Sol "cenahımız"da yaratıcı diyalog, tartışma kültürümüzün hangi düzeyde olduğunu belgelemesi ve bu konudaki araştırmacılara kaynaklık etmesi açısından aşağıdaki belgeleri yayınlamayı uygun buluyoruz.
Kapitalist işleyişli yayınevleri, gazete ve dergiler 20 yıldır bilgisayar, 15 yıldır da internet kullanıyor. Fukara Sorun Yayınları Kolektifi bir kaç yıldır bilgisayar kullanma imkân ve fırsatına kavuştu. İnternet ağını kullanmaya başlayışımız ise ancak bir kaç ayı buluyor. Önceleri Dergi ve Yayınevinin tek bir Web sitesi vardı. İki aydır Dergiye ayrı, Yayınevine ayrı bir site oluşturduk. Bu sürecin sonunda gerek Dergi ve Kitaplarımızın okunması, tartışılmasında büyük bir artış oldu. Web sitesini kullananlardan yoğun bir diyaloga girerken, aynı ölçüde yoğun bir sataşma ve "küfür kültürü" ile de karşılaştık. Bu iki tür davranışı da doğal karşılıyoruz. Daha nasıl olacaktı ki?
Devrimci Yayın Kolektifleri'nin kapitalist işleyişli yayınevleriyle "yarışması" düşünülemez. Bizim onlarınki kadar kimi "olanak ve bulanak"lara hiçbir zaman sahip olmadığımız gün gibi açıktır. Ellerimiz ve avucumuzdakileri de binbir kuşatma yöntemiyle açılan hapis ve ağır para cezası ve haciz takibinde tükettiğimizden ancak yeni yeni bu türden araçlara sahip olabilmiştik. Son "Baskın mı Soygun mu" diye manşete çıkan, bilgisayar ve 30 yıllık arşivimize "el konuluşu"ndan sonra yeniden bu türden araçlara sahip olmuştuk.
100 yıllık sınıflar mücadelesi ve Tarihi TKP'nin 85 yıllık serüveni uzantısında ne ciddî, güvenilir ve donanımlı bir PARTİ'ye, ne Bilim Kurulu-Enstitü ve Akademi, vb. geleneklerimize sahibiz. Öte yandan burjuvazinin baskı ve terör uygulayageldiği TC devletinin uygulamalarında Sol cenahımız hiç nefes alamadı. Ne legaliteyi kullanma imkân ve fırsatı yakalanabildi, ne de tutarlı bir illegal çalışmalarımız olabildi. Bu iki alanı da diyalektiğe uygun biçimde kullanan örgütlerimiz de asıl kitlesi ile buluşamadan büyük darbeler aldı. Legal, illegal, yeraltı, gizlilik ve konspirasyon literatürümüz zaten tartışmalıydı. Bütün süreçlerde Sol meşru ve yasaldı.
"Radikal Sol" ile "Sosyalist Sol" hareketlerimiz ne doğru dürüst bir ayrışma, hesaplaşma ve yeniyi üretme işine girişebildi, ne de bütünleşebildi.
Doğu'lu toplum özellikleri taşıyan Sol cenah kadrolarımızın da ne yanyana durma, ne birlikte üretme, ne deney aktarımında bulunma, ne de devrimci hareketi merkezi disiplin ve otoriteye kavuşturma niteliklerine sahiptir.
Sataşma ve küfür "kültür" örneklerini belgeleme konusunda kimler öne çıkıyor? Birinci olarak, "Harici Büro" tekapesinin günümüzdeki hizipleri, ikincisi, sip partisi tekapesini kuranlar, bir anlatımla ip partisi nasyonal sosyalistleri (ip-sip madalyonun iki yüzüdür), üçüncüsü, kendilerini fabrika, maya, köz gibi isimlendirenler, dördüncüsü "küçükburjuva radikalizmi"ni aşamamış "öncü parti-önder parti-kitlesini arayan parti" diye söze başlayanların tamamı, beşincisi "karanlığın gözleri" yeteneksiz polis provokasyonu yöntemini seçenler, altıncısı, Devrimci ve Marksist Sol Kadroların düşünce-davranış çizgilerini doğru okuma, yorumlama, eleştirel katkı getirme yönteminin dışına düşmüş cahiller topluluğu...
Her şeye rağmen Kolektifimizin bilince taşıdığı kimi sorunlarımızı anlayan kadrolara da sahibiz. Onların varlığı ve dayanışması olmasaydı 30 yıl ayakta kalabilir miydik? Sayıca az, nitelik olarak doğru ve haklı bir zeminde oluşumuz kimilerini ürkütmüş ve korkutmuştur. Varsın daha da ürküp korksunlar. Kaleme aldığımız konu ve sorunlar elbette kimilerini bu duruma düşürecektir. Hesabımızı işçi sınıfına ve devrimci kadrolara veririz. "Karanlığın gözleri" rolüne soyunanlara değil.
