Küresel Kriz ve Devrimci Sosyalist Politika

Babür Pınar

Kapitalizm kendi kaçınılmaz yazgısını yaşıyor. Mali sermaye krizi tüm kapitalist ülkeleri sardı. Kriz tek bir emperyalist ülkeyle sınırlı kalmadı ve tüm emperyalist ülkeler bu krizi iliklerinde hissederek yaşıyorlar. Yüzyılın başlarında küresel zaferini ilan eden emperyalist-kapitalist ideologlar ve siyasetçiler, ”kapitalizmin nihai zaferi” olarak nitelendirdikleri,  mali sermayenin küreselleşmesinin aynı zamanda krizin habercisi olduğunu algılayamadılar. Emperyalist mali sermayenin, ağırlıklı biçimde küresel bir yapı kazanmasının; krizin tüm ülkelerde birbirinin ardı sıra gerçekleşmesinin de yolunu açtığını fark edemediler. Ancak bugün, “Küresel kapitalizmin bir daha kriz yaşamayacağı ve ilelebet ayakta kalacağı ve kapitalizmin, dünya üzerinde sosyalizme karşı zafer kazanarak “cennet krallığını” kurduğuna ilişkin öngörü  (kehanet) bu krizle birlikte iflas etti.

Emperyalist sistemin krizi şu gerçeği gözler önüne serdi; biçimsel olarak değişen kapitalist sistem niteliksel olarak değişmedi. Emperyalizm kapitalizm en yüksek aşamasıdır. Emperyalizm, kapitalizmin toplumsal çıkışsızlık durumu ve ölümcül hastalığa tutulma halidir.

 

Kapitalizmin Küresel ve Ulusal Krizi Zorunludur

 

Kapitalist ideologların, siyasetçilerin krizi, küresel mali sermayenin “aşırı kâr elde etmek” eylemine, doymazlığına, karşılığı olmayan kağıtların mali piyasada dolaşıma sokulmasına ve burjuvazinin aşırı tüketimine, lüks çılgınlığına bağlayarak; bu eğilim ve davranışların engellenmesi halinde krizin de olmayacağına ilişkin savları safsatadır. Çünkü aşırı kâr, doymazlık, çılgınca tüketim, kapitalist sistemin yapısal niteliğidir ve tüm bu eğilim ve eylemlerin kaynağında “üretim araçlarının “özel mülk” olması ve toplumun büyük çoğunluğunun emeğinin sömürülmesi vardır. Kapitalizm bu demektir ve kapitalistlerden “aşırı”, “soyguncu”, “fırsatçı” davranışı beklememek; kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkisinden burjuvazinin vazgeçmesini istemek kadar saflık olur. Bir bireye ve sınıfa iktisadî vasfını veren onun üretim ilişkileri içerisinde gerçekleştirdiği eylemidir. İktisadî eylemi nedeniyle burjuva olan bir insanın kapitalizmi savunması ve dolayısıyla sömürüyü olağan hak olarak görmesi şaşırtıcı değildir.

Kapitalizmin emperyalizme dönüşmesi, insan iradesi dışında gerçekleşen bir zorunlu süreç olduğu gibi, emperyalist sistemin krizi de zorunlu yaşanacaktır. Genel anlamda eşitsizlik ve sömürü, dolayısıyla çatışma, yapısal niteliğinin değişmez öğeleri olduğu için Emperyalizmin krizi kaçınılmazdır. Eğer böyle olmasaydı; can çekişen kapitalizme deva arayan yüzlerce iktisatçının ve politikacının önermesi gerçeklik olabilirdi. Oysa kapitalizm var olduğundan beri; kapitalizmin işleyişini düzenlemeye ve çıkış yolu bulmaya ilişkin her önerme iflas etti. Her dönemde kriz, aynı zamanda, can çekişen kapitalizme deva arayan onlarca ekonomi politik teoriyi de altüst etti.

Emperyalizmin krizi; kapitalizmin cennet krallığı kuruldu savının kof olduğunu gösterdi ve sosyalizmin hâlâ kapitalizmin alternatifi olduğu gerçeğini bir kez daha kanıtladı.

