Politika Cephesi

Sırrı Öztürk

“Tutarlı bir tarih ve sınıf bilinci” konusunu ne zaman dile getirsek burjuva ve küçükburjuva “sol” akım temsilcilerinin bu konuyu gündeme taşıyışımızı çeşitli burun kıvırma yöntemleriyle aşağılamaya ve de çarpıtmaya yeltendiklerini görüyoruz. Elleri kalem tutuyor, fakat hayat ve mücadelenin büyük oranlarda doğruladığı yaptığımız tahlillerimize, tezlerimize cevap yazacak ne senteze kavuşmaya aday bilgileri ne de hakikati savunacak yürekleri var. Spekülasyon yöntemlerini doğal karşılıyoruz.

Devrimci ve Marksist Sol Kadroların sınıfsallık vurgusuna yüklediği bilimsel anlamların önüne sürekli ve sistematik biçimde sınıf dışı katmanların konulduğunu görüyoruz. Sınıf dışı katmanlar; kır ve kent küçükburjuvazisi, üretim faaliyeti dışındaki öğrenci gençlik, vb.lerinin eylemleri, emekçi halkların eylemlerinin önüne konulmak istenmektedir.

Sınıf dışı katmanları devrimci harekete kazanmak konusu ayrı bir tartışmayı gerekli kılıyor.

Kendilerini “Kapitalist Batı”nın sermayesine teslim etmiş antimarksist aydınların sınıf dışı katmanların eylemleri ile bu yoldaki tüm “ideolojik-teorik” yayın bombardımanları gün geçirmeden Türkiye’ye taşınmaktadır. Kıvılcımlı Yoldaş bu türden üniversite okumuş yarım aydınların “vukuatı” ayyuka çıktığında, onlarla dalga geçip “tercüman civanlar” literatürünü kullanırdı.

Burjuva ve küçükburjuva “sol” akım temsilcilerinin çalıntı tezleri, TEKEL İşçisinin direnişi ile sosyal pratikte bir kez daha önemli ölçüde çürütüldü. Tutarlı bir tarih ve sınıf bilinci konusunda da hem tercüman civanların etkisindeki “aydınlar” hem de “elveda proletarya” diye sükse yapanların “ideolojik-teorik” perişanlığı görüldü.

Bağımsız sınıf tavrının ne demek olduğu kör gözlere girmeye başladı.

“Tutarlı bir tarih ve sınıf bilinci” konusunda burjuvazinin kimi “sol” akım temsilcilerinden daha “yetkin ve donanımlı” olduğunu da gözlemlemiş olduk. Onlar sınıfsal çıkarlarını koruyup-kollama konusunda tarihsel deneyimlere sahiptir.

Peki, devrimci, sosyalist, komünist ve de Bolşevik geçinenlerimizin tutarlı bir tarih ve sınıf bilinci var mıdır?

AKP iktidarı karşısında “muhalefet” görevi yaptığını iddia eden sağlı “sol”lu burjuva partilerinden CHP, MHP ve dışındaki reformist, revizyonist vb. sıfatlarıyla EMEP, ÖDP, SİP tekape, vb. hatta BDP örgütleri de tutarlı bir tarih ve sınıf bilinci konusunda sınavlardan geçti.

Bu süreçte Devrimci, sosyalist, komünist isim ve sıfatlarını keyfe-keder ve de disiplinsizce kullananların “vukuatı” da yeniden sınandı.

100 yıllık sınıflar mücadelesi tarihimizin birikimini arkasına alan 1970 - 15-16 Haziran Direnişi’mizin ektiği devrimci tohumların TEKEL eylemiyle yeşerdiği görüldü.1

TEKEL işçisi 78 günlük Başkentteki direnişiyle Sol “Cenahımıza” güzel ve anlamlı bir ders verdi. ‘Yerli Komünarlarımız’ kimlikleriyle bir direniş ziyafeti sundu.

