İşçi Sınıfı, Marksizm ve Parti

İsmet Öztürk

Soru: Karadenizlisiniz. Sosyalist Hareket sizi Devrimci ve Marksist kimliğinizle tanıyor. Sosyalist Hareket’in, işçi ve köylü hareketinin tarihinde Karadeniz’in önemli bir yeri var. Tarihî TKP’den I. TİP’e, TİP’den günümüze kadar önemli örgütlülükler yaşandı Karadeniz’de. Bu örgütlülük süreci içerisinde siz de yer aldınız. O dönemden ve kendi tarihçenizden kısaca da olsa söz edebilir misiniz?

Cevap: Tarihî TKP geleneğinden geliyorum, ama o dönemi yaşamadım. TİP ve TİP’den sonraki süreçte mücadelenin içinde yerimi aldım. TİP Çarşamba İlçe başkanıydım. Tabii o zaman devrimci sayısı çok sınırlı idi. Taşrada komünist deyince “boynuzu, kulağı, kuyruğu nerede” diye bakılırdı. Komünistlerin az olduğu dönemdi. Ben TİP’in Çarşamba İlçe teşkilâtını kurdum. Ziya (Ziya Yılmaz), Ertan (Ertan Saruhan) ve bazı arkadaşlar Fatsa teşkilâtını kurdular. Ertan, Fatsa’ya tayin olunca biz hemen hemen hep beraber olduk. Ertan’la Kızıldere’ye kadar hep beraber mücadeleyi sürdürdük.

Samsun havalisini de aşarak Zonguldak’tan Artvin’e kadar Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi Karadeniz’de de eylemler vardı. Bunlar esas olarak köylü mitingleri ve eylemleri şeklindeydi. Daha çok tütün, fındık üreticilerinin mitingleriydi bunlar. Ben “sosyalist oldum” dediğimde de sosyalizmin ne olduğunu bilmediğim gibi, onun teorik kurucularının da isimlerini bilmiyordum. Bilimsel sosyalizmle ilgili kitaplar yayımlanmaya başlamıştı; ama bu kadar bol değildi; ben hızla okuyordum. Var olan kitapların hepsini getirtiyorduk; bu imkânımız vardı. Okuduklarımızın çoğunu anlamıyorduk ama zamanla geliştik. TİP Genel Merkezi bizden huzursuz olmaya başladı. Boyuna bize talimatname gönderiyordu. “Akıllı olun, yavaş olun, dikkat edin faşizm gelir” diyerek bizi sakinleştirmeye daha doğrusu pasifize etmeye çalışıyorlardı. Biz ise kendileriyle yer yer karşı karşıya gelip tartışıyorduk. “Bu kadar tepki niye?” diye soruyorduk. “Parti kapanır “ şeklinde cevaplar veriyorlardı. Bizim oralarda bildiğimiz, öğrendiğimiz kadarı ile böyle parlamenter yolla sosyalizmin olamayacağını biz âdeta bir ön yargı halinde iman etmiş vaziyette idik. Bunun barışçıl geçişle olamayacağını biliyorduk. Biz Ziya Yılmaz, Ertan Saruhan, Atilla Özova, Alaçam’da İsmail Yeşilyurt gibi beş on arkadaş barışçıl yollarla bu işin olmayacağı bilinci ve inancıyla TİP’in bu önermelerini dikkate almıyor ve çoğu kez de geri postalıyorduk. Dev Gençliler her tarafa gittikleri gibi, bizim oralara da geliyorlardı. Çok uzun süre de kalıyorlardı. Kaçak olan Sinan Kazım Özüdoğru, Hüseyin Cevahir çok uzun zaman kaçak oldukları için ve köy çalışmaları için artık bizde kalıyorlardı. Sabahattin Kurt faili meçhul bir biçimde öldürüldü. Nurettin Öztürk en son Sarp Kuray’la beraberdi, 83-84 yılları arasında katledildi. Onun da faili meçhul, hatta ölüsü dahi kayıp.  Bunlar da faaliyetlerimize katılıyorlardı ama tabii bunları yalnız göndermiyorduk. Yanlarına bizden arkadaşlar veriyorduk. Nurettin Öztürk, Sabahattin Kurt, Hüseyin Cevahir  bunlar artık bizden olmuşlardı. Karadenizli köylüler bile tanıyorlardı onları. Hatta gelenlere artık onlar rehberlik yapmaya başlamıştı. Bütün bu faaliyetleri sürdürenlerden kimse TİP’in merkez yapısını desteklemiyor, herkes Merkeze muhalefet ediyorlardı. MYK’da da  TİP merkezi eleştiriliyordu. Biz 1969 başlarında Karadeniz’de toplanıp Milli Demokratik Devrimci olduğumuzun ilânını yaptık. Fakat bütün MDD’cileri partiden atıyorlardı. Halit Çelenk, Şekibe Çelenk’i filan hepsini tasfiye ettiler partiden. Fakat bizi atamıyorlardı partiden. Bizi partiden atmaları için belki Trabzon’da Atilla Aşut dışında her tarafta tabelayı indirmeleri gerekirdi. Karadeniz’de bizi atamazlardı. Ama kahrediyorlardı. TİP kapanana kadar ben TİP Çarşamba İlçe başkanıydım, Ziya da Fatsa ilçe başkanıydı.

