SORUN Polemik Dergimizin 17. Sayısında "Politika Cephesinden Güncele Bakış" başlıklı uzun yazımızda çeşitli konu başlıklarıyla günceli irdeleyen sorunlara ilişkin görüşlerimizi sistematize etmeye çalışmıştık. Bu başlık ve konular ilgi gördü.
İki aylık periodlarla yayınlanan bir derginin günceli kapsamlı bir biçimde yakalaması mümkün değildir. Seçtiğimiz konular bizim açımızdan öne çıkarıp üzerinde düşünmek-tartışmak istediğimiz konu ve sorunlardır.
Parti kurma atakları yaz boyu eksilmedi. Burjuva ve küçükburjuva "sol" eğilimler, bir yandan tatilin tadını çıkarırken, diğer yandan "yeni" kuracakları partilerinin temaslarını yoğunlaştırdı. Böylelerinin "parti" kurma niyetlerini bizler "örgüt" kurma olarak okuyoruz. Onlara parti muamelesi değil örgüt muamelesi yapılmasını bilince çıkarıyoruz.
Bizim "sol"umuzun parti kurma fiil çekimindeki "vukuatı" meşhurdur : "Kurdum, kurduk, kurdular"ı hiç eksik olmaz. Kim, kimler adına, niçin, hangi amaçla, hangi yasallık ve sosyal meşruluk anlayışı ile parti kuruyor? "Bu partileri kim kuruyor?" sorusu artık anlamını yitirdi. "Bu partileri kimler kurduruyor?" sorusu gündeme yerleşti.
'"Hoş Geldin Halil İrbaham" başlıklı "İşçilerin Kendi Partisi"ni kuracaklarını ya da kurduklarını açıklayan kesimin bildirilerinden yalnızca bir adet kelimeyi "işçi kardeşliği"ni ele alıp bu türden bir literatür ve yöntemle kurulacak örgütün asla parti olamayacağını şakayla karışık dillendirmiştik.
Bu yazı çok ilgi gördü. Mizahı seven, ayrıca legal parti kurma enflasyonunda ipin ucunu kaçıranlara nelerin söylenmesi gerektiğini bilen okurlarımız konuya katkı getirdi. "İşçi kardeşliği, yüzük kardeşliği derken 'yüzüklerin efendisi'ne gelinecek galiba..." diye takılan bir okurumuzun bilincini kutlamak kalıyor bize...
Kafayı işçilerin kuracağı kendi partilerine takanlar dışında "işçi kurultayı", "konferansı", "komiteleri" diyenlerin sayısında da bir artış olduğu gözleniyor.
"Radikal Sol" ile "Sosyalist Sol" hareketlerimizin son yıllarda "işçici" kesilişinin bir sebebi olmalı. "Bu gözlemleri iyiye mi kötüye mi yormalıyız" diye araştırdığımızda "olumlu" bir değerlendirme yapamıyoruz.
Genel anlamıyla "sol"umuzun daha da çürüyüp tükenişinin işaretini görüyoruz, bu "işçici" ataklarda.
Çünkü, gerek İSP veya KP kurma işinde, gerekse işçi sınıfı ve emekçilerin sosyalizm davasına yeniden kazanılması mücadelesinde bu türden ataklar işi bayıra sürme dışında bir şeye yaramamıştır.
"İşçici" ataklar, "şaşıran ördek suya kıçtan dalar" özdeyişini akla getiriyor. Bu atakların başını çekenlerin tamamı üniversite okumuş yarım-aydınlardan oluşuyor. Böyleleri her altı ayda bir örgüt kabuğu değiştirir. Işık hızıyla ideolojik-teorik seçimler yapar. Davadan döner. Dönekliğini teorize eder : "Ah- lâken dönmedim, felsefî açıdan döndüm" der!..
