Hayat ve Mücadelenin Reddettiği Tüm İşlevsiz Örgütler, Kepenklerinizi İndirin!

Ahmet Temizel

Dünyada ve Türkiye’de önemli şeyler oluyor. Emperyalizm / vahşi kapitalizm krizi atlatmak ve sonrası için hegemonya çalışmalarını hızla sürdürüyor. Egemenler biliyor ve açıkça ifade ediyorlar; artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dünya genelinde burjuvazi ve proletarya için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Toplumsal ilişkiler büyük değişim ve dönüşümlere gebe. Kitleler kapitalizmi sorguluyor. Kütlesel çıkışlar yaygınlaşıyor ve yeni nitelikler kazanıyor. Bu altüstlükler yaşanırken devrimci değişim ve dönüşümleri gerçekleştirecek özneleri de hayat ve mücadele üretmeye devam ediyor.

Egemen gerici sınıflar bu türden sosyal-siyasal olguları görüyor, biliyor ve gereğini yapmaya yoğunlaşıyor, planlarının ayrıntılarını tartışıyor ve tahkimatını buna göre yapıyor. Her ekonomik kriz sonrasında dünyanın yeniden paylaşıldığı, güç-etki alanları sınırlarının yeniden çizildiği, pazarların belirlendiği, yeni rollerin biçildiği, emekçi sınıflara yeni kuralların, çalışma koşullarının, ücret ve yaşam biçimlerinin, tüketimin dayatıldığı bilinmektedir.

Ancak bu kere bazı şeyler eskilerinden farklı; dünyada kimilerinin beğenmediği ve doğru analizler yaparak “Biz Daha Görkemlisini Yapacağız!” diyemediği bir Sosyalist Sistem yok artık. Ve emekçi kesimlerin örgütlerinde kriz öncesinden başlayan güç kaybı artarak devam ediyor. Birçok ülkedeki Komünist Parti’ler sosyal meşruiyetini ve devrimci yasallığını çoktan yitirmiş durumda. Kimi KP’ler ya pek çok parçaya bölündü ya da sosyaldemokrat işlevsiz sektlere dönüştü. Sendikalar hemen her ülkede çok güçsüz, üstelik sendikalılık oranı da eskilere mukayeseyle çok düşük. İşçi ve emekçi sınıflarda giderek enternasyonalist dayanışmanın ve sınıf bilincinin yerini şoven ve sosyalşoven duygu, düşünce ve davranışlar almaya başlamıştır. Kaldı ki kriz nedeni ile işsiz kalma korkusu da insanları örgütsüzlüğe itmiştir. Çünkü ne sendikaları ve ne de “parti”leri onları bu ortamda kucaklayacak, kazanacak, yeni duruma ve örgütlü mücadeleye hazırlayacak, donatacak ne politika ne de program üretebilmiştir.

Burjuvazinin hemen herkesi tekdüze bir algıya iten yoz ve kozmopolit “kültürü” âdeta insanlığı esir almış durumdadır.

Dünya genelinden yaşadığımız topraklara dönecek olursak; gündemi sağlı “sol”lu burjuva partileri, kriz ve etkilerinin yanı sıra Ergenekon, çete, darbe, cunta  hazırlıkları, asker-bürokrat-sivil erklerin iktidar mücadelesi ya da paylaşım kavgası ve birde “açılım” tartışmaları işgal ediyor. Kılıçlar kınlarından çekildi ve parlatıldı, ortalık toz duman. Her kafadan bir ses çıkıyor, açık ve örtülü tehditler, şantajlar gırla gidiyor.

Sistemin tüm kurum ve kuruluşları çürümüş, dökülüyor. İktidar partisi AKP “gerici reform” dahi yapamaz durumda. CHP cumhuriyetin ilk yılarlındaki  gibi aslına dönüp / davranarak faşistlik yarışında açıkça rengini belli eden MHP’yi de sollamış durumda.

