Sınıflar mücadelesi giderek keskinleşiyor. Sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliği dışında yapılmak istenen politika artık tökezleniyor. Tökezlenen burjuvazinin denenip sınanmış, açığa düşmüş ve çürümüş politikalarıdır.
Hayatın ve mücadelenin büyük oranda reddettiği burjuva ve küçükburjuva “sol” siyasetler sosyal pratikte büyük ölçekte açığa vuruluyor.
Özellikle de “elveda proletarya”, “işçi sınıfı artık yok” diyen çevreler işçi-kitle hareketleri ile köylü-kitle hareketlerinin giderek artmasıyla birlikte derslerini de almış oluyor.
Proletaryaya, emekçi halkların davasına inanmayan, “öncü parti, önder parti, kitlesini arayan parti” diyen “sol” akım temsilcileri ile kendiliğinden kurulmuş “işçi”, “sosyalist” ve “komünist” isimli örgütlerin de kütlesel çıkışların artışıyla birlikte bir hareketlenme içine girdiği görülüyor. Onlar da birbirlerine “tutunuyor” görünme talimleriyle işlevsizleşen siyasetlerini gündemde tutma telâşında… EMEP-ÖDP-“TKP”nin kimi arayış ve yönelişlerinde olduğu gibi…
Bu süreçte Türk-Kürt yoksul köylülüğünün kütlesel çıkışları ile işçi-kitle hareketleri yeni nitelikler kazanmaya adaydır.
Ulusallık-Sınıfsallık temelindeki sosyal muhalefet dinamiklerinin birlikte hareket edemeyişi, deneyim aktarımında bulunamayışı ve birbirinden öğrenemeyişi sistemi sorgulamadaki yanılgılarımızı net biçimlerde gündeme getiriyor. Her iki kesimde yaşanan “Öndersizlik Krizi” mevcut örgütlülüğe rağmen henüz aşılamamıştır.
Yoksul Kürt köylülüğü ile emekçilerinin Cizre-Diyarbakır yürüyüşüne 1.5 milyon insanımız katıldı.
25 Kasım 2009 Kamu Emekçilerinin bir günlük uyarı ve iş bırakma eylemine 2.5 milyon kamu emekçisi katıldı. Bu eylemi coşku ve heyecanlarıyla renklendiren demiryolu çalışanlarından 16 kişi işinden atıldı. Demiryolcular TCDD’de doğrudan demokrasi, doğrudan grev ve direnişleriyle sistemin baskısına anlamlı bir cevap verdi. Ve de işten atılan arkadaşlarının işbaşı yapmasını sağladı.
AKP iktidarı bu eylemlerin üzerine baskı ve şiddet uygulayamadı. Neden sonra kamu emekçilerinin eylemine katılan 15 bin kişiye soruşturma açtı.
19 Maden işçisinin katledilmesi yeraltı maden işletmelerinde yaşanan dram ve trajedileri hızla gündeme taşıdı.
KENT A. Ş. işçilerinin CHP belediyelerince işten atılması, 650 km.lik Ankara yürüyüşü, taleplerini militanca dile getirmesi ve çeşitli grev ve direnişler sistemin sömürücü mantığını daha da ortaya serdi.
Son olarak da TEKEL işçileri; 40’ı aşkın işyerinin kapatılması, sendikal, iş ve kazanılmış özlük haklarının gaspına ve Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesiyle işlerinden çıkarılmalarına karşı direnişe geçti. İşçilerin 4C uygulamalarıyla yaşadığı ekonomik çöküntü 12 bin TEKEL işçisinin 7 binini Ankara’ya taşıdı. AKP genel merkezi ve Türk-İş önündeki direnişleri devletin şiddetli baskı ve terörüne sahne oldu.
TEKEL işçileri coşku ve heyecanla oy vererek destekledikleri AKP iktidarını karşıya alarak silkeledi. “AKP’ye oy veren ellerimiz kırılsın!” dedi.
İşçiler, başbakanın “evinize dönün” tehdidine aldırmadı, sözüm ona ek olarak 4C çalışanlarına yapılan “zam”ları reddetti. Gasp edilen özlük haklarının iadesi için Direnişte kararlı olduklarını gösterdi; sendika bürokrasisinin ikircimli oyunlarına aldırmadı ve geri adım atmadı.
Özelleştirmelerin işçi sınıfına karşı olduğu yeterince anlaşıldı.