Sosyalizmin iflas ettiğine ilişkin görüşlere sıkı sıkıya sarılan ideologlar; kapitalizmin, emperyalizm aşamasına girerek “ölmeğe yattığı”, “can çekiştiği” gerçeğini görmezden geldiler. Kuşkusuz ölmeğe yatmış bir hastanın zaman zaman “iyi” olma belirtileri göstermesi mümkündür. Ancak bu durum, onun ölümcül hastalığından kurtulması anlamına gelmez. Her “iyi” dönem yeni bir krize gebedir. Her kriz, genel hastalığın (bunalımın) kaçınılmaz (zorunlu) sonucu ve emperyalizmin karakteristik belirtisidir. Kapitalist sistemin krizi ötelemesi ve krizinden kurtulması olasılığı vardır. Genel anlamda denilebilir ki, kapitalizmin emperyalist aşamada oluşu; proleter devrimin (kuşkusuz ki halk devrimlerinin ) ve sosyalizmin koşullarını ve olanağını yaratır. Ancak gerçekleşen krizin, son kriz olması ve emperyalist sistemin ölmesi ya da en zayıf noktasında lokal ölümün gerçekleşmesi; işçi sınıfının ve ezilen halkların, anti-kapitalist merkezli bir devrim programıyla, savaş alanına girmesine bağlıdır

Kapitalizmin krizini atlatabilmesi; bu krizle doğrudan ilgisi olan ve etkilenen sınıfların davranışları ile ilgilidir. İktisadî krize düşen burjuvazi, kriz durumunda, kendine düşen yükümlülüğü yerine getirir. Küçükburjuvazinin iflasına göz yumar ve işçi sınıfını işinden eder ve yoksulluğa itekler. Bu durumda, krizin faturası üzerine yıkılan sınıflar; karşıt eylemlere girmesi gerekirken, tam tersini yaparak krizin faturasını birlikte üstlenmek için harekete geçince; kapitalizmin krizini atlatmasının önü açılmış olur. Türkiye’de gerçekleşen de budur. Bu durumun en iyi örneğini işçi sınıfı adına hüküm yürüten sendika patronları verdi. “Krizin yükünü, işçiler ve sermaye sahipleri birlikte üstlenmeliyiz.” diyen bu sözde işçi önderleri, sermayenin günahını, bu günahın müsebbibi olmayan emekçilerinde yüklenmesi gerektiğini söyleyerek, teslimiyet kapısını araladılar. Kapitalist sistemden devrimci kopuşu aklının ucundan bile geçirmeyen bu bayların “işçi önderi” vasfı konusunda kuşku duyulmaması, işçilerin de teslimiyete onay vermesi anlamına gelir.

Kuşku yok ki kriz yalnızca burjuvaziyi sarsmaz; Kapitalizmin krizi emekçi yığınları da etkisi altına alır, onları sarsar. Bu sarsıntı emekçi sınıfların bilinç yanılsamasını daha da artırır. Emekçi sınıf cephesinde fikri anlamda da bulanıklık gerçekleşir. Krizin yarattığı fikri ve politik kargaşa ve iktisadî bilgi yığılımı, işçi sınıfının ve emekçilerin gözünü görmez kulağını sağır eden bir kaos yaratır.

 

Krizin Baskı Altında Tuttuğu Küçükburjuva Sosyalist Siyasanın Yönü

 

Her iktisadî kriz; olası siyasal patlamalara ve değişime yol açar. Kriz döneminde, sınıf savaşımının daha sertleşerek sürmesinin, tekelci burjuvazinin açık baskıcı yönetim biçimlerine yönelmesine neden olma olasılığı her zaman vardır. Bu olasılık Sosyalist cephede etkisini yaratır. Açık baskıcı devlet biçimine geçiş olasılığı küçükburjuva sosyalistlerini de fikri ve pratik anlamda baskı altına alır.

Her dönemde olduğu gibi, kriz döneminde de, küçükburjuva ideologlar, siyasetçiler, emperyalist sistemin krizinin, işçiler ve ezilen halklar için daha ağır baskı ve sömürü koşullarını yarattığı gerçeğini açıklarlarken; işin bir başka yönünü görmezden gelirler. Bu somut durumla birlikte, krizin, ezilen ve sömürülen sınıf için de, devrim koşullarını ve olanağını da oluşturduğu gerçeğini algılamazlar. Ya da sınıf çıkarları gereği, krizin proleter devrim koşullarını yarattığı gerçeğinin üzerini örtmeye özel gayret gösterirler.