Atak yapanlar neden bu yönteme başvuruyor? Tarihsel-sosyal haklılıklarından mı? Hayır. İdeolo- jik-teorik-örgütsel ve politik açıdan pratikte yeniyi üretmek aşkına mı? Haşa. Sosyalizmin 150 yıllık tarihini özümleyip, diyalektik, tarihsel ve felsefî materyalist yöntemi doğru okuduklarından mı? Ne münasebet. Bu topraklardaki devrimci birikim ve geleneklerimizi yeni bir senteze kavuşturup yerel-ulusal- sosyal ve enternasyonal diyalektiğe katkı veya Dünya Devrimci Pratiğine bulunduğumuz coğrafyadan "yeni bir halka" eklemek için mi? Hayır. "Örgütler anarşisi" hastalığını tedavi için mi? Hayır. Devrimci ve Marksist Sol Kadroların yaşadığı "öndersizlik krizi"ni aşmak için mi? Fe suphanallah...zinhar! İktidara gelmek ya da Devrim yapmak için mi? Böylelerine bu türden bir soru yöneltmek abesle iştigal anlamına gelir. "Devrimci hareketimizi merkezî disiplin ve otoriteye kavuşturmak için mi?" gibi "tehlikeli" soruları örgüt kurma atağına girenlere sorarak ipin ucunu kaçırmadan meselenin aslına gelelim :
Örgüt kurma atağına girip parti taklidi yapılması "cenah"ımıza uzun yıllar önce giren bir veba mikrobudur. Bu mikrop girdiği her yeri kurutur, kurutmuştur. Onlarca örnek verebiliriz bu konuda.
Tarihi TKP'nin tarihi, nesnel gerçekliği içinde bilimsel açıdan incelendiğinde bu mikrobu ve yaptığı
tahribatı görmek öyle zor da değildir.
10 Eylül 1920 tarihinden başlayarak resmî tarih anlayışı ile resmî ideoloji, Tarihi TKP'yi içinden ve dışından kuşatarak işlevsiz bırakmaya başladı. Sahte TKP kurma yöntemleri denendi. Naylon komünistler sisteme entegre edildi. Her boydan ve soydan "Marksizm Kalpazanları" türedi, türetildi. "Tercüman civanlar" devreye sokuldu. Kapitalist Batı'dan ithal edilen devrim teorileri, devrim simyagerliğinin işbaşı yapması tahrik edildi. Bulunduğumuz coğrafyanın tarihsel, kültürel, felsefî, mitolojik değerleri kara gerici, ırkçı-faşist ve karamsar bir idealist yorumla kitlelere sunuldu. Tarihsel iyimser, dinamik, yaratıcı ve ilerletici düşünce akımlarının önü kesildi. Bir yandan sistemin uygulayageldiği faşist baskı ve kıyımlar, diğer yandan hareketin içindeki sağ teslimiyetçi oportünist akımlar kırılıp aşılamadığı için bilimsel, diyalektiği özümlemiş düşünce akımları serpilip gelişme imkânı bulamadı. Orijinal sınıf ilişki ve çelişkilerimizi doğru okumamız engellendi. Yerli iç deney zenginliğimizin bereketini birlikte dövşürmemizin önü çeşitli eloğullarınca engellendi.
Kısacası, artısı eksisiyle genel anlamıyla Sol'un bu duruma getirilişinde hemen hemen herkes, hepimiz çeşitli roller ve sorumluluklar üstlendik.
SSCB, Çin, Halk Demokrasileri çürüyüp çözüldü. Ne de çabuk yıkıldılar? Bu sürecin "suçu" öyle kimilerince yapıldığı gibi "Biz demedik mi" türünden saçmalıklarla izah edilemez. Bu sürecin altında bütün komünistler, hepimiz kaldık. Bizler sütten çıkmış ak kaşık mıyız? Kapitalist Batı'daki işçi ve komünist partilerinin büyük ölçüde yasallık ve sosyal meşruiyetlerini yitirmesi de yalnızca onların "vukuatı" yerine konulamaz. Bu sonuçların alınışında bütün dünyanın KP'leri, proletaryası, emekçi halkları, hakikî aydınları, ilerici gençliği, bütün namuslu insanlar, bütün iyi yürekli insanlık alemi derece derece "suçlu" değil midir?