Soru: Yaşam ve sınıflar mücadelesi ilerici, devrimci, sosyalist, Marksist akımların programlarını, projelerini, büyük ölçüde denedi ve sınadı. Bu deneme ve sınama sürecinde sözünü ettiğimiz akımların teori ve pratikleri bu sürece cevap olamadı ve işlevsiz hale geldiler. Sözü edilen hiçbir örgütlenme bu işlevsizliği izah ve ikna edebilecek bir özeleştiri yapmadı. Bu akımlar, “Somut koşulların somut analizi”nden hareketle kendini yenileyemedi; “Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretimi”ni gerçekleştiremedi. Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar da bu “Öndersizlik Krizi”ne henüz çözüm üretememişlerdir. Oysa hem üzerinde yaşadığımız coğrafyada ve bölgede çok önemli toplumsal muhalefet dinamikleri bulunmaktadır. Nesnel koşullar da uygun olmasına rağmen, öznel etken (Sınıf Partisi) niçin yaratılamadı? Yerel, ulusal, toplumsal ve evrensel diyalektik birliği niçin kurulamıyor?

Cevap: Öncelikle Marksizm, tarihsel olarak sınıflar mücadelesinin özümlenip tahlillerinden ve onun üzerinden inşa edilmiştir. Bütün sınıfları ve sınıfların iktidarını tahlil ederek, işçi sınıfının iktidarı olarak sosyalizmin bir siyaset bilimi ve bilimsel ideoloji olarak sosyalizmi sınıfın iktidarı ve sınıfsız topluma kadar götürecek olan tek sınıfın işçi sınıfının olduğunun tespitinin üzerine sosyalizm inşa edilmiştir. Tarihte kendisini sınıf olarak yok etmesine sınıfsal kurtuluşu bağlı olan başka bir sınıf yoktur. Tek ve yalnızca işçi sınıfı bir tek tek kurtuluşu olmayan, iki kendisini sınıf olarak bütün sınıflarla birlikte ortadan kaldırmadan kendisini kurtaramayacak olan tek sınıf işçi sınıfıdır. Bunun için Marksizm işçi sınıfının bilimidir. İşçi sınıfının iktidar bilimidir. Devrimi sınıfsız topluma kadar götürmeye mahkum tek sınıf işçi sınıfıdır ve bütün haksızlıkları, ezme ezilme ilişkilerini, yöneten-yönetilme ilişkilerini ortadan kaldırmadan, bütün haksızlıklara karşı savaş vermeden amacına ulaşamayacak olan tek sınıf da işçi sınıfıdır. Onun için sosyalizm işçi sınıfının bilimidir.

İşçi sınıfının Devrimci Komünist Partisi (DKP) işçi sınıfının esas olarak sınıf tavrı gösterdiği mekânlarda kurulmak zorundadır. İşçi sınıfı gerçek anlamda sınıf tavrını bir üretim birimlerinde, iki karşı sınıfla karşı karşıya geldiği alanlarda gösterir. Karşı sınıfla karşı karşıya kaldığı alanda örgütlenmesi geçici örgütlenmedir. Ama esas kalıcı olan üretim birimlerindeki, işyerlerindeki örgütlenmedir. Burada özellikle fabrika kelimesini bilinçli olarak kullanmıyorum. İşyeri kelimesini bunun yerine koymuyorum daha kapsayıcı olarak bunu söylüyorum. Çünkü bir takım centerlerde binlerce insan çalışıyor. Bunların büyük bir kısmı işçidir. Bunlar fabrikada çalışmaz. İşçi sınıfının kapsamını daraltmamak gerekir.

Onların üstünde inşa edilen bir DKP kurulması, yaratılması gerekir. Sen, ben biz, kendilerini komünist aydın vs. diyenler tek tek katılabiliriz. Bunun bel kemiğini işyeri hücreleri oluşturur. İşyeri hücreleri dışında bizim bir araya gelerek kurduğumuz bir parti adına layık işçi sınıfının DKP’si değildir.

Biz şimdi hep toplanıyoruz bir araya geliyoruz. Bir parti kuruyoruz. Bu partiyle bütün emekçilere, daha ağırlıklı olarak işçilere gidiyoruz. Ne  istiyoruz? Bizim partiyi onları kurtaracak araç olarak anlatıyoruz ve onları kurtaracak olan bu partiyi, bizi desteklemelerini ve bu partinin iktidara gelip bütün insanlığı kurtaracağını söylüyoruz. Bu işçi sınıfının adına layık DKP’si değildir. İşçi sınıfının adına layık DKP’si işyeri hücreleri üzerinden, işyeri örgütlenmesinin temel alındığı bir örgütlenmedir.

