Yoldaşlar, İşçiler, Emekçiler, Dostlar Haydi 1 Mayıs’a!
Uluslararası işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ı dünyada ve ülkemizde kızıl karanfiller gibi anacağız. Kavgaya çekilen emek dökümlü kızıl bir bayrak gibi karşılayacağız seni Mayıs’ın ilk günü. İşçiler, emekçiler, “gerçek demokrasi” isteyenler, başta Türk-Kürt olmak üzere farklı milliyetlerden gelen tüm emekçiler, ilerici-devrimci-yurtsever gençler, emekçi kadınlar, işçilerden-emekçilerden-sosyalizmden yana olan namuslu aydınlar... sizleri işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta saflarımızı sıklaştırmaya, sesinizi yükseltmeye, mücadeleyi-sınıf kavgasını ortaklaştırmaya, yükseltmeye çağırıyoruz.
1 Mayıs’ı yasaklamakla, 1 Mayıs’ı kutlayanları yargılamakla, alanlarda 1 Mayıs’ı kutlayanlara saldırmakla, 1 Mayıs’a az bir zaman kala işçi-emekçi mahallelerine faşist devlet terörü uygulamakla, 1 Mayıs’a katılacak olanları tehdit etmekle 1 Mayıs’tan kurtulabileceklerini sanıyorlarsa boşuna!
Bizler sınıflar savaşımına ilk kez örgütlü olarak katıldığımız 1955-1960’lı yıllarda, bütün engellere rağmen 1 Mayıs’ı kutlardık. Egemen güçlerin kolluk görevlileri, Biz “Tarihi Türkiye Komünist Partililer”in evlerini, 1 Mayıs’tan 1-2 gün önce 29-30 Nisan gecesinde, esrar tekkesi basar gibi, çocuklarımızın çığlıklarını komşularımıza duyurmak ve çevreye korku salmak için küfür ve hakaretlerle basarlardı. Bunlar yetmezmiş gibi, bir de komşuların kendilerine zarar gelmemesi için yaptıkları “maskaralıklar”, faşist devlet terörünün üzerine tuz-biber olurdu. Komşu kadının çenesi açılır: “Kalk kalk Bey! Bak Arnavut Hüseyin’in komünist oğlunu polisler götürüyor!” diye bağırırdı. Bu bağırışlara dayanmak, polisin işkencesine dayanmaktan daha zor olurdu. Polislerin bizleri kapattıkları nezarethanelerde tek başımıza da kalsak 1 Mayıs ve Enternasyonal Marşı’nı söylerdik. Bazen, tesadüfen 3 komünist aynı nezarethaneye düşmüşsek, 3 komünist aynı nezarethanede çömeliriz, baş başa verip ellerimiz birbirimizin omuzunda o yüce günü kutlardık. Eşlerimizse protesto için evlerimizin pencerelerine kızıl bayrak asarlardı. Bizleri 2 Mayıs günü nezarethaneden serbest bırakırlardı. Bazen de 1 Mayıs öncesi polis bizleri evlerimizden toplamadan önce evlerimizden kaçar, başka yerlerde toplanır, kendi özgür alanlarımızda, flamalar, şiirler, marşlar eşliğinde 1 Mayıs’ı kutlardık.
Bu eli kanlı faşist-kemalist devlet, kendi özgür alanlarımızda 1 Mayıs’ı kutlarken yakaladıkları arkadaşlarımıza-yoldaşlarımıza 3’er, 5’er yıl hapis cezası verirdi. Bütün yasaklamalara, cezalandırmalara karşı direnmenin adı idi 1 Mayıs.