TEKEL işçisinin direnişi; devrimci, sosyalist, komünist geçinenlerin işçi sınıfı ile ilişkileri açısından tam bir “turnusol kâğıdı” oldu. Görmek için bakan gözler kimin maviye, kimin kırmızıya boyandığına bir kez daha şahit oldu.

Devrimci, sosyalist, komünist geçinenlerin işçi sınıfıyla ilişkilerinin son derece zayıf ve tartışmalı olduğu TEKEL İşçilerinin direnişinde açıkça görüldü.

Küresel krizin 2010 yılını takiben daha da boyutlanacağını, doğal sonuçlarının neler olacağını uluslarötesi tekelci sermayenin sözcüleri zaten önceden söylemekteydi.

TEKEL İşçilerinin direnişi, özelleştirme ve taşeronlaşma gibi burjuva politikalarının krizle örtüştüğü bir zamana denk gelmiştir. Emek-Sermaye güçleri bundan böyle de işçi-kitle eylemleriyle daha çok yüzleşecektir.

Krizin sosyal / sınıfsal sonuçları önümüzdeki yıllarda daha da boyutlanacaktır.

Burada sormak zorundayız: Sol “Cenahımız” bu türden sınıflar mücadelesine ideolojik, politik ve örgütsel açılardan hangi düzeyde hazırlıklıdır? TEKEL İşçisinin direnişi sürecinde bu durum (işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği sorunu) nesnel gerçeklikle bir kez daha somutlanmıştır.

CHP, MHP, HKP, “İP”, SP vb. gerici partiler birbirleriyle örtüşen politikalarını TEKEL İşçileri üzerinden geliştirmek isterken, bu oyunu bozacak İSP ya da KP’nin oluşturulması ve kurmaylık görevini üstlenmesi sorunu yakıcı biçimde hissedilmiştir.

İşçi sınıfının bilincini bulandıran sağlı “sol”lu burjuva partileriyle tarihsel / sosyal / sınıfsal ölçeklerde hesaplaşacak ve oyunları bozacak (aynı zamanda iktidara taşıyacak),  birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı PARTİ’nin oluşturulması konusundaki tahlil ve tezlerimizi hayat ve mücadele doğrulamıştır.

TEKEL İşçisinin gerçekleştirdiği direniş pek çok eksiğine rağmen, böylece hem sağlı “sol”lu burjuva partilerine hem de işçi sınıfı adına sendikacılık ve particilik yapanlara anlamlı bir ders vermiştir.

İşçi sınıfının gerici-sömürücü sınıfların ideolojik, politik etkisi altında kalışı bir gerçeklik olsa da bu onların kusuru değildir. Aynı zamanda bu olgu geçici bir durumdur. TEKEL İşçisinin direnişinde de bunun böyle olduğu çok net biçimde ortaya çıkmıştır.

“İşçi sınıfını örgütleme becerisi gösterebilirsen örgütlenir, öğretmeyi biliyorsan da öğrenir.” özdeyişimiz sosyal pratikte bir kez daha doğrulanmıştır.

Eylem işçi sınıfını düşündürmüş, eğitimine ve siyasî bilinçlenmesine katkı getirmiştir.

İşçi sınıfı sosyal değişim ve dönüşüme en uygun bir sosyal sınıftır.

CNN Türk’teki “5 N,1 K”, programı sözcüsünün sorusuna bir TEKEL İşçisi: “Ben 5 vakit namazımı kılardım. Burada da komünist olduk.” Şimdi de “Evet, 5 vakit komünistim.” diye anlamlı bir cevap vermiştir.

Sedat Simav da: “Biz burada kardeşliği gördük. Kürd’ü, Alevi’si, Laz’ı, Çerkes’i hepimiz burada tekiz. Tayyip açılım diyor. Gelsin de açılım neymiş görsün. Ne yalan söyleyeyim buraya gelene kadar Kürd arkadaşlara önyargım vardı. Ama bakın (üstündeki Diyarbakır spor atkısını göstererek) şimdi omuz omuzayız ekmeğimiz için. Tayyip oyalamasın açılım maçılım diye. Birlik olursak biz açılım yapacağız Tayyip’e” diyerek eylemin verdiği bilinci konuşturmaktadır.