Diğeri burjuva mentalitesinden kurtulmayan, işçi sınıfından destek isteyen bir parti anlayışıdır. Bu parti anlayışı bugüne kadar büyük zararlar vermiştir. Meselâ çok önemli bir moment idi TİP’i 12 tane sendikacı kurdu. Eğer o zaman gerçekten Marksist bir DKP anlayışı ile yaklaşılsaydı (içine sonradan aldıkları Aybar, Aren, Boran vs. saygı duyuyorum kendileri anlayışları doğrultusunda mücadele ettiler), çok eksik bir bilinçle (hepimizde olduğu gibi) hareket ettiler. Halbuki o günkü kuruluş işyeri fabrika hücreleri yaratılıp gerçekten işçi sınıfının DKP’si yaratılabilirdi.

Burada bir noktayı özellikle vurgulamalıyım.

Bütün bilimlerde olduğu gibi bir siyaset bilimi olan Marksizm’de araçların amaca uygun oluşup işlemesi gerekir.

Amaca uygun oluşup işlemeyen araçlarla amaca varılamayacağı gerçekten bilince çıkarılmalıdır. Parti, iktidar birer araçtır. Sınıfsız topluma götürecek, işçi sınıfının sınıfsız topluma yürümesinde bunlar birer araçtır. Bu araçlar en başından amaca uygun oluşup işlemelidir. Meselâ bir İşçi Sınıfının DKP’si, şu veya bu biçimde desteklerle salt iktidarı almayı düşünen ve buna göre ayarlanmış, buna göre oluşmuş ve görevi iktidarı almaya indirgenmiş ve bununla sınırlanmış bir parti ki, biraz önce değindiğim gibi sen ben bizim oğlan kurmuşuz partiyi işçiden destek istiyoruz. Biz iyisini yapacağız. Hayır bunu biz yapamayız. Bunu işçi sınıfının kendisi yapacak. Biz onun içinde sınıfını reddetmiş kişiler olarak, işçi sınıfı davasına kendisini adamış kişiler olarak onun içinde birer  bireysel unsurlar olarak varızdır ve biz de o hücrelerin organların birinde görevli oluruz. Biz hangi göreve gelirsek oradan geliriz. O görevden alındığımız zaman oraya gideriz. Bizim esas mekânımız orasıdır. Yani yerel taban örgütlenmesidir. Bu taban örgütü de işyeri ve bunun yarattığı çeşitli yerel örgütlerdir. Dolayısıyla partinin de tek hedefi kendisini sadece destek alıp iktidar olma anlayışı Marksist anlayışa terstir. Yapacağı devrim de iktidarı almakla sınırlanmış bir mentaliteyle olursa, bu devrim de Marksizm’e uygun bir devrim olamaz.

Parti de devrim de sınıfsız toplumu hedefleyen ve bütün oluşum ve davranışı hep bu hedefi merkez alan ve buna bağlı biçimde yürümek, hareket etmek durumundadır. Dolayısıyla parti bizlerin bir araya gelmesiyle şöyle oluşacaktır. Bizler komünistler bir araya gelip bu hücreleri yaratmakla görevliyiz. Bizler bu partinin ayaklarını merkezini oluşturacak hücreleri yaratmak için örgütlenmeliyiz. Partiyi kuracak asıl sahiplerinin mekânında oluşturulması için,  bilinçlendirilmesi için bir araya gelmeliyiz, örgütlenmeliyiz ve örgütlü faaliyet sürdürmeliyiz. Biz bunun için bir araya gelmeliyiz. Sadece partiyi bizim kurmamız için değil.

Marksizm insanların kafasında o kadar deforme edilmiş vaziyetteki her şey allak bullak olmuş. Biz Marksizmi gerçek anlamıyla ayakları üzerine dikmeliyiz. Onu gerçek niteliğine kavuşturmalıyız. Burada bir anlaşma sağlamalıyız. Gerçek niteliğine kavuşturmalıyız. Biz bunun için bir araya gelmeliyiz ve anlaşmalıyız. Yıkılan neydi? Neden yıkıldı? Bunu yeniden üretmek için neler yapmalıyız, neler yapmamalıyız. Bütün bunların hesabını da bunun içinde görmeliyiz.

Soru: Marksizm belirli bir coğrafyada şekillenmeden önce belirli bir devrimci akımların evrimleriyle bir biçimiyle şekillenmek ve ilişkilenmek durumunda kalıyor. Örneğin RSDİP öncesi durumu düşünelim. Orada da devrimci akımlar var. Gruplar var. Parti öncesinde de çeşitli gruplar vardır. Bilebildiğimiz kadarıyla yirminin üzerinde grup vardı. Lenin de bu guruplardan birinin içindeydi. Lenin hiçbir zaman kendi gurubunu parti olarak görmedi. Hatta hepsini de grup olarak dillendirdi. Ve partiye ulaşabilmek için bu gruplar çağının aşılması gerektiğine vurgu yaptı. 1898’de RSDİP oluşumuyla birlikte bu gruplar çağı aşıldı. Sınıf partisi oluşturuldu. O süreç bizde Ekim Devrimi’nin ve Komünist Enternasyonal’in desteği ve katkılarıyla 1917-1920’li yıllarda işletildi ve Tarihî TKP oluşturuldu. Sınıf Partisi kuruldu. Kemalist-Burjuvazi tarafından 1921 yılında Sınıf Partisi’nin tasfiyesi ile yeniden gruplar çağına dönüldü. Gruplar çağı günümüze kadar da günümüzde de aşılmış değil. Gruplar çağını biz nasıl aşabiliriz? Biraz önce önerdiğiniz modeli, gruplar çağının aşılmasında nereye koyabiliriz?

