Hasan Bülent Kahraman KÜBA’yı Karalıyor

Turgay Ulu

Sabancı Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan, Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta olan Hasan Bülent Kahraman (H.B.K), Birikim dergisindeki yazılarından ve çeşitli sanat, siyaset vb. konularda yazmış olduğu kitaplarıyla tanınıyor.

H.B.K, yakın zaman önce bir Küba gezisi yaptı ve Küba ile ilgili gözlem ve görüşlerini Sabah gazetesindeki köşesinde ve Varlık dergisinde yazdı. Aslında H.B.K.'ın bakış açısından haberdar olanlar için, onun bu yazılarını hiç okumadan da Küba hakkında neler söyleyebileceğini aşağı yukarı tahmin etmesi güç değildir.

H.B.K., Varlık dergisinde Küba hakkında yazdığı yazıda genellikle dünyadaki Küba karşıtlarının söylediklerine benzer şeyler söylüyor. Açlıktan söz ediyor örneğin. Küba nüfusunun kötü bir açlık yaşadığını söylüyor. Kübalıların yaşam standartlarının çok düşük olduğunu, yolsuzlukların olduğunu, fuhuşun olduğunu söylüyor H.B.K., internetin yasak olduğunu, Küba hapishanelerinde onlarca gazetecinin bulunduğunu ve gazetecilerin Küba rejimine karşı muhalif yazılar yazamadığını söylüyor yazar.

H.B.K., bu eleştirilerini (daha doğrusu kara çalmalarını) sıralarken, hiçbir şekilde emperyalistlerin Küba'ya uyguladıkları ambargo ve diğer saldırılardan söz etmiyor. Küba'nın yaşamakta olduğu sıkıntılarda emperyalistlerin uyguladıkları baskıların payının ne olduğunu hiç hesaba katmıyor H.B.K.

H.B.K., Küba gezisi vesilesiyle eski bir takım çelişkilerden de yararlanarak Küba'yı olumsuzlamayı fırsat bilmiştir. Che ile Castro arasında yaşandığı iddia edilen çelişkileri yazmıştır. Ayrıca hiç ilintisi yokken, Nazım Hikmet'in satırları alt alta yazarak şiir yazdığından söz ediyor. Nazım'ın o dönem, Küba ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan çelişkilerden söz etmediğini söylüyor.

Küba karşıtları şimdiye kadar Castro'dan hep "diktatör" diye söz ediyorlardı. Çok yaşlandığı halde iktidardan inmek istemediğinden söz ederlerdi. Artık Castro fiilî liderlikten çekilmiş durumda. Görüldüğü gibi Küba'da hiçbir değişiklik olmadı. Pusuda bekleyen Küba karşıtlarının beklentileri boşa çıktı. Küba karşıtlarına göre, Fidel Castro liderlikten bir şekilde çekildiğinde Küba çökecekti. Ama çökmedi işte. Küba'ya giden tüm gözlemcilerin aktarmak zorunda kaldıkları bir gerçeklik var ki, bunu H.B.K. da yazmak zorunda kalmıştır. Küba'nın sokak ve caddelerinde Fidel Castro'yu temsil eden hiçbir simgeye rastlanmamaktadır. Her taraf Che'nin resimleriyle süslenmiş. Fidel ise yalnızca Che'yi gösteren resimlerin içinde sınırlı biçimde görünmektedir. Muhtemelen Fidel'in ön plana çıkarılmaması kendi tercihidir. Böylece Küba karşıtlarının "kişi fetişizmi" diye dillerine doladıkları dogmatik söylemleri boşa çıkartılmış oluyor.

H.B.K.'ın bu Küba yazılarından haberdar edilen Kübalı birkaç yetkili H.B.K.'a cevap verdiler. Kübalı yetkililerin yazdıklarına göre, H.B.K.'ın Küba hakkında verdiği bilgilerin birçoğu gerçeği yansıtmıyor. Bazı bilgileri verirken H.B.K.'ın açıktan yalan söylediğini yazdılar. Meselâ Küba'da internet gazeteciliği aracılığıyla rejim eleştirisi yapan bir yazardan söz ediyor yetkililer. Bu muhalif yazar Küba hakkında istediği gibi eleştiri yapabiliyor ve internetten bu eleştiriler milyonlarca insan tarafından takip edilebiliyor. Küba hapishanelerinde olan gazeteciler, gazeteci oldukları veya rejimi eleştirdikleri için değil, Amerika'dan maaş alarak Küba güvenliğine karşı tehdit oluşturdukları gerekçesiyle hapse atılmışlardır. Üstelik bu gazeteciler parayla bu işi yaptıklarını kabul etmektedirler.