Sosyalizmden umudu kesmiş, ama emperyalizme de sözde karşı olan küçükburjuva demokrat ideologların ileri sürdüğü, “ne kapitalizm, ne sosyalizm olan ‘yeni bir sistemin’ kurulması, zorunludur ve zamanıdır.” yaklaşımı safsatadır. Emperyalist kapitalist sistemin  “yenilenmesi” olanağı yoktur. Emperyalist sistem, yeni araçlara ve olanaklara yaslanarak can çekişme dönemini uzatabilir; ancak genel bunalımdan kurtulacak “yenilenmeyi” gerçekleştiremez. Kapitalizmin krizi, emperyalist-kapitalist sistemin yapısal yenilenmesinin mümkün olamayacağının da ispatıdır.

Yenilenme olanağına sahip olmayan kapitalizm, can çekişme halini sürdürür ve bu can çekişme hali; sosyalizme karşı saldırısını daha vahşi ve ödünsüz kılar. Krizlerin emperyalizmin yıkılışının olanağını yarattığı ve sosyalizme geçişin maddî koşullarını oluşturduğu doğrudur. Ancak determinist bir anlayışa sahip küçükburjuva sosyalistlerin söylediği gibi; kapitalizm barışçıl yol izleyerek yerini sosyalizme bırakmaz. Bugüne kadar böylesi bir olgu mümkün olmadı. Somut durum bundan sonrada sosyalizme barışçıl geçişin mümkün olmadığını gösterdi. Kuşkusuz ezilen sınıfların zor kullanımı nedeniyle, burjuvazi (büyük ve küçük) kapitalist iyileştirme için reformcu programlara gereksinim duyar ve reformların önünü açacak müdahaleleri gerekli görür, ancak burjuvazi, varlık gerekçesi olan mülkiyetin elinden alınmasına, yaşamsal nedeni olan üretim ilişkilerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bir iktisadî politik müdahaleye izin vermez. Burjuvazinin “demokratlığı” kendi hayat kaynaklarını kurutacak bir eylemi hoşgörüyle karşılayacak kadar “geniş” değildir.

 

Kapitalist Toplumda “Devletçilik”

 

Kriz döneminde, burjuva devletin iktisadî hayata doğrudan müdahalesi kaçınılmaz gerçekleşir.  Bu müdahale dönemi; ezilen sınıfların bilincini bulanıklaştırır. Devleti toplumun tümünün hizmetine koşulu olduğu sanısı nedeniyle; ezilen ve sömürülen sınıflar; devletin iktisadî hayata müdahalesinin,  kapitalist ilişkileri “toplumsallaştırıldığına” ilişkin bir kuruntuya kapılırlar. Ancak gerçek bu kuruntuyu yerle bir eder.

Emperyalist-kapitalist ülkelerde, devletin sürece müdahale etmesini ve krizin atlatılması için hükümetlerin özel çaba göstermesini “sosyalizme yönelme” olarak gören aymazlar ortaya çıktı. Bu baylar, burjuva liberallerin “özgür pazar” düşüncesinin iflas ettiğini ve devletin kamu adına iktisadî hayata müdahalesini öngören devletçi yaklaşımın, kapitalizmin gelişmesi için zorunlu olduğunu savunan burjuva ulusalcı, sosyaldemokrat ideologlar ve siyasetçilerdir. Ama asıl aymazlık; sosyalistreformist ideologların ve siyasetçilerin, devlet kapitalizminin sosyalizme geçişi sağlayacak bir rejim olduğuna ilişkin yaklaşımlarında gizlidir.

Kriz; burjuva devletin kapitalistlerin hizmetinde olan ve kapitalist üretim ilişkilerinin sürdürülmesinin aracı olarak görev yapan baskı aygıtı olduğunu en açık biçimde sergiler. İster devletin dolaylı müdahil olduğu,  kapitalist üretim ve pazar ilişkileri olsun; ister devletin doğrudan denetim altına aldığı, planladığı kapitalist üretim ve pazar ilişkileri olsun; her ne biçimde olursa olsun, her kapitalist üretim biçiminde işçilerin ve emekçilerin payına düşen sömürü, kölelik ve yoksulluktur. Burjuva devlet,  kapitalist üretim ilişkilerinin sürdürülmesinin ve sömürülen işçilerin ve emekçilerin uyanışını önleyen ve baskı altında tutan iktidar aygıtıdır. Dolayısıyla devletin iktisadî alana müdahalesi, kapitalist sistemi güçlendirmekten başka bir işleve sahip olamaz.  Kapitalist bir toplumda devlet sosyalizmin önüne iradî olarak set çeken bir güçtür. En demokratik burjuva devletin de, asıl olarak yaptığı budur. 

