“Kürt Açılımının” Gerçek Yüzü

Yavuz Yıldırımtürk

Ekonomik krizin Türkiyeli emekçileri ve işçileri, işsizliğin, yoksulluğun açlığın girdabına atıldığı, bir milyonun üzerinde çalışanın işine son verilerek çaresizlikle baş başa bırakıldığı dönemde, bundan önceki ekonomik krizleri istismar ederek halkı kandıran  AKP hükümeti kriz karşında  sıkıştığı köşeden kurtulmak için  birden bire “Kürt sorununun” sözde çözümünü siyasî gündemi birinci maddesi haline getirdi.

Ekonomik krizin siyasî krize dönüşmesinden “ödü kopan” sosyalistler! hemen ve vakit geçirmeden burjuvazinin suni gündemine dört ele sarılarak, “pişmiş aşa soğuk su katmama” titizliğiyle “Kürt  sorununun  barışçıl” çözümünün yoğun propagandasına girişmede zaman kayıp etmediler.

Dünyanın dört bir tarafında kapitalizmin krizi karşısında işçiler ve emekçiler isyan halindeyken,  kapitalist dünyanın “parlayan yıldız” olarak lanse edilen Çin’de 100 binlerce işçi  krizin yarattığı işsizliğe karşı isyan bayrağını açmışken, Güney Kore’de fabrikaları işgal eden işçiler burjuvazinin amansız saldırılarına karşı günlerce direndiklerine dair haberler Avrupa burjuva gazetelerinin dahi manşetlerinden aşağıya inmezken, Türkiye’nin siyasî gündemine kapitalizme karşı mücadele girmiyor ve girmemesi için büyük gayret gösteriliyor.

ABD emperyalizmi, “savaşçıl dönemden  barışçıl döneme” girdiklerini  Güney Amerika ülkelerinde askeri darbeleri yeniden gündeme almasıyla gösteriyor. Buna rağmen, burjuva demokrasinin “aşığı” “Türkiye sosyalistleri” burjuva demokrasinin iki yüzlülüğünü ve sahteliğini görmezlikten gelerek “burjuva demokrasi için  mücadelelerine” büyük bir gayretle devam etmekten yılmıyorlar.

12 Eylül 1980 faşist rejiminin savunucusu burjuva siyasetçilerden, şeriatçılardan, emperyalist  tekelci ve “İslâmcı” burjuvaziden  “Kürt sorununu barışçıl çözümüyle” demokrasinin “genişletilmesini” umutla bekliyorlar!..

AKP hükümetinin , devletin ve tekelci  burjuvazinin “Kürt sorununun” sözde çözümü için kollarını sıvamasının nedeni açıktır ama hiç kimse gerçeğin ne olduğunu açıklamak istemiyor.

Oysa ortada  ne Kürt ulusal sorununun demokratik çözümü, ne de bu sorunun çözümüyle   “Türkiye’nin demokrasileşmesi” var.

İster ezilen, isterse ezen ulusa mensup olsun, burjuvazi kendi sınıf çıkarı için Kürt halkının ulusal sorununu istismar ediyor ve onu  egemenliklerinin bir  aracına  dönüştürmek istiyor.

Obama’nın başkan seçilmesiyle  Orta Doğu’da  ABD emperyalizminin politikasında biçimsel değişikliklerin  ortaya çıkacağı belliydi. ABD’nin Irak’tan askerlerini çekmesinin gündeme gelmesi, Saddam İktidarına karşı cephe kuran  Irak’ın  Kürt feodal-burjuvazisiyle Arap egemenleri  arasındaki petrol bölgelerine egemen olma çatışmasını yeniden su yüzüne çıkarıyor.1

Türkiye’nin egemenleri de, Irak’la ABD arasında “sıcak” savaşın  çıkmasından itibaren kuzey Irak’ın petrol bölgelerinin kontrolünü ele geçirmek için faaliyetlerini yoğunlaştırdılar. Bu amaçları uğruna politik taktiklerini değiştirerek  bıkmadan, usanmadan çabalarını sürdürüyorlar 

Türkiye burjuvazisi, Irak’taki çatışmalardan, mezhep ve ulusal çelişkilerden yararlanarak petrol bölgesine egemen olma sevdasına tutulan  “yerli güçlerin” başında geliyor.