Bu tekil örnekleri çoğaltacak daha pek çok demeç -ifade- vardır.

Sınıflar mücadelesinin ne demek olduğunu görmeye çalışan TEKEL İşçisinin “sınıfsal sol duyusu” ile verdiği dersi iyi anlamak durumundayız.

“Laik-Şeriat” ve Kürt-Türk düşmanlığına-kışkırtmasına dayalı sahte gündemi işçi sınıfı bozmuş, sınıf temeline dayalı Burjuvazi-Proletarya asıl gündemi dayatmıştır. Kürt kökenli proletarya TEKEL İşçisinin eylemine renk katmış, âdeta öncülük yapmıştır.

Kürt kökenli proletaryanın sınıf kardeşleriyle eyleme renk katması, sosyal sınıf olgusunun öne çıkışı karşısında AKP TEKEL direnişi karşısındaki ideolojik yenilgisini hazmedemeyerek “Bunlar PKK’li.” diyerek şovenizmi kışkırtma şantajına başvurup işçilerin birliğini bölmeyi denemiştir.

Burjuvazinin küfür niyetine kullandığı “pekaka” söylemli şantajı direnişte işçiyi bölmeye yetmemiştir.

AKP iktidarı hakikî düşmanının “Ergenekon” değil, örgütlü işçi sınıfı olduğunu bilmektedir.

Sosyal muhalefet dinamiklerinin en anlamlısı “Ulusallık-Sınıfsallık dinamiklerinin birbirinin dilinden anlaması, birlikte yürümesi, birbirinden öğrenmesi ve deneyim aktarımında bulunması” tespit-öneri ve özdeyişimizin bu direnişte ete kemiğe bürünmesinin işaretleri de alınmıştır.

AKP lideri Erdoğan’ın gündemin işçi sınıfından yana dönüşmesiyle daha çok öfkelendiği ve üslubunun iyice bozulduğu da görülmüştür.

AKP iktidarı işçi sınıfına daha fazla şiddet uygulayamıyor. Sendika bürokratlarıyla “el ense çekip” çeşitli manevralarla direnişin kırılmasını zamana yayarak tekelci sermayenin “yüksek” çıkarlarını koruyup-kolluyor!..

AKP ile sendika bürokrasisi direnişi bitirmek için sadaka türünden işçilere verilen düşük ücrete ve 4-C’ye razı etmek için çırpınıyor.

 *   *   *

T. C. nin tarihi işçi sınıfının sendikal ve siyasal örgütlenmelerine getirilen yasaklamalarla doludur. Günümüzdeki “kapitalist anarşi” dediğimiz finans-kapital düzeni zaten başka türlü kurulamazdı.

İşçi sınıfının sendikal ve siyasal özgürlüklerini kullanmasının engellenmesiyle T. C. deki finans-kapitalin palazlanması gerçekleştirilmiştir.

Diğer yandan Sıkıyönetim, OHAL ve günümüzde çok tartışılan  EMASYA vb. yöntemler olmadan rejim ve sistem bir türlü ayakları üzerinde duramıyor.

Burada anlamlı bir örnek verebiliriz: 1950 yılında Çalışma Bakanlığı Müsteşarı Fuat Erciyes: “Grev isteyen işçinin Türklüğünden şüphe ederim!..” diyebilmiştir.

Bakanlar Kurulu: “Millî Güvenlik” ve “kamu yararı” gibi gerekçelerle, son derece kısıtlanmış sendikal haklara ve grevlere de yasaklar getirilebilmektedir.

Öte yandan sistem; İşçi sınıfının bilincini bulandırmak için, işçi sınıfı yerine liberal, reformist, postmodern “sol” akımları, demokrat ve sosyalist geçinen sendikaları, partileri de piyasaya sürmüştür.