Kapitalist sistemde devletin iktisadî hayata müdahalesi sosyalizme ilişkin bir durum olamaz. Sosyalist üretim ve mülkiyet ilişkilerinin egemen olduğu bir toplumda, sosyalist devlet kamu adına yükümlülük taşır. Kaldı ki sosyalist toplum hayatında devlet amaç değil araçtır. Komünizmin kurulması doğrultusunda ilerlemenin aracıdır. Sosyalist toplumda devlet gerçek anlamıyla araç olduğunu; komünizmin kurulma sürecinde üzerine düşen görevini tamamladıktan sonra, varlığını sona erdirerek (sönerek)  kanıtlayacaktır.

 

Sürekli Kriz Savı ve Küçükburjuva Devrimciliği

 

Sosyalizm saflarına musallat olan, küçükburjuva aydın sekterliğinin ve reformcu sosyalist akımın yarattığı fikir bulanıklığının, işçi sınıfının iç savaş organizasyonunu yaratmasını engelleyen bir unsur olduğu açıktır. Bu duruma ek olarak; küçükburjuva devrimci grupların maceracı eylemleri de işçi sınıfının devrimden uzaklaşmasına yardımcı olur.

 

Küçükburjuva “devrim tezinin” oturduğu teorik zeminin özeti şudur: “İktisadî anlamda sürekli kriz, sürekli siyasî krizi yaratır. Sürekli kriz halini derinleştirmek ve çatışmanın ateşini yükseltmek için sürekli silahlı eylemlere başvurulmalıdır.” Oysa toplumsal pratik göstermiştir ki; Kapitalizmin hasta yatağında olması onun sürekli kriz içerisinde olması anlamına gelmez. Eğer siz siyasî örgüt olarak; hastalık döneminde sürekli eylem gerçekleştirerek ve bu kısa soluklu eylemler nedeniyle sürekli darbe alarak enerjinizi tüketirseniz; Kriz anında, kitlelerin hoşnutsuzluğunun arttığı dönemde, ileri doğru, devrimci adım atmanız gerektiği zaman, bu adımı atamazsınız. Ki toplumsal tarih boyunca küçükburjuva devrimci örgütlerin yazgısı bu olmuştur.

Sürekli kriz teorisi; kapitalist devletin de bu krize tekabül eden bir biçime sahip olduğu ve bu devlet biçiminin sürekli aynı kaldığı fikrine götürür. Bu teorik yaklaşım, devletin biçim değiştirmesinin de göz ardı edilmesini beraberinde getirir. Devletin aynı olduğu yerde; strateji tek taktikle örtüşür. Tek taktik üzerinden örgütlenen bir yapının ise kapitalizme ve burjuva devlete karşı mücadelesinde başarı şansı en aza iner.

Küçükburjuva devrimci akımlar tarafından savunulan; emperyalizm çağında, kapitalist ülkelerde sürekli kriz hali vardır savı da gerçekleşen krizle çöktü.

İşçi sınıfının ve ezilen halkların fikri ve pratik anlamda kapitalizmi reddeden örgütlü güç olarak sokağa çıkmadığı zamanda; Tek tek patlatılacak silahlar, yiğitçe gerçekleştirilecek bireysel eylemler, tekelci sermayenin devrim karşısında kullanacağı koza dönüşür. Ya da küçükburjuvazinin umutsuzca ileri atılmış adımı;  sosyalizmi, kapitalist sistemin iyileştirilmesi ve dolayısıyla “burjuva sosyal devletin” kapitalizmin aşırılıklarını denetleme görevi üstlenerek burjuva sistemin sosyalleştirilmesi olarak gören burjuva demokrat düşünceyi besler. İşçi sınıfının, devrimi gerçekleştirecek yeteneğe sahip olan bir sınıf olduğunu kabul etmeyen bu sözde farklı iki siyasî çizgi küresel düzeyde yaygındır. Küresel düzeyde yaygın bu iki politik çizgi, işçilerin devrim fikrinden uzak durması için tüm güçlerini seferber etmiş durumdalar. Küçükburjuvazi, işçi sınıfını anti-kapitalist çizgiden uzak tutacak savunuya hayatî önemde sahip çıkıyor. Kapitalizm çöplüğünde yemlenen Küçükburjuvazi, kendine hayat veren damarları kesecek olan devrimin ezilenler sınıflar tarafından içselleştirilmesini kıyamet alameti olarak görüyor. Küçükburjuvalar işçilerin gem vurulamayacak kadar denetimsiz hale gelmesinin, toplum için en büyük kötülük olacağı üzerine yemin ediyor.