H.B.K.'a cevap yazan Kübalı yetkililer, açlık ve yoksulluk konularında gerek AB'nin gerekse de BM'nin verdikleri bilgileri dahi doğru yansıtmamakla eleştirdiler. Özellikle eğitim ve sağlık konularında Küba'nın birçok Avrupa ülkesinden ileride olduğunu her kes kabul etmektedir. Kimse Küba'da sorunların olmadığını iddia etmiyor. Tabii ki sorunlar vardır. Olmaması düşünülemez. Emperyalizm tarafından kuşatılmış bir Küba'dır söz konusu olan. Ancak H.B.K.'ın yansıttığı düzeyde bir açlık ve yoksulluk yoktur. Her Kübalı gündelik olarak gerekli olan vitaminleri içeren gıdaları almaktadır. Yolsuzluk, fuhuş gibi sorunların olduğunu Küba'nın kendisi bazen açıklamaktadır zaten. Bu sorunların dışarıdan gelenler vasıtasıyla yaratılmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Küba hükümeti tüm bu konularda çeşitli tedbirler almak durumunda kalmıştır. Meselâ dövizin iç piyasada kullanılmaması gibi bir tedbire başvurulmuştur. Ya da Küba'ya gelen turistlerin kullandıkları araba ve diğer mekânların işleyişi ayrıca düzenlenmiştir. Kübalılar kendi içlerinde farklı türden araba veya otelleri kullanmaktadırlar. H.B.K. buradaki özveriyi görememektedir. Kübalılar ülkelerine ekonomik gelir kazanabilmek için kendileri dışında süren, turistlerin yaşadıkları o lüks yaşama imrenmemektedirler. Buna göre nispeten daha mütevazı olan bir hayatı tercih ederek mutlu olmaktadırlar. H.B.K. meseleye salt ekonomi gözüyle bakmaktadır. Kültür ve üst yapısal durumu hesaba katmamaktadır.

Açlık ve yoksulluk sorunu dünyanın birçok yerinde yaşanmaktadır. Ürün fazlalığını ne yapacaklarını düşünen burjuvalar, bu sefaletin yaratıcıları iken, H.B.K. bunu görmezden gelerek Küba rejimini günah keçisi ilan ediyor. Kendisinin yaşadığı Türkiye coğrafyasındaki yoksulluk ve sefaleti görmüyor mu acaba? Burada yaşanan sefaletin nedeni de Küba rejimi olmasın sakın(?)

İddia edildiği gibi Küba'da internet yasağı yoktur. Küba, Amerika'nın uyguladığı enerji ambargosundan dolayı daha az enerjiyle çalışan bilgisayarlar kullanmaktadır. Elektronik aygıtların kullanımında getirilen sınırlamaların nedeni enerji yetersizliğidir.

Demokrasi konusunda ise Küba hangi ülke ile kıyaslanırsa kıyaslansın kötü durumda değildir. Elbette ki Küba'nın bağımsızlığını ve düzenini sabote etmeye çalışan güçlere karşı müeyyideler uygulanacaktır. "Demokratik" geçinen Avrupa ülkelerindeki güvenlik uygulamalarının yanında Küba'nın uygulamaları devede kulak gibi kalır. Seçimler, halkın yönetime katılımı, gelir dağılımının eşit dağıtımı vb. konularda, mevcut dünya sistemi içinde Küba'nın durumu kötü değildir. Küba'nın sömürmekte olduğu bir ulus ve ya coğrafya yoktur. Çevre kirliliği, silahlanma gibi dünyanın yaşadığı hayatî sorunlarda Küba'nın payı hesaba katılmayacak durumdadır.