“Kerkük ve Musul petrol bölgeleri  Osmanlınındı, emperyalistler hile ile bizden aldılar” lafları Türk faşistlerinin ve Osmanlının devamı oldukların ileri süren dinci gericilerin “dilinden düşmez.”

Bunun için Turgut Özal, ABD ile birlikte Irak’a girmek için Türk ordusunun saldırıya geçmesini istiyordu. Ordunun  bu işe yanaşmaması ve baskılar karşısında dönemin  genel kurmay başkanının  istifa etmesi, Turgut Özal’ın hevesini kursağında bıraktı. Turgut Özal “bir koyup, üç alacaktı” ama Saddam’ın gücünü gözünde büyüten Türk ordusu bu işe girişemedi.

Turgut Özal politikalarının devamı olduğunun ileri süren Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül hükümeti II. Irak savaşında, da aynı amaçla yolla çıktılar.

ABD’nin Irak’ı işgal etmek için kuzeyden de askeri saldırıya geçmeyi planlaması,  dinci hükümet için yıllardır rüyaların süsleyen Musul ve Kerkük petrol bölgelerine egemen olmanın adımıydı. Bunun için vakit geçirmeden ABD emperyalizmi ile sıkı bir pazarlığa giriştiler. ABD’den Kuzey Irak’ın egemenliğini kendilerine bırakılmasını ve Kürtlerin silahsızlandırılmalarını  istediler.

Irak Kürtleri ile ittifak içinde olan George. W.  Bush  hükümeti Türkiye’nin bu taleplerini reddetti. Bunun üzerine dinci hükümetin, ABD  askerlerinin Türkiye  güzergahını kullanarak  kuzey Irak’tan  Saddam karşı saldırıya geçme planını pratikte geçersiz hale getirdi ve TBMM’ye ABD’nin planını onaylatmadı.2

“Savaş meydanlarında büyük zaferler kazanan kahraman Türk generallerinin Irak’a kuzeyden girmesi ABD ordusuna çok zayiat verir” öngörülerinin tam tersine, ABD ordusunun sadece güney Irak’tan  girerek çok az kayıpla Irak’ı işgal etmesi, Türk ordusunu ve dinci hükümetin  ABD’ye karşı  tutumlarından dolayı bin pişman olsallarda, ABD emperyalizminin kendilerine duyduğu  güvene “büyük darbe” indirmiş oldular.

Diğer taraftan, ABD’nin de, senelerdir kendilerine sadakatle hizmet eden dostlarını  Kürtlere tercih  etmesi, Türk generalleri ile devletinin çok zoruna! gitmişti.

Bunun üzerine ABD’ye  rağmen Irak’a egemen olmanın yollarını aramaya giriştiler. Ellerindeki en önemli koz Irak’ta yaşayan Türkmenlerdi. Birden bire Türk devletinin “Türkmen sevdası” ortaya çıktı. Kürtlere karşı  Türkmenleri örgütleyip  bölgede siyasî güç olmanın yollarını aradılar ve Türkmenleri silahlandırmaya başladılar. Tabii ABD’den de unutamayacakları çok sert tavır gördüler ve o meşhur “subayların başına çuval geçirme” olayı patlak verdi.

Bu sefer “yasa dışı yolları terk edip” Türkmenlere parti kurdurtarak  Irak Meclisi’nde söz sahibi olmaya yeltendiler, ama  Türkmenlerin  çoğunluğu ise Türk devleti ile değil, Iraklı Araplar ve Kürtlerle birlikte hareket etmeyi  tercih ettiler.

Dinci hükümet bu  faaliyetlerini dahi  yeterli görmedi. ABD ile aralarında çıkan çelişkileri gidererek “yeni dönemi başlatma” adına Kürdistan’ın dışındaki  Irak’ın bölgelerine Türk askeri gönderme teklifini George  W. Bush’a sundular. Bush’un, “Iraklıları ikna edin, bizim için sorun yok” demesiyle  hemen kolları sıvayıp, TBMM’den Türk askerlerinin Irak’a gönderme kararını çıkartılar. Ama Iraklı Kürtler, Sünni ve Şii Arapların hiç birisi Türk askerlerinin  Irak’a girmesini (Osmanlı dönemine geriye dönülmesini), istemediler.