“Ergenekon”cular iktidara geldiklerinde emekli ve emeksiz paşalardan Millî Savunma Bakanı yapacakları iddianamelere geçen birinin kendisiyle yapılan röportaja verdiği cevap çok anlamlıdır: “28 Şubat 1997 postmodern darbenin sözcülerinden emekli bir general, geçenlerde bir TV programında, ‘Peki TSK idareye ne zaman el koymayı düşünür?’ açık ve tuzak olmayan bir soruya, MGK Raporunda  sıralanan ‘üç tehlike’ (irtica, terör, ırkçı faşizm) detaylanarak anlatılacak sanırken, emekli general; ‘İçinde bulunduğumuz konjonktürde TSK’nın bir müdahalesi yakışık almaz, ama görüldüğü gibi eğer ekonomik kriz sonucu patlak vermeye başlayan işçi eylemlerinde, yani grevlerde bir yaygınlaşma söz konusu olursa, işte o zaman TSK üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek üzere ister istemez idareye el koyma durumuyla karşı karşıya kalabilir.’ şeklinde cevap vermiştir.”2

NATO’cu, IMF’ci, CIA’cı, “Avrasyacı” sağlı “sol”lu burjuva partileri ile emekli ve emeksiz paşaların işçi sınıfına, emekçi halklarımıza bakış açısı hep aynıdır.

Yukarıdaki alıntı 1970 - 15 / 16 Haziran Direnişi’nde TSK’nın direnişi durdurması için ilan edilen sıkıyönetimi hatırlatmakta, İşçi sınıfının henüz aşılamamış olan bu eylemini işaret etmektedir. 15 / 16 Haziran Direnişi TSK’nın müdahalesiyle kırılmak istenmiştir.

15 / 16 Haziran Direnişi’nde “idareye el koyamayan”, sınıfsal açıdan darbeyi riskli gören TSK, bu işi -görevini- 12 Mart 1971’de gerçekleştirmiştir.

Sol “Cenahımız”ın ideolojik süzgeçlerinden bir türlü geçiremediği bir olguyu burada bir kez daha söylemeliyiz: 12’li askerî faşist darbeler işçi sınıfının kendisi için sınıf olma bilincini köreltmek, işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinin gerçekleşmesini önlemek ve öğrenci gençlik temeline dayalı devrimci kalkışmaların işçi sınıfının koruyuculuğuna getirilmemesi için yapılmıştır.

Emekli-emeksiz paşaların günümüzde kullandığı “Anarşi-terör vb.” argümanlar yalnızca tekelci sermayenin “yüksek” çıkarlarını koruyan birer “dolgu” malzemesi olarak kullanılmıştır.

Çevrecileri, eşcinselleri, feministleri, militarizme karşı çıkanları ve savaş karşıtlarını da işçi sınıfı ile aynı kategoriye koyan bilimsel öğreti dışı akımlar da bilinçli olarak sahneye sürülmüştür.

Devrimci, demokrat, sosyalist geçinen küçükburjuva “sol” eğilimler; bu coğrafyada modern sosyal sınıflardan Proletarya-Burjuvazi yerine, sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halklar gerçekliği dışında politika yapmak istemektedir. TEKEL İşçisi eylemleriyle tutulacak Ana Halka’nın ne olduğunu da öğretmiştir. Elbette anlayana!..

Güncel politikada “devlet”, “hukuk”, “barış”, “demokrasi”, “cumhuriyet” gibi terim ve kavramların ideolojik ve sınıfsal anlamları sinsice gizlenerek yapılan tartışmaların  tamamının birer palavra olduğunu TEKEL İşçisi meşru ve yasal direnişiyle herkese öğretmiştir.

AKP iktidarı; IMF’nin “kamu harcamalarını azaltın” direktifleri doğrultusunda işçi sınıfının kazanılmış haklarını gasp etmektedir.

Özelleştirmelerin doğrudan işçi sınıfına karşı olduğu meselesi işçi sınıfına yeterince anlatılamamıştır. Burjuva ve küçükburjuva “sol” unsurlar özelleştirmede “millî” işletmeler elden gidiyor söyleminin ötesine geçememiştir.

