Politika Cephesinden Güncele Bakış

Sorun Polemik

"Yeniden Kuvayi Milliye" ve Kitle Hareketleri Nereye?..

AKP iktidarı zor dönemeçlerden geçiyor. İç ve dış ilişkiler, siyasal-ekonomik kriz, sosyal muhalefet dinamiklerinin eylemleri, işçi sınıfı ve emekçi halkların talepleri, ABD ve AB'nin Türkiye üzerindeki poli­tikalarının kitleler tarafından yeterince öğrenilmesi, vb.

Bir yandan 'Hizb-ut Tahrir'in İstanbul Fatih Camii'ndeki kitlesel gösterisi, okunan bildiri ve talepleri, diğer yandan aynı tarihlerde Kürt ulusal hareketinin kitlesel gösterileri, "Mehmetçik Basın"ın kışkırtıcı yayın politikaları, tv kanallarının tek düze haber, görüntü ve yorumları, insanımıza sunulan sahte ve sanal dünya ve gündemler...

Kontrgerilla'nın yaptığı/yaptırdığı eylemler, "derin devlet" senaryolu manipülasyonlar AKP iktidarını tavır almaya yönlendiriyor. Hâkim gerici sınıflar henüz AKP iktidarından vazgeçmemiştir. Fakat AKP'nin gitmesini isteyenler de artmaya başlamıştır. Mevcut seçim kanunu ve mevzuatı ile AKP'nin iktidardan gideceği yoktur. Sağlı "sol"lu öteki burjuva siyasî partilerinin de bu durumda iktidara gelme­sinin önü kapalıdır.

Peki ne olacaktır? "En organize silahlı güç olan TSK'nın önderliğinde "millî çözüm" mü aranacak­tır? "Millî çözüm" ABD ve AB'nin destek ve onayı ile "darbe" ya da "cunta" yöntemiyle nasıl iktidara ge­lecektir?

Uluslarötesi tekelci sermaye, ABD ve AB'nin "özgürlük, barış ve demokrasi" sloganlarıyla Yakın Doğu'da, Bölge'de emperyalist-kapitalizm ile bazı çelişki ve çatışkıları olan Suriye ve İran'a fiilî saldırı yöntemi ile mi girecektir? TC devleti emperyalizmin bu istek ve projesine baştan kara girerek yaşanan krizini hafifletecek midir?

Bir yandan ırkçı, faşist gericilik, öte yandan kara gericilik emperyalizmin manipülasyonlarıyla yeni yeni kırım ve kıyımların işaretini veriyor. Diğer yandan "Kürt Solu" üzerinde oturduğu ve henüz çözül­meyen bir sosyal muhalefet dinamiğinin talep ve ihtiyaçlarına "cevap" bahsinde, yaşadığı "öndersizlik krizi" yüzünden emperyalizmin oyunlarına alet olmaktadır. Kimi "sol"lar da bu türden kitlesel çıkışlarda Kürt hareketinin politikasızlığına tutunarak "katkı" sunduğunu zannediyor!

Taşlı sopalı ve kanlı görüntüler arasında seyredilen sokak "senaryo"sunun ardından her mahalle­de kurulduğu deklere edilen "Kuvayi Millîye" örgütleri aracılığıyla iktidara gelme hesaplarının yapıldığı (!) anlaşılıyor.

"Kuvayi Millîye" yetkilileri, "biz bir siyasî parti değiliz, 1,5 milyon üyeli sivil toplum örgütüyüz, gerek­tiğinde sokağı boş bırakmayacağız" diyor.

Türk Solu "Kuvayi Millîye" bahsinde, bu örgütlenmenin tarihsel, sosyal, sınıfsal tahlilini bir türlü yapamadı. Resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojinin iksiri ile sarhoş oldu.

Allah AKP'nin değil ama "cenahımızın" encamını hayreylesin...

TL-YTL ve Paranın "Kara"sı "Akı"...

AKP iktidarı sabun köpüğü ekonomisi ile "malı götürüyor" diye bir laf ettik diye kimi "sol"lardan so­ru ve "sataşma"lar aldık. Evet, AKP iktidarı "malı götürüyor." İktidarın demagojik laflarla verdiği rakam­lar kapitalist ekonomistlerce doğrulanıyor. Marksist ekonomistlerimiz henüz bu konularda bilimsel ve aydınlatıcı analizler yapamıyor. Zaten Marksist ekonomistlerimizin "vukuatı" da ayrı bir sorun. Kimler­dir? Sorusunun önü-arkası fauldür. "Sol" partilerimizin ekonomistleri ise Sadun Aren'den ileride değil!

En büyük iktisatçılarımız sokaktadır. Sokakta, çarşı ve pazarda, kahvehanelerde, çeşitli mekân­larda "cem" olan bizim insanlarımız burjuva ekonomistlerinden daha doğru ve gerçekçi yorum ve de­ğerlendirme yapıyor.

Hâkim gerici sınıfları karun eden siyasal-ekonomiyi yorumlayan emekçi halkların meclisi Anka- ra'dakinden daha ilerdedir. Bu iki meclis yer değiştirmelidir. O zaman seçkinlerin politikası da tersyüz edilir.

AKP bir yandan kâğıt ve metal para TL'yi piyasada kullanıyor, diğer yandan kâğıt ve metal YTL'yi. Paranın "kara"sı ve "ak"ı da "serbest pazar-piyasada" işlem görüyor.

TC devleti 1931 yılına kadar "ulusal parasını" basamıyordu. Şimdi ise parayı devlet basıyor. Bu kurumlardaki işleyişi ayrıntılı bilen yok. Para nasıl basılıyor? Kâğıdını kim ithal ediyor? Metal ve öteki malzemeler nereden geliyor? Nasıl alınıyor? Paranın seri numaralarını kim kontrol ediyor? Böyle bir mekanizma var mıdır? "Yasal" ile "sahte" parayı kimler basıp piyasaya sürüyor? Bunu iş edinen "kal­pazanların basın ve tv'deki yansıtılması para basımındaki asıl mekanizmayı yansıtır mı? Kalpazanla­rında sahtesi var mı?