Cevap: Konuşmamda bunu şöyle söyledim. Bir kere grupların bir araya gelmesiyle parti olmamalı. Gruplar partinin esas olarak Marksizmin yorumunda anlaşanlar (yıkılan Sovyetler sistemini de içerir. Bunun yıkılma nedenlerinde anlaşanların…) bir araya gelip, işçi sınıfının bilinçlenip örgütlenmesini; grupların işçi ilişkileri ve işçi tabanları yoksa bir araya gelip işçi tabanında hücreleri oluşturmalı, bireyler de bu hücrelerin içerisinde ya da buraları örgütleyen başka örgütlülükler varsa ki olmalı, parti böyle yaratılmalı. Komünistler Birliği bunu yaratmanın birliği olmalı. Bu konuda anlaşanların bir araya gelmesidir Komünistlerin Birliği’dir. Komünistlerin Birliği işçi sınıfının dışında bir olay mı? Nerede Komünistlerin Birliği? Sosyalizm anlayışında anlaşanların bir araya gelmesiyle sağlanacak bir birliktir Komünistlerin Birliği.

Soru: Bunun böyle olduğunu ve işçi sınıfı içerisinde örgütlenmiş Parti’nin bulunduğunu iddia eden sayıları bir hayli kabarık çeşitli örgütler var. Bunları nasıl değerlendireceğiz?

Cevap: Var. Parti’dir o. Ama İşçi sınıfının DKP’si değildir. TKP partidir. İşçi sınıfının partisidir de.  Örneğin İngiliz İşçi Partisi sınıf partisidir. Ancak bu partiler İşçi  sınıfının Devrimci Komünist Partisi değildir.

Soru: İşçi partileri, Kitle partileri, Grup partileri oldukları söylenebilir. Ancak bu örgütlenmelere sınıf partisi diyebilir miyiz?

Cevap: Diyebiliriz. Öyledir de. Sınıf partisi olması bu türden örgütlenmelerin İşçi Sınıfının Devrimci Komünist Partileri olduğu anlamına gelmez. Böyle bir parti zaten yok. Komünistlerin Birliği’nin zemini, İşçi Sınıfının Devrimci Komünist Partisi’nin oluşturulması amacıyla oluşturulmalıdır. Bunlar Partiler, ancak komünist değiller.

Soru: Sadece sınıf gerçekliği değil sosyolojik emekçi halk gerçekliği de var. Üzerinde yaşadığımız coğrafya da imparatorluk geleneğinden geldiği için ulusal meseleler, kültürel meseleler, hatta mezhepsel meseleler gündeme geliyor. Sınıf Hareketi, Sınıf ilişkileri ile sosyolojik emekçi halk gerçekliğini nasıl ilişkilendirmek gerekiyor?

Cevap: Ne acıdır ki, ulusal sorun, (Kürt Sorunu, Alevi Sorunu) daha doğrusu, bu sorunun adı doğru konulmalıdır… “Kürt sorunu” diyorlar, “Kürdistan sorunu” deseler bir başka türlü yaklaşacağım olaya. Kendi içlerinde bir netlikleri yok. Hep Türkiye partisi olacaklarını söylüyorlardı. Şimdi nesiniz? İşin vahameti, Alevilik ile Alevicilik (Siyasal Alevicilik) konusunda da kendisini gösteriyor. Ben siyasal Alevicilik diyorum ona. Bir kere mezhep, din üstüne parti olmaz: Ne mezhepsel- dinsel, ne de ulusal zeminden Marksizm’e gidilmez, Marksizm’den oraya gidilir. Şimdi âdeta sınıf hareketi ulusal ve mezhepsel hareketlerin gölgesinde kaldı. Meselâ şimdi bu akşam TEKEL işçileri Türk-İş’i işgal ettiler. Bütün haksızlıklara karşı savaşmayan işçi sınıfı kendi kurtuluşunu sağlayamaz. Kürt Ulusal Hareketi veyahut Kürdistan Ulusal Hareketi, kendi deyimleriyle Kürt Ulusal Hareketi yani Kürdistani bir hareket değil, ancak haklı bir mücadele veriyor. Şimdi Aleviler, yüzyıllardır katliamlar yaşamışlar; horlanmışlar, katliamlardan geçirilmişler, haklı bir mücadele veriyorlar. İkici sınıftan da öte bir hale gelmişler. Kendi inançlarını özgürce yaşamak istiyorlar, o onların hakkıdır. Bizler (proletarya, komünistler) onlar için mücadele etmeliyiz. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi haklı bir mücadele yürütmektedir. Komünistler onların kurtuluşu için mücadele etmelidir. Kendisinin onun gölgesinde flulaşmasına asla izin vermemelidir. Kendisi hep bu işlerin önünde yürümelidir, asla onun gölgesine sığınmamalıdır. Kendisi yok şimdi, çok geride. Ona destekten sunmaktan geri durmamalıdır.