“Devlet sendikacılığına” endeksli sendika konfederasyonlarının da işçi sınıfının bu eyleminin yaygınlık göstermemesi, “Genel Greve” dönüşmemesi ve de işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği davasının arkasında duran devrimci ve Komünist Kadrolarla buluşup bütünleşmemesi için çeşitli yol ve yöntemlere başvurduğu gözlerden kaçmamıştır.

Burada bu satırları yazanın da içinde bulunduğu tarihsel bir deneyimden söz etmeyi uygun buluyoruz: 1970 - 15 / 16 Haziran Direnişi’nin nihai amacına ulaşmaması için Sendika bürokrasisi (DİSK üst yönetimi)+MESS+MİT üçlüsü işbirliği sonucunda direnişi tabanda ören, işkencede, poliste, mahkemelerde sosyalizmin onurlu ve gür sesini her koşulda haykıran, direnişin sınıfsal haklılığını savunan sınıf bilinçli işçiler (ki, sayıları 5 bini aşmaktaydı) ömürleri boyunca bir daha hiçbir fabrikaya alınmayacaktı. DİSK, direnişin örgütlü kadrosu 5 bin militanının çalıştıkları fabrikalarda işbaşı yapabilmesi için hiçbir çaba göstermemiş, iktidarlarla uzlaşmayı tercih etmiştir. DİSK üst yönetiminin geri adım atmasıyla yapılan yargılamalardan beraat ettirmiş, direnişi örgütleyen militan işçiler ise hüküm giymiştir.3

Bu olgu da gösteriyor ki, İSP ya da KP’nin kurmaylığından yoksun olan mevcut sendikacılık anlayışı, sistemin baskısı altında daima geri çekilebilmekte ve tabandaki devrimci işçilerin taleplerini sistemle uzlaşarak bastırabilmektedir.

Günümüzdeki TEKEL İşçilerinin direnişinden önceki direniş, grev ve kütlesel çıkışlar döneminde de sendika bürokrasisinin siyasî iktidarlarla uzlaşarak işçi sınıfına ihanet ettiğini hatırlatmakta yarar vardır.

Sendikacılarla “sol” örgütlerin 1989 Bahar Eylemleri, 1990-1993 Zonguldak Maden İşçileri Sendikası’nın tarihi yürüyüşü ve hâlen yaşanan kriz nedeniyle 1 milyon 300 bin işçinin işten atılması karşısındaki tavırları da düşündürücüdür.

“TEKEL İşçisinin Direnişi tüm işçi sınıfı hareketini ilgilendirmektedir.” özdeyişimizin pratikte yeterince kavranmadığı, yalnızca “ajitasyon” değeri taşıdığı anlaşılmıştır.

“Somut şartların somut tahlili” yöntemiyle sıkça gündeme taşıdığımız bir konuyu da burada tekrarlamak zorundayız: İşçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareket demiryolu misali ebediyete kadar paralel gitmez. Bu iki ana hareketin buluşup bütünleşmesiyle oluşacak olan Komünist Hareket’in eksikliği kör gözlere girercesine gündeme gelmiştir.

Direnişin başarıya ulaşabilmesindeki zayıflık, işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinin henüz gerçekleşemeyişi ve Direnişi çok yönlü taktiklerle yönetecek kurmay eksikliği yüzündendir. TEKEL İşçisinin militanlığı ve kararlılığı tek başına belirleyici değildir, olamazda.

Kriz derinleştikçe sistemin işçi sınıfına saldırısı da artacaktır. Bu saldırıları ne mevcut sendika bürokrasisi ne de “sol” örgütler göğüsleyip karşılamaya adaydır.