Aynı serideki "ulusal" ve "yabancı" paralar hangi devletin militarist polis devletinin finansmanında kullanılıyor? Uluslarötesi tekelci sermaye ile militarist finansman kaynaklarının ilişkisi ne? Nasıldır?

"Kara" para "ak" para nedir? Bu düzeneği kimler yönetip yönlendiriyor? Para, banka, borsa gibi kuruluşlarda malî sermaye gizli ve açık hangi siyasî örgütlerin has kadrolarını istihdam ediyor? Seçkin asker-sivil bürokrasinin kadroları bu kuruluşlarda ne yapıyor? İstihdamlarıyla neyin mesajını veriyor?

Bin bir "komplo teorisi" ve dezenformasyonun kol gezdiği bir karanlık ortamda böyle bir "senar­yocu en azından bir "zihin talimi" yapmak veya yaptırmak için yaptık. Amacımız: Kapitalizmi gizli-açık bütün işleyiş ve mantığı ile tanımaktır.

Kitle Hareketleri ve Sol...

Her kitle hareketini alkışlamak Sol'un işi değildir. Kitlesel çıkışlar reaksiyoner (gerici-tutucu-tepkici) olacağı gibi ilerici-ilerletici ve devrimci nitelikler de taşıyabilir. Genel anlamıyla Sol, kitle kuyrukçusu da değildir. Aynı zamanda "küçükburjuva radikalizmi"ne saplanıp kalmış eğilimler açısından söylenecek- se: "Her kırmızı şal devrimin bayrağı değildir!.." Her kitlesel hareket desteklenir mi-desteklenmez mi? sorusu yakıcı bir sorudur.

Bu konular üzerinde yeterli ölçüde Marksizm ile henüz tanışamamış kesimleri uyarmak Devrimci ve Marksist Sol Kadroların görevidir.

Bu görevi kurumsallaşmış biçimde yerine getiren örgütsel güvencelerden de yoksun bulunuyoruz.

Özelleştirme yağmasında bütün sol işçici kesiliyor, fabrika satışları karşısında eylem yapan işçi sınıfını aklınca "korumaya alıyor." Kimileri kamucu duruşlarıyla sosyalist-komünist geçiniyor. Kimileri bu kalkışmalar içinde "rol" alarak sisteme geri adım attıracağını sanıyor!

"SSK satılamaz" denildi, sattılar. SEKA, Tekel, Seydişehir A.F., İskenderun D.Ç., Ereğli D.Ç, Tüpraş, Telekom, vb. kuruluşları özelleştirme yağmasında kurban edildi, kimsenin gözünün yaşına bile bakılmadı. Sistem gündemini rahatça yerine getirdi.

Gecekondular yıkıldı, "barınma hakkımız engellenemez" direnişi işe yaramadı. Mesut Yılmaz'ın, Tayyip Erdoğan'ın ruhsatsız evlerine dokunulamadı. Gecekondu yıkımında gündeme getirilecek sınıf­sal çelişki ve evsizlerin bilinçlenmesi bu temele oturtulmalıydı ki, devrimci kitle hareketi olmayı hakedebilsin, bu eylemler.

Tuttarlı işçi-kitle, köylü-kitle çalışması içinde olmayan örgütler anlık, gündemini ve şartlarını baş­kasının hazırladığı eylemlilikleriyle bir adım ilerleyemiyor. Popülizmi öne çıkarıyor...

Devlet tekelci kapitalizmi işçi sınıfı, emekçi halklar, işsizler ve gecekonduların üzerinden "kanlı pa- letleriyle" geçiyor/geçecek. Esnaf ve küçük işletmeler tekelci politikalar karşısında cıyak cıyak yakıla­cak. Kimileri proleterleşecek, kimileri büyük acılar çekecek. Süreç tekelci sermayenin çıkarları doğrul­tusunda ilerliyorken, bölük pörçük örgütlerimizle, programsız partilerimizle, partisiz programlarımızla sistemi ters yüz ettiremeyiz. Oradan oraya koşturmak mevcut özverili kadroları yıpratıp atıl duruma sokmak devrimcilik değildir. İlkesiz, donanımsız, hangi kesime yarayacağı hesaplanmamış bir eylemli­lik Sol'un işi değildir, olmamalıdır. Sol, deney birikimini ve geleneğini mümkün olan yere, bu süreçten çıkardığı ders ve sonuçlarıyla hesaplaşarak yığınak yapar. Birleşik gücünü dosta düşmana gösterir. Konjonktürel olaylara sınıflar mücadelesinin konumuna, kuvvet ilişkilerine göre hareket eder. Örgüt­süz, donanımsız gücünü saklamak için tek yanlı ajitasyona başvuramaz. Ajitasyonla durumun vaha­metini örtmeye çalışamaz, yaşamını davası uğruna "feda" eden her birimin cüretine saygı duyulur, ama tek tek cüretleri anlamlı kılacak eylemliliklerin nasıl bir kurumlaşmanın disipliniyle olacağını bil­mek, öğrenmek ve kavramak şartıyla. Dar grup çağını aşıp, devrimci hareketi merkezî otoriteye ve di­sipline kavuşturmak şartıyla. Örgütler arası sidik yarışını terketmek şartıyla. Kitlesel çıkışlar PARTİ gü­vencesiyle biçimlenir ve yönlendirilir. Devrimci mücadeleyi "tek-yol" ve "tek-yöntem" kısır döngüsüne indirgeyen örgütler, bu bilimsel olmayan görüşlerinin acısını sosyal-pratikte çok büyük kayıplarla öde­miştir. Diyalektiği konuşturacak isek: Tek değil, çok yol ve yöntem vardır denilmesini öğreneceğiz.

"Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez!..."