Soru: Burada ittifak politikası ne olmalıdır?

Cevap: Kendi komünist mücadelesini sürdürmek koşulu ile çerçevesi çizilmiş çeşitli eylem birlikleri yapabilir. Bugün böyle bir durum, böyle bir şey yok. Şöyle bir şey olursa bir cephe birliği bile yapabilir: Programatik olarak bir devrim perspektifinde anlaşır ve bu perspektifi gerçekleştirene kadar ittifakını cephesel birlikte de yapar ama kendi bağımsızlığını asla onun gölgesi haline getirmemek koşuluyla. Şimdi “çatı partisi” filan diyorlar. Alsınlar Abdullah Öcalan’ın yazılarını, “Marks da yanılmıştır, Engels de yanılmıştır, Lenin de yanılmıştır ve bizim devlet yıkmak diye bir derdimiz olmamalıdır” diyor. Ne ile çatı partisi kuracaksınız, hangi hedefe ulaşmak için. Kürtlerin hakkı, Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı da değil, bunu da kaldırmış durumdalar. Kürtlerin hakkı. Meselâ gerçekten ortak bir zeminde anlaşılacaksa bu “demokratik cumhuriyet” nasıl olacak? Tamam “demokratik cumhuriyet”in sınırları çerçevesi çizilir konur ve o hedefe ulaşmak için yürünür fakat devleti yıkmayacağız. Peki ne için bu “demokratik cumhuriyeti” isteyeceğiz? Böyle bir muğlâklıkla hangi program, hedef üstünde bu birliği sağlayacağız? Diyelim ki “çatı partisi” bir cephe partisidir. Bunun bir programını açıklarsın koyarsın. “Demokratik cumhuriyet” diyorsan, bu “demokratik cumhuriyet” nedir ve bunun için ne yapacağız? Devletle savaşmayacağız, devleti yıkmayacağız artı devlette kurmayacağız. Peki anlaşanlar “çatı partisi”ni kursunlar. Ama komünistler böyle bir rizikoya asla giremezler. Komünistler Kürt Ulusal kurtuluş mücadelesini var güçleriyle desteklerler, destekleyeceğiz de. Ama proletaryanın mücadelesini asla ne ona ne başka birine endeksleyemeyiz.

Proletarya bütün ezilen ve haksızlıklara uğrayanların mücadelesini kendi mücadelesi haline getirmeden kendi kurtuluşunu sağlayamaz. Feminist hareketini, köylü hareketini, zorunlu askerlik hareketini, homoseksüeller hareketini, çevreciliği, insana ait doğaya ait ne varsa, hepsi proletaryanın sorunudur, komünistlerin sorunudur. Hepsini gündemine almak, hepsi için mücadele etmek zorundadır. Hepsinin içinde yer almak ama hiçbirinin içinde kendisini flulaştırmamak zorundadır. Bütün titizliğiyle kendi bağımsızlığı için mücadele ederken o alanlara da politika üretmelidir. Ama onun içinde mücadele ederken içinde erimemelidir.

Soru: Burjuvazi dil terim ve kavramları çarpıtıyor. Barış ve barışsever söylemlerini bir yandan hâkim gerici sınıflar da dillendiriyor, diğer yandan liberal, tasfiyeci, reformist postmodern sollar da dillendiriyor acaba hakikatin ve doğruların kavgasını veren Marksist kadrolar bu sürece nasıl bakmalı ve nasıl müdahalede bulunmalılar?

Cevap: Barışı en çok dillendiren Kürt Ulusal Hareketi’dir. Burjuvazi de tabii doğal olarak sınıf uzlaşmacılığı istiyor. Kavga etmeyin oturduğunuz yerde durun diyor.

Konuyla tam çakışmayacak ama kısaca bir “açılım” meselesine değinmek istiyorum. AKP ve demokrasi konusuna. Demokrasi bir kere acayip bir kavram ve işin kötü tarafı partiler de kendilerine demokratik sosyalizm adları koyuyorlar. Demokratik olmayan sosyalizm de varmış yani. Sosyalizm zaten demokrasiyi sonuna kadar götürüp ortadan kaldırmaktır. Bizim Mahir Sayın sosyalist demokrasiyi ithal etti, Aybar’dan 40 yıl sonra, Avrupa komünizminden 80 yıl sonra o ithal etti. Bu gerçekten Marksizm’i deforme etmektir, çarpıtmaktır. Demokratik olmayan sosyalizm olur mu böyle şey. Şimdi işin feci tarafı orda bahsedilen liberal kesimler kendilerine utanmadan sosyalist filan da diyorlar. Avrupa ülkelerinde hangi haklar varmış bunu tartışıyorlar. Oradaki demokrasi neyin demokrasisi? Kapitalizmin demokrasisi sömürüyle çerçevelenmiş, sömürü sistemine dokunduğu zaman onu boğan bir olaydır. Yani kendi sömürüsünü rahat sürdürdüğü çerçevede demokrasidir burjuva demokrasisi. O çerçeveye dokunduğu zaman onu boğar. Margaret Thatcher bir günde kömür işçilerini sokağa attı. On bin kilometre ötedeki Falkland Adaları’nı işgal etti. Demokratik Amerika on binlerce kilometrelerce uzaklıktaki  Irak‘ı, Afganistan’ı, milyonlarca insanı katlederek işgal etti. Bunların demokrasisi bu. İlerledikçe kendisini yok eden bir sistem.