TEKEL İşçisinin direnişine karşı sistemin baskısı ve çeşitli manevraları arttıkça küçükburjuva “sol” akımların tamamı, “Birleşin! Ayaklanın!..” komutu(!) vermeye kalkmıştır…

İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinin bir türlü gerçekleştirilemediği bir ortamda genel grev, hak grevi, siyasî grev vb.leri ilkeli ve dürüst biçimde tartışılmamaktadır.

Genel Grev kararı verip işçi sınıfına kurmaylık yapacak bir PARTİ yoksa, henüz üretilememiş ise, tüm “genel grev” çağrısı yapanların (“özel iyi niyetlerine” rağmen), işçi sınıfına zarar veren anarşizan yöntemlere kayması doğaldır.

Türk-İş’in sendika bürokrasisi zaten kapalı mekânlarda pasif “Açlık Grevi” eylemi önererek kütlesel sokak eylemlerinin önünü kesmiştir. “Ölüm Orucu” gibi çaresizlik içeren eylem girişimleri de aşılmalıdır. Ayrıca, işçilere kefen giydirilmesi, soyunup dökülme eylemleriyle “işçi sınıfının kendisi için sınıf olma” bilinci köreltilmek istenmiştir. İşçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketin buluşup bütünleşmesinin önünü kesmeye aday tüm girişimler açığa vurulmalıdır.

TEKEL İşçisinin haklı direnişi ne magazinleşmeye ne de sansasyona getirilecek bir eylemdir. Artısı eksisi ile değerlendirilmelidir.

TEKEL İşçisi sınıflar mücadelesinin ne anlama geldiğini çabuk kavramış, eylemlerde sarkan yanlışları gördükçe “Direniş Komite”lerinin oluşturulması gerektiğini görmüş ve bu yolda davranmıştır.

TEKEL İşçisi: “Ölmek Var Dönmek Yok - Direne Direne Kazanacağız - TEKEL İşçisi Direnişin Simgesi - Hükümet 4-C’yi Al Başına Çal - Devlet Güdümlü Sendikaya Hayır!” gibi ideolojik sloganlarıyla, işçi düşmanı sermayeyi ve onun iktidarı AKP’yi silkelemeyi başarmıştır. İşçi sınıfının mücadeleler tarihine anlamlı bir kayıt düşürmüştür.

AKP ile çelişkileri olan gerici-ırkçı-şoven örgütler de TEKEL İşçisinin eylemine aklınca “sahip” çıkmıştır?!..

İşçi-kitle hareketlerine çeşitli niyetlerle katılan siyasî sol akımlar TEKEL İşçisinin eyleminden nasıl bir ders ve sonuç çıkaracaktır? Çıkarabilecek midir?

Nasyonal solcular, emekli ve emeksiz paşalar, Ergenekoncular, resmî ideolojiye bulaşmış Sol geçinen şoven ve sosyalşoven akımlar, liberal ve postmodern “sol”lar hangi yüzle TEKEL İşçisinin eylemine eklemlenip nağmeler düzmeye yeltenmiştir?

“Tutarlı-amaçlı-somut bir demokrasi mücadelesi” ile “Tutarlı-amaçlı-somut bir iktidar mücadelesini” atbaşı götürmekten uzak “Pankart Solcusu” akımlar açığa düşen politikalarından vazgeçerek nasıl bir yol izleyecektir? İzleyebilecek midir?

İşçi sınıfı hareketine faydacı biçimlerde tutunmaya çalışan “sol” grupların “gel bana biat et” mantığının bu eylemlerde bir kez daha iflas ettiği açıkça görülmüştür.

4 Şubat 2010 eylemi ise daha çok “dayanışma grevi” niteliğinde gerçekleştirilmiştir. Sokağı deneyen bu türden eylemler daha görkemli gerçekleştirilebilinirdi.

Sermaye sınıfına karşı yapılan tüm eylemlerin sosyal meşruiyeti ve devrimci yasallığı vardır.

İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği davasının arkasında duran Kolektifimiz ve İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemiz; TEKEL İşçisinin tarihsel anlamı büyük olan direnişi ile ilgili tüm sorunların takipçisi olacak ve “İşçi Sınıfının Sendikal ve Siyasal Birliği” sorununu sulandırmaya yönelen tüm akımları bundan böyle de “politik açığa vurmaya” devam edecektir.