Bir "şehit" edebiyatıdır gidiyor. Sözde emperyalist-kapitalizme karşı olduğunu ifade eden bütün resmî tarih anlayışları ile resmî ideolojinin besleyip büyüttüğü örgütler "Şehitler Ölmez Vatan Bölün­mez" sloganını kullanmaya başladı. Nasyonal sosyalistler de "şehit" edebiyatında "amca çocuğu" de­dikleri öteki ırkçı ve faşistlerden geride değil. Genel stratejisini Komünizm ve Kürt düşmanlığı üzerine temellendirenler beş koldan kükreyerek kitlesel çıkışlara damgasını vurmak istiyor. "Millet güvenliği sağlar," "bizde dağa çıkarız," "elimiz kolumuz bağlı evimizde mi oturacağız" diyenler devlet tekelci ka­pitalizminin kendilerine izin ve ruhsat vermesi için alesta bekliyor. Kimileri de beklemiyor. MHP, BBP, vb. faşist milis kuvvetleri ve bilcümle "derin devlet" korumalı tosuncuklar her vesileyle sokağı kullanı­yor. Linç girişimleri deniyor. "Kana kan intikam" sesleri basın ve tv'lerde görüntüleniyor.

"Dağa çıkma" bahsinde bu "incileri" benzetmek gibi olmasın ama, kazara "cenahımızdan" biri te­laffuz etse adamın tiftiğini atarlar. Doğrusu, Sol ne kentlerde tutarlı işçi-kitle çalışması yapabildi, ne de kırda köylü-kitle çalışması.

Faşist parti Ankara'da 50 bin kişilik kitle gösterisi yaparken TMMOB mitingine "sol"dan gelenlerin sayısı 5 bini geçmiyordu!.. Sistem ne yaptığının farkındadır. Irkçı ve faşist örgütler ne yaptığının far­kındadır. Nasyonal sosyalistler ha keza... Bu cenahın tamamı "kemalist" ve "atatürkçüdür," ya da öyle geçinmektedir.

"Şehit" ve "feda" kelimeleri islâmî geleneğin uzantısında Türkçeye taşınmıştır. Pek çok Türkçe ad­ların kaynağı da islâmî gelenekten geliyor. Bu coğrafyanın insanının temel kültürü islâm ve Kur'an kaynaklıdır. Bunu biliyoruz.

"Şehit" ve "feda" kelimelerinin taşıdığı manayı bilmekle beraber bunları aynen kullanan kimi "sol" çevreler de bulunuyor.

Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar sosyalist literatürü çarpıtan (dil, terim, kavram ve ifadeleri yerli yerine koyamayan) anlayışlarla mücadele edecektir. Bu konuda bazı zorlamalara gidecektir. Bunu mutlaka deneyecektir. Denemek zorundayız.

Son günlerde günah keçisi gibi toplumdaki bütün çelişki ve çatışkıların kefareti "İmralı" edebiyatı­na yüklendi. "Sözde parti," "sözde bayrak," denilerek sistem kendi suçunu gizlemek istiyor. PKK'ye ol­madık sıfatları yükleyerek, DEHAP'a açık çalışma imkânı dahi tanımayarak açık tahrik ve kışkırtmalar­da bulunmaktan çekinmiyor. Sistem bu konuda pervasız davranış içindedir. Kürt düşmanlığı üzerine kurulu projeler krizi asla hafifletmeyecektir.

Türkiye'de, bırakalım Devrimci ve Marksist Sol Kadroların öne çıkıp müdahale etmesini, kendileri­ni ilerici, demokrat, devrimci, yurtsever, sosyalist olarak tanımlayanlar da bu konu ve sorunlar üzerinde kabızlık çekiyor. Politika üretemiyor. Türkiye tam bir kaos dönemini yaşıyor. "Diogenes bir yandan 'Komünist' ararken, bir yandan da 'Demokrat' arıyor!.." Ne yazık bu coğrafyada demokrat bir parti bile yok.

Sistem Komünist ve Kürt düşmanlığı üzerine kurulu politikasıyla kendi temeline kazma vuruyor. Sınıfsal çıkarını doğru düzgün düşünen burjuvazimiz bile yok. En "kral" burjuvazimiz dahi 15/16 HAZİRAN direnişinde soluğu hava alanlarında alıp, kuyruğa girerek yurtdışına kaçmaya çalıştı. Türk burjuvazisinin demokratik hak ve özgürlükleriyle sokağı kullananlara vereceği bir tavizi ya da şeyi yok. Batılı kapitalistler "sosyal devlet" diyerek kimi tavizleri vermek durumunda kalmıştı bir zamanlar. Şimdi uluslarötesi tekelci sermaye bu tavizlerin tamamını kan kusturarak geri almıştır.

İster Türk ister Kürt Solu olsun talep ve ihtiyaçlarını bu sistemden alamayacaklarını, sistemin bun­ları karşılayamayacağını bilmek durumundadır. Düzenden bir şeyler beklemek politikasızlıktır. Burju­vazinin icazetinden medet ummak ABD ve AB'ye angaje olmak politikasızlıktır.

Kürtler "Kürdistan faşizme mezar olacak," "şehida namirın" diyerek kitle eylemlerine çekiliyor. MHP binasını taşlıyor otobüsleri yakıyor. Molotof ve taşlı-sopalı gösteriler düzenliyor. "Biji serok Apo" sloganını ve sevdiği renklerini kullanıyor. Banka, lokanta, işyeri gibi yerleri hedef alarak taşlıyor...

Faşist milisler bayrak açarak ırkçı ye milliyetçi gösteriler düzenliyor. Cenaze törenlerini siyasal gösterilere dönüştürüyor. "Şehitler ölmez vatan bölünmez" diyor. Devletin güvenlik kuvvetleri birilerini koruyup himayesi altına alıyor."Hizb-ut Tahrir" örgütünün eylemine ses çıkarmıyor. 6/7 Eylül 1955 dö­nemini yansıtan fotoğraf sergisine saldıranlara göz yumuyor, diğerlerini gözaltına alıyor. Gaz bombası, tazyikli su, coplu dayak seansları tv'lerden halka izlettiriliyor...