Türkiye Cumhuriyeti devletinde “cumhuriyet”in ilanıyla birlikte 1 Mayıs yasaklandı. 1 Mayıs yasağı uzun yıllar devam etti. İşçi sınıfına, geniş emekçi kitlelerine, emekçi halklara yönelik olarak uygulanan yasaklamalarla, baskı-zulüm-asimilasyon-sömürü-sömürgecilik-yıldırma politikalarıyla, “kontrgerilla cumhuriyeti”ne dönüşen uygulamalarıyla 1 Mayıs günlerini terör estirme günlerine dönüştürdü. 1977 1 Mayıs’ında işçi sınıfımız, geniş emekçi yığınlar ve emekçi halklarımız, yaklaşık olarak 500 bin katılımla, büyük bir coşku, disiplin, ayaklanma ruhu ve sevinç gösterileri içinde Taksim 1 Mayıs alanına kızıl bir nehir gibi aktı. Taksim 1 Mayıs alanı kızıla boyandı. 50 yıllık faşizmin koyduğu 1 Mayıs yasağı bir kere daha kırıldı. İnsanlarımız ellerinde kızıl bayrakları, Marx, Engels, Lenin posterleriyle alana girdiler. İşçi sınıfımız, geniş emekçi kitleler, emekçi halklarımız kitlesel olarak, kendi ruhuna ve içeriğine uygun olarak 1 Mayıs alanında kutluyordu. Kutlamanın sonlarına doğru “kontrgerilla devleti” Inter Continental Otel’den, Sular İdaresi’nden, Taksim Air France Havayolları’nın üstündeki Adalet Partisi binasından 1 Mayıs alanına kurşun yağdırdı.
15/16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nden korkan “kontrgerilla devleti”, 1977 1 Mayıs’ın içeriği ve ruhundan da korktu. Korkusu intikam alma hırsına dönüştü. Taksim 1 Mayıs alanını kana boyamaktan çekinmedi. Saldırıda/katliamda işçi sınıfımız ve müttefikleri 34 yiğit insanını kaybetti/şehit verdi. Yüzlerce insanımız yaralandı. Başında S. Demirel’in bulunduğu Milliyetçi Cephe Hükümeti, kendi halkına yönelik olarak, insanlık tarihinde lanetle anılacak olan 1 Mayıs katliamını gerçekleştirdi. Bu 1 Mayıs katliamı işçi sınıfının tarihine de unutulmayacak bir biçimde yazıldı.
(Katliamın siyasal sorumlusu “kontrgerilla devleti” idi. Katliamı gerçekleştiren “kontrgerilla devleti”nin soysuz, faşist figürleri kimlerdi? 32 yıl oldu. Tetikçiler, katiller neredeler? Katliam davasının seyri hangi durumda? 02 Temmuz 1997’de mahkeme savcının isteği üzerine karar aldı. Kararda yargılananların gerçek suçlular olmadığını, gerçek suçluların/sorumluların, asıl tertipçilerin ortaya çıkarılması gerektiği belirtildi. Kararda kamu görevlileri hakkında soruşturma açılması isteniyordu. Mahkeme kararında ayrıca, 1 Mayıs faciasını bizatihi yaratan, kararlılıkla sırf yıldırmak amacı ile uygulayanların, bu yurt ve insanlık düşmanı gerçek ve asıl faillerin bulunması gerektiğine işaret ediyordu. O zamandan bu yana 32 yıl geçti. Binlerce dava, soruşturma açıldı ve sonuçlandırıldı. Ama şimdiye kadar mahkemenin bu kararının yerine getirilmesi için bir adım bile atılmadı/attırılmadı.)
Peki kimdi bu on parmağından on kan akan insanlık düşmanı faşist katiller? Sıralayalım.
Alparslan Türkeş: 12 Eylül 1980 öncesi faşist terörün ele başısı. MHP Genel Başkanı. 1977 yılında güvenlik işlerinden yani MİT’ten sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevindeydi. MHP Davası İddianamesi’nde 1 Mayıs katliamının A. Türkeş’in İstanbul Yakacık’taki köşkünde planlandığı, silah ve cephanelerin bu evden dağıtıldığı kanıtlarıyla birlikte ortaya konmuştur. Bu işçi sınıfı ve emekçi halklar düşmanı eli kanlı faşistin Halk Mahkemeleri önünde yargılanması gerekiyordu. ?anslı imiş, eceli ile öldü.
Orhan Kilercioğlu: Kontrgerillacı olan bu kişi, Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar’ın özel sekreteriydi. 1 Mayıs katliamı sırasında albaydı ve 1981 yılında K. Evren Askeri Cuntası tarafından generalliğe yükseltilen O. Kilercioğlu, katliamlardan bizzat sorumlu olanların başında yer alıyordu. O. Kilercioğlu Süt Endüstrisi Kurumu’nun başına getirildi. Türkiye Gazetesi’ne köşe yazarı yapıldı ve parlamentoya seçtirildi. Parlamentoda militarizmle parlamento arasındaki ilişkileri düzenledi. ?imdi bu kontrgerillacının nerede olduğu bilinmiyor.
