Tarih ve Sınıf

Ahmet Çakmak Deliorman

Tarih ve sınıf özü itibariyle birbirinden ayrı ve kopuk bir şeyi ifade etmekten ziyade, ondan da öte ayrılmaz bir bütünün parçaları gibidir. Zira Marx’ın deyimiyle tüm toplumların tarihi sınıf savaşımlarının tarihidir. Bu bağlamda tarih ve sınıf birlikteliği sınıflı toplumların ortaya çıkmaya başlamasından itibaren kopmaz bağlarla birbirine bağlanmışlardır. Diğer taraftan her egemen sınıf da kendi tarihini yazarak tarihi kendi çıkarlarına göre yeniden yazmış, değiştirmiş, kurgulamış, günün koşullarına uyarlayarak yeniden üretmiş, tarihi kendine yontmuştur. Her çağın egemen fikirleri, o çağın egemen sınıflarının fikri olmuş, toplumsal ideoloji ve pratik o fikirleri yansıtmıştır.

Kabaca kategorileştirmek gerekirse İlksel komünal (kimilerince ilkel komünal) toplumlar hariç tüm bir tarih sınıf varlığının ve sınıf savaşımının periyodik, dalgalı, değişken parametrelerini göstermektedir. Artı-ürünün ortaya çıkması ve bu artığa el koymanın, bu el koymanın korunması, sürdürülmesi, geliştirilmesi ve bu sömürü mekanizmasını gizleme aygıtı olarak ortaya çıkan, Engels’in deyimiyle toplumun içinden çıkan ama onun üstünde yer alan tarihin en örgütlü ve kanlı terör kurumunun örgütlenmesi ile farklı bir nitelik kazanan sınıf ve tarih diyalektiği savaşımın gücünü, korelasyonunu göstermesi anlamında da son derece önemlidir. Bir ülkenin yasalarını incelemek bile o ülkedeki sınıf savaşımının durumu hakkında ortalama bir fikir verir, elbette ki diğer enstrümanlar göz ardı edilmeden.

Tarih, üretim araçları üretici güçler ilişkisi bağlamında değişen, gelişen, ilerleyen; fakat iradi, bilinçli eylem ile gerileyen ya da ilerleyen, değişim, dönüşümü çabuklaştıran bir etkiye de sahiptir. Bu da sınıf savaşımın tarihsel kesitteki örgütlülüğü ve başarısı ile ilgili bir durumdur. Nesnellik- öznellik diyalektiği paralelinde açığa vuran bir olgudur. Buraya dönmek üzere bir hatırlatma ile yetinmek yerinde olur. Kabaca şematik olarak, Stalin’e bu mevzuda da yapılan eleştirileri göze almak pahasına, tarihte bugüne değin farklı coğrafyalarda ve kültürlerde doğal olarak farklı şekilde tezahür etse de ilksel komünal, kölelik, feodalizm, kapitalizm, -ne kadar ve nasıl yaşandığı ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte- sosyalizm aşamaları yaşanmış ve hâlâ da yaşanmaktadır. Anılan tüm bu üretim biçimleri içindeki sınıf savaşımları da çağın koşulları ve sınıf bilinç ve yansımasının müdahil sıçrayışlarıyla, geriye çekilişleriyle yaşanmıştır ve bugün de yaşanmaktadır. Köle-efendi, süzeren-vassal, burjuva-proleter karşıtlığı esasen tarihin motoru ve sınıf savaşımının özneleridir. Ancak çağın koşullarına göre sınıf savaşımlarının farklı şekilde tezahür ettiği de görülmüştür. Dini kimlikli heterodoks hareketlerde olduğu gibi. Ancak konumuz bağlamında esas öznelerle ilgili bilgi paylaşımı yapılacaktır. Öncelikle sınıf ya da sınıfsal konum üretim araçlarına sahiplik noktasındaki konumlanışla ilgili bir durumdur. Günümüzde, üretim araçlarına sahip olan bir sınıf ve üretim araçlarından yoksun olan, bu araçlardan yoksunlaştırılan, mülksüzleştirilen, proleterleştirilen ve yaşamını idame ettirebilmek için işgücünü üretim araçları sahiplerine satmak zorunda olan sınıf olmak üzere iki temel sınıf vardır.  Küçükburjuva, lümpen proletarya gibi ara sınıflar da olmakla birlikte, tam olarak sınıf nitelemesine uygun olmamasına rağmen sınıfsal bilinç düzeyi ve tercihleri sınıf savaşımını etkilemektedir. Ancak bunu belirleyen, dönemin koşulları ve devrimci kalkışma zamanlarındaki konumları, durumları gibi nesnel koşullar ile birlikte öznenin inisiyatifi, ulaşırlılığı, ilişkisi, örgütlülüğü, başarısı ara sınıfların safını belli eder nitelikler taşımaktadır. Küçükburjuva olup da sosyalist etiketle dolaşanlara Brecht “her suçlu bir burjuvadır, her burjuva bir suçludur” sözünden hareketle susmanın, işçi sınıfı saflarına katılmamanın da aynı derecede ve hatta daha ileri düzeyde suçluluk arz ettiğini belirtmekte yarar var.