Kapitalizmin krizinin yıkıcı ve ezici niteliğinin, ezilen ve sömürülen sınıfların üzerinde yaratacağı korku ve kabus;  baş kaldırmayan köleleri esaretin dibine sürükler. Krizden büyük ölçüde etkilenen, iflas eden ve yoksullaşan küçükburjuva kesimlerin, “kapitalizmin toplumsallaştırılması” çığlıklarının, işçi sınıfını etkilemesinin maddî koşulları, kriz dönemlerinde, önceki dönemlere göre daha fazla oluşur. Kuşkusuz işçiler için en büyük tehlike, yanı başında duran küçükburjuvazinin kriz ve iflastan kurtuluş reçeteleridir. Kapitalizmi eleştiren ve sorgulayan yaklaşıma sahip bu iktisadî, siyasî görüşlerin ana hedefi; kapitalizmin ilelebet yaşayacağına ilişkin varsayımla, sistemin iyileştirilmesi yönündedir. Küçükburjuvazinin önerdiği yol ve eleştirel yöntem kapitalizmin varlığına karşı değil; sözde “emperyalizme ve tekelci sermayeye karşıdır”.  Kapitalizmin yarattığı antagonist çelişkilerin törpülenmesi için sosyal “kapitalizm”in gerçekleştirilmesi gerektiği hayali üzerinden hareket eden küçükburjuva ideologları eleştirici ve sorgulayıcıdır. Bu eleştirel söylem, emekçilere cazip gelecek bir politik, ideolojik nitelik taşır. Ancak bu eleştiri ve sorgu; kapitalizmin hatalardan arındırılarak “iyi” ve toplumcu bir yapı kazandırılacağına ilişkindir. İşçi sınıfını kendi yolundan, devrimci yürüyüşünden edecek bu önermeler karşısında özel bir dikkat gereklidir. Kuşkusuz küçükburjuvazinin, krizi daha da sarsıntılı yaşaması ve krizden kurtuluşu gerekli görmesi olağandır. Bu duruş düşünsel karşılığını da bulur. Bugün, krizden kurtulma düşüncesi küçükburjuva sosyalist örgütleri de teslim aldı. Krizin yapısal anlamda kendilerini de ezeceği olgusu; bu örgütleri krizden kurtuluş reçeteleri yazmaya itekledi. Krizin bir darbeye neden olması ihtimali karşısında tek çarenin “burjuva demokrasisinin” ipine sarılmak olduğu fikri ile bu örgütler; işçi sınıfını da yanlarına çekerek “demokrasi cephesinin” has neferi olmayı seçtiler. Bu seçimi, sosyalizm adına yaptıklarını söylemeleri; krizin ne denli kafalarını sarstığının göstergesidir. 

 

Devrim İçin Organize Olmak İşçi Sınıfını Özgürleştirir


Krizin küresel vasfı; aynı evre içerisinde, tüm ülkelerde, devrim olanağının gerçekleşebilirliğinin ifadesidir. Küresel kriz, devrimin yalnız bir ülkede değil; bölgesel ya da dünyanın birçok yerinde aynı anda gerçekleşebilmesinin koşullarını ve olanağını yarattı. Ancak, koşulların oluşması ve olanakların varlığı devrimci durumun oluştuğunu göstermez. Devrimci duruma geçiş için, maddî koşulların oluşmasının yanında, kapitalist sisteme son vermeye yetenekli bir güç olan işçi sınıfının ve emekçi halkın da örgütlü ve kapitalizmi reddederek savaş alanına girmesi zorunludur. Devrim, devrimci iktidar iradesi gerektirir. Bu olmazsa olmaz. Kapitalist-emperyalist sistemin yıkılmasını ve sosyalizmin gerçekleşmesini isteyen sosyalist ideologların, işçi sınıfının devrimci organizasyona sahip olması gerekir fikrini, politikalarının eksenine oturtmaları da zorunludur. Sosyalizmin kurulmasına ilişkin fikirlerin içtenliğinin ölçütü budur. Kapitalist sistemin yıkılması ve sosyalizmin kurulması istemi; işçi sınıfının ve emekçi halkların örgütlü güç olarak savaş sahnesine girmesi istemiyle birleştirilmediği sürece bir avuntu olarak kalır.

Kahredici kriz dönemi içerisinde; kanseri söküp atarak, iliğine kadar sömürülmekten kurtulmanın mümkün olduğunu kavrayan devrimci sosyalist işçiler emekçiler, her türden burjuva rejimin kaynağının kapitalizm olduğu bilinciyle; kapitalist diktatörlüğün her saldırı tarzına ve savaş gücüne karşı mücadele edebilecek durumda organize olarak, sürecin kendi lehlerinde gelişmesinin yolunu açabilirler.