TEKEL İşçisinin taleplerinin yerine getirilemeyişinin düğümü buradadır. Direnişin yaygınlık gösterememesinde, Genel Grev türünden eylemlerin önünü kesen sendika bürokrasisi ile Sol “Cenahımızın” politikasızlığı bundan böyle de tartışılacaktır.

İşçi sınıfı ile emekçileri sermaye sınıfının saldırısından kurtaracak biricik hareketin oluşturulması devrimcilerin, Komünistlerin önündeki en büyük görevdir.

 

Not: Bu yazının bir özeti İŞÇİ BİRLİĞİ gazetemizin Mart 2010 tarihli 3. sayısında da yayımlanmıştır. (S. P.)

 

            Dipnotlar:

1          TEKEL Direnişi’ne pankartını alıp katılan “sol” akım temsilcileri İŞÇİ BİRLİĞİ İşçi-Kitle Gazetemiz’in neden pankart açıp kendileri gibi eyleme katılmadığımızı sorgulamaya yeltenince onlara şu cevap verilmiştir: TEKEL işçisi yüz yıllık sınıflar mücadelesi tarih ve geleneklerimizin uzantısında görevlerini yapıyor. Onlar ‘Yerli Komünarlarımız’ kimlikleriyle  15/16 Haziran Direnişi’nden aldıkları güçle ne yaptıklarının bilincindedir. Tarihe anlamlı bir kayıt düşürüyorlar. Tarihsel-sosyal-sınıfsal organik ilişkili olduğumuz bir kütlesel çıkışa pankart açarak niçin katılalım? Bu eylemin içinde ve bir parçasıyız, onlar zaten bizim insanlarımız. Kolektifimiz işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğini savunan biricik bir Kurum’dur; iddiasının arkasında işlevsel olmanın kavgasını vermektedir; aynı zamanda bu Kurum bizatihi işçi sınıfının malıdır. TEKEL işçisine hayat ve mücadelenin reddettiği teori pratikleriyle katılanlardan değiliz. Gerektiğinde nasıl bir pankart açılacağına işçi sınıfı karar verecektir.

            TEKEL İşçisi başta olmak üzere İstanbul’daki İtfaiye İşçilerine, tüm direniş, grev ve mitinglerine İŞÇİ BİRLİĞİ Gazetemiz’in çalışanları pankart yarışına girmeden katılmıştır.

            Av. Zeki Öçal’ın kaleme aldığı ve Sorun Yayınları tarafından yayımlanmış olan ve de işçilerin yararlanacağı temel başucu kitaplarından: 1. İŞÇİLER İÇİN TEMEL HUKUK BİLGİLERİ, 2. İŞYERİ SENDİKA TEMSİLCİLİĞİ-ATANMASI-GÖREVLERİ-GÜVENCESİ, 3. Şimdi Söz Yapanlarda!... GELENEKTEN GELECEĞE 15 / 16 HAZİRAN VE GÜNÜMÜZ isimli kitaplarından yüzlercesi eylemdeki işçilere armağan edilmiştir.

            Devrimciler, Komünistler bu türden Proleter Devrimci tavrımızın ne demek olduğunu anlamakta gecikmeyecektir.

2  Ayrıntılı bilgi için bakınız: Sırrı Öztürk, TARİHSELDEN GÜNCELE BAĞIMSIZ SINIF TAVRI, Sorun Yayınları, Sorun Broşür Dizisi: 11, s. 110, Mayıs 1999.

3          Ayrıntılı bilgi için bakınız: Sırrı Öztürk, İŞÇİ SINIFI-SENDİKALAR VE 15 / 16 HAZİRAN- OLAYLAR-NEDENLERİ-DAVALAR-BELGELER-ANILAR-YORUMLAR, 2. Baskı, Sorun Yayınları, 2001.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.