Sınıf kavramı ve sınıf savaşımı, tıpkı tarih konusunda tarihsel materyalizm, diyalektik materyalizmde olduğu gibi, layıkıyla Marx ve Engels tarafından ortaya konmuştur; ancak keşfi ve sınıfın varlığını ve ideolojisi ile pratiğinin ortaya koyulması şerefi ondan çok önceki kişilere aittir. Söz gelimi, burjuvazi de feodalizmle mücadelesinde ideolojik ve sınıfsal davranarak devrimi gerçekleştirmiştir. Feodalizmle mücadelede sınıf savaşımını kabul ederken kendi egemenliğini kurduktan sonra tam tersi bir tavır takınmış, aynen din konusunda olduğu gibi ve açıkça ve en net haliyle sınıfsal davranmıştır ve davranmaya da doğal olarak ve haliyle devam etmektedir. Yaşadığımız coğrafya bağlamında resmî ideolojinin, resmî tarihin sınıfsız, kaynaşmış toplum söylemi de sınıf bilinçli burjuvazinin anlayışın yerel yansımasıdır. Nitekim başka türlüsü olması da eşyanın doğasına aykırıdır. Burjuvazi, bugün istediği kadar “sınıf öldü, elveda proletarya, tarihin sonu geldi, Marksizm yanıldı, sosyalizm çöktü, komünizm zaten ütopyaydı” diye beyinleri dumura uğratma adına her türlü ideolojik aygıtı kullanadursun; diğer taraftan kendi sınıfsal çıkarlarını korumak, sürdürmek, geliştirmek adına her türlü şeyi, her şekilde, her alanda sergilemektedir, bahsi geçen ve dillere pelesenk edilen söylemleri de bunun çok küçük bir parçasıdır. Devlet, eğitim, medya sınıf savaşımının kapitalistler açısından bir parçası ve yürütücü aygıtlarıdır. Elbette bununla kısıtlı ve sınırlı değildir. Hiç akıla gelmeyecek, ayrıntı olarak değerlendirilebilinecek bir şeyde dahil sınıf savaşımının izlerini, izdüşümünü görmek mümkündür. Devlet binalarının renginden burjuva üretim, dolaşım ve özellikle tüketim ilişkileri içindeki metalarda bile görmek mümkündür. Üretim ilişkileri bağlamında ofislerdeki döner koltuk, dolap, raf sisteminin, su, kahve makinelerinin bile işi çabuklaştırmak adına burjuvazi tarafından akıllıca planlandığını düşünürsek sınıf savaşımının planlanmasının da daha akılcı ve onunla birlikte aynı oranda aşağılık şekilde planlanıp uygulandığını her alanda görmek mümkündür. Günümüz koşullarında sermayenin saldırısı az çok görenler için gayet açık ve nettir. Gözleri kör olan ya da üç maymunu oynayanlara söylenecek sözü sınıf savaşımının aktörleri her gün her alanda zaten söylüyor, fazla söze ne hacet!

