Gençliğe Dair

Ahmet Çakmak Deliorman

Gençlik, belirli bir yaş aralığını ifade etmekle birlikte bir dinamizmi, hareketi, değişimi, dönüşümü yani hayatın bizzat kendisini ifade eder. Diğer bir ifadeyle tohumun bitkiye dönüşümünü simgeler. Yaş kategorisi, insanın üretimine göre de değişiklik arz etmektedir. Örneğin, 60 yaşında bir ihtiyar delikanlı teorik, pratik üretimle, toplumsal mücadeleyle uğraşırken; 25 yaşında genç ihtiyar hayatın hiçbir alanına müdahil olmamaktadır ki bu da yaşın gençlik üzerindeki belirleyicilik kriterinin sorgulanmasına neden olmaktadır.

Gençlik dendiğinde genelde sol kesimlerde (her ne kadar sol tanımı muğlak da olsa ülkede ve dünyada sosyalist, Marksist etiketlilerin bolluğundan dolayı bu terimi kullanmayı yeğliyorum) algılanan üniversite ve biraz da lise gençliğidir ve sol cenahın ilgi alanını bu kesimler işgal etmektedir. Asıl düşünülmesi gereken de bu noktadır. Bu algı kanımca değişmek zorundadır. Çünkü gençlik esas itibariyle ilköğretim düzeyindekileri de kapsamalı ve sol, bu yönde proje geliştirmelidir. O yaşlarda asgari düzeyde de olsa kavram tam oturmasa da demokratik bir sosyal çevre, ortam, eğitim-öğretim görmüş birinin daha ileriki yaşlarda farklı yanlara kayması daha zordur. Bu zorluğu belirleyen de elbette ki devrimcilerin faaliyetleri, bu alan ile ilgili üretip uyguladıkları, yaygınlaştırıp geliştirdikleri projeler belirlemektedir, belirleyecektir. Bu anlamda bugün sosyalistlerin bu tür bir projesinin olduğunu söylemek doğru olmaz. Gençler yazın kuran kurslarında, okulda eğitim-öğretim sırasında (sosyalist öğretmenlerin çabası bile yeterli gelmemektedir), hafta sonu dershanelerde, hayatın her alanında sokakta, yazılı ve görsel basında bir gericileştirme kampanyasının en önemli özneleri durumundadırlar. Bu yaşlarda dini gericiliği, ırkçı saldırganlığı gayet doğal gören biri olarak yetişince ileride değişmesi, dönüşmesi çok zordur. Tarikatlar, cemaatler ve onların okulları, dershaneleri, kursları vs. bu alanı doldurmakta ve kendilerine uygun şekilde geleceğin insanlarını yetiştirmektedirler. Okulda, sokakta, komşuda, televizyonda her yerde beyni dumura uğratılan gençlerin gençliği de böylece alınmakta, biat eden, sermayeye sadık kullar olan, tarikatların çizdiği çerçevede sosyal ve siyasal hayata katılan nesneler olup çıkmaktadırlar. Bu son derece planlı, programlı ve destekli bir projedir. Buna karşılık, gençleri bu bataktan kurtarması gereken devrimcilerin, sosyalistlerin bir projesi yoktur.

Fettullah’ın ve diğerlerinin okullarının, yurtlarının yerine konacak bir şey yoktur. Her şeyin metalaştırıldığı kapitalist sistemde bunların sundukları hizmetler gençlere ve ailelerine çok daha cazip gelmektedir. Elbette onurlu yaşamayı değil de kolaycılığı seçtikleri, kendi iradelerini teslim ettikleri, insanlığa bile yakışmayan bir harekette bulundukları noktasını göz ardı etmemek gerekir; ancak toplumsal gerçekliğin de bu olduğu bilinerek hareket edilmelidir. Bunun en başta ekonomik, sonra da sosyolojik birçok şeye ihtiyacı olduğu ve sosyalistlerin, devrimcilerin durumları da düşünüldüğünde imkânsız gibi görünen bir durumdur. Bunun zorluğu son derece açıkken, imkânlılığı da son derece gerçektir. Yeter ki istensin ve uğraşılsın.