"Sosyalist Sistem"in çözülüşünü Mao, Troçki, Lüksemburg, Che, vb'lerinin özümsenememiş görüş ve tezlerine dayandırıp izaha kalkışmak ve bu çerçevede yeniden politika yapılacağını zannetmek de saçmalıktır. Fantezi üretmektir. "Dipsiz kuyu boş ambar" tartışmasıdır. Bu konular üzerine kaleme aldığımız polemiklerimizde, Stalin, Troçki, Mao, Lüksemburg, Che, vb.'lerine alıntı mantığı ile eklektik başvurularda bulunularak, söze "dedi ki" diye başlayanları şiddetle uyarıp karşıya aldığımızı, hatta daha da ileri giderek "Devrimci ve Marksist politika üretiminde söze 'dedi ki' diye başlamak gericiliktir" demek zorunda kalmıştık.
Bu türden uyarı ve eleştiriler işe yaramayınca doğallıkla polemik yöntemini seçecektik. Ne yani Devrimci Marksizmi bu dereceye indirgeyip "idare-î maslahat"çıları ciddiye mi alacaktık? Böylelerini bilimsel-inceleme-araştırma yaparak kazanmanın imkânı var mıydı?
"Dedi ki"cilerin ekmek ve kariyer parasıydı, anılan önderleri öne çıkarıp -tekrar edip- politika yaptığını sanmak...
Bir yandan "tercüman civan"ların eklektik ve aşırma tezleri, beri yandan yerli iç deney zenginlik ve birikimimizde orijinal sınıf ilişki ve çelişkilerimizi öğrenme, böylece politika belirleme bahsinde de, sırasıyla ve özgünlükleriyle M. Suphi'ler, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Deniz, Mahir, İbrahim, vb.'leri yalnızca tekrar edilmek suretiyle, bu tü1rden iddia ve örgütlenmelerle bir türlü doğru ilkeler yörüngesinde tutulacak "Ana Halka"yı göremedik. 1
Bilimsel bilgi ve bilinçlenme süreçlerimizin kısırlığı ve kuşatılmışlığı PARTİ ve PARTİLİ geleneklerimizin zayıflığı ve kısırlığı, islâmî kültür geleneklerimizin kaynağından tümüyle kurtulamayışımız, vb. etkenlerle "Sol"umuz bugünkü konumuna evrilmiş oldu. Sol'un, özellikle de Devrimci ve Marksist Sol Kadroların ayrışma ve bütünleşmesi konusu acil ve yakıcı bir sorun olarak "cenah"ımızı düşündürüyor. "Parti" kurma, "işçi kurultayı" düzenleme girişimleri sorunun kökten çözümüne katkı sunmadığı, sunamayacağı için birer atak olarak kalmaya mahkûmdur.
Niçin mi? Tarihimizden bir kaç çarpıcı örneği vererek soruyu cevaplayabiliriz : 10 Eylül 1920 geleneğimiz, M. Suphilerin katlinden sonra içinden ve dışından likidasyona uğratıldı. Aralarından sistemle uzlaşan muvazaa partilerine dönüşenler çıktı. "Resmî parti" kurdurtma gelenek haline dönüştürüldü. "Legaliteyi istismar" bahsinde ne Dr. Şefik Hüsnü Değmer ve arkadaşlarına, ne Esat Adil Müstecaplıoğlu ve arkadaşlarına, ne Dr. Hikmet Kıvılcımlı ve arkadaşlarına, verdikleri bunca taktik, stratejik tavizlere rağmen çimlenme fırsatı tanımadılar.
1.TİP de bunca tarihsel süreç ve momentleri yanında bulmasına rağmen bir yandan parti içindeki sağ teslimiyetçi oportünist merkez kliğinin ve sendikacıların, diğer yandan sistemin baskı ve terörü yüzünden ve bunların kimi uzlaşmalarıyla işlevsiz kalıp kapatılacaktı.