“Açılım” adı altında aslında emperyalizmin Kafkaslar, Yakın Doğu, Orta ve Uzak Asya’daki enerji bölgelerini mutlak denetimi altına alma, güvenilir bir müttefikinin korumasına bırakma politikasının yattığını kimse ifade etmiyor / edemiyor. Bu emperyalist politikalar içerisinde TC’ye biçilen rol, verilen görev nedir? Dergi’mizin geçmiş sayılarında altemperyalizm (küçük-emperyalist TC) konusuna değindiğimizi bir kez daha hatırlatmak isteriz. Hegemonya paylaşımında İsrail işin neresindedir? TC’nin 5 milyonluk pazarı Kuzey Irak (Güney Kürdistan)  yönetimi neden güçlendirilmektedir? Bu komşular ile sözde barışma ve  gönüllü arabuluculuğa soyunma nereden icap etti? İşte 13 Kasım 2009’da TBMM kürsüsünden emperyalizmin gündemini kimse dile getirmedi, getiremedi, bunu yapabilecek bir unsur o ortamda yoktu çünkü.  

Çok ilginç bir durum daha var elbette; yaşanan siyasal ortamın diğer önemli aktörü olan, olması gereken kesimdeki genel sessizlik ile politik perişanlık sürüp gidiyor.

“Sol”, “emek güçleri”, “demokrasi güçleri” işçi sınıfı ve sosyalizm adına davranmak iddiasında olanlar kimlerdir? Sahi onlar ne yapıyor? Sistemin çok yönlü saldırılarına karşı ideolojik-teorik-politik ve örgütsel bir saldırıyı neden gerçekleştiremiyorlar? Hemen her Sol  kesim, çevre, grup, örgüt, “parti” malumu ifade, itiraf ve tekrar ile gününü gün etmeye devam ediyor. Şöyle bir bakılınca 8 Kasım 2009’da Alevi örgütlerinin gerçekleştirdiği “Kadıköy Mitingi” dışında sistemi sorgulayan, taleplerini dillendiren, hatırı sayılır kolektif bir eylem, söylem, davranışımız var mıdır?

13 Kasım 2009 günü TBMM kürsüsünden DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün -belki de TC tarihinde ilk defa tarihsel-sosyal olgu ve olaylar anlamında- dile getirdikleri mi içimizi rahatlatacaktır!? Yoksa daha sonra kürsüye çıkan postmodern solcu Ufuk Uras’ın CHP’ye yönelik olarak sarf ettiği “2011’de sandıkta görürsünüz” tehdidi mi!?

Hakikî gündemi Sol “cenahımız” nasıl dayatacaktır? Tam da politika üretilecek bir yol kavşağında Sol “cenahımız” derlenip toparlanamıyor ve politikada etkili bir aktör olamıyorsa, daha da çözülüp çürüyecek demektir.

Çürüme ve çözülme aslında iyiye işarettir. Çünkü hayatı ve mücadeleyi kucaklamaya aday yeni buradan çıkacaktır.

Sahte demokrasi yasalarıyla yapılan mücadeleyi sandık mı belirleyecektir?  Demokrasi sandıktan mı çıkacaktır?

Faşist darbeler ile hesaplaşmayı bir türlü başaramayan Sol “cenahımız”; geçen yıl bir TV kanalında yayımlanan “Hatırla Sevgili” ve devamı niteliğindeki “Bu Kalp Seni Unutur mu?” dizisinde 12 Eylül 1980 askerî faşist darbe döneminde yaptıklarının ekranlara yansıması ile  avunmaya devam mı edecektir?

Burada hemen bir parantez açarak şunları söylememiz gereklidir: Bu iki TV dizisi ile en azından faşizmin teşhiri ve toplumsal hafızaların tazelenmesi konusunda yapılanları kesinlikle küçümsemiyoruz. Hatta böyle bir proje ile yıllardır Sol’un yapamadığını, birilerini yapmaya cüret ettikleri için kutlamak gerekiyor. Bu türden bir TV dizisini yapmak da, böyle bir projede rol almak da bilinç ve cesaret gerektirir. Bunun farkındayız, pek çok eksiğine rağmen, tüm emeği geçenleri yürekten kutluyoruz.  