Demokrasi mücadelesini proletarya devamlı sürdürür. Çünkü proletaryanın daha rahat hareket etmesine olanak sağlar. Demokratik haklarını elde ettikçe sömürülmesinin ve uğradığı haksızlıklar ve olumsuzlukların burjuva demokrasisinin azlığından değil, esas olarak sistemin kendisinden kaynaklandığının ve iktidarı alıp sistemi değiştirmeden bu haksızlıklardan ne kendisinin ne de bütün haksızlığa uğrayanların kurtulamayacağını anlamasına da hizmet eder. Biz, yani proletarya ve komünistler demokrasi için mücadeleyi sonuna kadar devam ettiririz. Ancak asla bununla sınırlayamayız. Şimdi, Alevilerin mücadelesi ve Kürt Ulusal Kurtuluş mücadelesi de bizim için demokratik birer mücadeledir. Biz bunların içinde yer alırız. Şimdi demokrasi, tabirin hangi biçimiyle olursa olsun ilk hedefi insanların karar vermesi hedefidir. Hâlbuki AKP’de din ve dincilik insanların karar vermesini değil tanrının verdiği karara insanların uymasını, biatı emreder. Onun için AKP’ye bu açıdan da bakmak ve asla demokratik olamayacağını söylemek gerekir… AKP de bir takım haklar için mücadele ediyor. Neden Ediyor? Çünkü diğer egemen sınıf ki bunun başını da genel olarak Kemalist kesim ve onu destekleyen sermayeyle birlikte bilumum Kemalist kesim (üst düzey mahkemeler, bürokrasi, ordu gibi asker ve sivil bürokrasinin), kendi üstündeki tahakkümünü azaltmak için bir takım demokratik hakları istiyor. Ama tamamen kendisinin tahakkümden kurtulmasıyla sınırlı bir demokrasi, tırnak içi bir demokrasi istiyor. Hâlbuki AKP demokratik filan değildir. Bu Kürdistan olayında da Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi’nde esasında başını ABD’nin çektiği, ABD istiyor bunu aslında Kürt hareketinin belli biçimde halledilmesini istiyor. Çünkü Iraktan çekilecek ve Iraktaki tek dayanağı Türkler, Kürtler. Oradan çekilince ne yapacak? Türkiye’nin Ortadoğu’da devrede olmasını istiyor. Bunun için de  Kürt sorununun halledilmesini istiyor. İşte bundan dolayı AKP ilk olarak bu sorunun kendi çıkarları doğrultusunda çözümü için işe “Kürt açılımı” olarak başladı. Sonra “demokratik açılım”, sonra “millî birlik bütünlük” gibi bir takım sahtekârlıklarla kelimeleri dejenere ederek sonuçta millî birlik projesine iş geldi. AKP’nin istediği Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin silahlı, örgütlü gücü olan PKK’yi tasfiye etmek ve bu zeminde bir anlaşmaya varmak. Tabii PKK de buna direniyor, yani şunu çok iyi biliyor ki Kürt ulusal hareketinin silahlı gücü tasfiye edilirse Kürt sorununu devlet dayatacak, teslim alacak, kendi istediği sınırlar içinde rahatça çözecek. PKK de buna direniyor, teslim olmamaya direniyor. DTP, “muhatap İmralı’dır, Kandil’dir” diyerek bilinçli olarak tasfiyeye direniyorlar. Otuz yıldır savaşıyorlar. Çünkü yoldan tutma cahil değiller. Çok açık görüyorlar bu oyunu. Bütün derdin PKK’yi daha doğrusu Kürt ulusal hareketinin örgütlü gücünü dağıtmak  ve kendilerine uygun akıllı, uysal Kürtlerle işi çözmek. Bu gücü dağıtsalar hemen ‘akıllı Kürtler’, bekliyor zaten. Akıllı Kürtler sırada. Uysal Kürtlere icazetli bir örgüt  kurdurup işi  hemen onlarla kendi istediği şekilde “barış içinde” halledecek. İşte kavga bu zeminde sürüyor. AKP’nin ‘demokratlığı’, sırf Kemalizm’in üstündeki tahakkümünü kırmakla sınırlı. Meselâ akşam bağırıyor Erdoğan “kanımızı içimize akıtıyorlar, ne yapsak Anayasa Mahkemesi bozuyor” diyor. İşte buraların etki ve yetkilerini sınırlamak için demokrasi teranesi çalıyor Erdoğan. Yoksa AKP’nin demokratlıkla filan hiçbir alakası yoktur. 