AKP’nin polis şiddetiyle işçilere saldırısı işçi düşmanı politikalarını daha da açığa çıkardı.
TEKEL işçisinin kütlesel ve kararlı çıkışı karşısında CHP ve MHP gibi gerici-ırkçı-şoven partiler de “duyarsız” kalmadıklarını çeşitli ziyaret ve beyanlarıyla göstermeye çalıştı. “İşçi” adını kullanan nasyonal sosyalist örgütün de ayağının tozuyla TEKEL işçilerini kirli literatürleriyle kazanmaya yöneldiği görüldü. “Hangi yüzle mi?” diyeceksiniz. Sağlı “sol”lu burjuva partilerinin yüzüne düşen “nisan yağmuru”dur.
İşçi sınıfının demokratik-ekonomik mücadelesini küçümseyen, TEKEL işçisinin kütlesel çıkışını “ekonomizm” olarak algılayan sekter solculara da rastlanmaktadır.
İşçi sınıfının ekonomik-demokratik mücadelesi gerekli ve doğaldır. İşçi sınıfı bu mücadelelerden geçerek sosyal kurtuluş yoluyla tanışacaktır. Ancak sosyal / evrensel kurtuluşun salt sendikal mücadele ile kazanılamayacağını, konunun siyasî olduğunu işçi sınıfına öğretecek, kitleleri bu yolda seferber edip iktidarı hedefleyecek Kurum ve Araç’ların ne olduğunu birilerinin öğretmesi gerekecektir. Kütlesel çıkışların şu aşamadaki en büyük eksiği budur.
İşçi sınıfı politikleşirken ortaya çıkan gerçeklik bizce şudur: İşçi sınıfını örgütleyebilirsen örgütlenir. Öğretebilirsen öğrenir. İktidar perspektifli uzun yürüyüşe en yatkın sınıf proletaryadır. Proletarya devrimin omurgasıdır.
İşçi sınıfına “lejyon askeri” gibi bakan “sol” görünümlü örgütler, bilerek-bilmeyerek sisteme kalp ilacı olmaktadır.
TEKEL işçileri din, etnisite ayrımına dayalı sahte gündemi bozup,Türk-Kürt-Arap-Çerkes-Laz proletaryasını sınıfsal talepleriyle buluşturup bütünleştirdi. Böylece din, tarikat, cemaat, milliyet ve etnisiteye dayandırılmak istenen gerici politikaları açığa vurdu.
TEKEL işçilerinin ısrarlı Genel Grev talebi Türk-İş bürokrasisinin bir saatlik iş bırakma ve uyarı eylemiyle frenlendi. Türk-İş AKP’nin işçi düşmanı politikalarına böylece katkı getirdi. Sendika bürokrasisi bu eylemlerin devamı veya nasıl olması konusunu “referanduma” götürdü. Referandumda işçiler ezici bir çoğunlukla ‘direnişe devam’ kararı aldı.
Sendikacıların ikircimli girişimlerinin böylesine anlamlı bir kütlesel çıkışın sönümlenmesini getireceği anlaşılmaktadır.
TEKEL işçisi sosyal muhalefet dinamiklerini görece de olsa harekete geçirdi ve direnişleriyle odak olmayı başardı.
Sendika bürokrasisi direnişin boyutlanmasıyla zor durumda kaldı, kaypak ve kararsız tavırlarıyla tabandaki baskıyı önlemekte güçlük çekti. Böylece TEKEL işçisinin başarılı direnişine darbe vurdular.
Bu direniş de gösterdi ki, bağımsız sınıf tavrını kuşanacak İşçi Sınıfı Partisi (İSP)’nin kurmaylığından yoksun TEKEL işçilerinin direnişlerinin kırılma istidadı taşıması kaçınılmaz olmuştur.
İstanbul İtfaiye işçileri de Boğaz Köprüsü’nü trafiğe kapatarak işten çıkarılmalarını protesto etti. İtfaiye işçileri kararlılıkla eylemlerini sürdürüyor.
DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikası genel başkanı Ali Rıza
Küçükosmanoğlu ve 10 yönetici arkadaşı bir tertip sonucu tutuklandı. DİSK yönetimi Taksim’de her çarşamba günü sendikacıların serbest bırakılması için sürekli eylem ve genel grev çağrısını yeniledi. DİSK’in bu eylemi işe yaradı ve sendikacılar hemen tahliye edildi.