Tüm zorluklara rağmen Küba, birçok ülkeye ücretsiz doktor göndermekte ve çeşitli hastalıkların tedavisinde aktif roller üstlenmektedir. Küba'da kullanılan arabalar ve diğer araç gereçler biraz eskidir. Fakat Küba gerek araçlar ve toplu taşıma yollarının inşasında yeni projeler geliştirmektedir. Küba'nın kendini yenilemesinde müttefiki olan Venezüella, Bolivya vb. ülkelerin büyük katkısı olmaktadır. Toplu taşıma yollarının ve araçlarının yapım çalışmalarının tamamlanması durumunda, Küba önemli ölçüde bu konuda rahatlayacaktır.

Latin Amerika kıtası, kendi ayakları üzerinde durabileceği kaynakları ve ilişkileri yeniden örmektedir. Dünyadaki sosyalizm denemelerinin geriye düşmesinden sonra Latin Amerika'da gelişen sol dalgada Küba'nın belirleyici bir rolü vardır. H.B.K. bu gerçeklikleri görmezden gelir. Çünkü o sosyalizmi "totaliter" rejim olarak değerlendirmekte, bunun karşısında da ne olduğu belirsiz bir "özgürlükçülüğü" savunmaktadır.

H.B.K., Varlık dergisinde yayınlanan Küba üzerine yazısında Küba'da çok acınılacak, çaresiz ve sefil bir hayat varmış gibi söz ediyor. Oysa Küba'ya Türkiye'den, başka birçok sanatçı ve yazar da gitti. Gidenler içinde Küba'yı bu kadar olumsuzlayanına rastlanmadı. Üstelik gidenler arasında politik olmayan veya sağcı kişilikler de vardı. Onlar bile Küba'yı bu kadar olumsuzlayan şeyler söylemediler. H.B.K., sadece Türkiye'de çok sıkça yaşanan yardım dağıtımı kuyruklarındaki sefalet ile kıyaslasa bile Küba'nın durumunun o kadar da kötü olmadığını rahatlıkla görebilir. Türkiye'de yaşanan şeriat, darbe, etnik çatışma, işkence, vb. türden sorunların Küba'da esamisi bile okunmaz. Küba'nın bu kadar zorluğa ve dünya dengelerindeki durumun bu kadar aleyhte olmasına rağmen ayakta kalmış olması ve sosyalizm mücadelesi verenlere aşıladığı umut burjuva aydınlarını şaşırtmaktadır. Belki de Küba gerçeği karşısında burjuva aydınlarının hırçınlıklarının nedeni budur.

Gerek Küba'nın değerlendirilmesi, gerekse de dünyada olup bitenleri değerlendirme noktasında aydınların bakışı hiçte adil ve tarafsız değil. Hiçbir ulusu, halkı, coğrafyayı sömürmeyen; sağlık, eğitim gibi elinde bulunan tüm olanakları dünya halklarının hizmetine sunan Küba gibi ülkeler "diktatör, terörist, tehlike vb." ilan edilirken; dünyanın her yerinde sömürü, baskı, savaş, çevre kirliliği, enerji tüketiminde, nükleer silah üretme ve kimyasal bombaları halkların üzerine yağdırmada sınır tanımayan Amerika, İngiltere vb. emperyalist ülkelere kimse bir şey söylemiyor. Hatta Amerika'nın Irak işgali "demokratikleşme ve ilericilik" olarak değerlendirilmektedir.

H.B.K., “Küba'da açlık ve yoksulluk var” diyor. “Küba'da özgürlük yok” diyor. “Küba'da diktatörlük var” diyor. Tüm bu eleştiriler karşısında, “Küba'daki sistem mükemmeldir, Küba'nın hiçbir sorunu yoktur” diye yanıt verilemez. Sonuçta Küba da sınıflı bir toplumdur ve Küba'da da bir devlet aygıtı vardır. Sınıflı toplumlar hiçbir zaman baskısız olmaz. Sınıf ve devlet varsa baskı da şu ya da bu şekilde olacaktır.