Soru: Karadenizlisiniz demiştik başlangıçta. Bir de çözülmesi gereken sorunları olan yalnızca Kürt hareketi değil, Alevi-Kızılbaş hareketi değil, Karadenizliler Lazlar, Çerkesler, Gürcüler vb. gibi etnik, kültürel azınlıklar da var. Bu etnik azınlıkların dil ve kültür sorunlarının çözümü noktasında Devrimci ve Marksistlerin ne gibi önerileri, katkıları olabilir?

Cevap: Lazlar zaten Rize taraflarında varlar. Çerkes ve Gürcüler Osmanlı-Rus savaşından sonra gelmişler. Daha sonra gelenler de var. Ben de Gürcüyüm. Fakat onların büyük çoğunluğu Karadeniz’de asimile olmuş vaziyetteler. Artık dil de bilen çok az. Ama sadece Karadeniz’den ibaret değiller. Türkiye’nin dört bucağında varlar ve bu insanların belli bir örgütlülük yerleri Kafkas Kültür Derneği gibi ve Gürcülerin de bir derneği var ama iler tutar bir tarafları somut bir istekleri de yok… Ulusal bir yönleri yok zaten, dağınık durumdalar. Buraya sonradan gelen unsurlardır… Yerli değiller yani bir toprak parçaları filan da yok. Lazlar Arhavi bölgelerinde varlar. Bunlar kendi derneklerini kurup, dil, kültür, tarih, folklorik araştırma ve çalışmalar yapıyorlar. Kültürlerini geliştirme isteklerine kulak verip yardımcı olmak lâzım. Ama bunların üzerinde Kürtler ve Aleviler üzerinde olduğu kadar bir baskı yok. Çünkü yasak olacak bir istemleri de yok. 

Soru: Laz Kültür Derneği de kuruldu. Derneğin talepleri de yayınlandı bunların talepleri arasında resmî tarih ve devletin resmî ideolojisiyle örtüşmeyen talepleri de vardı. Bu konudaki düşünceleriniz neler?

Cevap: Az çok taleplerini biliyorum, çok kapsamlı bilmiyorum. Ama talepleri, halledilemeyecek, çelişkiye düşülecek talepler değil. Dil ve kültür üzerinden talepleri var. Yani ulusal talepler değil dil ve kültür üzerinden talepler bunlar. Tabii ki bu da proletaryanın genel kapsamının içine girebilecek konulardır.

Soru: Birlik konusunu konuştuk ama birliğin de farklı farklı lehçeleri var; işçi hareketinin sendikal ve siyasal birliği, sınıf hareketinin birliği, komünistlerin  birliği gibi birlik kapsamına girecek o kadar çok unsur var ki bu birlik konusunu nasıl ele alırsak birlikte yürüyebilmemiz kolaylaşabilir?

Cevap: Birlik konusunda şöyle bir şey söylemek gerekiyor. Benim düşünceme göre, bir olaydan hareket etmemiz gerekir. Biz komünistlerin görevi, sınıfın bizi desteklemesini, bizim kurduğumuz partiyi desteklemesini vs.den önce, onun kendisi için sınıf olma bilincine erişmesi, onun gerçek kurtuluşunun yol ve yöntemlerinin kavratılması için çaba harcamalıyız. Bütün komünistlerin bir kere ortak davranış göstermeleri gereken, sınıfın gerçek kurtuluşunun Marksizm ve Komünizmde olduğunun ve bu bilinci ve örgütlülüğü sağlamanın yol ve yöntemini göstermek için komünistler ortak davranmalılar. İkincisi, güncel mücadelelerde proletaryanın ve bir bütün olarak demokratik mücadelenin (özel olarak proletaryanın mücadelesinin, genel olarak demokratik mücadelenin) kurtuluş mücadelesi doğrultusunda güncel yapılacakları ortak yapmak için rekabetçi bir davranışa girmeden bir araya gelmeleri ve ortak davranmaları gerekmektedir. Meselâ şimdi bugün TEKEL işçilerinin eylemi önemli bir eylem haline gelmiştir. Komünistler, topluca bu eylemi destekleyip, bu eylemin başarıya ulaşması için hiçbir rekabeti öne sürmeden genel olarak onların gerçek kurtuluşunu da hissettirecek bir biçimde ama esas olarak bu mücadelede başarı kazanmaları için ortak bir dayanışma içinde olmaları ve bunun en iyi biçimde nasıl sağlanacağı konusunda onlara yardımcı olmak için ortak hareket edebilmelidirler. Bugün TEKEL işçileri olabilir. Yarın “Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi” olabilir. Öbür gün “kadın hareketi” olabilir. Diğer bir gün “yeşili koruma hareketi” olur. Yani bir bütün olarak demokratik ve özel olarak da sınıfın mücadelesinin ilerlemesi için ortak eylem birlikleri yapmakta asla rekabetçi bir mantıkla, ayrı durmaları ve birbirlerinin ayağına köstek olmayı kesinlikle unutmaları ve bu konularda birlik sağlamaları gerekir. Bunlara ek olarak proletaryanın, işçi sınıfının sendikal birliğini de sağlamak gerekiyor. Ama bu şöyle anlaşılmamalıdır: tek sendika mantığı ile değil, sendikal birliği  belli bir sınıf sendikacılığı temelinde oluşan bir (sınıf sendikacılığı derken de düşmanlarıyla mücadele zemininde oluşmuş bir sendikal konfederasyon) sendikal birliğinin sağlanması için hep beraber komünistler ortak mücadele etmeliler. Yani sendikaları küçük küçük parçalara bölünmüş bir sendikalaşmaya değil, toplu bir mücadele verecek sınıf sendikal birliğini sağlamak için birlikte hareket etmeleri gerekir. Burada Marksizmin şu veya bu şeklide anlaşılıp anlaşılmaması değil, burada sınıf hareketinin ilerlemesidir hedef. Öbürü talidir. Herkes öbür tarafa gelince de kendi istediğini, kendi programını, kendi anlayışını kendisi uygular. Ama o noktada ortak hareket etmelidirler. Daha ileri bir birlik için de bir ittifaklar birliği daha kolaydır ve burada kesinlikle bağnaz davranmamak, grup çıkarı düşünmemek, burada ortak çıkarı öncel hedef yapmak gerekir. Ondan öte de daha evvel bahsettiğimiz gibi Marksizm’in gerçek, ayaklarının üzerine dikileceği yorumunda  anlaşma, yıkılanın ne olduğunun, yeniden onu üretmenin koşullarını tartışıp burada ortaklaşanların daha örgütsel birliğe doğru gitmeleri gerekir.

