Komünistlerin Birliği Arayış ve Yönelişleri
Sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliği dışında yürütülmek istenen burjuva tarz-ı siyaseti sınıflar mücadelesinin ateşiyle büyük oranda açığa vurulmaya başlandı.
Çünkü bu yolda büyük bedeller ödenmişti. Ödenen bedeller boşuna değildi. Günü saati gelince ödenen bedellerin meyveleri çiçeğe duracaktı doğallıkla.
Komünistlerin çiçeğe duran meyveleri koruması, sürecin bereketini birlikte devşirmesi bekleniyor.
Özellikle TEKEL işçisinin kararlı direnişi sosyal-sınıfsal gündemin dayatılmasında bir kaldıraç görevini yerine getirmiştir. Sağlı “sol”lu burjuva partilerine sahte gündemlerle politika yapılamayacağını hatırlatmıştır. Bu sürecin kazanımlarını doğru algılamalıyız.
Sınıfsız sendika, sınıfsız parti, sınıfsız kültür-sanat-estetik diyerek sahne alan “sol” akımlar henüz proletaryanın kütlesel çıkışları karşısında önlerini iliklemeseler de, onlar da bu süreçte politikasız kaldıklarını görmeye başlamıştır.
Burjuva ideolojisi ve revizyonizme karşı bağımsız sınıf tavrı gözeten İşçi Sınıfı Partisi (İSP)’nin, Komünist Partisi (KP)’nin sosyal pratikteki eksikliğinin kör gözlere sokulurcasına hissedildiği görülmüştür.
İşçi sınıfı ve emekçi halkların en militan ve en ileri kesimlerinin, Marksizmin yorumlanması ve pratikte yeniden üretilmesi işinde aşırı teorisizme ve entelektüalizme kaçmış bilcümle üniversite okumuş yarım aydınlardan çok daha ilerde olduğu sosyal pratikte görülmüştür. 1970 - 15/16 Haziran Direnişi deneyiminden sonra gerçekleştirilen TEKEL işçisinin direnişinde de aydın geçinenlerin “vukuatı” bir kez daha kanıtlanmıştır.
İşçi-Kitle, Köylü-Kitle ve Gençlik-Kitle çalışmalarının boyutlanışı “Öndersizlik Krizi” içinde işlevsiz bir konuma düşen Devrimci ve Komünist Kadroları da1 düşündürmüştür.
Kendiliğinden, “dar grup kültü” ya da “dar grup tapınımı” gibi “alan kapatma” yöntemleriyle örgüt kurup parti çağrışımı yapmanın sosyalist harekete ve topluma neye mal olduğu trajik acı örnekleriyle açıkça görülmüştür. Buna rağmen, Kıvılcımlı’nın deyimiyle “vahiy geleneğinin” hükmünü sürdürdüğünü ve grubunu parti ilan eden avantüryelerin bu süreçten hiçbir ders ve sonuç çıkarmadığının kötü örneklerine rastlanılmaktadır.
Tutarlı işçi-kitle, köylü-kitle ve gençlik-kitle çalışmaları yapan kadrolar; kendilerini ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist, komünist, Bolşevik2 gibi saygın isim ve sıfatlarla ifade eden tüm “Sol Cenah” örgüt / partilerini bu süreçten çok yönlü derslerle sonuçlar çıkarmaya zorlamıştır.
Tutulacak Ana Halka’nın daha da somutlaşacağının sevindirici işaretleri alınmaktadır.
Yaygın biçimlerde örgüt / partilerde kopuşlar yaşanmaya başlanmıştır. Süreklilik içindeki bu türden kopuşlar, politikada doğruların kavgasını verenler önünde sonunda komünist nüvelerle buluşmaya adaydır.
İşçi-Kitle çalışmaları, kütlesel çıkışlar, özellikle de TEKEL Direnişi bu türden bir tarz-ı siyasetle iştigal eden her birimi sarsmıştır. Sendikal ve siyasal alandaki ayrışmalar gündemdeki sorunları daha da renklendirmiştir. “Sol Cenah”ımızın ideolojik-teorik-politik ve örgütsel arayış ve yönelişleriyle yeni bir yol ayrımına geldiği görülmüştür.