Tarih ve sınıf mevzusunda en temel şey kanımca, her sınıfın bir bilincinin olduğu Marksist tespitidir. Dolayısıyla her sınıf kendi bilinci ve çıkarı açısından hareket etmek durumundadır. Bu yüzden de sınıfsal iyimserliklere hayatın gerçekliği kapalıdır. Hiçbir sınıf, başka bir sınıfla kader ortaklığı, birliktelik yapma, çıkarları uyumlaştırma ve ortak siyasal projeler belirlemesinin şansı ve imkanı yoktur. Ancak ara sınıf kategorileri açısından bir nebze farklılık olabilir. Örneğin bir proleter için yaşamını asgari düzeyde sürdürmek adına sosyalizm ihtiyaçtan öte zorunluluk iken, küçükburjuva için (ideolojik olarak sosyalist bile olsa) genel çerçevede ve ideolojik ve pratik anlamıyla olsa iyi olur niteliğindedir ve dolayısıyla militanca mücadele ikisi arasında farklılıklar arz eder; fakat temel meselenin günümüzde proletarya-burjuvazi çatışması olduğu gerçeğini gizlemez ve veya örtmez. Bunun dışında kafa bulanıklığı yaratan her türlü teori burjuva, küçükburjuva saçmalığı olmaktan öteye geçemezken, onların sınıfsal bilincinin ne denli güçlü olduğunun da bir simgesel ifadesidir. Örnek olsun “Browderizm, Avro-komünizm, barışçı yoldan sosyalizme ulaşma, parlamenter demokrasi, 21. yüzyıl sosyalizmi” gibi revizyonist, oportünist, uzlaşmacı, sınıftan kaçışçı hayatın ve gerçekliğin, mücadele birikim ve deneyimlerinin reddettiği her türden proleter soslu burjuva anlayışları da burjuvazinin sınıf çıkarlarına bağlılığının bir tezahürüdür ve bilerek ya da bilmeyerek burjuvaziye hizmet etmek, dümen suyuna su taşımaktır. Taşıma su ile değirmen dönmeyeceğine göre er ya da geç bu oyun bozulacaktır! Bu hümanist kılıflı zatı muhteremlere Lenin’in “burjuva devleti, proleter devleti (proletarya diktatoryasına) yerini yok olma yoluyla değil, genel kural olarak, ancak ve ancak, şiddete dayanan bir devrimle bırakabilir” 1; “şiddete dayanan devrim olmaksızın, burjuva devlet yerine proleter devleti geçirmek imkansızdır.”2 sözleri bir anlam ifade etmekten öteye yeterli bile gelmiyorsa sorunu sınıfsal konumlarında ve karakterlerinde aramaları daha mantıklı ve bilimsel olan yoldur.

Sınıf ve sınıf bilinci hakkında da fazlasıyla kafa bulanıklığı olmakla birlikte, ilerletici, geliştirici tartışmaların olduğu da söylenebilir. Bu alanda da sınıf savaşımının ideolojik olarak sürdüğünü belirtmekte yarar var. İdeolojik tartışmanın içinde bile burjuvazinin sınıf bilinçli ajanlarını, satılık kalemşorlarını görmek sınıf savaşımının ve sınıf bilincinin ne tür bir olgusal realite olduğunu açıkça göstermesi bakımından önemli ve anlamlıdır.

Tarihin bu dönemecinde, tarihi yapacak olanların tarihsel görevleriyle paravansız karşı karşıya kalmaları bağlamında tarihi değiştirecek işçi sınıfının ideolojik ve pratik süreçleri ile teorik tartışmalar ışığında bir açıklama ve sentez ihtiyacı gereklidir. Bu anlamda Marksizm konusundaki sınıf tartışmalarından bir tanesi olan nesne-özne ilişkisine değinmek şarttır. Marx ve Engels’in sınıfın üretim ilişkilerinden gelen nesnel konumuna ve bu paralelde “sınıf bilinci ve mücadelesine aşırı vurgu yaptıkları, ekonomist bir tavır takındıkları” eleştirisi sol cenahta ve Marksizm tartışmalarında önemli bir yer kaplamaktadır. Marksologlar, teoride uzman pratikte ortada gözükmeyen çok bilmiş bol sıfatlı teorisyenler, genellikle buradan “Marx, Engels yanıldı” ya da “Lenin onları yalanladı” derken; bazıları da “Lenin hata yaptı. Marx, Engels’e rağmen koca ülkeyi maceraya sürükledi” türünden zırvalara ulaşırken de burjuvazinin dümen suyuna su taşıma yarışında bitiş çizgisine en önde varmanın kavgasını yapmaktadırlar. Zira, çizgiye ilk ulaşana en büyük ödül, geri kalana pastanın diğer bölümleri paylaştırılır. Büyük payı kapmak için büyük oynamak gerek! Gerçi büyük oynayanların sebebe ihtiyacı yok, yaratırlar, olmasa da nasılsa Marksizm onların açısından son tahlilde kaçınılması gereken, tu kakadır…