Küresel kriz, bütün ülkelerin İşçilerinin ve ezilen halkların enternasyonal ilişkisinin ve örgütsel dayanışmasının önemini ve gerekirliliğini bir kez daha belirginleştirdi. Kuşkusuz bu durum aynı zamanda, tüm ülkelerin devrimci sosyalist işçi hareketleri arasındaki birliğin kurulması gerekirliliğini işaret etmektedir. Ki bu enternasyonal bağın var olması; emperyalist-kapitalist zincirin en zayıf halkasında gerçekleşebilecek devrimin gerçek anlamda başarısı için zorunludur. Her ülkenin işçilerinin, emekçilerinin kendi ülkelerinin kapitalistlerine karşı devrimci söylem ve tavır geliştirme siyasetini; dünyanın diğer ülkelerinin işçileriyle birlikte emperyalizme karşı duruş siyasetiyle birleştirmesi yaşamsal önem taşır.

Toplumsal yaşam içerisinde sınıfsal konumlanış biçimine ve bu konumlanışın kurumsal yapılanmasına isyan etmedikçe ve devrim bilinciyle kapitalizme karşı ayağa kalkmadıkça; kapitalizmin kaçınılmaz uğrayacağı her krizin ağır faturasını her dönem ve kesinlikle işçiler ve ezilen, sömürülen halklar ödeyecektir. Yeni dönemde, küçükburjuva demokrat partilerin ve sendika patronlarının önderliği altında, emekçi sınıfların,  krizden çıkış programlarının uygulayıcısı olarak, toplumsal rol almasının büyük olasılıkla gerçekleşeceği açıktır.

Kriz teorilerinin emekçilerin bilincini esir etmesini önlemenin yolu; kapitalizmin tarihin çöplüğüne kaldırılması doğrultusunda örgütlenmek ve devrim için hazırlanmaktır. İşçi sınıfı yalnızca ekonomik mücadelenin sınırları içerisinde sıkışarak, burjuvaziyle baş edemez. Emekçi yığınlar, fiilen kendi kitlesel örgütlerini yaratarak, politik mücadele içerisine girmelidir. Bu doğrultuda yapılandırılacak, devrimci halk meclisleri, işçi sınıfının, burjuva düzeninden bağımsız davranabilmesinin somut zemini olabilir. Böylesi bir zeminde emekçiler tüm burjuva kurumlarını sarsacak ve fethedecek yetkinliğe ulaşabilir.

Kapitalist sistem, devrimin yıkıcı eleştirisine tabi tutulmalıdır. İşçi sınıfı, kapitalizmi krizden kurtarmak yerine, devrimci yeteneğini ve sınıf gücünü, kendi iktidarını kurmak yolunda kullanmalıdır. Bunun dışında, sosyalist cephe içerisinde yer aldığını iddia eden örgütlerin öne süreceği her “kurtuluş” teorisi; kapitalizm cehennemini harlayacak ideolojik ve siyasî argüman olacaktır.

İnsanca yaşamak isteyen insan, köleliği reddederek özgürleşir. Çağdaş köleliğe karşı savaşım vermeyen emekçi, kapitalizmin günahını ve tüm belasını üstlenmeyi kabullenir. Bu kabulü zorunluluk sayan kölenin, durumundan şikayeti; egemen sınıf iktidarının çektirdiği acılardan haz almayı, ölümden kurtuluş avuntusu yapan aklının umutsuz iç çekişidir.

Kölelik maddî koşulların dayatmasıdır. Kölelik ezilenlerin iradelerinin de zincirlenmesidir. Ancak, asla unutmamak gerekir ki, kölelik zinciri ezilenlerin iradesi ile kırılabilir; bunun için köleliğin kader olmadığını kabul etmek ve egemen sınıfların kendilerine dayattığı köleliğe rıza göstermemek gereklidir ve kuşkusuz emekçi sınıflar bu iradeyi gösterebilecek yeteneğe sahiptirler.

 

* 28. İstanbul Kitap Fuarı’nda, 1 Kasım 2009 günü, Sorun Yayınları Kolektifimiz’in düzenlediği “Sistemin Krizi ve Sol’un Gündemi” konulu ve yazarımızın rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı Panel-Söyleşi etkinliğimizde yapacağı konuşma metnidir.(S. P.)

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.