Türk devletin Irak’ın işgaline  yönelik politik taktiklerin işe yaramaması karşısında, PKK’yi  bahane ederek, Irak’lıları ve özellikle Irak’lı Kürtleri baskı altına almaya başladılar. “PKK’yi durdurun yoksa askeri saldırıya gececeğiz” tehdidini savurmaya başladılar.

2007 genel secimler öncesi bu tehditlerini üst boyuta çıkardılar. Genelkurmay ve onları ateşli bir tarzda destekleyen faşist MHP ve CHP  kuzey Irak’a saldırıya geçilmesi için yoğun bir kampanyaya başlattılar. Dinci hükmet ABD ile çatışmayı göze alamadığı için sesiz kalmayı tercih etti.3

2007 genel seçimleri sonrası bu “savaş çığırtkanlığına” AKP hükümeti de katıldı. ABD  ve Irak devleti “Tamam, sizin kuzey Irak’ı işgal etmek diye bir amacınız yoksa, PKK hedeflerine askeri saldırılarda bulunabilirsiniz” diyerek izin verdiler. Niyetleri “üzümü yemek değil, bağcıyı dövmek” olduğu için bu saldırılarından da bir sonuç alamadılar.

Bu arada ABD’nin Irak’tan askerlerini çekmesi gündeme gelemeye başlamasıyla  Irak’lı Kürtler ile Araplar arasındaki petrol bölgelerine egemen olma  çatışmasını yeniden diriltti.

Kürt feodal-burjuvazinin egemenliği altındaki  kuzey Irak sözde  Irak’ın federe bir bölgesi! Ama Kürt egemenleri  merkezi devlete karşı hiç bir sorumluluk hissetmeden hareket ediyor. Uluslararası şirketler ile  egemen oldukları  bölgedeki petrol ve doğal gaz çıkarılması ve işletilmesi konusunda çeşitli anlaşmalar yapıyor. Şimdi bu faaliyetinin içine Kerkük bölgesinde almak istiyorlar.

Irak  merkezi hükümeti de sözde  federe Kürt  devletinin bu politikasına karşı çıkıyor. Böylece aralarındaki çelişki giderek keskinleşiyor.

Bir yandan Sünni ve Şii Araplara arasındaki kanlı egemenlik mücadelesi, diğer yandan Kürt egemenlerinin petrol bölgelerine egemen olma sevdaları, Irak’ı 3 bölgeye bölünme  aşamasına getirmiştir.

Bir dönem “Irak’ın toprak  bütünlüğünde yanayız” görüşleriyle hareket eden Türk devleti şimdi Irak’ın bölünmesini teşvik ediyor. Türkmenlere dayanarak Irak’ta bir etkinlik sağlamayacağını gördükleri için şimdi de Kürt egemenlerine yanaşıp petrol ve doğal-gaz kaynaklarından pay almaya peşinde koşuyorlar.

Kürt egemenleri de  ele geçirmek istedikleri  petrol ve doğa-gazın Türkiye’nin dışında dünya pazarlarına sevk edemeyeceklerin  görerek, onlarda Türk devletinin bu “sıcak ilgisini” boş çıkarmamaya çalışmaktalar. Esas olarak da Araplar ile Kerkük için girdikleri çatışmada Türkiye devletinin desteğine ihtiyaçları var. Bunun için kuzey Irak pazarlarını Türk firmalarına açıyorlar ve onları yatırım yapmaya çağırıyorlar.

Türkiye devleti ile Iraklı Kürt egemenleri arasındaki “sıcak gelişmenin” önündeki engel ise   halledilmeyen  Türkiye’deki Kürt ulusal sorunu. Bunun için Abdullah Gül, “Kürt sorununu  çözmenin tam zamanıdır, konjonktür  buna çok uygundur” laflarıyla “Kürt açılımını” gündeme taşıdı ve savaş karşı  “barış” sloganıyla  kampanya başlattılar.

