Barış sözcüğü, büyülü ifadelerle söylendiğinde akan suların durulacağına inanılır. “Barış, Demokrasi, Özgürlük” bu büyülü sözlerdendir. Bunlar öyle sözlerdir ki, söyleyenin ideolojik-sınıfsal kimliğini de kişiliğini de gizleme yeteneğine sahiptir. Örneğin, silah tacirleri "barış" isterler, faşist diktatörler "demokrasi" isterler. Bu yüzden bu büyülü sözler tehlikelidir. Özellikle de haklı / haksız savaşlarda ölenler, faşist diktatörlük altında sömürülenler, ezilenler, özgürlüklerini yitirenler açısından bu büyülü sözler daha da tehlikeli hale gelirler. Çünkü bu büyülü sözlerin bu durumda olanları kurtaracağı yanılsaması yayılmaya başlar. Yanılsama "at izi ile it izi”nin birbirine karışması"nı hızlandırır. Tekelci sermaye diktatörlüğünün politik aktörleri, yarattıkları bu yanılsama sayesinde "Barış, Demokrasi, Özgürlük, Kardeşlik" havarisi kesilerek, sistemin geçmişte işlediği bütün suçlarını unutturma, gizleme, aklama yoluna giderler. Oysa sömürülenler ve ezilenler, mazlumlar, içinde bulundukları cendereden ancak kendi çabalarıyla çıkarlar ve kendi kurtuluşlarını sağlayabilirler.
Tüm umutlarını, yönelimlerini gerici reformlara bağlamış reformist legalist sol partiler, istemlerini burjuvazinin gölgesinde yatarak elde edileceği yanılsamasını yayarak, gerçek kavganın perdelenmesine hizmet ederler. Oysa kapitalist toplumda en küçük hak kazanımı bile büyük bedel ödemelerin sonucunda gerçekleşebilmektedir. Sömürülenler / ezilenler büyük bedeller ödeyerek elde ettikleri hak kazanımlarına karşı yapılan saldırılar karşısında daha dirençli bir direniş sergilemektedirler. Bedeli ödenmeden tepeden verilen "hakların" elde tutulması çok zordur.
Son 40 yılın mücadelesinin ürünü olan ve büyük bedellerin ödenmesi sonucunda önemli mevziler ve haklar kazanan Kürdistan Ulusal Özgürlük Hareketi'nin “barış yönelimi” önemli dersler içermektedir. Bilindiği üzere Ulusal Özgürlük Hareketleri homojen bir nitelik taşımazlar. Ulus içerisinde bulunan toplumsal sınıfları ve tabakaları içinde barındırırlar. Kürdistan Ulusal Özgürlük Hareketi'nin bugünlere gelmesinde ve uzun soluklu olmasında en önemli etken, hareketin sigortası diyebileceğimiz ana dinamiğin Kürdistan kır proletaryasına ve yoksul köylülüğe dayanmasından dolayıdır. Son dönemdeki barış yönelimiyle birlikte hareketin ana dinamiği Kürdistan burjuvazisine ve küçükburjuvazisine dayanmaya başlamıştır. Bu durum hem hareketin içerisinde hem de hareketin dışarısında büyük sarsıntılara ve kırılmalara yol açacaktır. Barış yönelimi sayesinde Kürdistan burjuvazisi, Türkiye burjuvazisi ile belirli bir uzlaşma zemini üzerinden, Kürdistan Ulusal Özgürlük Hareketi'nin önderliğini eline geçirmektedir. Bu ele geçirme operasyonunu legal ağalar partisi üzerinden gerçekleştirmektedir. Kürdistan kır proletaryası, kent proletaryası ve kent yoksullarıyla, yoksul köylülükle ittifak politikaları geliştirip iktidarı ele geçirmediği sürece kurtuluşunu sağlayamayacaktır. Kürdistan kır proletaryası, bölgedeki hâkim ulusların proletaryaları ile ittifak ilişkisi gerçekleştirmiş durumda değildir. Ayrıca proletarya enternasyonalizmi ilkeleri doğrultusunda uluslararası dayanışma ve destekten yoksundur. Hareket, emperyalizm ve sömürgeci bölgesel güç odakları (sömürgeci hâkim ulus burjuva devletleri) tarafından kuşatılmış durumdadır. Hareket aynı zamanda ideolojik olarak da "Türk-İslâm Sentezi" ve "Kürt-İslâm Sentezi"yle de kuşatılmaktadır. Kürdistan proletaryası ve Kürdistanlı komünistler bu ideolojik ve politik kuşatmayı yardıkları oranda Ulusal ve Toplumsal Kurtuluş'un sigortasını sağlama almış olacaklardır.