1.TİP ve 12 Mart 1971 'in bütün kadroları hapishanedeyken, acul davranıp "parti kurma" atağına girişi küçükburjuva kariyerizminin, daha türkçesi "sidik yarışının" en uç noktası olarak tarihe kaydını düşürdü. Bu türden bir atakla TSİP'in merkez oportünist kliği tabanındaki temiz ve diri unsurları bir kez daha sömürecekti. Sahi TSİP'in "artist" pozlu önderleri şimdi ne işle iştigal ediyor? Bu süreci hiç sorgulayan -hesap soran- var mı? 2
Pratikte "yeniden üretim" bahsindeki kısırlık ve aymazlık öyle noktalara vardırıldı ki, Tarihi TKP'yi sorgulamayacaksın. 1 .TİP'i ve 2.cisini sorgulamayacaksın. Sendikal geleneğimizi, DİSK'i sorgulamayacaksın. Dev-Genç geleneğini zinhar sorgulamayacaksın. Bu sürecin uzantısı ve sırasıyla THKO, THKP-C, TKM-ML, vb'lerini sorgulamayacaksın. TSİP'i sorgulamayacaksın. DDKO'yu, PKK'yı, DDD''yi, İPSD'yi, TÖS ve TÖB-DER sürecini sorgulamayacaksın. Sendikaları, hele "partilerüstü"cüleri, kitle örgütlerini, "sivil toplum" örgütlerini de sorgulamayaksın!
Sol adına hareket eden eloğulları da böyle istiyor, sistem de böyle olmasını buyuruyor. Binbir çeşit takviyelerle yol açıyor efendi biraderlerimize...
"1973 Atılımı" diye "Harici Büro"yu parti olarak ilan edenleri, İ. Bilen'i, SSCB, Demokratik Almanya, Bulgaristan ve öteki sosyalist ülkeleri mekân tutup komünistçilik oynayan naylon komünistleri de sorgulamayacaksın. İ. Bilen ve Türkiye'deki faşizm uygulamasından "kaçan kurtuluyor" mantığı ile kapitalist ya da sosyalist ülkelere "siyasî mülteci" kimlikleriyle sığınan, onlardan beslenen, onların istihbarat ve siyasî yörüngelerine göre hareket edenleri eleştirmeyeceksin. "Harici Büro TKP"si 1973 yerine 1975'de "parti kurma atağı"na girseydi, o dönem kazandığı "popülaritesini" (aman ne popülarite, on yıl geçmeden küçükburjuva "sol"culuğunun kuşatmasında iç hizipleşmelerle tuzla buz olmaktan kurtulamadı. Şimdi 9 adet hizip olarak sip partisi tekapesinin "isim hırsızlığı" işiyle uğraşıyorlar. Toplantılar yapıyor, çağrılar, komiteler, girişimler, vs. düzenliyorlar) kazanabilir miydi? Kazanamazdı. Çünkü 12 Mart faşizmini doğrudan karşılayıp yaşayan kadrolar PARTİ ve Partileşme Sorunu üzerine gerekli bir tartışma açmıştı. Devrimci ve Marksist birey, grup, çevre ve örgütler PARTİ'nin I. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi yöntemindekine benzer bir yöntemle II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresini hazırlama eylemine başlamıştı. İ. Bilen ve şürekâsının "Harici Büro" tekapesi atağı bu bilgilerin ışığında SSCB'nin de o zamanki saygınlığını sömürerek her nasılsa "TKP" oluvermişti. Bu yöntemin - böylelikle Marksizm-Leninizm iddiasıyla- 150 yıllık sosyalizm tarihinde eşine rastlanmıyor. Hiç bir Marksist-Leninist kitapta sözü geçmiyor. İlke, kural, yöntem ve parti normları gözetilmeden "Harici Bü- ro"nun "TKP" olarak ilânını bütün küçükburjuva "sol" kesim içine sindirebilmiştir! Hemen herkes "Harici Büro" tekapesine biat edivermiştir!
Günümüzdeki parti kurma ataklarını ise ayrıntılı yazmaktan artık sıkılmaya başladık. Eğer Bay Doğu Perinçek "İP" madalyonunun öteki yüzü SİP "TKP" diye nevzuhur ediyorsa, 70 adet parti başvurusunun 24 adedi "sol" tandanslı ise, 61 adet "illegal" örgütümüz iktidar ve devrim için savaşıyorsa (!) bize de bu tabloyu tersyüz etmek işi kalmıştır diye düşünüyoruz. Böyleleriyle yarışmak, aynı kulvara girmek hem Hacivat-Karagöz perdesini kurmak demektir, hem de sistemin oyununa gelmektir. Devrimci ve Marksist Sol Kadroların görevi sosyalizm adına oynanan, oynanabilen oyunları bozmaktır.