“Cumartesi Anaları” inat, ısrar ve sürekli biçimde mutat eylemleriyle her cumartesi günü İstanbul-Galatasaray Lisesi önüne “demir atma” eylemlerini sürdürüyor. Keyfî ve fiilî infaz yöntemleriyle kaybedilen insanlarımızın hesabını soruyor.
Üniversiteli öğrenciler YÖK’ü sorguluyor.
Edirne ve Erzincan’da basın açıklaması yapan öğrenci gençlik kışkırtılmış kitlelerce linç seanslarından geçiriliyor.
Manisa’nın Selendi ilçesinde Romanlara karşı girişilen kitlesel saldırı, sistemin söz yerindeyse milliyetçi kışkırtmalarla işi nereye vardıracağının işaretini verdi.
İşkence, kışkırtma, linç denemeleri, temel hak ve özgürlüklerimizi gaspeden AKP iktidarına karşı eylemler devam ediyor. Gerçekleştirilen eylemler hem merkezi-kurumsal düzeneklerden yoksun hem de aralarında koordinasyon yoktur.
CHP genel başkan yardımcısı faşist Öymen Kızılbaş Dersim 37-38 katliamını savunuyor / savunabiliyor!
Bu ve benzeri konularda yazdığımız kitaplar, makaleler, panel ve söyleşilerle başaramadığımızı Öymen’in beyanatı hemen sağlıyor. Kızılbaş-Aleviler haklı gerekçelerle ve büyük tepkilerle ayağa kalkıyor. Kemalizm, CHP’nin ideolojik-sınıfsal karakterini kavramadaki ikircimli davranışlar yerini tarihsel-sosyal gerçeklere bırakıyor.
Başbakan R. T. Erdoğan’ın TEKEL işçilerine “yan gelip yatıyorsunuz” sözleri de işçi sınıfını ayağa kaldırmaya yetiyor.
DTP, BDP belediye başkanları KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) üyesi olmak iddiasıyla tutuklanırken Kürt illerinde kütlesel gösteriler her gün artarak devam ediyor.
Diyarbakır belediye başkanı Osman Baydemir bu tutuklamalar karşısında ve uygulanan devlet terörüne, tutukluların tek sıraya plastik kelepçelerle dizilişi türünden faşist anlayışlara karşı “has..tir, has..tir!” çekiyor. Fakat kendi meşruluk ve yasallığını bile “hini hacette” çiğneyen gerici, ırkçı, şoven politikaların “has..tir” çekerek değil, tükürükle boğulacak düzeyde tutarlı sokak hareketleriyle aşılacağını, kitlelerin her şeye rağmen, sınıfsal birikime ve güdülere sahip olduğunu göremiyor.
AKP iktidarı “Kürt Açılımı”, “Demokratik Açılım”, “Alevi Açılımı”, “Roman Açılımı” diyerek “şaşkın ördek kıçından suya dalar” misali zırvalayıp duruyor. AKP gerici reform dahi yapamıyor. İşçi sınıfı ve emekçi halkların kütlesel çıkışları ile grev, direniş hareketlerine şiddetle saldırıyor. Böylece sahte demokrat olduğunu kanıtlıyor. Sağlı “sol”lu burjuva partileri sosyal, ekonomik, siyasal, askerî, kültürel krizle yatıp kalkıyor. Sistemin tüm kurum ve kuruluşları çürümüş ve dökülüyor. Mevcut anayasalar, yasalar deline deline kevgire dönüyor.
Kurumlar arası iktidar kavgası bir türlü karakolda bitmiyor. Uzlaşır çelişki ve çatışkılarla avantalar ve yağmalar düzeni ayakta tutuluyor. Her kesim siyasetle uğraşıyor. Politika sahnesinde eksik olan İŞÇİ SINIFI ise, alanlarda bir yandan emperyalist-kapitalizmin ideolojik-sınıfsal konumu ile artı-değer sömürüsünü öğreniyor, diğer yandan kimi “sol” akımlara tutulacak ANA HALKA’nın ne olduğunu bizzat yaparak gösteriyor ve öğretiyor.
TEKEL işçilerinin 17 Ocak 2010 tarihinde Ankara’da gerçekleştirdiği 30-40 bin katılımlı eylemi hem burjuvaziyi, hem de işçi taleplerini savsaklayan Türk-İş bürokratlarını düşündüren eylemlerden biriydi. Sol “cenahımızın” da derlenip toparlanarak kütlesel çıkışların yaygınlaşması olgusunu doğru algılamasını bekleyeceğiz.