Bu politika aynı zamanda  Obama’ın ve AB’nin de istekleriyle de  örtüşüyor.

Bölgeye emperyalistlerin gölgesinde ve ona hizmet ederek  uluslararası petrol şirketlerinden  “komisyon” almaya çalışan “yerli güçlerin” bölgeye egemen olma politikaları sayesinde Kürt halkının ezilen ulus statüsünün tasfiye olacağı ve dolayısıyla  Türkiye’nin “demokratikleşeceğini” ileri sürmek tamamıyla  Türkiye’nin ve çağımızın gerçeklerinin inkarıdır.

Emperyalist ve gericiler arası çatışma ve uzlaşmalardan ezilen ulus sorunu nasıl çözülebilinir? Bu çözüm ulusal baskı altında olan sömürülen ezilen ulusun işçi ve emekçisi için ulusal baskının dahi ortadan kalktığına dair bir gösterge değildir. Çünkü burjuva demokrasisi gericileşmiştir  ve tarihsel olarak miadını doldurmuştur. Bunun için burjuva demokrasisi toplumun demokratlaşmasına tekabül etmez.

Örneği: Ezilen Kürt halkının ayrı devlet kurma hakkı dahil olmak üzere kendi kaderinin kendisinin  tayın  hakkının gerçekleşmesi demokrasi mücadelesinin temelinde toplumun demokratikleşmesiyle ancak mümkündür. Bunun ilk şarttı Kürt halkının “Türk devletinin” çatısı altında yaşayıp, yaşamayacağına serbest iradesiyle karar vermesini sağlayacak demokratik bir ortamın doğması gerekir. Bu da ancak referandum yolluyla sağlanabilinir. Böylesine demokratik bir  ortam da proletarya diktatörlüğü altına ancak gerçekleşebilinir.

Ama sözde demokrasi laflarıyla, toplumun demokrasileşmesinin gerçekleşmesi, ancak  Kürt işçi ve emekçilerin ezilen ulus mensup olmaktan kurtaracak olan  ulusal hak eşitsizliklerini ortadan kalkmasını sağlayacak  zemininin doğmasıyla mümkün olduğu  göz ardı ediliyor.

Ezilen ulus statüsünde olan ve zorla asimile edilen  Kürt halkına demokratik   referandum yoluyla ayrı devlet kurmak isteyip, istemediği dahi sorulmuyor.

Emperyalistlerin isteği doğrultusunda  silahlı çatışma içinde silahlı güçler  arasında uzlaşmalar ile “Kürt ulusal sorunun çözümü” isteniyor. Böyle bir çözüm (ister ezen, isterse ezilen ulusa mensup olsun), işçi ve emekçilerin sınıf çıkarına tekabül etmiyor.

“Kürt ulusal sorununu çözme” iddiasıyla  uzun yıllardan beri  silahlı veya silahsız mücadele yürüten siyasî hareketlerin  hiç birisi “Kürt ulusal sorununun” Türkiye  demokratik ve  sosyalist devriminin bir parçası olarak görmediler. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren hep “ulusal sorunun” çözümünü emperyalist-kapitalist sistem içinde aradılar.

“Cumhuriyeti birlikte kurduk, şimdi bu cumhuriyeti demokrasileştirmemiz gerekir” lafları dillerden düşmüyor.

“Cumhuriyeti kuranlar” Türk feodal-burjuvalar ile Sünni Osmanlıyla  çatışma içinde olan  Kürt feodalleriydi. Şimdi  burjuva demokrasisini dahi inkar  eden  egemen sınıfların bugünkü doğrudan uzantılarından “Türkiye’nin demokrasileştirilmesi” isteniyor!

Türkiye’de demokrasinin önündeki en büyük engel, gerici devlet, onun ordusu ve devletin savunuculuğunu gönüllü olarak üzerine alarak örgütlenen sivil faşistler, Türk-İslâm sentezinin unsuru dinci gericilerdir. Demokrasinin azıl düşmanlarından “Kürt ulusal sorununun” demokratik çözümü bekleniyor!