Bu tablo içinde hiç mi doğru ve iyimser bir görüntü yoktur? Olur mu? Her şeye rağmen "en nadide nilüfer çiçekleri" misali çeşitli öznelerimiz ciddiye almaya zorunlu olduğumuz bazı örgütlerin altyapısında işbaşındadır. Onlar sağlı "sol"lu bütün "sinsi kuşatma" yöntemlerine rağmen hayat ve üretimin içindedir. Tutarlı bir işçi-kitle ve köylü-kitle çalışması içindedir. Fabrikadadır, tarladadır, üniversitededir, basın-yayın faaliyetindedir. Kırdadır, kenttedir, tecrit hücresindedir.
Hayata sahiplenen, diri, dürüst, ilkeli ve samimi bütün militan unsurlar Devrimci ve Marksist Sol hareketin hem ayrışması hem de bütünleşmesi davasında, "Birlik : Zıtların Birliği" ilkesine göre çalışmaktadır.
DİSK yöneticileri parti kuracakmış. Celal Doğan "Dev-Genç" kimliği (!) ile Zana'larla beraber "yeni" bir parti kuracakmış. Daha doğrusu "şans"larını bir de bu yöntemle deneyeceklermiş. Hikmet Çetin "Keklik" kimliği ile Kürt sosyal muhalefetinin de oylarını alarak "sol"u bütünleştirecekmiş. Son Almanya seçimlerinde oyların yüzde 8.5'unu alan "Yeni Sol"3 gibi bir işlevi yerine getiren bir parti gerekliymiş, bunun için de "radikal sol" geçinenler, çevreciler, transseksüeller, Attac'çılar ve "marjinal gruplar" biraraya gelesiymiş, kimileri "seçim partisi" ve "Brezilya işçi partisi" gibi bir parti kuracaklarmış, mışmış da mış-mış...
Mış-mış da olsa, ne hazindir ki bütün bu ataklar "sol" adına yapılmaktadır. Üniversite okumuş ya- rım-aydınlar, kadın-erkek "siyasî-lezbiyen" kimlikleriyle hiç utanıp sıkılmadan yeni bir "Kuruçeşme Toplantısı" hazırlığı yapıyor. "Kuruçeşme"de dürüst ve samimi insanlarımızın "sosyalist sol"un birliği davası sömürüldü. Adlarını anmak istemiyoruz, şimdiki "legal" sol siyasî örgütler bu sürecin birer "acı mey- vesi"dir. "Legal" ve "illegal" konumlarıyla tabanda dövüşen çocuklar (siyaseti böyle algılayıp pratikte yeniyi üretemeyen çapsız önderlerin yönlendirmeleriyle) bizim çocuklarımızdır. Onların Marksizm ile tanışıp özümlemelerine çalışırken, diğer yandan bu türden duruşları ve parti kurma ataklarını elbirliği ile açığa vurup II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresini perdelemeyi amaçlayan bütün akımlarla hesaplaşmayı gündemde tutmalıyız. Bu hengameler arasında yerli iç deney zenginliğimiz üzerine bina edilmesi gereken bir partileşmeden, ya da II. T.T.K.Kgibi devrimci inisiyatiflerden veya "yeniden üretimden söz açan yoktur. "Kurdum" fiilini çeken müptela PARTİ düşmanları serbest pazar-piyasanın açtığı kanallarda özgürce örgütünü kurmaktadır. Durum bundan ibarettir.
DİSK yönetiminin "istişare" için çağırdığı kimliklerin incelenmesi nasıl bir proje içinde olduklarını göstermektedir. Böylelerinin adlarını anarak onlara "rütbe" verilmesi dahi gerekmiyor.