Gençlik algısının odak noktası olan üniversite gençliğine geçmeden önce şunu da belirtmek durumundayım. Üniversite gençliği, sınava girenlerin az bir bölümünü ifade ederken; kazanamayan ve sömürü zincirinin ve gerici anlayışların halkalarına bağlananların niceliği çok daha fazladır. Bu alana dönük de sosyalistlerin bir projesi mevcut değildir. Devrim derdi olanların buna dönük de projesi olması gerektiği kanaatindeyim.

Üniversite gençliği, sermayenin ve koruyucusu devletin ihtiyaçlarına ve yeniden üretimine dönük olarak hazırlanan programın öğretim sürecinden geçirilen bireyleridir. Resmî ideolojinin üretildiği, empoze edildiği, yeniden üretilip yaygınlaştırıldığı bir kurumda, ortamda hareket etmek zorunda bırakılanlardır. Bu anlamda devrimci üniversitelilerin işi çok daha zordur. Sadece bu ve oradaki baskılar değil, mensup oldukları siyasal parti, örgüt vs. ile olan ilişkileri sebebiyle de zorluk yaşamaktadırlar. Her kesim, buradan nemalanmak, kendi reklamını yapmak kolaycılığını buradan sürdürmek adına öğrencilerle organik bağ içerisindedir. Elbette ki sözüm, gerçekten ciddî, disiplinli, özverili, kolektif, özerk çalışan ve üreten öznelere değil; genele; pek tabii ki her öğrenci grubu, kendi mensup olduğu partinin, örgütün çalışmalarını yürütecek, destek olacak; ancak kendi durduğu yerden de üretim yaparak bunu gerçekleştirecektir. Ancak öğrenci gençlik aykırılıkları taşımak yerine birleşmeyi en azından denemeyi seçseler belki de sosyalistlerin içerisinde bulunduğu durum çok daha farklı olacaktır. Bu anlamıyla birçok partinin, örgütün gençliğe ve gençliğin birliğine zarar verdiği ve bunu şimdiki ne olduğu gibi geleceğin işçi sınıfına da taşıdığı görülmektedir.

İşin özünde üniversite gençliğinin sorunları ülkenin de sorunlarının bir izdüşümüdür. Barınma hakkı, ulaşım hakkı, parasız, bilimsel, laik, nitelikli, anadilde eğitim hakkı, sağlık hakkı, enerji hakkı, ulaşılabilir kültür, sanat hakkı gibi. Planlı ekonomi politikte okullar, üniversiteler ihtiyaca göre planlanır ve o ihtiyaç doğrultusunda ilerler, gelişir veya öyle olması gerekir. Her ne kadar kapitalistlere işgücü yetiştirmek amaçlı diye itiraz edilse de diğer durumlar göz önüne alınmadan sosyalizmde de böyle olması gerektiği unutulmamalıdır, elbette ki kapitalizm koşullarında bunun bugün için mücadele edilmesi gereken, örgütlülüğün temelini sağlayacak şey olduğunu göz ardı etmeden. Bu bağlamda, üretime yönelik, ama sadece ekonomik üretime değil, ideolojik, siyasal, kültürel, sanatsal, sosyal üretime dönük planlı bir eğitim-öğretim süreci yapmak gereklidir. Bugün için, sistem sosyalizm olmadığına göre öyle bir imkân mevcut değildir. Üniversiteler birer rant alanı ve yakın zamanda tamamen özelleştirilecek olan birer meta ve metalaştırma alanıdır. Bu da biraz ütopik görünebilir ama iradi bir müdahale bu alana da şartların zorlandığı çerçevede yapılabilir. Sosyalist bilinçli öğrenciler yeteneğine ve ihtiyaca göre her alana yönlendirilmelidir. Bugün bunu sadece kendi sınıfsal çıkarları çerçevesinde burjuvazi de yapıyor; ancak fark bugün için işçi sınıfının geleceğini kurmak ve devrimden sonra yeniden kurmak için tüm toplumun çıkarının düşünülerek ve planlanarak yapıldığı bir projenin yapılması kaçınılmaz ve zorunludur. Bunun için de sendikal ve siyasal olarak birliğini sağlamış, örgütlü, birleşik işçi sınıfının Komünist Partisi’ne ihtiyaç vardır. Yarının adımları bugünden örülmelidir. Her sorunu olduğu gibi bunu da devrime, sosyalizme ertelemek kolaycılığına kaçılmamalı; devrim sabahı sihirli değneğin her şeyi düzelteceğini sanan metafizik düşüncenin kalıplarından sıyrılmalıdır. Ancak bu şekilde gençlik gerçek özüne kavuşabilir, yoksa sağa sola savrulmalar, dinci, faşist odaklara saplanmalar kaçınılmaz olmaktadır. Bu şekilde ancak gençlik küçükburjuva hastalıklarından, saplantılarından kurtulabilir. Binanın temelini nasıl kurarsanız katlar da öyle olur. Bugün için temeli kuran resmî ideoloji, dincilik ve ırkçılık; dolayısıyla katlar da teras da çatı da temele uygun. Önemli olan temelden başlamaktır, toprağa ulaşacağımız günler de ondan sonra gelecektir!