AKP iktidarı bütün umudunu ABD ve AB'ye bağlamış durumda. Kitlesel çıkışların neyi işaret etti­ğini biliyor. AKP'nin alternatifinin sosyalizm olduğunu öne çıkaracak "sol"larımızın bir bölümü de ne yazık "cuntasal kalkışmalara" bel bağlamış durumda. At izi it izine karışmış veya karıştırılmış. Devrimci ve Marksist olan birey, grup, çevre ve örgütler ağımızın emperyalist-kapitalizmin gündemi okuyarak kışkırtma, tehdit ve manipülasyonların manasını kitlelere anlatması, uyarması ve öncülük etmesi bek­lenir/gerekir. Bu "senaryo"nun sonucunu biliyoruz. Açığa vurup tavır almak bizim elimizdedir. Türki­ye'nin gündemini yarım saatte değiştirmek de bizim elimizdedir. Atacağımız ileri ve anlamlı bir adım pek çok "senaryo"yu bozacaktır.

Bunun dışında bilince çıkarılacak daha önemli ne vardır?

Parası Olana Yeni Bir Meslek: "Internet Solculuğu..."

"Tüfek icat oldu mertlik bozuldu" misali internet icat olalı yeni bir meslek türedi. Biraz parası olan evine bir internet oyuncağı koydu. Bütün sosyal ilişkilerini keserek tıklamaya başladı. Cep telefonu icat oldu kimi "sol"lar illegaliteymiş, konspirasyona gelmemekmiş gibi incelikleri bir kenara koyup "Büyük Kulak"ın enformasyonuna girdi. Alan da memnun, satan da... Renk renk kredi kartı enflasyon ve geçim sıkıntısı çeken milyonlarca insanımızın "can simidi" oldu. Bankalar, icra daireleri, avukatlar herkes ha­linden memnun...

Allah daha layığını versin kimsenin ne internetinde, ne cep telefonunda ne de kredi kartında gö­zümüz vardır. Çağdaş kapitalizmin bu yeni araçları yerinde kullanarak çirkin vitrinini birazcık düzeltme uğraşı verdiğini biliyoruz. Kapitalizmin kullandığı araçları "cenahımızın"da kullanması küçümsenemez, ayrıca suç da değildir.

Kolektifimiz bu araçlardan yalnızca internet sitesi gibi bir aracı (o da bir kaç aydır) kullanma "şan­sı" yakaladı. Sosyalizm iddialı sağlı "sol"lu ve çok yönlü "sinsi kuşatma" yöntemleri hiç olmazsa bu alanda delindi. Bugün gururla söyleyelim; gerek sorunyayinlari.net, gerekse sorunpolemik.net web sitelerimiz _ (bu arada "POLİTİKA-SANAT-ESTETİK YOLUNDA 'EMEĞİN RESSAMI' AVNİ MEMEDOĞLU"nun mücadelesi, sanatı ve eserlerini öne çıkaran avnimemedoglu 8m.net sitemiz) bü­yük bir ilgi ile izlenmektedir. SORUN Polemik Dergimizin 17. sayısından bazı makaleleri yüklediğimiz sitemizi 4 günde 415 kişi aramış, yazı indirmiş, vb.

"Internet solculuğu" diyerek birileriyle dalga geçmiyoruz. Evet, bu türden bir solculuk anlayışı gide­rek yaygınlaşıyor. Legal ve illegal sollar bu araçla hedef kitlesine ulaşmaya çalışıyor. İlerici-devrimci Kitap ve Dergi tirajları büyük bir hızla gerilerken internet okurlarınınki hızla artıyor.

Gerek "Radikal Sol" gerekse "Sosyalist Sol" politikalarının büyük ölçüde erozyona uğradığı bir sü­reçte "internet solculuğu" öne çıkıyor. "Öncü parti-önder parti-kitlesini arayan parti" uvertürleri yapa ya­pa eriyen örgütler, kendilerine yapılan öneri, uyarı ve eleştirileri hiç dikkate almıyor. Oysa bu görevini yerine getirmeye çalışan Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar "cenahımızın" yeni nitelikler kazanabilme­sinin kavgasını veriyor. Eleştirel katkının ne demek olduğu anlaşılmıyor.

"Öncü parti-önder parti-kitlesini arayan parti" diyerek böbürlenenleri hayat ve mücadele acımadan açığa düşürdü. Onların web sitelerini izleyenlerin sayısı çok düşük. Bir örnek verelim; Bağımsız tavrı ile, objektif haber ve yorum analizleri yapan, ayrıca ne olduğu, kim olduğu pek açık olan katman.info sitesini günde 300 kişi izliyor. 15 günlük yayın periyodu olan siteyi 10 sayıda 300 bin insan izlemiş. Bunun 30 bini yurtdışından. Kitlesini böbürlenerek arayanlar oturup düşünsünler, katman.info böylele- ri gibi "kitlesini arayan" diye yola çıkmadı. Hazır olan kitle gelip bu siteyi buldu. Kolektifimiz'in üretmiş olduğu telif kitaplarımıza, SORUN Polemik Dergimizde yayınlanan makalelerimize de sitesinde yer veren katman.info sitesine ve yönetmeni sosyolog Mehmet Eymen arkadaşa hem teşekkür ediyoruz, hem de misliyle mukabele görevimizi yerine getiriyoruz, hem de objektif haber-yorum bahsinde "cena­hımızın" bundan ders ve sonuç çıkarmasını diliyoruz. Çünkü bir yandan devletin, diğer yandan ML-KP- TKP-Bolşevik geçinenlerin şimdiye kadar uygulayageldiği "sinsi kuşatma" yöntemlerinin hiç bir işe ya­ramadığını herkesin görmesi gerekiyor.

Burjuvazinin yapamadığını yapmaya soyunan "sol"ların sayı hesabıyla kendine gelmesi gerekiyor.

Türkiye'de 7.5 milyon internet kullanıcısı varmış. Bunun yüzde üçü ilerici-demokrat-devrimci- yurtsever-sosyalist ve Marksist ise (bu rakam l.TİP'in 1963 yılında, aldığı oy oranıdır) 225 bin insanı­mız interneti kullanıyor. Dileyelim işçi sınıfı, emekçiler ve bizim insanımızın tamamı bu aracı yerinde kullanabilsin. Devlet tekelci kapitalizminin her alandaki kuşatmasını, yabancılaştırma yöntemlerini bi­zim sitelerimizi izleyerek bilgisini artırsın ve bilinçlensin. Burjuva ve küçükburjuva "sol"ların binbir idealizasyon, mistifikasyon ve ajitasyonu karşısındaki Devrimci ve Marksist Sol Kadroların telif çalış­malarıyla tanışsın.