Üzerinde yaşadığımız hâkim ulus coğrafyasındaki Türkiye proletaryası ve Türkiyeli komünistler şoven ve sosyalşoven kuşatma altında tutulmaktadır. Türkiye proletaryası ve Türkiyeli komünistler bu kuşatmayı yarmak zorundadır. Her iki coğrafyanın proletaryaları ve komünistleri kuşatmalarını yardıkları oranda tarihsel müttefiklik ilişkilerini kurmuş ve geliştirmiş olacaklardır.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyada çeşitli Barış Dernekleri kuruldu. Barış için savaşımın öyle kolay ve ucuz olmadığı görüldü. 1950'li ve 1980’li yıllardaki barış mücadelesini hatırlamak gereklidir. Barış mücadelesine yönelik olarak burjuvazi yargılama, baskı, işkence, cezaevi uygulamalarıyla karşılık vermiştir.
Tüm antikapitalistler, tüm antiemperyalistler, tüm antifaşistler bilmektedir ki, burjuva devriminin feodal toplumun bağrında büyümüş, olgunlaşmış bulunan şekli ihtilâl açıkça patlak vermeden önce az çok başlar. Proleter devrim ise hazır bir şekli ihtilâl biçimi yokken ya da hemen hemen hiç yokken başlar. Burjuva devrimi ile proleter devrim birbirlerinin karşıtıdır. Günümüzde, ezilen, sömürülen uluslara ve sınıflara kurtuluş ve özgürlük getirecek burjuva devrimleri artık mümkün değildir. Burjuva devrimleri, burjuvazinin iktidarı ve özgürlüğü içindir. Dostlar yeter ki, emperyalistlerin ve burjuvaların masallarına kanmasınlar. Ulusal ve toplumsal kurtuluşun yolunun proletarya iktidarı / diktatörlüğünden geçtiği görüşünde olalım ve birleşelim. Bu birlik, emeğin / insanlığın kurtuluşu kavgası, antifaşist, antiemperyalist, antikapitalist kavgasıdır. Bu kavgayı korkmadan, yılmadan vermek gerekir. Korkmak, yılmak yok olmak demektir.
Günümüzde ise emperyalistler, kapitalistler demokrasi ve barış havarisi kesildiler. Demokrasi ve barış götürme gerekçeleriyle emperyalistlerin dünyayı nasıl talan ve işgal ettiklerini, yağmalayarak yeniden pazar paylaşımını düzenleyerek, asıl yüzlerini ortaya serdiklerini bir kez daha gördük. Şu gerçek bir kere daha ortaya çıktı ki, burjuvazinin bütün savaşları ve barışları proletaryaya karşıdır.
Proletarya / emek her türlü sömürüden, zulümden kurtulmak, kendi kendisinin efendisi olmak ve insanlığı sömürüsüz, sınıfsız, sınırsız, özgür ve eşit yarınlara taşıyabilmek için sınıflar savaşını sınıf partisi ile yürütmek / yönetmek zorundadır. Sınıf partisiz, sınıf mücadelesi olmaz. Sınıf partisi olmadan proleter devrim olmaz. Komünistlerin Birliği sağlanmadan sınıf partisi yaratılamaz. Sadece bir coğrafyada yürümüyor sınıflar savaşı, tüm dünyada yürüyor bu savaş. Sınıflar savaşının uluslararası alanda yürütülebilmesi için de, birlik-dayanışma, maddî-manevî destek ve ittifak politikasının sağlanabilmesi için de Dünya Sınıf Partisi’nin oluşturulması şart. Komünistler bu yalın gerçeği görmüyorlarsa, komünistlikleri tartışmalı hale gelir. Bu yalın gerçeği gören komünistlerin önce kendi coğrafyalarında, ardından dünyada çerçevesi kolektif olarak belirlenmiş olan sınıf savaşımı organlaşmalarını oluşturmaları gerekiyor. Özcesi, hem coğrafî olarak, hem enternasyonal olarak komünistlerin birliği gerekiyor. Özellikle sormak gerekiyor, proleter devrimin nesnel koşullarının iyice olgunlaştığı coğrafyalardaki komünistlere, özellikle de Türkiyeli ve Kürdistanlı komünistlere sormak gerekiyor. Türkiyeli komünistlerin birliğini sağladınız mı? Kürdistanlı komünistlerin birliğini sağladınız mı?...
