Sosyalizm işçi sınıfının ideolojisidir. Bu açıdan Sosyalizmin asıl sahibi işçi sınıfıdır.
Sınıfsız, ideolojisi olmayan sendika, örgüt / parti, sanat-edebiyat ve estetik gibi bilimdışı ve akıldışı düşünce-davranışı propaganda edenler kimlerdir?
Burjuvazi ile küçükburjuvazi işçi sınıfının bilimsel bilgi edinmesini, bilinçlenmesini ve kendisi için sınıf olma mücadelesinde kendi örgütlerini oluşturmasını ve iktidara aday olmasını istemez.
Burjuvazi tarihsel-sınıfsal deneyimleriyle sömürücü-sömürgeci kimliğini gizlemeye çalışmakta kendince “haklıdır.” Sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız, özgür ve eşit bir toplum idealinin mutlaka gerçekleşeceğinin de farkındadır.
Gerici bir sınıf olan burjuvazi işte bu “farkında olma” bilinciyle artı-değer sömürüsünün devamı için ideolojik-politik-örgütsel çok yönlü araçlarıyla insana ve insanlığa saldırmakta ve hegemonyasını sürdürmektedir.
Küçükburjuvazi ise, iki arada-bir derede, geleceği olmayan gerici bir sınıf ya da katmandır.
Küçükburjuvazi, işçi sınıfının sınıf kapasitesini reddeder. Oysa kapitalizmi aşacak kapasiteye sahip biricik sınıf işçi sınıfıdır. Bu kapasite bilinçli olarak inkâr edilerek, işçi sınıfı, sosyal dinamiklerin basit bir bileşeni ve nesnesi durumuna indirgenmektedir. Küçükburjuvazi, işçi sınıfının sınıf kapasitesini ortaya çıkararak özne olmasını asla istemez.
Küçükburjuva “sol” siyasî akımlar proletaryayı yok sayarak, sendikalarda, kitle örgütlerinde ve örgüt / partilerinde vekaletsiz, destursuz “işçi sınıfı adına” hareket etmek ister.
“Devrim aşkına” kurdukları örgütlerini “öncü parti”, “önder parti”, “kitlesini arayan parti” olarak tanıtmaya çalışmaları ideolojik-politik-sınıfsal kaypaklıklarının bir sonucudur.
Burjuvazi tarihsel olarak edindiği sınıfsal bilinçle proletaryanın yeni nitelikler kazanmasını ve iktidara gelmesini istemez. Çünkü bu doğasına aykırıdır.
Burjuva basın-yayın faaliyetlerinde işçi sınıfı ve emekçiler iki yüzlü demagojilerle-yalanlarla bunun için uyutulmaya çalışılır.
Sanat-estetik-politika bütünlüğü denildiğinde: Küçükburjuvazi kendi sınıfsal konumuna uygun hamaseti, örgütsüz ajitasyonu, magazinleşmeyi, halk ve işçi dalkavukluğunu öne çıkarır. İşçi sınıfının hayatî ve can alıcı sorunlarını magazinleştirir, yüzeysel bir yorumla özünden saptırıp sansasyona taşır. Sorunların özüne değinmez. Değinemez.
Küçükburjuvazi Devrimci Hareketimizde taş üstüne taş koyan örgüt, kadro, dergi ve gazetelerimizin isimlerini-sıfatlarını taklit etmeyi ya da çalıp kullanmayı çok sever. Kendisi köksüz olduğu için çeşitli mistifikasyonlarla kendine kök üretmeye çalışır.
Küçükburjuvazi, sınıflar mücadelesinin ateşinden gelen kadroların düşünce-davranış çizgilerinden -ihanetlerini açığa vurduğu için- hoşlanmaz. Tarihsel ve sınıfsal açılardan yararlanmamız gereken işçi sınıfı hareketlerini, emekçi halk hareketlerini, direniş, isyan, başkaldırı ve hak arama gibi tarihsel geleneklerimizi özünden saptırıp hamasetle anmayı da sever.
Küçükburjuva avantürye bir zamanlar “1973 Atılımı” diyerek Harici Büro’yu “TKP” olarak ilan etmede bir sakınca görmemişti. Bu türden bir örgütlenmeyi Kolektifimiz Çalışanları dışında kimse de çıkıp sorgulama ihtiyacını duymamıştı. Anılan “TKP”den kaç adet komünist çıkmıştı? Komünist geçinenler günümüzde ne yapıyordu?
Siyasî mülteci İsmail Bilen sayesinde komünistliğini ilan edenler günümüzde şoven ve sosyalşoven kimlikleriyle ihanetlerini gizlemeye çalışmaktadır. Neler mi yapmaktadırlar? “TKP”nin genel sekreteri Nabi Yağcı liberal “sol” servis gazetelerindeki yazılarıyla AB ve AKP sayesinde toplumun demokratikleşeceğini savunuyor ve soyadına çok uygun rollere soyunuyor?! “TKP”nin ideolojik-teorik sorumlusu Zülfikar Dicleli aynı gazetedeki röportajında burjuva partileriyle halvet olduktan sonra; “emperyalizm yoktur” diyor?! “TKP”nin öteki sorumlularından Veysi Sarısözen İsmail Bilen yetiştirmesi entrikacı kimliği ile bu kez Roj TV’de, Güncel gibi Kürt gazetelerinde, Kürt hareketine yol ve erkan gösteriyor?! “TKP”nin çapsız politikalarını DİSK’e ve öteki kitle örgütlerine taşıyan ve girdiği her yeri veba mikrobu misali kurutan; sahte işçi önderleri, sendika bürokratları, hukukçular, uzman kılıklı avantüryeler ise, düzene uygun pozisyonlarıyla yeni bir İsmail Bilen’in gelip “TKP”yi diriltmesini bekliyor?! SSCB’ye olan saygısıyla “TKP”ye tutunan kimi örgütsüz ve samimi işçiler ise ideolojik-ruhsal travmalarını nasıl atacağını düşünüyor?!