TEKEL işçileri Ankara’da AKP hükümetini doğrudan karşıya almıştır. Talepleri ve militan çıkışlarıyla sistemi sorgulamaya başlamıştır.
Kriz şartlarında bunalan, krizin faturasını ödeyen işçi ve emekçiler TEKEL işçilerinin çıkışına ilgi göstermekte ve sempati duymaktadır. Oluşan bu ilişki köprüsünü geliştirip güçlendirmek gerekiyor.
TEKEL işçilerinin kararlı direnişi; işçi sınıfı hareketinin nasıl olması gerektiğini gösterme bakımından önemli olduğu kadar, sosyalist hareketle buluşup bütünleşme imkanlarını da bağrında taşımaktadır.
TEKEL işçisi kitlesel birlik ve dayanışmaya sahip olduğunu göstermiştir; aynı amaçlarla hareket edebilmektedir. Irkçı-şoven baskı ve tehditlere karşı sınıf kardeşliğini öne çıkarmıştır.
İşçi sınıfı tarihe eylemleriyle anlamlı bir kayıt da düşüyor. 1970 - 15 / 16 Haziran Direnişi’ndeki gibi henüz tarihini yazamıyor. Kütlesel çıkışlar yayılma istidadı taşımıyor. Lokal düzeylerde kalıyor.
Neden mi? Nedeni çok açık: İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğini başat politika yapan İSP politik arenada yerini alamamış ve de kurmaylık görevini yerine getiremiyor da ondan...
Mücadelenin tüm biçimlerini kuşanacak donanımlı bir İSP’nin “işbaşı” yapmasıyla politik hayat daha renklenip anlamlı kılınacaktır. Bunun işaretleri de alınmaktadır.
Mevcut “sol” örgütler, gruplar, sendikalar, dernekler, odalar işçi-kitle ve köylü-kitle hareketlerine pankartını alıp katılıyor.1
Sosyal muhalefet dinamiklerini sevk ve idare edecek öznel etmen’nin (İSP’nin) henüz işbaşı yapamayışının sancısı çekiliyor.
İşçi sınıfı ve emekçilere yol gösterecek Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar binbir zaaf içinde politika üretemiyorken, “bu millet adam olmaz”, “davar millet”, “işçi sınıfı nerede” diyenler şimdi şaşkınlık içinde işçi-kitle, köylü-kitle hareketlerini izliyor.
NATO’cu, CIA’cı, IMF’ci, BD’ci, DTÖ’cü sömürücü politikalarıyla sağlı “sol”lu burjuva politikacıları kitleleri bir aldatır, iki aldatır, üç atlatır, fakat bir yerde bıçak kemiğe dayanınca kendisi açığa vurulur. İpler de kopar…
Kitlelerin politikleştiği bir süreçte İSP’nin de mayalanması gündemdedir.
Sınıfsız sendika, sınıfsız parti, sınıfsız kitle örgütü, sınıfsız kültür ve sanat hatta sınıfsız gerilla diyerek titreşen bilcümle küçükburjuva devrimcisi avantüryeler şimdi tüm kütlesel çıkışlara methiyeler dizmekle iştigal ediyor. Pankart ve slogan yarışıyla “dar grup tapınımı” örgütlerini ayakta tutmaya özen gösteriyor. Anlaşılır bir şeydir. Yadırgamıyoruz.
Sınıflar mücadelesi keskinleşiyorken tarih tüm Devrimcileri, Komünistleri bir kez daha sınavdan geçiriyor.
Dipnot Açıklamaları:
1 İşçi-Kitle hareketleriyle ilgili yazılarımızı İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemiz’in Aralık 2009 tarihli 2. Sayısında ayrıntılı olarak izleyebilirsiniz.
2 İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemiz’in Ankara’daki temsilcileri TEKEL işçileriyle sıcak ve organik ilişkiler kuruyor. Onlarla çeşitli diyaloglar kurarak röportajlar gerçekleştiriyor. Sade, pratik, gösterişsiz ve de pankart açma yarışına katılmadan dayanışmasını eksik etmiyor. Günlerdir yıkanamayan, çamaşırları kirlenen işçi arkadaşlarına çamaşır ve ihtiyaç maddeleri sağlıyor.