Hamza Görgüç: 1 Mayıs katliamı sırasında MİT Müsteşarı idi. Taksim 1 Mayıs alanına 10 noktadan ateş eden tetikçiler, MİT elemanları tarafından ve H. Görgüç’ün emriyle katliamdan sonra alandan kaçırıldılar.
Nihat Kaner: 1977 yılında İstanbul Emniyet Müdürü idi. 1 Mayıs katliamının sorumluluğunu taşıyan, daha sonra gerçekleri saptırmaya/çarpıtmaya çalışan bu polis şefi de Askeri Cunta tarafından 1981 yılında Bursa Emniyet Müdürlüğü’ne atanmıştır.
Oktay Engin: Dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü güvenlik önlemlerinden sorumluydu. 1955 yılındaki 6-7 Eylül olaylarının çıkarılmasında ajan-provokatörlük rolü oynayan bu kişi, Askeri Cunta tarafından Emniyet Müdürlüğü’ne getirilmiştir.
Mehmet Akzambak: Eski bir Emniyet Müdürü. 1 Mayıs katliamının gözü dönmüş katillerinden biri.
Inter Continantal Oteli güvenlik amiri.
1 Mayıs alanına yakın bir yerden, alana bir arabadan ateş açan Alaaddin adındaki subay.
A. Türkeş’in lacivert elbiseli komandoları.
Dört emekli Kurmay Albay.
Alana giren kitleye on noktadan ateş açan MİT elemanları.
Panzerli polis ekipleri.
Bunların hiçbiri yargı önüne çıkarılmadığı gibi 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesinin ardından, askeri cunta tarafından önemli görevlere getirildiler.
Bugün, 1978 1 Mayıs’ında, 1977 1 Mayıs’ının, burjuva devletinin/siyasetinin önemli temsilcilerinden S. Demirel’in ekibi generallerden, işbirlikçi burjuvazinin holdinglerinden, 1 Mayıs’ı yeniden yasaklayan faşist zihniyetten ve uygulayıcılarından, 1 Mayıs şehitlerimizin hesabı sorulmalıdır.
İşçiler, emekçiler, yoldaşlar, dostlar!
Burjuvazinin/devletinin silahlı/silahsız tetikçilerinin, işçi sınıfımıza ve emekçi halklarımıza karşı işlediği cinayetlerin hesabının tek tek sorulması için Gümüşsuyu’ndan Taksim’e akıyorduk. İşçi sınıfı haklı olarak şu sloganları haykırıyordu: “Çarklar durdu elimizde DGM’yi ezdik sıra MESS’de”, “Zafer çileli ve yoksul halkımızın olacak!”, “Zafer emekçi halkımızın olacak!”... DGM’yi ezenler MESS’i dize getirmişlerdi. Böylesine yalın, bilinç bileyici deneyimlerden geçti işçi sınıfımız. Burjuvazinin/faşist devletin katlettiği sınıf kardeşlerimizin kan bedellerini ödetmeye, hesap sormaya tüm sınıftan yana ilkeli, dürüst ve namuslu sendikacılara sesleniyorum. Köle/efendi ilişkilerinden biran önce kurtulun ve yönünüzü işçi sınıfına dönün. Burjuvaziye/burjuvazinin faşist devletine/burjuvazinin acil-ön kurmay heyeti MGK’ye kapıkulluğu/uşaklık yapmayı bırakın. İşçileri genel greve, genel direnişe hazırlayın. İşçilerle genel greve, genel direnişe hazırlanın. İşçiler genel greve ve genel direnişe hazır. İşçi sınıfının önünü kesmeyin. İşçi sınıfının aristokrat kesiminin yaşantısı olan burjuva konformist ve bohem yaşamı bırakın. Bu yaşam tarzı içinden geldiğiniz sınıfa ihanetten başka bir şey değildir. Artık safınızı, yönünüzü belirleyin. Ya burjuvaziye kapıkulluğuna devam edin, ya da işçi sınıfımızın/emekçi halklarımızın safında yeralın. Bugün 1 Mayıs. Karar gününüz olsun! İmzanızı işçi sınıfı/emekçi halklarımızın yanına atamıyorsanız, onun karşısında yer alıyorsunuz anlamına gelir.
1 Mayıs karar gününüz.
Atın imzanızı!
10 Nisan 2009