Yapısalcılık olarak da ifade edilen nesnellik ya da ekonomizm konusunda aslında Marx ve Engels’in bazı eserlerinde bunu doğrulayan ifadeler bulmakla birlikte bütünlüklü ve çağın koşullarının göz önünde tutularak yapılacak bir okuma ile Marx ve Engels’in böyle bir tutum içerisinde olmadıkları, aksine pratikte tam karşıt, öznelci bir tavır takındıkları bile söylenebilir. Bakmak ile görmek, ağaç ile ormanı görebilmek arasındaki ilişki gibidir bu durum. Engels’in Bloch’a yazdığı mektupta açıkça ifade ettiği gibi bu aşırı ekonomist vurgu, (dönemsel koşullar getirdiği bir durum olmakla birlikte) aynı zamanda bilinçli bir tercihin ürünüdür. Bu mefhumda en çok bilinen ya da kullanılan ismiyle Althusser yapısalcılığının Marksizm ile uyumu ciddî bir analitik sorgulamaya tâbi tutulmalıdır. Bu konuda çalışan Lukacs, sınıf bilincinin pratik mücadele ile olacağını belirtirken bunun nasıl ve hangi araçlarla olacağı konusunda bir şey belirtmezken, işte tam da burada Lenin devreye girmektedir ve onun fikirlerinden etkilenen Gramsci’nin, sınıf oluşumunda örgütlü sınıf mücadelesinin belirleyici kesinliğini kabul ederken; “bunu yapacak öznelerin parti ve partideki örgütlü çalışmayı yapacak olan sınıfın organik aydınıdır” tanımlaması sınıf ve sınıf savaşımının saç ayakları, payeleri ve nasıllığını göstermesi açısından önemlidir. Öznellik, volontarizm ve nesnellik sınıf diyalektiği teorisinin Lenin’in şaheseri olduğunu belirtmek gerekir.

Lenin’in kendiliğindenlik olarak ifadelendirdiği, ekonomik determinizm olarak da anılan şey konusunda Ne Yapmalı adlı eserindeki formülasyonları (her döneme ve her ülkeye ait reçeteler değil!) devrim derdi olanların kılavuzu olmayı sürdürüyor. Kendinde sınıf-kendisi için sınıf gelişim çizgisinde tüm görev öncünün, öncü partinindir. Sınıfa bilinç taşıma, dışarıdan bilinç getirme partinin rolüdür. Sosyalist bilinç, proleter sınıf mücadelesine dışarıdan verilen şeydir, onun içinden kendiliğinden çıkan bir şey değildir ve bunu aydınlar-parti yapar. Bu aydınlar bugün akademinin sıcak odalarındaki, rahat koltuklarında etliye sütlüye karışmadan teori üreten Marksist etiketliler olmadığı gibi sistemi meşrulaştırmak adına hareket eden aydınlanamamışlar hiç değildir. Ancak içeride görünüp özünde dışarıda olanlar kadar ikinci grup bu anlamıyla o derecede tehlike arz etmemektedir. Aydın kavramı, Gramsci’nin sınıfın organik aydınları dediği, entelektüel üretimi aşan ve bu kapasiteyi hayata, pratiğe geçiren, sınıfa aktaran, örgütleyici praksis aydınıdır. Elbette ki bu organik aydınlara burjuvazinin her alanda olduğu gibi kültür, sanat alanında verdiği ideolojik mücadelenin karşısında barikat görevi görecek ve yeni düzenin kuruluşunda  inşa işlevi görecek işçi sınıfının sanatçıları da dahildir. “Sanatçılar dünyayı farklı yorumlamaktadır, ancak önemli olan onu değiştirebilmektir. Altı çizilmesi gereken nokta, sanatçıların dünyayı değiştirmeleri gerektiği değil, lakin sınıf mücadelesinin daha ileri saflara taşınabilmesinde bize nasıl bir katkıda bulunduklarıdır. Marksizm’e göre sanatın, bilim-sanat-estetik-etik-siyaset açısından diyalektik bir bütünlüğü vardır.” 3