Dünya’nın hiç bir yerinde demokrasi düşmanı faşistlerin “demokratlaştıklarına ” şahit olunmadı. Faşizme karşı mücadele edilmeden, onları mücadele ile geriletmeden demokrasi adına bir adım dahi atılamayacağı gerçeği herkesin gözü  önündedir. Ve demokrasiye ihtiyacı olanlar ise faşizm tarafından ezilen, sömürülen sınıflardır. Yani hangi ulusa mensup olursa olsun işçiler ve emekçilerdir.

Kürt halkının ulusal sorunun çözümü bir devrim sorunudur. Bu gerçek inkar ediliyor. İşçi ve emekçilerin sınıfsal kurtuluşlarının dışında Kürt halkının ulusal sorunun çözümü aranıyor.

Emperyalist-kapitalist  sistemin çıkarı için Orta Doğu’nun en güçlü devleti olarak  yaşamını sürdüren, bundan dolayı emperyalist devletlerin desteğini alan Türk devleti bir anlamda  bu güçlülüğünü Cumhuriyetin kurulmasından kısa bir dönem sonra Kürt halkını zorla asimile  ederek “Türkleştirme” politikasından aldığı bilinmektedir. Türk devleti, varlığını bağımlı hale getirdiği bu politikasından zere kadar geri adım atmaz . Geri adım onun için  bir “intihar”dır. Şimdi Türk devletinden, onun gerici generallerinden,  Türk devletini var eden Kürt halkını zorla asimile etmeyi amaçlayan politikasından vazgeçmesi isteniyor ve bekleniyor!

12 Eylül faşizminin hedefi işçiler, emekçiler ve onların devrimci öncüleriydi. 12 Eylül faşizminin “demokrasisi” aradan geçen uzun yıllara rağmen  bir tuğlasını dahi yitirmeden dip diri ayakta duruyor.

12 Eylül öncesi faşizme karşı mücadelesiyle güçlenen ve işçi, emekçileri etrafında toplayarak eyleme sürükleyen sosyalist ve devrimci hareketlerin, Kürt ulusal sorununun  çözümü için silahlı ve silahsız mücadele eden grubun dışındakilerin, eski güçlerinin çok gerisinde olması, Kürt halkının ulusal sorunun  çözümünü  faşist devlete ve faşizme karşı devrimin zaferinin  dışında mümkün olmadığını objektif  gerçekliği  ortadan kaldırmaz.

Kürt halkının ulusal sorunun çözümünün  Bolşevik devriminin sonunda ortaya çıkan benzer  iktidarın kurulmasıyla gerçekleşeceği inatla görülmek  istenmiyor. Marksist-Leninist  ideoloji hedef alınarak, diyalektik  ve tarihi materyalizm düşüncenin yerine  sömürücü sınıfların ve sistemin savunucu idealist  filozofların düşüncelerine dört ele sarılıyor. Maddenin tayin ediliciliğinin yerine iradeciliğin tayin edici olduğunun öne süren görüşlere sahip çıkılıyor. Sınıfların varlığı  ve sınıf çelişkileri inkar edilerek  doğrunun ne olduğunun ortaya çıkması engellenmek isteniyor.

Siyasî gerçekler bir kez daha Türkiye işçi ve emekçi sınıfının kapitalizme karşı  mücadelesinin dışında Kürt halkının ulusal sorunun çözümünün mümkün olmadığını gösteriyor.

Bunun için ulusal sorunun çözümü için mücadeleyi sınıf temeline oturtmak gerekiyor. 12 Eylül faşizminin açlığını, yoksulluğunu daha da pekiştirdiği işçilerin yoksul emekçilerin var olanlarının  dahi yok edildiği sosyal ve ekonomik hakları için mücadele edilmeden,  Kürt halkının zora dayanan Türk devletinin faşist ve ırkçı  asimilasyon politikasına karşı mücadele edilemez. Faşizme, sermayenin acımasız saldırılarına ve kapitalizme karşı sosyalizm amacıyla  Türk ve Kürt ulusuna mensup işçiler ve emekçiler mücadeleye sokulmadıkça ve de bu mücadele esas alınmadıkça, ne Kürt halkının ulusal sorununu demokratik çözüm gündeme gelir, ne de Türkiye demokratikleşir. Ne  Türk ve Kürt ulusuna mensup işçilerin emekçilerin birliği sağlanır, ne de  faşistlerin ve gerici devletin  ezen ulus ırkçılığıyla işçi ve emekçileri bölerek sömürme politikaları boşa çıkarılabilinir.