Tarihsel süreçte eleştirilen öğrenci gençlik hareketinin işçi sınıfı şemsiyesi altına girmemesi, girememesi, sokulamaması nedeniyle yapılan eleştiriler haklı olmakla birlikte kanımca eksiktir. Zira sadece gençliği suçlayarak işin içinden çıkılamaz ya da Komünistlerin suçu bertaraf edilemez. Kaldı ki onları eleştiren, suçlayanların bugün ne yaptıkları sorusu da önemlidir! Her tarihsel olay, olgu ders alınması ve ileride tekrarlanmaması, aşılması gereken bir deneyim ve örnektir. Bu bağlamda Denizler, Mahirler, İbolar bir deneyimdir. Cesareti, özgüveni, mücadele azmi ve kararlılığı örnek alınacak ama işçi sınıfıyla birleşmeden girişilen mücadelenin başarı şansının olmadığı, sosyalizm olamayacağı eleştirisiyle bugüne ve yarına deneyimler ışığında yeni teoriler ve pratikler üretilmelidir. Yoksa bugünkü gibi ona bilmem ne buna bilmem ne, aman canım bu zaten bilmem neci, öteki de bilmem neli, bu zaten ocu, bunlardan bir şey olmaz anlayışı ile bu iş yürümüyor. Yürümediğini bugün toplumsal muhalefetin spontane yükseldiği ortamda müdahil olabilecek bir birleşik, örgütlü, sınıf bilinçli hareketin olmaması nedeniyle hiçbir iradi müdahalenin yapılamaması göstermektedir. Lafa, reklama gelince herkes herkesten devrimci, komünist, diyalektik materyalist mantıkla hareket ediyor; ama pratikte ortada bir şey yok! Bu ne yaman bir paradokstur deyip kendini sorgulamak, özeleştiri yapmak yerine herkes başkasına çamur atma, onun mevzisini elinden alma vs. gibi devrimcilikle, sosyalistlikle ilgisi olmayan saçmalıklar peşinde koşmaktadır ve bu anlayış doğal olarak üniversite gençliğine de yansımaktadır. Üniversite gençliği de birbiriyle yarışmakta, kapitalizmin rekabetçi koşullarına uyum sağlamaktadır. Sermayenin ve egemen sınıfın elinde, denetiminde, gözetiminde olan ve onlar için çalışan üniversitelere bizim diyerek sahip çıkmaktadırlar. Ne üniversiteler, ne okullar, ne fabrikalar, ne tarlalar hiçbir şey bizim değil! Her şey işçi sınıfının olana dek de bizim olmayacak, olamaz!