Sınıflar mücadelesinin yakıcılığı “Sol Cenah”ımızın ayrışmasını tetiklediği, yarın daha da tetikleyeceği açıktır. Kimi “sol” akımların bu süreçte daha fazla işlevsizleşeceği ve açığa düşeceği de görülmektedir.
İşi gücü “Gelin tartışalım” yönteminden başka bir becerisi olmayan eğilimler bu durumda daha fazla açığa düşmüştür. Geleceğimizi kazanmak açısından gerekli olan komünistler arası yazılı tartışma gelenekleri henüz yetkinleşmemiştir. “Sen emek ver, iki satır yaz, ben de senin bir ‘eksiğini’ yakalayıp tiftiğini atayım!..” yöntemi oldukça yaygındır.
Komünist kadrolar; sağ ve “sol” teslimiyetçi oportünist akımlarla tasfiyeci, reformist, revizyonist örgütlerden ayrışma konusunda bölücüdür ve de bu türden kimlikleriyle tanınır. Devrimci ve Marksist Kadroların Komünistlerin Birliği (KB) temelinde buluşup bütünleşmesi de hayat ve mücadelenin öğrettiği bir zorunluluktur. Komünistlerin diğer bir özelliği iki devrimci birim yan yana geliyorsa arada harç olma görevini gerçekleştirmeleridir. Komünistler aynı zamanda en tutarlı birlikçidir. Komünistlerin Birliği bizatihi Komünistlerin gerçekten Komünist olması demektir.
Ne var ki, en büyük birlik düşmanları da “birlik” diye söze başlayıp, arkasını getiremeyenlerden, mangalda kül bırakmayan bölücülerden çıkmıştır / çıkmaktadır. Mücadelenin ateşinden gelmeyenlerin sosyal pratikte projeleri tuzla buz olan avantürye takımının “Komünistlerin Birliği”ni lafzen telaffuz edişi doğaldır. Çünkü onların işi de yalnızca budur. Böylelerinin aşırı teorisizme ve entelektüalizme kayışı da doğaldır. Bireyci, benmerkezci, geçimsiz, huysuz oluşları da doğaldır. Yine böylelerinin sudan sebeplerle bir bardak suda kıyametler kopardığını, Devrimci Marksizmi hafızladıklarını, fakat yorumlayamadıklarını ve de sosyal pratikte yeniden üretemediklerini çeşitli örnekleriyle yakından izliyoruz ve de görüyoruz.
Günümüzde eski siyasî çizgilerinden kopup da bir arayış ve yöneliş içinde olanların KB sorunsalından aynı şeyi anlamadıklarını, ayrıca geçerli ve ikna edici bir özeleştiri yapmadıklarını da biliyoruz.
KB.nin henüz gerçekleşemeyişinin ideolojik-teorik-politik ve örgütsel açıdan olduğu gibi tarihsel, sosyal-sınıfsal, kültürel, evrensel açılardan da pek çok sebebi bulunmaktadır.
Yazımızın amacı KB.nin oluşturulması çalışmalarına pratik örgütçü etkinlikler kazanmamızı öne çıkarmaktır. Bu nedenle tartışılması gereken sorunların şimdilik ayrıntılarına girmiyoruz.
İdeolojik-teorik çalışmaların önemini kavrayan birimlerin KB denildiğinde neleri anladığını çeşitli yayın organlarındaki yazılarından ve pratiklerinden öğrenmeye çalışıyoruz.
Tespit edebildiğimiz kadarıyla günümüzde 30’a yakın grup, çevre ve örgüt ellerindeki çeşitli araçlarla KB.ni savunmaktadır. Mevcut örgüt / partilerden çeşitli nedenlerle kopup ayrışan ve henüz birey olarak varlığını sürdüren büyük bir kütle de KB.ne sıcak bakmaktadır.
Yaşadığımız Anadolu coğrafyasında ve Mezopotamya’da KB.ni savunan grupların varlığından da haberliyiz.
KB.ni savunan kadrolar; genellikle 10 Eylül 1920’de Bakû’de oluşturulan Tarihî TKP’nin Parti, Partileşme Sorunu, Siyasal-Sosyal Devrim gibi konulardaki ilke ve amaçlarını, Marksist-Leninist Öğretiye dayalı yöntemlerini temel referans aldıkları gözlenmektedir.