Bu koşullar içinde, Küba'yı bir sınıfsız toplumla kıyaslayarak eleştirmek doğru bir yöntem olmaz. Ancak Küba'yı diğer kapitalist sınıflı toplumlarla kıyaslayabiliriz. Çünkü mevcut durumda, dünya üzerinde sınıfsız bir toplum bulunmuyor. Dolayısıyla, Küba'yı olmayan bir şeyle kıyaslamak doğru bir yöntem olmaz. Küba, şu anda dünya üzerinde bulunan ve en demokratik kabul edilen herhangi bir ülkeyle kıyaslandığında bile fazlaca eksi puan almaz.

Küba'ya mevcut gerçeklik içinde bakıldığında ilk görülmesi gereken şudur ki; Küba her tarafından, emperyalist haydutlar tarafından kuşatılmıştır. Küba'daki yoksulluğun nedeni ürün bolluğu değildir. Fakat emperyalist-kapitalist sistemin yaşadığı krizlerin nedeni ürün bolluğudur. H.B.K. gibi “aydınlar” neden bu basit gerçekliği göz önüne getirmezler acaba? Küba, kendisine uygulanan tüm ambargo ve kısıtlamalara rağmen belli bir yaşam standardı tutturmuş ve kendi yağıyla kavrularak yaşamını devam ettirmektedir.

Her nedense, emperyalist sömürgenlerin Küba'ya karşı gerçekleştirdikleri saldırı ve komplolar eleştirilmez. Fakat bu saldırıları yapanları yakalayıp cezalandıran Küba, hemen “diktatör” ya da “terörist” ilan edilir.

 

                                                             *   *   *

Küba Kendine Özgü Bir Yol Bulmuştur.

H.B.K., Varlık dergisinde çıkan yazısında Küba'yı mevcut dünyada yer alan herhangi bir ülkeyle kıyaslayarak değerlendirme yoluna gitmemiştir. Küba'yı bilinen ve artık bir totoloji haline gelmiş olan Sovyetler ve Çin gibi eski sosyalizm denemelerinin gerçekleştiği yerleri değerlendirdikleri gibi "diktatörlük" olarak değerlendirip bir kenara atmaktadır.

Ancak Küba, diğer sosyalizm denemelerinin bire bir taklidi değildir. Özellikle üstyapı konusunda diğer deneyimlerin eleştirisi üzerinden bir inşa içinde olmuştur Küba. Diğer denemeler birbirlerine benzer bir şekilde geriye düşüş yaşadığı halde Küba, kendi yağıyla kavrularak ayakları üzerinde direnmeyi başarmıştır. Ayrıca yeni denemelerin gerçekleşmesinde önemli bir dayanak olma işlevini sürdürmektedir.

Mevcut koşullar altında Küba'nın savunulması karşısında, diğer denemelerin akıbetinden yola çıkarak şöyle telkinlerde bulunanlar olmaktadır: "Şimdi Küba'yı hararetle savunuyorsunuz. Yarın öbür gün Küba yıkılırsa ne diyeceksiniz?" Bu bakış açısı hem idealist bir bakış açısıdır. Hem de sosyalizme olan güvensizliğin bir göstergesidir. "İleride Küba'nın çökme ihtimali var" gibi bir olasılıktan yola çıkarak, mevcut koşullar altında Küba'yı savunmamak olur mu hiç? Küba'yı savunmak için Küba'daki her şeyin eksiksiz olması gerekmez. Elbette ki Küba'nın bir yığın eksiklikleri ve sorunları vardır. Küba'yı savunmak demek, Küba'yı hiçbir şekilde eleştirmemek anlamına gelmez. Tüm sosyalizm denemeleri için de aynı şey geçerlidir. Sosyalizm denemelerinin doğruları sahiplenilir, yanlışları da eleştirilir. Yeni olarak girişilecek sosyalizm denemelerinde bu deneyimlerin değerlendirilmesi birer yol gösterici işlev görür.