Bazı sloganlar halkın dikkatini çekmek için önemli görülebilir; ancak her sloganın, simgenin altında bir gerçeklik vardır. Slogan ve simge gerçekliği ifade etmiyorsa anlamsızlaşır, hele de diyalektik, materyalist, Marksist bir gözle ve anlayışla bakıldığında bu daha da çok anlam kazanır. Sermayeye artı-değer üreten fabrika işçi sınıfının denetiminde, gözetiminde, elinde değilse, özel mülkiyet rejimi, sömürü düzeni sürüyorsa bizim olan ne var? Sadece ve sadece kendimizi sermaye adına heba etmemiz. Üniversitede bizim olan ne var? Vergilerimizle yapılan taş binalar ve içine konan eşyaların YÖK, devlet tarafından nasıl ve ne kadar kullanılacağını belirleyen şeyler dışında. Programı, müfredatı CIA tarafından belirlenen (ODTÜ), YÖK’ün egemenliği altındaki, özel güvenlik, polis, MİT, Jandarma gözetim ve denetimindeki üniversite nasıl öğrencilerin olabilir? Burjuva diktatörlüğünün, resmî ideolojinin öğretildiği, yayıldığı, yeniden üretildiği bir alan bizim olamaz. Bizim olması için sosyalist ekonomi politiğin, Komünist kültürün öğretildiği, yayıldığı, yeniden üretildiği alanlar olarak işlemesi gerekir. Tıpkı fabrikalarda, tarlalarda, hastanelerde, vs. bizim için işçi sınıfı için üretimin yapıldığı, alanlarda olduğu gibi! Artı-değerin işçi sınıfına kendi denetim mekanizmaları yoluyla döneceği zamana kadar da kendini kandırmanın, tatmin etmenin bir anlamı yoktur.

Komünistler ve komünist gençlik komünist olmanın sorumluluğunu hayatın her anında ve alanında taşımalı ve göstermelidir. Teorisi ve pratiğiyle herkese örnek teşkil etmelidir. Bunda sosyalistlerin de görevi çok daha fazla olduğu gibi gençlik kendi arasındaki kolektif eğitim ve çalışma ile de bundan bizzat sorumludur. Rekabet yerine kolektif çalışma, tartışma ve üretme; ayrışma ve birleşmenin önemli bir adımı olabilir, belki konformizmin pratisyenlerine ve bekçilerine de örnek oluşturabilir. “Her öğrencinin belleğini çok önemli şeylerin bilgisiyle geliştirip yetkinleştirmemiz gerekiyor; çünkü edinilen tüm bilgi eğer her öğrencinin bilincinde işlenmezse, komünizm boş bir sözden, basit bir dükkan tabelasından, komünist de zavallı bir yalancı kahramandan başka bir şey olmayacaktır. Bu bilgiyi yalnızca sindirmekle kalmamanız, ayrıca kafanızı yararsız bir ıvır zıvır yığınıyla doldurmayacak, ama kültürlü çağdaş insan durumuna gelmek için zorunlu tüm şeylerin bilgisiyle zenginleştirecek şekilde, eleştirel bir biçimde sindirmeniz de gerekiyor. Eğer bir komünist, çok ciddî ve çok güç bir büyük çalışma yapmaksızın, eleştirel bir kafayla ele alması gereken şeyleri iyice anlamaya çalışmaksızın, ezbere öğrenilen hazırlop savlardan başlayarak komünizmle böbürlenmeyi aklından geçirirse, bu komünist değersiz bir herif olacaktır. Şeylerin dış görünüşüyle yetinmek, gerçekten zararlı olacaktır. Eğer az bildiğimi bilirsem, daha çok öğrenmeye çalışırım; ama biri komünist olduğunu ve belli başlı hiçbir şey öğrenmek gereksinmesi duymadığını söylerse, ondan hiçbir zaman bir komüniste benzer hiçbir şey çıkmayacaktır.” 1

Lenin’in güzel betimlemesinin ardından “gençliğin yolu işçi sınıfının yoludur? 2 betimlemesi geleceğin devrimci teori ve pratiğini belirleyecek olan şey olduğunu söylememiz zorunludur. İşçi sınıfının öncülüğünde olmayan her hareket püskürtülmeye mahkûmdur. Sınıf bilinçli, kendisi için sınıf konumuna gelmiş, sınıfın organik aydınlarıyla birlikte, iktidar perspektifine, gücüne ve kararlılığına sahip, örgütlü bir işçi sınıfı ancak geleceğin muştucusu olan güzel günlere gidilmesini sağlayacak olan devrimi gerçekleştirebilir ve sosyalizmi kurabilir. Tarih, bize bunu gösteriyor ve her an yeniden ispatlıyor.