KB sorunsalını meşreplerince telaffuz edenlerin bundan neyi ve nasıl anladıkları hususu da ayrı bir tartışma konusudur. Salt Mustafa Suphilere nostaljik göndermeler yapılarak komünist olunamaz. Tarihî TKP’nin isim ve sıfatlarını kullanmak, devrimci tarih ve geleneklerinden söz ederek de “TKP benim benden sorulur.” denilemez. Tarihî TKP’mizi PARTİ yapan Marksist-Leninist Öğretiye uygun ilkeler, amaçlar, yöntemler ve tüm süreçlerde işletilen Leninist Parti normlarıdır. Program ve tüzüğüdür.
KB.ni savunan kadroların bu türden arayış ve yönelişi bir yanıyla sevindiricidir. Diğer taraftan bu türden sevindirici gelişmelerin bir de çok sancılı yanları vardır. “Sol Cenah” politikalarının ayrışması, işçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketin buluşup bütünleşerek KB temelinde buluşup bütünleşmesi çok çetin, fakat zorunlu ideolojik-teorik-politik ve örgütsel mücadelelerle gerçekleşebilecektir.
KB.nin zorunlu olduğunu ideolojik süzgeçlerinden geçirmiş olan kadroların şu aşamada aralarındaki ideolojik-teorik sorunları çözemedikleri gibi birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı bir PARTİ’nin nasıl oluşturulacağı konusunda da kolektif bir projede anlaşmaya aday olmadıkları görülmektedir. Kuşkusuz bu kafa ve yöntem kargaşası geçici bir durumdur, sosyal pratikteki iradi müdahalelerle mutlaka aşılacaktır.
Lafzen de olsa KB.ni savunan kadroların ideolojik-teorik kafa karışıklığı nasıl aşılacaktır? Marx-Engels-Lenin süreci öğrenmeye niyeti olanlara bunun anahtarını armağan etmiştir. Bu anahtarı “somut şartların somut tahlili” yöntemiyle kullanıp kullanamadığımız konusu da tartışmalıdır.
Devrimcilerin, Komünistlerin arasındaki sorunlar “Marksizmin yorumu pratikte yeniden üretimi” yöntemiyle çözülecektir. Emperyalist-kapitalist sistemin devrimci yol ve yöntemlerle aşılması da aynı yöntemin işbaşı yapmasıyla gerçekleşecektir.
Kendiliğinden kurulan örgüt / partiler asla KB.ni temsil edemezler.
KB.nin sosyal meşruiyeti ile devrimci yasallığı kolektif çabalarla belirlenir ve kazanılır. “Ben partiyim, gelin biat edin.” zortlamalarıyla değil. Kendiliğinden kurulan örgütler hiçbir zaman PARTİ olamadığı gibi devrimci tarih ve geleneklerimizi de temsil edememiştir.
Günümüzdeki parti arayış ve yönelişleri üzerine Marksist-Leninist Öğretiyi biricik referans olarak aldığını lafzen ifade eden birimlere söylenecek çok sözümüz vardır.
Yaşadığımız coğrafyada devrimci tarih ve geleneklerine bağlı bir İSP ya da KP’nin olmadığı konusunda tüm komünist kadroların hemfikir oluşu çok önemlidir. Bu bilince gelişin çok geç, fakat güç olmayışı da önemlidir. Sevindiricidir.
Burjuva resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojiye sığınmış, şovenizme ve sosyalşovenizme kaymış, burjuvazinin kendilerine açtığı faaliyet alanlarına girmiş ve de komünist geçinenlerin de geçerli, ikna edici bir özeleştiri yapmadan, ayaklarının tozuyla ve konunun devrimci özünü saptırarak KB.ni savunuşu ise asla hayra alamet değildir.
Bu türden bir saptamada bulunup da kendi örgütsel konumunu komünist olarak niteleyen kadrolar mevcut “sol” örgüt / partileri Marksist-Leninist Öğretiye bağlı olarak görmemektedir. Bu saptama ve yöneliş de çok önemlidir. Fakat KB.ni örmek için yeterli de değildir.
Evet, mevcut “Sol Cenah” örgütleri ile İSP veya KP ayrıdır.