Bugünkü DİSK yönetimi, DİSK'i DİSK yapan devrimci kadroları çağırarak işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği sorununu konuşacak değildi ya? DİSK'in önceki yöneticilerinin de bu sorun hakkında "olumlu" sayılabilecek bir "vukuat"larına rastlanmıyor. 12 Eylül askerî faşist cunta yönetiminin DİSK'i kapatma, mallarına, arşivine el koyup kayyıma teslim edişinde büyük bir "iç ihanet"e sebep olan yönetime ve DİSK'i "cunta misali" tepeden ele geçirip komünistçilik oynayan bilcümle avantürye takımına elbette söylenecek çok şeyimiz olacaktır. Kemal Türkler yönetimi "Harici Büro" tekapesine DİSK'i teslim ederken, Abdullah Baştürk yönetimi de bu örgütlenmenin "harici"sinin karşısına "dahili" tekape atağını koymaya girişmiş, fakat ötekiler kadar "acul" davranamadığı için başarılı olamamıştı, bu yüzden ağır cezaî ve hukukî suçlamalara hedef olmuştu.
DİSK yönetimi işçi sınıfının her alanda uluslarötesi tekelci sermaye güçlerince kuşatılması karşısında "sol alternatif" arayışına girmiştir! Niçin? Hangi gerekçelerle? Hangi tarihsel ve sosyal haklılıkla?
İşçi sınıfının politika dışına itildiği, politikasızlığın resmî bir anlayışa evrildiği bu türden gericilik ortamında DİSK'e düşen biricik görev: İşçi sınıfının sendikal birliği mücadelesini gündemine alması olmalıdır. DİSK, vb. sendikalar, kitle örgütleri, dernekler, İSP ya da KP'nin oluşturulmasında öncülük yapmayı asla hakketmediler. Daha tam olarak söylenecekse: DİSK'in bu türden kapsamlı bir projesi yoktur. Olsa olsa ismi var cismi yok mevcut "solcu" partilere benzer bir örgütlenme çalışması içindedirler.
DİSK yönetiminin gönlünde yatan örgütlenme anlayışının, troçkistlerin bilinçle gündeme taşıdıkları Brezilya İşçi Partisi ya da sosyaldemokrat geçinen zevatın, liberal-postmodern "sol"ların gönlünde yatan İtalya'dan taklit "zeytindalı" ve ödepe partisinin gevelediği "Gökkuşağı" modelinden bir farkı yoktur.
İşçi sınıfının sendikal birliği gibi acil ve hayatî bir sorunun üstesinden gelemeyen, ya da bunun anlamından bile habersiz DİSK yönetimi nerede kaldı "alternatif sol parti" meselesinde bir adım öne çıksın.
DİSK'in tabanındaki bilinçli, militan, sosyal sınıf gerçekliğini kavramış kadrolarının özlemi İSP'nin oluşturulması davasıdır. Türkiye'de gerekli olan; bir türlü bitip tükenmeyen en büyük potansiyel güç olan sosyalistlerin ve komünistlerin bu gücü enerjiye çevirebilecek bir örgütlenme anlayışı için öne çıkmasıdır. Mevcut "solcu"luk anlayışlarına yeni bir halka eklenmesi değildir.
Celal Doğan'ın yeni kurulacağı dillendirilen DTH (Demokratik Toplum Hareketi) ile birlikte parti kuracağını basına açıklayan inandırıcı bir gerekçe bile yoktur.
Celal Doğan kimdir? "Kürt Sorunu"nun burjuva hâkimiyeti altında çözümü hangi sihirli reçeteye sahiptir? "Türkiye partisi olma" sevdasıyla öne çıkan DEP-HADEP süreci hakkında nasıl bir "katkı" sunacaktır? Devrimci ve Marksist Sol Kadroların "Kürt Sorunu"na politika üretemediği koşullarda sağlı "sol"lu bütün siyasî partilerin kapısını çalıp aşındıran Kürt küçükburjuvazisinin önderlik ettiği bir yapılanmayı nereye taşıyacaktır?