Tüm sol, solcu, sosyalist, komünist, bolşevik geçinen ya da iddiasında olanlar olarak şu içinde bulunduğumuz genel duruma, yaşananlara, gündeme bir bakalım. Yaşamdan, gerçeklikten, mücadeleden, işçi ve emekçi halk kesimlerinden ne kadar kopuk ve bihaber vaziyetteyiz...

Politikasızlık, işçi sınıfını politika dışında tutan burjuva ideolojisi ve revizyonizm tüm devrimci değerlerimizi kökünden kemiriyor…

Birileri sosyalizm adına perişanları oynuyor, ama bir türlü bunu itiraf etmiyor / edemiyor…

Komünistler; “Sosyalizm-Devrim” diye titreşen küçükburjuva avantürye  üzerinde bir basınç uygulayamıyor…

Yukarıda kısaca sıralamaya çalıştığımız ülke ve dünya çapındaki gelişmeler, yeni durum, insanlığa ve insanlarımıza dayatılanlar ve malum durumumuz karşısında tüm sol geçinen ya da iddiasında olan çevre, grup, örgüt, “parti” ve benzerlerinin yapacakları tek ve belki de son işleri takkelerini önlerine koyup iyice düşünmektir. Eğer “Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretiminden” haberli iseler; Bilimsel Sosyalizm-Komünizm diye söze başlamayı öğrenebildiyseler; ya da sosyalizmin 150 yıllık tarihinden çıkarılan çok yönlü ders ve sonuçların ışığında geleceği kazanma gibi bir davaları varsa; özcesi, halen ideallerinin, söylem ve iddialarının arkasında ilkeli, dürüst ve samimi iseler; dükkanlarının tabelalarını indirip Komünistlerin Birliği çabasına katılmaktan başka yapacakları bir şey yoktur. Kalmamıştır.

Hayat ve mücadelenin büyük oranda reddettiği örgütlerinin tabelalarını indirmeyenlerin tabelasını birileri gelip indirecektir!

Bu satırları kaleme alan Kolektifimiz Çalışanları da anılan sorgulamaların dışında değildir. Bizler de gerekli bir durum değerlendirmesi yaparak Devrimci ve Marksist Sol Kadroların yaşadığı “Öndersizlik Krizi”nin nasıl aşılacağına ilişkin çabalar içindeyiz. Kimseye hayatı ve mücadeleyi kucaklamaya aday kısa tutulmuş, örneğin 10 maddelik ne ilkesel bir program ne de kolektif etkinlik önerebiliyoruz. Çünkü; “Herkes kendine Müslüman ve herkes kendi amentüsünü okuyor!

Bu türden konuları işlerken 7 Kasım 1975’te oluşturulan ve arkasında durduğumuz  Kolektifimizin taahhüdünü hatırlatmak isteriz: Sorun Yayınları Kolektifi, yüzde yüz bağımsız ve yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın sosyal / evrensel kurtuluşundan yana bir kurumdur. Proleter Devrimci konumuyla, kapitalizmi aşmaya aday, bağımsız sınıf tavrına sahip, nihai amacı bir, kolektif aklı, bilinci, eylemi örgütlemeden yana herkesle yan yana durmayı, deneyim aktarımında bulunmayı, birlikte yürümeyi ve birbirinden öğrenmeyi bilince çıkaran etkinliklerden yanadır. Somut-tutarlı-amaçlı ve iktidara yürüyen bir hareket oluşturulduğunda şu aşamada elimizde bulundurduğumuz Kurum ve Araç’ları -emaneti- asıl sahibine -Proletaryanın disiplinine- teslim edeceğimizi bir kez daha yineliyoruz.

Bu nedenle kimi “yapı”larda yaşanan çürüme ve çözülmeler karşısında tarihsel iyimserliğimizi koruyoruz. Üretim faaliyetinden kopmuyoruz. Bu nedenle de bilincimiz açık, yüreğimiz rahattır.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.