Devrimci ve Marksist Kadrolar birilerinin sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimize verdiği zararların muhasebesini yapmaya ve giderilmesi yolunda adım atmaya başladığında ise, küçükburjuva avantürye bu kez, sip partisini tekape olarak ilan ederek burjuvaziye isim tescilini yapmaya kalkmıştır?!..
Tarihî TKP’mizin sömürüsü 89 yıldır hiç bitmedi.
10 Eylül 1920 TKP’si ile 1944 TKP’sinin program, oluşum vb. düşünce-davranış çizgileriyle nitelikleri neydi? 1973 Atılımı “TKP” ile nevzuhur SİP “TKP” nasıl bir örgütlenmeydi?!
Küçükburjuva avantürye bu soruların cevabını ne arıyordu, ne de verebiliyordu.
Kimileri de TKP adına yeni takılar ekleyerek alfabede kullanılmamış harf bırakmıyordu?!...
Küçükburjuva avantüryeler örgüt kurdu ve parti çağrışımı yaptı. Fakat bir türlü PARTİ olamadı. Olabilir miydi? Asla!
İktidar perspektifli PARTİ; çağrışımla, isim, sıfat çalıp gelenek sömürüsü yaparak kurulmuyordu, oluşturuluyordu.
Ne hazin, binbir idealizasyon ve mistifikasyonlarla kurulan sahte ve naylon komünist örgütlere biat edenler de çıkıyordu.
* * *
Kasım 2009’da yayın hayatına başlayan İŞÇİ BİRLİĞİ-İşçi-Kitle Gazetemize isim ararken küçükburjuvazinin “vukuatını” anmadan edemedik.
1944-TKP’nin Dr. Şefik Hüsnü Değmer adına tescili yapılıp imtiyaz hakkı alınan Aydınlık Dergisi TKP ile sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimizle organik hiç bir bağı olmayan nasyonal solcu (faşist) bir örgüt tarafından “rahatlıkla” kullanılmaktadır?!
1969-MDD akımının Türk Solu Gazetesi’de, günümüzde gerici-nasyonal solcu “Aydınlık” çevresinden ajanlık suçlamasıyla tasfiye edilen “ulusalcı” faşistlerce yine “rahatlıkla” kullanılmaktadır?!
1973’lerde, Harici Büro’nun kendisini “TKP” olarak ilan ettiği “Atılım” gazetesi de, kendisini önceleri M-L olarak ilan edip günümüzde “ezilenler” ajitasyonuyla ESP olarak açık parti alanına girenlerce yine “rahatlıkla” kullanılmaktadır?!
“Alınteri”, “Emek”, “Emeğin Kurtuluşu”, “Proleter” ve benzeri tarihsel devrimci organlar da kimilerince “rahatlıkla” kullanılmaktadır?!
Kimse de bu türden keyfîlik ve kendiliğindenlik karşısında ne sesini çıkarmakta, ne de bu sorumsuzluğu sorgulamaktadır?!
Bu unsurların sosyal meşruiyeti, devrimci yasallığı olan ve tarihsel deneyimlerimizde bazı rollerle görevler üstlenmiş gazetelerin isimlerinin kabaca ve de hak etmeden kullanıldığını görüyoruz.
İşçi Birlikleri-Köylü Birlikleri 1970 - 15 / 16 Haziran Direnişi öncesi hareketi tabanda örgütleyen, Direnişi yönetip yönlendiren, işkencede-poliste-duruşmalarda sosyalizmin onurlu sesini yükseltip Direnişin haklılığını savunan tarihsel-sınıfsal geleneğimizin örgütsel araçlarıydı.
Bu sürecin kadroları olarak tutarlı bir İşçi-Kitle Gazetesinin kolektif çabalarla ve yeni yol arkadaşlarımızla yeniden üretilmesi gündeme gelmiştir.
Geleneğimizin tarihsel-sınıfsal anlamı büyük olan isim ve sıfatlarını kullanmak İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemizi kolektif biçimde üreten kadroların hakkıdır diye düşünüyoruz.
Tarihsel-sınıfsal haklılık, sosyal meşruiyet ve devrimci yasallık sosyal pratikte iş yapılarak kazanılır. Burjuva yasallığına tapınıp dilekçe verilerek kazanılmaz.
Ama gel gör ki, günümüzde küçükburjuva avantürye “sol” siyasî akımlar tarihimizdeki tüm devrimci örgüt, parti, gelenek, sendika, gazete, dergi vb. tüm isim ve sıfatları destursuzca çalıp kullanmaya cüret etmiş / edebilmiştir!?.. Bununla da kalmamış Sol “cenahımıza” büyük bir kirlilik bırakmıştır.
Bu kaba sömürü ne zamana kadar sürecektir? Sürmeyecektir. Çünkü hayat ve mücadele acımadan böylelerini açığa vurmuştur.
İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemizin Çalışanları, anılan sürecin organik uzantısı ve bileşeni olarak İŞÇİ BİRLİĞİ adımızı bilinç ve kararlılıkla kullanırken bu geleneğimizi kurda kuşa yem ettirmeyecektir.
SORUN Polemik