Bu haksız ve kirli savaşı mevcut kapitalist sistem-statüko üretmiştir. Mevcut sömürü, sömürge-statüko devam ettiği sürece de savaş üretmeye devam edecektir. Önerilen "Barış Projesi", mevcut statükonun devamına yönelik bir "Barış Projesi"dir. Sömürme-sömürülme, ezme-ezilme ilişkisi sürdüğü sürece barış içinde, bir arada, yan yana, kardeşçe yaşamak mümkün mü? Var olan nesnel gerçeklik bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Nesnel gerçeklikte böyle bir durum söz konusu olmadığı halde, nasıl oluyor da yanılsama nesnel gerçeklik yerine ikame edilebiliyor?
Mümkün müdür açlıktan ölenle, insanların ortak açlığını kendisine meze yapanların kardeş olması? Ezenle ezilenin olduğu koşullar var olduğu sürece, bu koşullar yokmuş gibi davranma, ancak ezilenin kendisini kandırmasıyla / avutmasıyla mümkündür. Tarihsel deneyimlerle de görüldüğü üzere ezilenlerin, koşullar değişmeden ezenlerle barış içinde, kardeşçe, bir arada yaşama talebi hiç bir dönemde gerçekleşmemiştir. Bundan sonra da gerçekleşeceğine dair herhangi bir veri bulunmamaktadır. Sınıflı toplumlarda tarihi gelişmenin ya da tarihin kendisini belirleyenin sınıfların savaşımlarıyla belirlendiği ortalama sınıf / tarih bilincine sahip olanlarca bilinir. Sömüren / ezen egemen sınıf, sınıf egemenliğini / iktidarını sürdürmek için hem zorla ikna yöntemini, hem de ideolojik / gönüllü ikna yöntemini sömürdüğü / ezdiği sınıfa / sınıflara yönelik olarak uyguladı. Kim güçlü ise sınıflar savaşının yönünü ve tarihin gidişatını o sınıf belirledi.
En güzel kumaşı dokuyanların yarı çıplak giyindiği, en güzel evleri yapanların barakalarda yaşadığı, en güzel meyveyi yetiştirdikleri halde, yetiştirdikleri meyvelerin çürüğünü bile zar zor yiyenlerin olduğu bir dünyada barış olabilir mi? Bu barış olsa olsa tekelci sermaye diktatörlüğünün barışı olabilir. Bu barış olsa olsa sömürülenlerin / ezilenlerin egemenlerine, kendi kellelerini altın tepside sunma barışı olabilir.
Sömürülenlerin / ezilenlerin barış talepleri, vuruşma iradesi sergilemeden tarihin hiçbir döneminde dikkate alınmadı. Sömürülenler / ezilenler efendisiz / egemensiz yaşayamayacaklarına inandırıldılar. Oysa efendilerini / egemenlerini yaratan kendileridir. Sömürülenlerin / ezilenlerin üretim sürecinde karşılığı verilmemiş artık ürünleri, artı-değerleri, gün olur sermayedar olarak, gün olur derebeyi olarak, gün olur komutan-paşa olarak, gün olur rahip-imam olarak karşılarına dikilirler ve "diz çökün köleler, sefiller" diye haykırırlar. Diz çökmediklerinde çağırırlar işkencecilerini efendiler. Sömürülenler, ezilenler diz çöktürüldüklerinde önünde diz çöktükleri kendileridir. Barış, sömürülenlere ve ezilenlere bir diz çöktürme ayinidir. Sömürenler, ezenler, egemenler diz çöktürme ayininin sonsuza kadar sürmesini isterler. Ayin ne kadar uzun sürerse dizlerin acısı artar ve dizler kanamaya başlar. Egemenlerin barışı diz çökme ayinini sürekli hale getirir. Egemenlerin barışı, dizlerin üzerinden ayağa dikilebilmenin engellenmesidir de. Egemenlerin barışı, sömürülenlerin / ezilenlerin kendi emek ürünlerine sahip çıkmalarının da engellenmesidir. Egemenlerin barışı, sömürülenlerin / ezilenlerin kendi geleceklerini belirlemelerinin, kendi kendilerinin efendisi olmalarının da engellenmesidir. Sömürülenler, ezilenler kendi kendilerinin efendisi olduklarında barışa da özgürlüğe de ihtiyaçları kalmayacaktır. Çünkü, barış da, özgürlük de sömürenlerin, ezenlerin barışı ve özgürlüğüdür.
Barış onların olsun. Biz dünyayı istiyoruz.