Bu konuda "internet solculuğu" bahsinde değinilecek bir örnek daha var: Kapitalist Batı'ya "siyasî mülteci" kimlikleriyle sığınmış olan kimileri (şefler, şef adayları, örgütler, 24 adet "legal'' 61 adet "ille­gal" örgütlerden ayrılanlar-ayrılmamışlar) büyük bir ustalıkla interneti kullanıyor. Eline birazcık "bozuk para" ya da miras veya loto ikramiyesi geçen herkes oturmuş internetin başına tıklayarak ahkâm kesi­yor. Zaman, mekân, para-pul kaygıları yoktur böylelerinin. Türkiye'deki sınıflar mücadelesinden uzak­ta, üretim faaliyetinden kopuk "internet solculuğu"un keyfini çıkara çıkara devrimci ve de komünist ol­duklarından dem vuruyorlar... Onlar da kitlesini arıyor!?..

Alem-Âlem ve Kadıköy Alemi...

"Yârim İstanbul'u mesken mi tuttun..." türküsü güzeldir. Duyarlıdır. Düşündürücü bir mesaj verir en azından. Fakat sip partisi tekapesinin Tarihi TKP'nin 85. yıldönümünü kutlayan (!) afişleri, anılan tür­küdeki tadı hiç vermiyor. Enternasyonal Marşı'nın bir dizesinden uyarlanan afişteki "yeni bir alem iste­riz" lafı çeşitli çağrışımlara neden oldu. Alem mi Âlem mi istedikleri pek de belli olmayan efendi bira­derler ilerleye ilerleye "Kadıköy Alemi" oldu. Yani Kadıköy'ü mekân tuttular sarı, kirli ve entrikacı kimlik­leriyle. Bu türden "sol"ların devrimciyi hele hele komünizmi oynaması onların değil Devrimci ve Mark­sist Sol Kadroların suçudur. Ya da bu yolda çağrışım yapıp bu alanı sahte işçi ve komünist örgütlere (partilere değil, çünkü öyle bir PARTİ'miz yoktur) bırakan ve de komünist geçinen herkes suçludur. Devletin, Anayasa Mahkemesi'nin bile "bunlar Tarihi TKP değil" dediği bir süreçte sip partisi tekapesi, siyasî akılbaliğ olmamış genç insanları bünyesine çekmeyi becermiştir. Siyasî mevta kimlikli kimi eski solcularla birlikte...

Dünyanın neresinde çağrışım, idealizasyon ve mistifikasyon, sansasyon ve magazin ve de entri­kacı yöntemlerle işçi ve komünist partisi kurulmuştur? sorusunun en ilginç örnekleri Türkiye coğrafya- sıdır.

Kadıköy eskiden burjuvazinin mekân tuttuğu bir semt idi. Şimdi burjuvalar "Dallas"vari villalarına geçti. Kadıköy orta ve küçükburjuvaziye mekân oldu. Kadıköy halkının sürekli CHP'ye oy verişi semtin sınıfsal karakterini de yansıtmaktadır.

Tam yerlerini bulmuştur "alem" isteyenler.

Bu afişleri gören biri piyasadan satın aldığı "Yeni Âlem" dergisini siplilere postaladığını söylüyor. Yakışmış, şık bir mizah örneği.

Biri de afişe el yazısıyla şunları yazmış: "Baylar, sizin TKP ile 85. yıl ile ne alakanız var? Utanmı­yor musunuz? Ne hakla hangi cüretle TKP'nin kuruluşunu afişlerinize yazıyorsunuz?"

Doğrusu bu ve benzeri takılmalar bilimsel-sosyolojik tahlilleri değil, tıp ilminin sahasına giren bir sorunu akla getiriyor.

Türkiye "köpeksiz köy" misali tekin bir ülke değildir. Her şeyin; rakıdan tutun "komünist partiye" kadar bol miktarda sahtesi vardır. Sahte olanın alıcısı da vericisi de olacaktır. Sahte işçi ve komünist parti kurmak bu coğrafyanın resmî tarihinde olduktan sonra başka bir yoruma gerek de yoktur.

Gün her boydan yalancı pehlivanların günüdür. Yoldaşçılık oynamak, tekapeler kurmak serbesttir. Baş pehlivanlar meydana çıkınca yalancı pehlivanlar meydanı terkedecektir.

"Harici Büro" tekapesi binbir tahribat bırakarak sırasını nasıl savdıysa, günümüzdekiler de, onlar­dan daha beter biçimde sıralarını savıp mukadder akıbetten kurtulamayacaktır.

Bianet "Haber Üretiyor!".

Kimi "sol"lar meyhaneleri mekân tutup "ne olacak bu memleketin hali" ya da "ne olacak yahu şu solun hali" deyu ahkâm kesedursun 12 Mart 1971 'in faşist baskı ve terörünü yaşamış olanlardan Na­dire Mater ile Ertuğrul Kürkçü de "yapılacak iş" babında acul davranmış ve Bianet (Bağımsız Internet Haber Ajansı)'i kurarak, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'nün Türkiye ve Yakın Doğu temsilciliğini almıştır. STGÖ, FIJ üyesidir. FIJ (Uluslararası Basın Federasyonu) STGÖ'yü her açıdan destekliyor. STGÖ'nün 15 bin gazeteci üyesi var. Örgütün gazetecilerin aidatlarıyla yaşatıldığı söyleniyor. Kendi payımıza STGÖ'nün öteki finans kaynaklarını bilmiyoruz,

TC devletini ve TSK'yı savunan ip partisi ve D. Perinçek'in Bianet'i boy hedefi yapan beyanlarıyla spekülasyona girdiğini hatırlıyoruz.

Bianet gibi ticarî kuruluşları oluşturmak uluslararası ilişkilere girmek serbest bir faaliyettir.

Serbest Pazar-piyasa ilişkileriyle devrimci siyaseti birbirine karıştırıp ahkâm kesmeye kalkanlara elbette söylenecek sözümüz olacaktır.