DTH'yi bu türden burjuva "sol" popülaritesi(!) olan kimliklerle ileri taşımanın yolu kapalıdır. Kürt ulusal hareketi, "Kürt Sorunu"nu bu türden kombinezonlara girerek çözemeyecektir. Kürt küçükburjuvazisinin "öncü"lük ettiği bütün partileşme atakları darbe almıştır, bundan böyle de darbe almaya aday olacaktır. "Kürt Sorununa" sağlı "sol"lu burjuva partilerinin, AB'ye angaje projelerin(!), dış dinamiğe kölece bağımlı anlayışların, eklektik, pragmatist "taktik"lerin uzantısında asla çözüme kavuşturulamayacaktır. Bu sorun, bulunduğumuz coğrafyada ırk, milliyet ayrımına düşmeyen, işçi sınıfı ve emekçilerin, kır yoksullarının sosyal kurtuluş davasını bilince taşıyan Devrimci ve Marksist Sol Kadroların öncülük edeceği bir partileşme projesiyle rayına oturtulacaktır.
AKP'ye "alternatif" olarak devlet tekelci sermayesine stepne işlevi görecek örgütlenmelerle değil, "AKP'nin alternatifi sosyalizmdir" diyebilenlerin birleşik, bütünleştirici örgütlenme çabasıyla bir anlam kazanacaktır. Popülist, sınanıp denenmiş, aşınmış ve aşılmış, kendi dar grubunu parti gibi sunan, benmerkezci anlayışların tamamı işçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal kurtuluş davasına hep zarar veregelmiştir. Bulunduğumuz coğrafyada anlamlı bir "sosyal muhalefet" dinamiği olan Kürt ulusal hareketini "çıplak ete konan parazit"lerden arındıracak bir örgütlenme projesi dışında ısıtılıp ısıtılıp öne çıkarılan popülist, köylü anlayışlarından kurtarmak gerekiyor. Ne hazin bu görevi üstlenebilecek Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar da "öndersizlik krizi" yaşamaktadır. Kürt dinamiğinin aldığı darbelerden de, her şeyden önce (milliyetçiliği öne çıkaranlardan önce) komünistler "suçlu" sayılacaktır.
DİSK'in tarihsel-devrimci geleneklerini sömürerek sağlı "sol"lu burjuva partileriyle halvet olanların "parlamentoya girme" hevesi ve böylece tatmin olma girişimlerini de unutamayız.
DİSK yönetimi bu sürecin değerlendirmesini yapmamıştır. Bu süreçten çıkarılacak ders ve sonuçları Devrimci ve Marksist Sol Kadrolarla değil, liberal, şoven, sosyalşoven ve tasfiyeci akımların temsilcileriyle yapmayı tercih etmiştir. 4
Dipnot Açıklamaları:
DİSK'in çağrı yaptığı kişilerin kimliği, kişiliği ve sosyalizme ne gibi "katkı" yaptığı bütün ayrıntılarıyla tartışma konusudur. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal konusundaki ideolojik konumları tartışmalıdır. Daha önceleri de defalarca sormuştuk. Aynı soruyu tekrar ediyoruz : Kim bunlar? (Aydın Engin, Bengi Semerci, Burhan Şenatalar, Bülent Tanla, Can Dündar, Celal Toprak, Derya Sazak, Ece Temelkuran, Erinç Yeldan, Erol Katırcıoğlu, Erol Tuncer, Ersin Salman, Faik Öztrak, Hikmet Çetinkaya, İbrahim Kaboğlu, Kuvvet Lordoğlu, Meryem Koray, Necdet İpeköz, Oral Çalışlar, Osman Arolat, Rıdvan Akar, Sadun Aren, Tarık Akan, Türkel Minibaş, Turgut Tarhanlı, Yalçın Doğan, Yavuz Baydar, Zekeriya Temizel, Zeki Kılı- çaslan) Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar "sol alternatif" arayışı içinde değildir. Sosyalizm için dövüşmektedir. Sosyalizm iddialı sağlı "sol"lu bütün oportünist akımları açığa vurmak, sosyalizm adına yapılan binbir tevatür ve spekülasyonu ayrıştırmak ve KADRO'ları bütünleştirmek için vardır. Çünkü, O'nlar "solcu" değil KOMÜNİSTTİR.