Sosyal pratikte günümüzde sınanacak olan PARTİ’nin ne olup olmadığı daha net olarak ortaya çıkarılmışsa komünistlerin sorumlulukları hem çoğalmış hem de sınanmaya başlanmış demektir.
Tarihî TKP ideolojik, politik ve örgütsel konumunu günümüze kadar taşıyamamıştır. TKP’in Marksist-Leninist Öğretiye sıkıca bağlı ilkeleri, amaçları ve yöntemleri içinden ve dışından kuşatılmıştır. Burjuva resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojiye teslim olanlar TKP’nin devrimci tarihini, geleneklerini, ilke ve amaçlarını, tüm kazanımlarını sönümlendirmiştir.3 Bununla da kalınmamış günümüzdeki “Örgütler Anarşisi” ortamını hazırlayarak sistemin üzerimizde “rahatlıkla” uygulayageldiği baskı ve sömürünün katmerleşmesine dolaylı katkı da sunmuştur.
Tarihî TKP’mizin oluşturulduğu tarihlerde arkasında Komünist Enternasyonal ile V. İ. Lenin’in önderliğindeki Bolşevik Partisi’nin maddî manevî desteği vardı. TKP’nin oluşturulduğu tarihlerde de günümüzdekine benzer farklı örgütsel formasyonlarda durmayı tercih eden grup, çevre ve örgütsel yapılar söz konusuydu: Çeşitli arayış ve yönelişleriyle farklı grup, çevre ve örgütler sosyal pratikte yerlerini almıştı. Yani Anadolu coğrafyasında 30’a yakın komünizan, komünal değerleriyle öne çıkmış devrimci, sosyalist, komünist, Bolşevik grup, çevre ve örgütler bulunuyordu. Oluşturulan “Kurucu Komite”4 aracılığı ve Marksist-Leninist Öğretiye bağlı yöntemleriyle tüm bu gruplarla çeşitli temaslar gerçekleştirilmiş, dışarıda tek bir komünist bırakılmamaya büyük bir özen gösterilmişti. Kadrolarla çeşitli ve çok yönlü ilişki, diyalog, istişari toplantı, kurultay ve benzeri etkinlikler gerçekleştirilmişti. O dönem katır sırtında Anadolu’daki kadrolarla temas kuran kadroların ilkeli, özverili, direngen, cesur ve onurlu çalışmalarını anarken, günümüzde “modern” araç ve gereçlere sahip komünist geçinenlerin “dar grup kültü” ya da “grup tapınımı” duruşlarını mizahla karışık duygularla kıyaslıyoruz.
TKP, Ekim Devrimi’nin rüzgârını arkasına alarak oluşturulmuştu. Mustafa Suphi ve Yoldaşları işte bu türden ideolojik, teorik, örgütsel, tarihsel, sosyal-sınıfsal ve kültürel bir dayanışmanın-güvencenin organik uzantılarıydı. TKP’nin uygun bir “Kurucu Komite” aracıyla devrimci hareketi kongre yöntemiyle partileştirmesi, tüm komünistleri bağrında toplaması, sosyal meşruiyetini ve devrimci yasallığını bu temelde oluşturup kazanması önemlidir. TKP’yi PARTİ yapan kadrolar arasındaki ilke ve amaç birliğidir, partileşme sorununda Leninist yöntemleri işletmesindeki kararlılıktır.
TKP’nin oluşturulmasını örnek alışımız küçükburjuva “sol” akımlarca sulandırılmak istense de: Kızıl Ordusu ile birlikte oluşturulan TKP’nin Anadolu’ya gelişi siyasal-sosyal devrim yoluyla proletarya diktatörlüğünü kurmayı amaçlayan bir yöneliştir.5 Bugünkü bilgilerimizle nesnel durumu ve şartları hesaba katmadan bu sürece acımasızca eleştiri yöneltmek, M. Suphi ve Yoldaşlarının Anadolu’ya gelişini tek yanlı olarak “macera” diye nitelemek büyük bir haksızlıktır. Tarihsel olay, olgu, süreç ve verileri nesnel gerçekliği dışında ele almaktır.6
Günümüzde KB diye söze başlayanların ciddiye alınabilmesi için Tarihî TKP’nin oluşturulmasında gözetilen ilkelere, kurallara, yöntemlere ve işletilen Leninist normlara bağlı olması beklenir ve aranır. KB söylemleri bu şarta bağlı olarak ancak ciddiye alınabilir. Yoksa KB diye söze başlayanların yaptığı yalnızca birer spekülasyon olarak anılır.