Hem Küba, hem de genel olarak Latin Amerika kıtasında gelişen sosyal mücadeleler kendi yerel dinamiklerine dayanma özelliği taşımaktadır. Küba devrim mücadelesi klasik teorik öngörülerin çizdiği bir hattan ilerlemedi. Daha karmaşık bir yol izledi. Fidel Castro ve arkadaşları kır mücadelesini başlatmadan önce normal legal bir parti içinde faaliyet yürütüyorlardı. O dönem Küba'da faaliyet yürüten Komünist Partisi ise bürokratik bir yapıdaydı. Fidellerin kır mücadelesini başlatması aynı zamanda bürokratik komünist partisine karşı duyulan tepkinin bir ürünüydü. Fidellerin kır mücadelesini başlatması aynı zamanda oranın konjonktürüyle uyumluydu. Uzun bir süre Fidel ve arkadaşları kendilerini "Komünist, Marksist-Leninist vb." sıfatlarla tanımlamamışlardır. Küba Komünist Partisi, Küba Devrimi’nden 17 yıl sonra I. Kongresini gerçekleştirmiştir.1 Belli bir aşamadan sonra artık bu kavramları kullanmayı uygun görmüşlerdir.

Küba, diğer sosyalizm denemelerinin yaşandığı ülkelerle gerekli ilişkiyi kurmuştur. Fakat hiçbir zaman kendi özgücüne dayanma perspektifini yitirmemiştir. Diğer deneyimleri eleştirel bir gözle incelemiştir. Küba'nın bu tutumu kendi varlığını devam ettirmesi açısından büyük avantajlar sağlamıştır.

Che, Sovyetler Birliği, Yugoslavya vb. ülkeleri gezerken önemli bir tespit yapıyordu. Bu denemelerin altyapı kurumlaşmasında önemli bir ivme yakaladıklarını fakat üstyapısal olarak önemli zaafları olduğunu söylüyordu. Donanımlı insanı yetiştiremediği zaman en kusursuz olarak inşa edilmiş bir altyapı, o sistemdeki düşüşü engellemeye yetmiyor. Tersinden düşünüldüğünde, nitelikli insanı yetiştirmiş bir sistem belli altyapısal yetersizlikleri olmasına rağmen varlığını sürdürmede daha başarılı olmaktadır.

Küba'nın diğer ayırt edici özelliklerinden biri de; açık bir işleyişe sahip olmasıdır. Fidel Castro'nun yerine gelen Raul Castro yakın dönem içinde Küba'nın ekonomik kriz dolayısıyla zor günler yaşayacağını kitlelere açık açık söyledi. Saklanan veya yasaklanan gerçeklerin geçmiş dönemde Küba'nın başına belâ olduğu görülmüştür. Meselâ, Amerika'nın Florida adasına kaçışları yasaklamanın kalkmasından sonra azalma göstermiştir. Eskiden çıkış yasaktı. Daha sonra yönetim "isteyen kalsın isteyen gitsin" türünden bir politika izleyince kaçışların o kadar da cazip bir şey olmadığı görülmüştür. İnsanlar Amerika'daki yaşamın çok ta özenilmesi gereken bir yaşam olmadığını anlamışlardır. Denetim ve yasaklamaların aşırıya vardırılması insanlar üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.

Küba kurumlarında belli dönemlerde bürokratlaşma veya yolsuzluk gibi sapmalar olsa da bunlar çeşitli müdahalelerle düzeltilmektedir. Fidel Castro henüz görevinin başındayken bir dönemi kastederek, "bu süreçte bazı yeni zenginlerimiz türedi" diyerek durumu tespit etmiş ve gerekli müdahaleleri yapmıştı.

H.B.K., Küba konulu yazısında; Küba'da açlık ve yoksulluğun olduğundan söz ediyordu. Oysa Küba'da yaşayan her fert gerekli olan günlük gıdasını almaktadır. Belki yiyecek çeşitliliği çok fazla değildir. Ancak diğer kapitalist ülkelerde her kes aynı şeyleri tüketebiliyor mu? Hiç değilse Küba'da, olan da olmayan da her fert için geçerlidir. Kimisi lüks yaşarken kimisi yoksul yaşamıyor. Gene de beslenme, sağlık, eğitim, konut gibi temel insan ihtiyaçlarının karşılanması açısından Küba'nın diğer ülkelerle kıyaslanınca çok kötü durumda olmadığını hatta birçok ülkeden daha ileri durumda olduğunu burjuva yazarlar bile kabul etmişlerdir.

