin yeni nitelikler kazanabilmesi ve talepleriyle iki adım ileri sıçrayabilmesi, Komünistlerin anlamlı ve ileri bir adım atması şartına bağlıdır.

Kolektifimiz’in arkasında durduğu bu “anlamlı ve ileri adım”dan kastımız: Sosyal pratikte işçi sınıfı ve emekçileri örgütleme becerisi göstermiş, tutarlı bir iktidar perspektifine sahip Kadro’ların Komünistlerin Birliği’nin gerçekleştirileceği II. TTKK’nin oluşturulmasıdır.

DTP daha önceki Kürt örgütleri gibi Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla kapatılmıştır.

Bu kapatma kararıyla TC devleti sistemin işleyiş kurallarına ve mantığına uygun bir Kürt politikasına izin vereceğini açıklamıştır.

TC devleti, daha kurulurken en eski Devrimci ve Komünist örgütümüz olan Tarihî TKP’mizin kadrolarını katlederek kapatmıştır.

Günümüzde açık faaliyet alanlarında politika yapabilmek, yasal ve anayasal engelleri aşabilmek, ayrıca keyfî-fiilî infaz yapan devlet terörünü anladığı dilde karşıya alıp aşabilmek, artık sokağı kullanmaya kalmıştır.

Sokağın tutarlı-somut-amaçlı kullanılması için alabildiğine demokratik ve alabildiğince yığınsal güçleri organize etmeye bağlıdır.

Sokak hareketlerini, onları birer “provokasyon alanı” olarak tanımlayan ya da gerçekten provoke eden burjuva küçükburjuva unsurların zararını aza indirecek biçimlerde kullanılması pek çok şeyi değiştirip dönüştürecektir.

Günümüzde varlığını bir biçimde dahi olsa sürdüren bu engin sosyal muhalefet dinamiğini sevk ve idare edebilecek Kurum, Araç ve Kurmayları hayat üretecektir. Üretmektedir.

Bu güvencelerle kullanılan sokak hareketleri kapitalist anarşiyi tükürükle boğacak düzeydedir. Yeter ki kurmayına kavuşsun.

Burjuva sözcüleri düzeysiz demagojilerle ve elindeki “güçlü” propaganda araçlarıyla sokak eylemlerindeki bazı görüntüleri “cenahımızın” üzerine bir suçmuş gibi yıkmaya çalıştığı bir gerçekliktir. Oysa, bu görüntüleri -sonuçları- kapitalist anarşi üretmiştir. Onların sisteminin bir sonucudur. Demagojilerle sosyal olay ve olguları işçi sınıfı ve emekçi halkların “vukuatı” olarak diline dolayanlar, olup bitenlerin kitle hareketlerinin doğal bir firesi olduğunu öğrenmek zorundadır.

Sokağın tutarlı biçimde ve iktidar perspektifli biçimde kullanılabilmesi nihai amacı bir ve aynı olan güçlerin kolektif aklı, bilinci ve eylemi örgütleme becerisine bağlıdır.

Sokağın tutarlı kullanılması bir heves, macera ya da tatmin işi değildir.

Küçükburjuva avantüryelerin başını çektiği denenip sınanmış, yanlışlığı yüzlerce kez sosyal pratiklerde açığa vurulmuş sokak hareketleri yerine 15 / 16 Haziran Direnişi türünden kütlesel çıkışlar hâkim gerici sınıfları hizaya getirecektir.

Kendi yasal ve anayasal güvencelerini “hini hacette” çiğnemekte bir sakınca görmeyen iktidarlar burjuva meşruiyetlerini ve yasallıklarını dahi kaybetmiştir.

Dünyada da, Bölgemizde de bu durumdaki çözülmüş ve çürümüş burjuva iktidarlarının devrimci yoldan aşılması, her şeye rağmen, artık kaçınılmaz bir zorunluluk olmuştur.

KUÖH’nin “sosyalizmden haberli” kadroları; ya Devrimci ve Komünist Kadroların başını çektiği Kurum ve Araç’ların oluşması mücadelesinin yanındaki yerini alacak ya da KUÖH’ye tutunarak politika yaptığını zanneden  küçükburjuva liberal, tasfiyeci, reformist “sol”ların yaptığı “kur”ların alanına çekilecektir.

Sosyal mücadeleler tarihimizde reformcu-devrimci mücadelesi tüm süreçlerde Devrimci Kanat’ın tasfiyesi ve yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Günümüzde de bu mücadele devam etmektedir.

Devrimciler, Komünistler KUÖH’nin ve kadrolarının ikinci olarak anılan bu çıkmaz sokaklara girmemesi için politika üretmek durumundadır.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.