TKP’nin ilke ve amaçları, tahlilleri Marksizm-Leninizm’e uyumludur, Parti ve Partileşme Sorunu, Kadro sorunu, ittifaklar meselesi, Siyasal-Sosyal Devrim, Strateji ve Taktik gibi hayatî sorunlardaki Bolşevik tavrı üzerine günümüzde çok farklı yaklaşımlar bulunmaktadır.7
KB.ni savunduğunu iddia eden gruplardan Kolektifimize çeşitli araçlarla (sözlü ve yazılı biçimleriyle) her gün bölünme ve ayrışma haberleri geliyor. Bu bilgiler arasında birlik harcını karanlara ise “ilaç olsun” rastlanmıyor. Tarihimizdeki kötü geleneklerimizden veraset bölünme ve ayrışma “geleneği” arasında ideolojik-teorik-politik olanlara değil, çoğunlukla kişisel bayağılıklara ya da Marksizm dışı çürük ve donanımsız insan malzemesinin hezeyanlarına rastlanmaktadır.
Ne hazin, komünist geçinenler ne ayağını bastığı toplumu ne de insanımızı tanıyor. İşçi sınıfı ve emekçi haklarımızın tarihini, coğrafyasını, dilini, dinini, inanç sistemini, kültür ve geleneklerini de tanımıyor. Tutarlı bir Sol politika üretilemeyişinin belli başlı nedenleri burada yatıyor.
Yaşadığımız coğrafyadaki üretim-mülkiyet ilişki ve çelişkilerini doğru tahlil eden, tartışmaya aday veya değer, öğrenip önümüzü ilikleyeceğimiz bir araştırma var mıdır? Yoktur.
Orijinal sınıf ilişki ve çelişkilerini bilimsel yöntemle inceleyip araştıran kendi yerli sentezimizin üretilmesine yardımcı olabilecek tezler üzerinde çalışan kaç adet kadroya sahibiz?
Komünist geçinenlerin çoğu Marx-Engels-Lenin sürecinden aktardıkları ya da hafızladıkları bilgi kırıntılarıyla politika yaptığını sanıyor. Eklektik, pragmatik alıntı mantığı ile yetinenlerin arasındaki “kavga”ya dur diyecek, KB.nin ne olup olmadığını tüm yönleriyle bilince çıkaracak çabalara ihtiyaç vardır.
Mücadelenin ateşinden gelen Proleter Devrimci Kadroların sosyal pratikteki iradi müdahalesi gündeme gelmiştir.
Dipnotlar:
1 “Kadro” denildiğinde ideolojik-teorik duruşuyla tutarlı bir işçi-kitle, köylü-kitle, gençlik-kitle çalışması yapanları, kitlelerle organik ilişki içindeki birimleri kastediyoruz. Her “komünistim” ya da “partiyim” diyene kadro muamelesi yapılmaz. Yapılmamalıdır. Biz de yapmıyoruz.
2 İlerici, demokrat, devrimci, sosyalist, komünist isim ve sıfatlarını gelişigüzel ve de hak etmeden kullanan, içeriğini dolduramayan avantürye takımı bir yandan dil, terim, kavram ve sosyalist literatürümüzün içini boşalttığı gibi günümüzde “Bolşevik” isim ve sıfatlarını lafzen kullanarak içini boşaltmaya başlamıştır. Bu türden bir sorumsuzlukta karar kılan “münevveran” takımının işine, ne yiyip içtiğine, geçimini nasıl sağladığına, üretim faaliyetine ve de özel yaşamına baktığımızda hiç de Bolşevik gibi yaşamadıklarını görüyoruz. Sosyal kadere bakın ki şimdide yalancı pehlivan peşrevleri çeken “Bolşevik”ler türedi!