Organik aydınların ve öncünün aktörlerinin bilinç taşıma görevi salt pedagojik bir süreç değil, onunla birlikte pratiksel, siyasî bir süreçtir. Lenin’in deyimiyle, devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz; ancak teori de pratiğin içinden çıkar! Marx’ın ifadesiyle ortam insanları oluşturur, ama insan da ortamı değiştirir! Militanlar işçiye öğretirken kendileri de işçiden öğrenirler. Dolayısıyla nesnellik-öznellik bağlamındaki tartışma Paris Komünü ve Ekim Devrimi ile birlikte ne yapılması gerektiği konusunda söze gerek bırakmayacak derecede açık ve nettir. Devrimin en yalın hali buradan seçilebilir! Bu, nesnelliğin inkârı anlamına gelmediği gibi, onu önemsiz gören de bir anlayış asla değildir. Zira, bilinç de nesnelliğin sınırları içerisinde oluşur, gelişir ve belli bir seyir izler. Nesnellik, üretim tarzından dolayımlı olarak bilinci üst belirler; ancak özne de nesnelliği siyasetle değiştirir. Bu anlamda parti ve sınıf arasında kaçınılmaz bir gerginlik havası da vardır ve sınıfı sosyalist bilinçle donatıp siyaset sahnesinde baş aktör yapmak mücadelesinde az ya da çok değişken bir halde bu gerginlik havası olacaktır. Ta ki, özlemini hasretle çektiğimiz tam anlamıyla sınıfsız toplumsal formasyona ulaşana dek.

Sınıf ve sınıf bilinci mevzusunda özetle şunlar ifade edilebilinir: “Bireyler sınıfların varlığının farkında olduklarında sınıf farkındalığı, kendilerini bir sınıfa ait gördüklerinde sınıf aidiyeti (kimliği) içindedirler. Sınıf çatışması bilinci ise bu farklı sınıf yapılarının çıkarlarının çelişkili olduğunun farkına varılması durumudur ve çatışma bilinci sınıfı oluşturan nesnel gelişmeler belli sınıfsal günlük deneyimleri koşullar. Bu deneyimler de çatışma bilincinin gelişmesini sağlar. Devrimci sınıf bilinci ise, içinde yaşanılan sosyal düzenin gayri meşru görülmesi ve yeni bir düzen arayışına girilmesi durumudur. O halde, sosyalist bilinç devrimci sınıf bilincinin en ileri formudur. Yani, işçi sınıfı açısından doğru devrimci sınıf bilinci sosyalist bilinçtir.” 4

Güncel olması bakımından ülkemiz gündemini uzun süredir haklı bir şekilde işgal eden TEKEL işçilerinin direnişi ve bu denli ülke koşullarında bu denli direngen ve uzun soluklu oluşunun bir sebebi de kendinde sınıftan kendisi için sınıf bilincinin nüvelerinin pratik içinde oluşmaya başlamasının da etkisinden kaynakladır. Nesnel koşullar, zorunlulukların çerçevelediği ve veya sınırlandırdığı bu sınıf mücadelesi pratiği öznenin sarı sendikaya rağmen bilinçli eyleminin bir bileşkesidir. Altyapı-üstyapı diyalektiğinin kuraları işlemektedir. Bu bağlamda nesne-özne diyalektiği öncü işçi sınıfı partisinin güçlü ve örgütlü olduğu koşullarda devrimi hazırlayan, hiç değilse deneyen ve bundan dersler çıkaran bir ortamı yaratma potansiyeline fazlasıyla sahiptir. Ne var ki bugün için en büyük eksiklik öncü partinin yokluğudur. Bu anlamda Türkiye Komünistlerinin görevi bu tarihsel zorunluluktan kaçınmak değil, bu göreve bir an önce soyunmak ve işçi sınıfının tarihsel görevi ile öncüyü birleştirerek tarihi ilerletip Marksist literatürle tarihi nihayete erdirmek, sonlandırmak, sınıf savaşımını çözüme kavuşturmak; yani sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız, eşit, özgür, adil bir dünya kurmak mücadelesinin ağlarını örmek, bu yönde büyük adımlarla ilerlemek ve bunu başarmaktır.