Dinamizm, devinim diyalektik materyalizmin süzgecinden geçmediği sürece kendi kendini boğmaya doğru sürüklenir. Gençliğin dinamizmi Marksizm’in teori ve pratiğinde, işçi sınıfının praksisinde ilerler, gelişir ve sınıfla bütünleşerek değişir, dönüşür, devrimin ve devrim sonrası toplumun kuruluşunda önemli bir unsur haline gelir. Burada elbette ki klasik sorunlar engel olmaya, egemenlerce kullanılmaya çalışılacaktır. Din, mezhep, ırk, kültür farklılıkları sınıfı bölmek adına olağanca kullanılacaktır. Egemenlerin başarı şansı ise öncü partinin, devrimci öncünün başarısıyla ters orantılı olacaktır. Bugün üniversitelerde yapılmaya çalışılan ve adımları da atılan danışma büroları, hayatın her alanına yayılan ve dayatılan kiralık istihdam büroları, taşeronlaştırma, güvencesizleştirme, toplam kalite, yönetişim vs. gibi uygulamalar sınıfı bölmek amaçlı olsa da bir yanı ile de aslında birleşmesinin de nesnel koşullarını yaratmaktadır. Burada görev, üniversite bağlamında öncelikle akademisyene, öğrenciye, işçiye, sosyalist sendikacıya, devrimciye ve sosyaliste düşmektedir. 50D’lisinden taşeron özel güvenliğine, ücretli öğretmeninden memuruna, akademisyeninden öğrencisine; işçi sınıfının tüm diğer kesimlerinin bileşkesidir geleceği belirleyecek olan. Ne sermayenin istediği ve devletin uyguladığı, dayattığı düzen, ne de dincilerin, faşistlerin tasarladığı sistem geleceği kurabilir; ancak erteleyebilir. Fakat bu erteleme çok şeye mal olur. O yüzden zor gibi gözüken aslında daha kolaydır, görüntü ile gerçeklik burada ters orantılıdır. Bedel ödemeye; ama yarının sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz, eşit, özgür, adil dünyasını kurmak adına bedel ödemeye hazır olan gençliğin ve işçi sınıfının yolu birdir, bir ve aynı yoldan yürünerek herkesin genç olduğu bir toplum ve dünya kurulacaktır!

Ne egemenlerin resmî ideolojisinin üretildiği okullar, ne dinci, faşist odakların denetimindeki kurumlar, ne de kendi kalıbına sokulmaya çalışılan sol etiketli çevreler bunu yapabilir; bunu yapacak olan, devrimci, Marksist-Leninist öznelerdir. Elbette ki bilinçli, sistemli, disiplinli, özverili, örgütlü; bencillikten, konformizmden, küçükburjuva hastalıklarından ve kapitalizmin her türlü sınamalarından kurtuldukları müddetçe…

Gençliğin yolu, işçi sınıfının yoludur; ancak gençliği ve işçi sınıfını aynı çatı altında ve aynı mücadele yolunda buluşturacak olan da devrimci öznedir.

30 Nisan 2010-Kocaeli

            Dipnotlar:

1          V. İ. Lenin, Gençlik Üzerine, Çeviren: Kenan Somer, Sol Yayınları, Ankara, 1993, s. 220-221

2          Sırrı Öztürk, TKP Tarihi ve Devrimci Gelenekleri Neden Tahrif Edilmek İsteniyor, SORUN Polemik Dergisi, sayı: 39, s. 12

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.