Bianet, kendini "Haber Üretmek" gibi bir sıfatla tanımlıyor. Oysa haber üretilmez, verilir ya da yo­rumlanır. "Haber üretmek" palavracılık demektir.

Sınır tanımadığını belgelerine övünerek koyanlar, "siyasî" ve tecimsel ilişkilerine ters düşen haber­lerde sansür koymayı, sınırlamayı ve "sinsi kuşatma" yöntemlerini doğrusu pek beceriyorlar.

Kolektifimizle ile ilgili canlı bir örnek vermek istiyoruz: 25 Milyarlık haksız-hukuksuz bir icra takibi­ne maruz kalışımız, kapılarımızın kırılarak 30 yıllık arşimize, telefon rehberimize, Dergi ve abone def­terimize ve bilgisayarlarımıza, yedek CD'lerimize elkonuluşu olayı Bianet'i hiç ilgilendirmedi. Burjuva basının dahi "Baskın mı Soygun mu?" diye manşet yaptığı haber Bianet'te suskunlukla geçiştirilmiştir. Öteki haberlerimizi de kullanmayan bu ajansa demek ki bu haberler "ilginç" gelmemiş. Asla yakınmıyo­ruz. Açığa vuruyoruz, "sınır tanımayışlarını" ve sınırlarının ne olduğunu...

FIJ ve STGÖ'nün Türkiye ve Yakın Doğu temsilcileri ile Bay Perinçekvari polemiğe girmek bizim işimiz değildir. Tecimsel kuruluşların finans kaynakları hakkında da ahkâm kesmeyiz.

Dürüst, ilkeli ve objektif habercilik yapan herkesin elini sıkarız. İster burjuva ister sol geçinen ce­nahın elindeki araçlardan, gazetecilik ve ajans haberciliğinden ne bekliyoruz? Sınır tanımayan bir ga­zetecilik anlayışını.

Kendi payımıza söyleyelim: Bu türden ajanslarda özellikle INDYMEDlA'da Kolektiiimiz'e ait haber­ler yer almaz. Aksine Sorun Yayınları ile SORUN Polemik Dergimize sataşan (sataşmak ne kelam küfür eden) herkese açıktır. "Haber ve Forum" alanı diyerek bu türden alanlar rahatlıkla kullanılabil­mektedir. Hayat ve mücadeleden kopuk "sol"lar bu siteleri kullanarak doyuma ulaşıyor.

12 Mart 1971 'in faşist askerî darbe döneminde cezaevine düşen kimi "sol" kesim sanıklarından Aydın Engin ile Osman Saffet Arolat daha cezaevindeyken "soldan haber satmak" bahsinde dışarı çı­kınca kuracakları ajansın (İSDA) ön hazırlıklarını yapıyordu (Ayrıntılı bilgi için bakınız: Sırrı Öztürk, 12 Mart 1971'den Portreler C:I-II-III., Sorun Yayınları, 1995.). "Soldan haber satmak" mesleği "haber üretme"ye terfi etti.

"Sol"dan haber satışında kimileri bayağı ilerledi. Kolektifimiz böylelerinin kimliklerini açığa vurduk­ça yükselip ilerleyişleride hızlandı. Popülariteleri arttı.

Kimileri Demirel, Özal, vs.'lere "uzman" oldu. Kimileri tekapecilik oynadı, ilerledi. Kimileri gazete genel yayın yönetmeni oldu. Kimileri reklam ajansı sahipliği yaparak burjuvazinin gözdesi konumuna terfi etti. Kimileri "Kuruçeşme Toplantıları" düzenleyerek "sosyalist sol"un "birliği" aşkına liberal, tasfi­yeci ve postmodern örgütlerin yolunu döşedi.

Kirli, sarı ve entrikacı kimlikleriyle işçi sınıfının sendikal birliği ile sosyalist hareketin buluşup bü­tünleşmesi ve böylelikle ciddî, güvenilir ve donanımlı bir İSP'nin oluşturulması davasına darbe vurdu. Kimileri "sol parselasyon" projesi işinde emperyalizme "arka kapıdan" hizmet servisleri sundu. Kimileri işrete, apışarası ilişkilere girip bir türlü belden yukarı çıkamadı.

Bu "vukuat"ları da yetmedi, tartışmalı düşünce-davranış çizgileriyle hâlâ legal parti kurma peşin­deler.

"Haber üretiyor"lar, haber satıyorlar. Alıcıları da vericiler de var. "Sol"dan da haber satan ajanslar içinde Bianet ötekilerini sollamış durumda. "Sol"un haber kaynağı bahsinde de birinci durumdalar... "Tarafsız" konumlarıyla idare ediyorlar...

"Kuruçeşme Toplantılarında ödepe partisi gibi örgütlerin doğumuna ebelik edenlerden Ertuğrul Kürkçü Bianet tercihi yaparken, birlikte kotardıkları örgütlerinde tepişip ayrışan Oğuzhan Muftüoğlu ve ekibi de sesonline ajansını kurmakta gecikmedi. Ödepelilerin ajansının kaynağı (süzgeçten geçirilmiş "hazır" haberleri) a.p. ve a.a.'dır. Diğerleri ise "sınır tanımıyor," yerli haber üretiyorlar!..

Sanal ve Sahte Gündem: Kemalizmin Sağı-"Solu"

Türkiye'nin sorunları ve çözüm üretme yöntemleri dürüst, samimi ve ilkeli biçimde tartışılmıyor. Bu türden bir tartışma ortamının önü yasal, anayasal, keyfî-fiilî baskı yöntemleriyle kesilmek isteniyor. Sağlı "sol"lu burjuva partileri büyük bir özgürlük içinde kendi yarattıkları sanal ve suni gündemlerle sözümona tartışıyor. Bu sürece AB'den gelecek "özgürlük ve demokrasiye" endeksli "solcu"lar da katı­lınca asıl gündem gözlerden ustaca kaçırılıyor.

Güncelin tartışılması ve politika üretilmesi Devrimci ve Marksist Sol Kadroların iradî müdahalesi olmayınca doğrularla eğrilerin ayıklanması sorunu güme gidiyor.