Türkiye devrimci hareketinin de siyasal-sosyal devrimlerini gerçekleştiren ülkelere olan bakış açışını artık değiştirmesi gerekmektedir. Bu güne kadar devrimci gruplar genellikle bir ülkeyi, sistemi veya herhangi bir sosyal olguyu değerlendirirken, kendilerinin benimsedikleri çizgiye uyup uymadığına bakarlardı. Bu çizgi de daha çok, o grubun kendisini yakın gördüğü Çin, Sovyet, Arnavutluk veya başka bir ülke oluyordu. Küba olgusu da gruplar tarafından bu türden bir bakış açısıyla değerlendiriliyordu. Çoğunlukla da Küba ve Latin Amerika2 deneyimleri, bilimsellikten, nesnel gerçekliği yansıtmadan küçükburjuva sol bir çizgi olarak görülüp olumsuzlanıyordu. Fakat ne gariptir ki, teorik olarak Marksist-Leninist çizgiyi en radikal biçimde savunan sosyalizm denemeleri, ciddî hiçbir direnişle karşılaşmadan geriye düştü. Küçükburjuva sol olarak görülen -tanımlanan- Küba ise halen varlığını sürdürmek için direniyor.

Aristocu mantığa çarpıcı bir örnek vermek gerekirse, İşçi-Köylü gazetesinden okuduğumuz bir köşe yazışını verebiliriz. Söz konusu köşe yazısında Hugo Chavez değerlendiriliyordu. Yazıda Chavez'in uyguladığı sağlık, konut, eğitim vb. politikalar kısmen olumlanıyordu. Fakat yazının sonunda bu kısmî olumlu işlerin Chavez'i başarıya götürmeyeceğini yazıyordu. Chavez'in eninde sonunda başarısız olmaya mahkûm olduğunu söylüyordu. Chavez'in başarısız olmaya mahkûm olacağına neden olarak da, Chavez'in çizgisinin "Marksist-Leninist-Maoist” olmamasını gösteriyordu. Elbette ki Chavez'in eleştirilecek çok şeyi vardır. Ki, zaten Venezüella Komünist Partisi3 Chavez'i eleştirmektedir. Ancak genel bir tutum olarak Chavez, Venezüella Komünist Partisi tarafından desteklenmektedir. Bir deneyimi değerlendirirken onun, bizim doğru olarak kabul ettiğimiz bir modele uyup uymamasına göre tutum belirleyemeyiz. “Somut şartların somut tahlili” lafı boşuna sarf edilmemiştir. Eksik ve yanlışlarını eleştirmek bir görevdir. Fakat meselâ Küba'nın gelecekte geriye düşme olasılığı olduğu gerekçesiyle desteklenmemesi, normal akıl sınırlarını zorlayan bir mantık olur.

Türkiye devrimci hareketi artık sosyal olguları mevcut dünya gerçekliği içinde ele almak zorundadır. Yaşanmış sosyalizm denemeleri de bugünkü dünya gerçekliğini doğru kavrayabilmeye yardımcı olacak bir birikimdir.

Devrimci hareketin 1970'lerde herhangi bir coğrafyadaki Komünist Partinin çizgisini ölçek alması ve sosyal olguları bu ölçeğe göre değerlendirmesi diyalektiğin temel mantığına aykırı bir tutumdur. Devrimci hareketin bu bakış açısını bugün bile halen büyük ölçüde sürdürmesi, hareket ve değişim yasalarını görmemesi anlamını taşır.

 

2 Nolu F Tipi Cezaevi-Kandıra-Kocaeli 

30 Temmuz 2009


Dipnot Açıklamaları:

1  Ayrıntılı bilgi için bakınız: Küba Komünist Partisi I. Kongresi ve Küba Anayasası, Sorun

   Yayınları,1978

2  Ayrıntılı bilgi için bakınız: Latin Amerikalı Marksist Josê Carlos Mariâtegui, Sorun Yayınları,

    Mayıs 2005

Ayrıntılı bilgi için bakınız: Latin Amerika’da Neler Oluyor? Venezüella Komünist Partisi, Sorun

   Yayınları, Ekim 2009

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.