Soru: Şimdi komünistler bilindiği gibi yerel, ulusal, coğrafi ve evrensel mücadele bütünlüğünü savunurlar. Yani enternasyonalizmle yerel ve ulusallık ilişkisini kurmak için mücadele ederler. Şimdi coğrafyamızda sizin çerçevesini çizdiğiniz anlamda bir partiden söz edemiyoruz. Bu aynı zamanda uluslararası düzeyde de  böyle midir? Bunu nasıl ilişkilendirmek gerekir? Enternasyonal anlamında bir Dünya Komünist Partisi var mıdır?

Cevap: Bugün böyle bir parti yok. Marksizmin özüdür enternasyonal. Proletarya enternasyonal olmalıdır aynı zamanda. Çünkü başka türlü kalıcı başarıya ulaşamaz. Ama enternasyonal olmak için ulusal çapta da örgütlenmesi gerekir. Bu deyimle bir biçimdir ama ulusal çapta örgütlenme özü oluşturan biçimdir. Öz ise enternasyonal örgütlenmedir. Ulusal çapta örgütlenip o anlayışta olanların dünya çapında örgütlenmeleri gerekir. Enternasyonaller çeşitli biçimlerde olmuştur. İlk dönemlerdeki anarşistlerden Marksistlere kadar hepsi farklıklar arzetmiştir. Benim düşüncem esasında 3. Enternasyonal’e çok daha yakındır. Örgütlenme, mücadele ve hedeflerde anlaşmışların en azından eylemde bütün birlikler için özellikle vurgulamak istiyorum. Benim Marksizm’de birlik anlayışım, anladığım, düşündüğüm, inandığım şudur:  birlik, ister cephe birliği, ister herhangi bir tekil eylem birliği, isterse parti birliği, isterse enternasyonal (uluslararası) birlik olsun, hepsinin esas odak noktası eylemde birliği sağlayacak kadar birliktir. Farklı düşünebiliriz. Bu farklılıklar eylemde birliği bozmayacak kadar olmalıdır. Eylemde birliği bozuyorsa orada ayrışılır. Bu herhangi bir tekil eylem birliğinde de böyledir. Tekil eylem birliğinde eylemde birliği bozmayacak doneler farklıdır, cephe birliğinde farklıdır, parti birliğinde farklıdır, enternasyonal birliğinde farklıdır. Ama hepsinin bir temeli vardır. Hepsinin bir eylem muhtevası vardır ve hepsinde eylemde birliği bozmamak kadar farklılıklar vardır. Farklılığa eylemde birliği bozmayacak düzeyde müsaade edilir. Biz komünistler öncelikle çeşitli demokratik mücadelelerde ve sınıfın sendikal ve demokratik mücadelelerinde eylem birliklerinde, grup çıkarlarımızı bu mücadelelerin çıkarlarının önüne koymamalıyız. Grup çıkarları bunun zehirleyicisidir. Biz grubumuzun görüşlerini o birliği sağlarken savunuruz. Eğer grubumuzun görüşleriyle diğer grupların görüşleriyle eylemde birliği sağlayamıyorsak birlik olmaz. Ama eylemde birliği sağlıyorsa hepimizin görevi o eylemi en başarılı şekilde devam ettirmek, başarıya ulaştırmaktır. Grubumuzun çıkarları değildir artık o eylemin çıkarıdır. Eylemin başarılı olmasıdır çıkar. Birlik böyle yapılmalıdır. Çeşitli birlikler vardır ve bu birliklerin hepsinde eylem muhtevası farklıdır ve birliğin de çerçevesi farklıdır. Ama hepsinin de ortak noktası eylemde birliğin sağlanmasıdır.

Soru: Sizin eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Cevap: Başarılar… 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.