3 Tarihî TKP’nin oluşturulurken gözettiği ilke ve amaçlarını gözetmeyen, bu sürecin Marksist-Leninist Öğretiye uygun politik hattını, programını izlemeyen, burjuva resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojiyi savunan tasfiyeci, reformist, revizyonist örgütlerin (Dr. Şefik Hüsnü Değmer’in “TKP”sini, İsmail Bilen’in Harici Büro’yu “TKP” ilan eden örgütünü, günümüzün nevzuhur SİP “TKP”sini vb.) KB ile uzak yakın bir ilişkisi yoktur. Onlarla aynı lisanı konuşmuyoruz.
4 Ayrıntılı bilgi için bakınız: İbrahim Topçuoğlu, Neden 2 Sosyalist Partisi 1946, TKP’nin Kuruluşu ve Mücadelesinin tarihi 1914-1960, C: I, Kendi yayını, Mayıs 1977. 7 kişiden oluşan “Kurucu Komite” 14 Temmuz 1919 tarihinde göreve başlamış, TKP’nin kuruluşunu Komintern’e bildirip kaydını yaptırarak çalışmalarına başlamıştır. Kurucu Komite çeşitli örgütlenme, ilişki, diyalog çalışmaları sonucunda 10 Eylül 1920 tarihinde TKP’nin Kongresini hazırlamıştır. TKP’nin devrimci programı, tahlilleri, devrim strateji ve taktikleri, kadro sorunu gibi temel konular Kongrede kararlaştırılmıştır.
5 Kendilerini “Toplumsal Özgürlük” olarak niteleyen bir siyasî eğilimin taraftarları, 28 Şubat 2010 tarihinde Bursa Kitap Fuarında, Kolektifimiz’in düzenlediği “TEKEL Direnişi ve Marksizm” konulu Panel-Söyleşimizde bizlere bir soru yöneltmeleri beklenirken tipik bir “grup kültü” örneği sergileyerek, uzun konuşmalarıyla duruşlarının propagandasına girişmiştir. Komünistlerin Birliği meselesinde, haklı ve bilimsel öğretiye uygun düşen yöntemlerle sistematize etmeye çalıştığımız 10 Eylül 1920 Tarihî TKP’mizin oluşturulması üzerine yayın faaliyetlerinin devrimci özünü anlamadığını; “Sorun Kolektifi Mustafa Suphi sürecini efsaneleştiriyor…” gibi ucuz bir yakıştırmada bulunarak görüşlerini sıralamışlardır. “Dar grup kültü” dışına çıkamamış oldukları halde kendilerini “biricik komünist yapı” olarak niteleyen bu türden anlayışlarla sıkça karşılaşmaktayız.
Bir kere daha tekrarlamakta yarar var: 10 Eylül 1920 tarihinde oluşturulan (kurulan değil) Tarihî TKP’nin; Parti, Partileşme Sorunu, siyasal-sosyal devrim konusunda ürettikleri projelerine, Kongre yöntemiyle partileşmesine, Komünist Enternasyonal ilkelerine sıkıca bağlı devrimci programına, Marksist-Leninist Öğretiye bağlı ilke ve amaçlarına büyük değer veriyoruz ve bu yüzden sıkça tekrarlamaktayız. Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının yöntemlerine göndermelerde bulunmamız ve bunu bilince çıkarışımızın bizce haklı nedenleri vardır. 100 yıllık sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimiz arasında M. Suphilerin partileşme yöntemleri dışında, samimi, dürüst, ilkeli ve Bilimsel Öğretiyle çelişmeyen Komünistlerin Birliği’ne ilişkin başka bir örnek var mıdır? Yoktur.
Anılan Panel sonunda bu genç arkadaşla kısa bir sohbetimizde; “Biz Türkiye’nin Marksizm-Leninizm’i temsil eden biricik kurumuyuz!..” diye böbürlendiğini gördük. Yadırgamadık. Çünkü “dar grup kültü” ya da virüsü kapmış bu türden gençlerin sayısı o kadar çoktu ki…
6 Ayrıntılı bilgi için bakınız: Gün Doğumunu Görmek - Birinci Doğu Halkları Kurultayı Bakû 1920, Sorun Yayınları, Şubat 2006.
7 Ayrıca bu konuyu işleyen tüm telif çalışmalarımızla SORUN Polemik Dergi’mizdeki tüm yazılarımızı eleştirel katkıya açık ve muhtaç haliyle inceleyebilirsiniz.