Sol'dan gelip de Kemalizmin sağı-"solu" diye ayrışıp örgütlenenler de sanal ve sahte gündem ya­ratmakta oldukça beceriye sahip. Kimileri Kemalisttir, kimileri Atatürkçüdür, kimileri Kuvayı Milliyeci, kimileri Yeniden Kuvvayı Milliyeci, kimileri Atatürk'ten, kimileri İnönü'den yanadır. "Ulus-devlet" yaren- likleriyle kimileri Doğu'lu, "Galiyev"ci, kimileri "muasır medeniyet"çidir.

İdeolojik-sınıfsal konumları, kurdukları örgüt, dernek ve vakıfların tüzük, program ve söylemleriyle bu zevat fena halde moral bir çöküntü yaşamaktadır.

İşçi Sınıfı ve emekçi halkların desteğinden uzak seçkinciler bürokrasinin her iki kanadına, istihba­rat yapan kuruluşlara, kimlerin tetiklediği meçhûl angajmanlara bulaşan bu zevat açıkça söylemeselerde, sırasıyla Resneli Niyazi'lerden 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerini hatırlatmak­tadır. 9 Mart 1971'den hiçbir ders almadıkları anlaşılıyor. Uluslarötesi tekelci sermayenin destekleyip desteklemediği pek anlaşılmayan uğursuz projelerini "ulusalcılık" iksiri ile sunuyorlar. hem birbirlerini ajite ediyorlar hem de seçkinci konumlarıyla emekçi halk desteği olmadan iktidara gelmenin yollarını arıyorlar. "Ordu Göreve - Atatürk Gençliği" diyor/ diyebiliyorlar. "Kürt yemeği yemeyin, sularını içme­yin, adlarını anmayın, kız alıp-vermeyin..." diyerek Hitler ve Musolini'ye taş çıkartan ırkçı ve gerici dü­şünceleri pervasızca kitleye sunuyor/sunabiliyorlar. "Kızılelma" örgütleri kuruyor/kurabiliyorlar. "Vatan­sever Kuvvetler Güç Birliği" derneklerinin tüzüğüne ırkçı, faşist tezler yazıp bunları savunuyor/ savu­nabiliyorlar. "Türkiye AB Derneği" adıyla dernek kurup AB karşıtı bir "pozisyona" giriyor/girebiliyorlar. "Asker sokağa çıkamaz, ama desteklerse, sağcısı, ulusalcısı, çiftçi örgütleri, Baro, başkaldırırsa yer yerinden oynar" diyen Prof. Dr. Erol Manisalı "Asker ben de varım, dese yeter. Silah patlatmasına ge­rek yok" demiş/diyebilmiştir.

Yasal, anayasal, keyfî ve fiilî kuşatma ve baskılara karşı doğuştan şerbetli olan bu zevatın düşün- ce-davranış çizgilerinin yüzde birini "cenahımızdan" biri kazara söylemiş olsa bütün faşist ağızların- kurumların boy hedefi olurdu.

Komünistlerin açığa vurması gereken pek çok konuyu birileri Orhan Pamuk'a, Hırant Dink'e, Mehmet Altan'a, Ali Bayramoğlu'na "ciro" etmiş bulunuyor! I. Cumhuriyetçiler, II. Cumhuriyetçiler, Kızı- lelmacılar, ABD ve AB'ciler, bilcümle Kemalist ve Atatürkçü geçinenler, sahte işçi ve komünist partiler, tasfiyeci, liberal, postmodern sollar, sağlı "sol"lu burjuva partileri; alayınızı karşıya alıp açığa vuracak bir örgütlenme işbaşı yapınca ne yapacaksınız?!..

"Yeni Ceza İnfaz Kanunu" Uygulamaları "İnsanım Diyen" Herkesin Sorunudur!..

CİK'in uygulamaya girişiyle birlikte siyasî tutsakların süregelen "sorun"ları da artarak devam edi­yor. İHD, TAYAD gibi bu konuyu "dert" edinen kuruluşlar dışında bunu gündeme taşıyıp altını dolduru­cu çabalara giren de pek yok.

CİK'in yürürlüğe girişiyle birlikte tecritler de ağırlaştırıldı. Kimi cezaevlerindeki keyfî ve fiilî davra­nışlar artık dayanılmaz bir hal aldı. Siyasî tutsakların aileleri ile ilgili kuruluşlar bu sorunu dile getiren sözlü-yazılı talepleriyle çalmadık kapı bırakmadı. Hâkim gerici sınıfların denetimindeki basın-yayın te­kelleri, tv'ler susuyor. Bu konu haber niteliği dahi taşımıyor(!) Kimi "sol"ların organlarında da bu konu işlenmiyor. Niye mi? Onlara göre: "F Tipi Cezaevlerini goşizm tetiklemiştir. Baksınlar başlarının çaresi­ne!" biçimindedir.

Halbuki burjuvazinin baskı ve terörü altında bulunan bütün olay, olgu, veri ve süreçlerin incelen­mesi, koşulların değerlendirilerek politika üretilmesi, bırakalım marksist-leninist-bolşevik geçinmeyi ve böylece bitmez-tükenmez kan emici yarım-aydın tartışmalarını, bütün iyi yürekli, namuslu insanların sorunudur. Bu sorunun gündem yapılarak uygulamaları geri teptirmek sorumluluğu da ilerici, demok­rat, sosyalist, devrimci, yurtsever ve marksist kadroların omzundadır. "Cenahımız" bu sorunu bütünlük­lü olarak sınıflar mücadelesinin vazgeçilmez bir bileşeni olan cezaevleri sorununu gündem dahi yap­mıyor veya yapamıyorsa bu türden bir "sol"a burjuva politikaları karşısındaki düzeniçi doymuşluklarına "geçmiş olsun" diyeceğiz. Böylelerinin daha da çözülüp çürümesine çalışacağız. Bu yöntem devrimci hareketin yeni nitelikler kazanmasına da yardımcı olacaktır, diyeceğiz.

Bu türden bir düşünce-davranış içinde olanları "sosyalizm" iddiaları hatırlatılarak düşündürmek ve sosyalizm davasına kazanmak zorundayız.