Kapitalist sistem, altyapısal olarak da üstyapısal olarak da tüm koşulları sınıfın ve öncünün önüne koymaktadır. Kapitalizmin geldiği evrede, teknolojinin düzeyi düşünüldüğünde “emek gücünü iki saate indirmeye yetecek düzeydedir. Üretimi, canlı emek gücünü en aza indirerek robotlarla yapma imkanı vardır. Fakat kapitalizm bunları devreye sokmuyor ve sokamaz.” 5

Mutlak artı-değer sömürüsü gibi göreli artı-değer sömürüsü de canlı emek üzerinden olduğundan kapitalizm bunları devreye sokmaz, sistemin devamı için sokamaz. Bunu devreye sokacak olan proletarya diktatörlüğü, sosyalizmdir! İnsanlığın kapitalist barbarlıktan komünist özgürlüğe gidişinin evrelerinde asıl görev, asıl yük proletarya partisindedir, işçi sınıfını bilinçlendirerek siyaset sahnesine ve tarihin bizzat yapıcısı konuma getirecek olan da partidir. Doğanın piyasa malı haline getirilerek metalaştırılması, ekolojik dengenin bozulması; din, ırk, mezhep, kültür, kimlik, cinsiyet üzerinden sistemin yarattığı baskı ve yıkıcı sonuçları da göz önüne alındığında nesnel koşullar devrim için oluşmuştur, bu koşulları geliştirip, ilerletecek, örgütleyip sınıfa yayacak ve militan mücadelede öncü olacak öznel koşulları hazırlayacak özneye ihtiyaç vardır. Bugün olmayan da tam budur; ancak olması kaçınılmaz olan da budur.

Nesnel koşulların potansiyel öncü partiye ve sınıf bilinçli Marksistlere sunduğu avantajlar yanında dezavantajları da fazlasıyla sunmakta, hem üretim ilişkilerini hem de üretici güçleri, sınıfı bölmekte, atomize etmekte ve sınıf bilincine darbe indirerek sınıf savaşımını görünürde engellemekte; ancak esasında perdelemekte, ötelemekte ve ertelemektedir. Esnek üretim, part-time çalışma, performans ücreti, kalite yönetimi, işçi istihdam büroları, işçilerin kırla bağlantısının kesilmemesinden dolayı tam bir işçileşme yaşanamaması; çalışma ortamının fiziksel küçüklüğünden, hemşerilikten, burjuva resmî ideoloji manipülasyonundan  gelen paternalistik ilişkiler, din, mezhep, etnik temelli farklılıkların yarattığı gerici ortam, düşük eğitim, politik ve gönüllü kuruluşlara katılımın azlığı, daha az okuma hatta hiç okumama, ekonomik güvensizlik ve gelecek korkusu, izole mesleklerde çalışma, iktidar partisiyle kurulan aşağılık ama bir nebze zorunlu ve kişilerce uyanıkça ilişkiler (belediyelerdeki işçi profilini incelemek bu anlamda olumludur ve seçim öncesi süreçteki ve kazanıldıktan sonraki işçi atım ve alımları da dikkate alındığında tablo gayet açıktır), yeni fikirlere kapalılık, az toleranslı hatta toleranssız olma bağlamındaki sınıfın otoriteryen karakteri gibi bir dizi olumsuzluk saymak mümkündür. Bunlara sendikaların durumu ve sermayenin ucuz emek olan bölgelere akışı ve yoğunlaşması da eklenebilir. Lâkin sistemin yarattığı yıkım ve yoksunlaştırma, onları yamama etkisinden çok daha fazla ve doğurgan, sürekli ve tamir etmeyi değil, yıkıp yenisi kurmayı gerektiren türdendir. Aslında önünü görebilenler için bu daha da kolaydır ve bu kolaylığı sınıfa taşıma, aktarma, bu bilinçle harekete geçirme işlevi önem kazanmaktadır. Burada da yine parti sorunsalı ön plana çıkmaktadır.