 

Dipnot Açıklamaları:

1 Bilindiği gibi bir dönem Saddam’ın egemenliğindeki Irak  ve ona  karşı ulusal başkaldırıya girişen Molla Barzani önderliğindeki Kürt feodal-burjuva ulusal  hareketi Sovyetlere bağlıydı. Sovyetler, Orta Doğu’da kendi egemenliğine zarar veren bu çelişkinin  “barışçıl” çözümü için devreye girerek, dostu olan iki tarafın uzlaştırma yollarını aradı. Nitekim  Saddam, Irak Kürdistan’ına çok geniş bir ulusal özerklik tanıyan planı kabul etti. Molla  Barzani, Kerkük petrol bölgesini içine alan “Kürdistan  sınırında” ısrar etti. Molla Barzani’n bu tutumunu Sovyetler desteklemedi ve Saddam’dan yana tavır aldı. Talabani’de Sovyetleri dolayısıyla Saddam’ı  destekledi.

Sovyetlerin “Saddam yanlısı” politikasına karşı, Molla Barzani vakit geçirmeden ABD emperyalizmine yanaştı. ABD, Orta Doğu’da Sovyet egemenliğini zayıflatmak için  “baba Barzani”yi destekledi. Iran şahıyla birlikte Molla Barzani hareketine para ve silah yardımında bulundular. Türkiye’nin de desteğiyle M. Barzani Saddam’ın kuzey Irak’taki egemenliğini kırdı.

II. Arap-İsrail savaşında, batılı emperyalistlerin desteklediği İsrail’in savaşı kazanması ve  bunun üzerine Sovyet yanlısı Abdülnasır’ın ölmesi, Sovyet yanlılarının Mısır’da  darbe ile iktidardan uzaklaştırılmalarının  ortamını yarattı. Bu vesileyle Sovyetlere karşı olan Enver Sedat iktidarı ele geçirerek, ABD’ye yanaştı. Enver Sedat’ın İsrail’le barış sürecini başlatması aynı zamanda  Kürt ulusal hareketin kaşısında müşkül durumda kalan Saddam’ın, ABD’ ve Şah’la uzlaşmasının zeminini oluşturdu.

Saddam da ABD ve Iran Şahıyla anlaştı. Bu anlaşma sonucu ABD ve İran Şah’ı  M. Barzani’ye verdiği yardımı kestiler. Barzani de, Irak ordularının saldırısı karşısında dayanamadı, askerleriyle birlikte İran’a sığındı.

Saddam, tekrar kuzey Irak’ı egemenliği altına aldı ve Sovyet yanlısı Talabani’yi de bir kenara attı.

Kürt ve  Arap egemenleri arasında Kerkük petrol bölgesine egemen olma çelişkisinin  üstü örtülmesine rağmen bugüne kadar  varlığını sürdürdü ve sürdürüyor.

Bunun için Irak’taki Kürt ulusal hareketinin, ezilen bir ulusun  kurtuluşunu amaçlayan bir siyasî hareket olmasından ziyade, petrol bölgelerine egemen olmayı amaçlayan burjuvalar arası egemenlik mücadelesiydi ve mücadelesidir.

2 Dinci hükümetin bu saldırgan politikası ABD emperyalizmine  karşı duruş ve “halk temsilcilerinin direniş” olarak lanse eden ve sosyalist geçinen reformistlerin  tavrı da “takdire şayandı…”

3 Kürt halkı bunların “savaş yanlısı olmadığına” kanarak, 2007 genel seçimlerinde AKP’ye oy verdi.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.