Devrimci tutsaklara mektupları, dergi ve kitapları verilmiyor. Görüş yasağı bir aydan altı aya kadar vardırılıyor. Üç aydır taahhütlü yazışmalarımıza bir cevap alamıyoruz. Sürgün ve sevk işlemleri âdeta yeni bir işkence metoduna dönüştürülüyor. Mektuplar soruşturmalara uğruyor. Tecridi protesto eden sözlü-yazılı her eyleme saldırılıyor. Hapishanede türkü söylemek yasak! Gülmek, konuşmak engel­lenmiş durumda!.. Siyasî tutsakların karşı çıktığı her şeyin önünde cezaî müeyyide dikiliyor!.. Bu uygu­lamaların en "ilginç"i F Tipi Edirne Cezaevinde yaşanıyor. Cengiz Polat'a "kaçak elektrik kullandığı için altı ay görüş ve mektuplaşma yasağı" getirilebiliniyor! Tutuklunun "bu cezaevini ben inşa etmedim. Bu elektrik tesisatını ben yapmadım." biçimindeki savunmasını olumlu gören ilgili savcı dahi iddiayı "saç­ma" olarak nitelemesine rağmen bu türden CİK uygulaması yapılabiliniyor!

Uzun söze de, faşist uygulamaların fantastik tahliline de gerek yok.

Devlet-lktidar-Rektör-Sektör-"Laik-Şeriat" Yarenlikleri...

Hâkim gerici sınıfların çelişki ve çatışkıları karşısında koparılan yaygaraların ne akıl-mantıkla, ne bilimsellikle, ne de ciddiye alınılırlıkla bir ilgisi var. Fakat ne yazık bu sanal ve sahte gündemi tersyüz edebilecek PARTİ ve Kurumlardan yoksunuz. Eloğullarının birlikte hazırladığı bu gündemi İskender'in Kılıcı dışında kesip atacak, başı üzerinde yürüyen cenahımızı doğrultup ayakları üzerinde yürümeye zorlayacak bir iradeye ve özneye büyük ihtiyacımız var.

TC Devletinde devlet ve iktidar ayrıdır. Devlet sınıfsal çıkarlarıyla gizlidir, derindedir. Burjuvazinin kullandığı sağlı "sol"lu siyasî partiler iktidara gelip gitmektedir. Devlet tekelci kapitalizminde burjuvazi­nin çıkarlarını koruyup kollayan memurları siyasî partilere yerleştirilmiştir.

Devlet tekelci kapitalizmi şimdilik AKP iktidarı ile ''malı götürüyor." Mal götürülürken iktidarın has ortakları arasında büyük bir kavganın ortaya çıktığını görüyoruz. Bu kavga sınıf kavgası değildir. Saf- laşan iktidar ortaklarının asker-sivil bürokrasideki kadrolaşmasındaki çıkar kavgasıdır.

Van Ünıversitesi Rektörü ağır bir iddia ile tutuklanınca YÖK'ün başındaki seçkinler ayaklandı. "Bugün ona, yarın bize" diyerek yargının siyasete âlet edilmesini dillendirip eyleme geçen Rektörler, sözlü ve yazılı suçlamalarından sonra Van'a gitme kararı aldı. Rektörlerin eylemi karşı-eylemle cevap­landı. Bir kısım halk onları yuhaladı ve protesto etti. Rektörler de meslektaşlarına yapılanları protesto etti.

Bir parantez açarak söyleyelim : Rektör milleti Üniversitelerdeki bilimsel özerklik, bilim namusu konusunda olduğu gibi, demokrasi ve insanlık dışı uygulamalar, özellikle düşünce-davranışlarıyla dü­zeni karşıya alanlara yapılan baskı, terör ve tecrit karşısında da suskun kalmıştı!...

Sert bildiriler karşılıklı "teati" edildi.YÖK yetkilileri de karşı-salvo atışlarında Başbakan'ın müsteşa­rını "intihal" (aşırma tez) ile suçlayarak Prof. ünvanını geri aldı.

"Laik-Şeriat" sanal ve suni gündemleriyle saflaşan taraflar çeşitli eylemleriyle birbirini suçlayadur- sun, basın ve tv. de bu çerçevede saf tuttu. Öfke ve intikam duygusu altındaki saflar ipi iyice gerdi.

Devlet Başkanı, CHP, Baro ve basının bir bölüğü "laik" cenahın, iktidardaki AKP ve yandaşları da "şeriatçı" olarak nitelenen cenahta kümelenince orta oyununun sahnesi tamamlandı. "Solcu"lar da "la­ik" cenahta yerini aldı. Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar ne yaptı? İşsizlik, pahalılık cehenneminde emekçi halklarımız, işsizlerimiz, grev hakkı "Şale Kökünde havyar ile yenilen" sendikalı işçilerimiz, dü­şünce ve davranışlarından ötürü E, F, D tipi tecrit hücrelerinde keyfî ve fiilî infazlarla kuşatılan insanla­rımız , "bizim çocuklarımız", bizler, hepimiz ne yaptık? Bu sahte ve sanal gündemi değiştirmek için ne­den ileri ve anlamlı bir adım olsun atamadık?

Hukukî, vicdanî ve cüzdanî gerilimler "devletin tepesindeki kavga" olarak nitelenirken, bu uzlaşır çelişkileri "Laik-Şeriat"çı zıtlaşmasını taraflar "hini hacette" tatlıya bağlayacaklardır.

Bu zıtlaşmalarda Devlet Başkanı da safını belirleyerek 77 Rektörü eşleriyle beraber 29 Ekim'de Köşk'te verilen resepsiyona davet etti. 29 Ekim, 19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustosların yıl dönümleri seçkinlerimizin kılıçlarını çekip kınlarına soktuğu dönüm noktalarıdır.

Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar, Tarihi TKP ve 15/16 HAZİRAN Hareketi sürecinden çıkardığı ders ve sonuçlarla, tarihsel ve sosyal haklılıklarıyla, meşru ve yasal olduklarının bilinciyle ideolo- jik,politik ve örgütsel kılıçlarını kuşanmalıdır.

Bu görev yapılamıyorsa, sahte ve sanal gündemin düğümünü kılıçla kesip atacakların atakları devam edecektir.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.