Ülkemizde TEKEL işçilerinin eyleminde açıkça görüldüğü üzere  “hâlâ örgütlü yapılar, hareketi harekete geçirme noktasında değiller, hareket harekete geçtiğinde omuz verme aşamasındalar.”6

Günümüz şartları bu aşamayı aşma zorunluluğu göreviyle karşı karşıyadır. İşçi, gençlik, kadın, Kızılbaş-Alevi, Kürt, çevre, köylü, yoksul hareketleri, eğitim, sağlık, barınma, su, enerji hakkı vs. mücadeleleri gerçek düşman ve gerçek hedefe yöneltilmeleri görevi Marksistlerin önünde durmaktadır. Komünistlerin sendikal ve siyasal birliği her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulan, ihtiyaçtan öte zorunluluk arz eden gerçekliği gözden uzak tutulamaz bir olgudur. Bu anlamda gerçeklerden, görevden kaçma değil, ona dört elle sarılma dönemidir. Zira, ya barbarlığın şartlarına boyun eğeceğiz ya da barbarlara boyun eğdireceğiz, üçüncü bir yol yok, tek yol devrim ve sosyalizm; kurtuluş İşçi Sınıfının Partisi’nin saflarında örgütlü, bilinçli isyanda ve son tahlilde komünizmdedir! Bunu sağlayacak olan da Marksizm-Leninizm ile donanmış ve donanımını sınıfla ve praksisle bütünleştirmiş, diyalektik materyalizmin ışığında somut durumun somut tahlilini yaparak yorumlamayı aşan değiştirme pratiğinde simgeleşen, ulusal ve enternasyonal ölçekte hareket eden Komünist Partisidir! Ücretli kölelik düzeninin yıkılışı ve tarihte ilk defa bizzat kendi sınıfını yıkıp tarihi sonlandırmak, sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız, eşit, özgür, adil bir dünya kurmak, ancak ve ancak işçi sınıfının ve partisinin ortak çelik bilinci ve eylemiyle mümkündür!

Birileri tarihin ve sınıfın bitişini ilan edip kutlayadursunlar, sahte dünyalarını boğacak, tarihi bitirecek ve sınıfları geri dönülmez şekilde ortadan kaldıracak olan, birilerinin hoşuna gitmese de işçi sınıfından başkası değildir ve başka türlü olması ihtimali de akla ve tarih bilimine aykırıdır! Sermeye ve koruyucusu, kollayıcısı ve geliştiricisi devlet devrimcilere önümüzdeki süreçte nesnel koşulları iyice ve alenen daha net bir biçimde sunacaktır. Öznenin örgütsüzlüğü, dağınıklığı, dar grupçu anlayışı vs. aşılmadığı sürece polyanacılık oynamanın da bir gereği yoktur. Önümüzdeki süreç çok şeye gebe; sonucu belirleyecek olan ise özne…                                                  

 

8 Mart 2010-Kocaeli

Dipnotlar:

1          V. İ. Lenin, Devlet ve Devrim, Çev: Mehmet Kaya, Emek Yayınları, İstanbul, 1976, s.29

2          V. İ. Lenin, a.g.e., s. 30

3          İsmail Hardal, “Kızıl Bienal’da Göstermelik Sosyalizm”, Sanat Cephesi Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi, Sayı: 1, İstanbul, 2009, s.91

4          İlker Belek, Marksizm ve Sınıf Bilinci, Dipnot Yayınları, Ankara, 2007, s.73

5          Deniz Adalı-Cenk Ağcabay-Mehmet Gül-Babür Pınar-Turgay Ulu, Marksizm Tartışmalarına Marksist Bakış, Sorun Yayınları, İstanbul, 2009, s. 148

6          Fuat Ercan, “Bu Bir Temizlik Harekatı Ortalık Toz Duman,”, http://www.bianet.org/bianet/siyaset/120289-bu-bir-temizlik-harekati-ortalik-toz-duman

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.