Bir soru daha: Bu kadar "anlı-şanlı" örgütlere sahipsiniz SORUN'dan niçin bu kadar korkuyorsunuz? Devrimci ve Marksist iseniz bu kadar korkuya gerek yoktur.
Bir yandan devlet tekelci kapitalizminin kurum ve organları bize saldırıyor. "Bölücüsünüz" diye iddianameler düzenleniyor. Ağır para ve hapis cezası taleplerinde bulunuyorlar. Diğer yandan kuraldışı- na düşmüş, sosyalist ya da komünist geçinenler de, vahiy gelenekleri ile kendiliğinden kurdukları örgütleri sosyal-pratikte bozgunlardan bozguna uğradıkça/uğratıldıkça bunun "müsebbibi" ya da "günah keçisi" olarak birilerini aramaya başlıyorlar. Kendi iç hizipleriyle didişmekten kurtulup bunun sebeplerini araştıramayınca, bir "suçlu" arıyorlar ve Sorun Yayınları Kolektifinin ürettiği Kitap ve Dergi faaliyetlerini "canlı hedef" tahtasına çeviriyorlar. Bu da yetmeyince emektar arkadaşımız Sırrı Öztürk'ün şahsına ve geçmişine sövüp saymaya başlıyor, ancak; imzalarını atmaya cüret edemiyorlar. DİSK'i bugünkü işlevsiz duruma getiren mi lâzım? Tarihi TKP ve 1 .TİP'in neden bir türlü parti olamadıkları mı araştırılıyor? İşçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketimiz buluşup bütünleşemedi mi? Devrimci gençlik hareketi işçi sınıfı yörüngesi dışındaki akımların etkisine mi girdi? Ve daha onlarca sorunun baş sorumlusu (!) hazırdır: Sırrı Öztürk!..
Demek ki, Modern Proletaryanın yetiştirdiği fani bir Sırrı Öztürk ve O'nun inisiyatifi ile oluşturulan bu Kurum çok tehlikelidir! "Nehrin karşı yakasına düşmüştür!", "Bölücüdür", "Goşizme kaydırmıştır Gençliği!", "Bir türlü parti kuramamıştır!", "parti kuracak güce bile sahip değildir!", "Onlarla tanışanlar hemen terkediyorlar!"
Sosyalist-Komünist geçinip parti kurma atağına girenlerin, örgüt ile PARTİ'nin ne demek olduğunu bilmiyorlar. Habire örgüt kuruyorlar, sosyal-pratikte bozgunlara uğruyorlar, hizipleşiyorlar, bölünüp parçalanıyorlar, ve yeni yeni hizipçi -hizayı bozucu- örgütler kurup parti taklidi yapıyorlar. Böylelerinin Ko- lektifimiz'den ve de sosyalizm iddialı sağlı "sol"lu oportünist akımlara asla yüz vermeyen Sırrı Öztürk'ten korkuyorlar!..
Neler söylemiyorlar ki? İnsan yazmaya utanıyor.
Bir web sitesi kitaplarımızın tamamını tanıtmaya mı kalktı? Kitap dağıtım siteleri Kolektifimizin kitaplarını listesine mi aldı? Kıskançlık, hasetlik, çekememezlik ve utanmazlığın en "uç" örnekleri sergilenmeye başlamıştır. "Efendim, Sorun' u soldan hiç kimse okumuyor. Niçin onların yayınlarını sitenize alıyorsunuz? Bizin kitaplarımızı alın, size yüzde elli iskonto yaparız." Bu satırları kimler mi kaleme alıyor? Emtrizmi genel politika olarak kemikleştiren Troçkistler!..
Derg/'mizdeki bazı yazılarımız bazı web sitelerinde mi yayınlanmaya başladı? Merak, sataşma, küfürün bini bir para. "Efendim Sorun ile bağınız nedir? Parti mi kuruyorsunuz?" diyenler âdeta kuyruğa girmişler. E-posta yoluyla gecenin köründe web sitelerine girip zehirlerini kusuyorlar. Doyuma uğruyorlar. En utanmaz spekülasyonların, en hayasız senaryoların ipini çekiyorlar. Belli ki, sinirleri bozulmuş. Böyle "trans haline" girenlerin sosyalist hareketle ya da komünist kimlik ve kişilikle nasıl bir ilişkisi olur?
Kimileri işçi sınıfı ya da proletarya adına akıl da veriyor; "Sizde parti kurun işçi desteğimiz sizinle olacak diyor." Araştırıyoruz, bir de bakıyoruz ki, böyleleri ya grev kırıcısı, ya siyasî mülteci, veya tuzu kuru "tatlı su" solcuları. Kimler mi? Çoğunlukla "isim hırsızı" dedikleri sip partisi tekapesi'nin karşıtları. "Harici Büro"nun bilinçlerini sulandırdığı zavallı kimseler. Bir de sipliler...
SORUN Polemiğin 17.Sayısında, Turgay Ulu'nun "19 Aralık Roman Oldu" başlıklı yazısı büyük yankı yaptı. Yazıyı web sitesine alan kuruluş ile bizim sitemize gelen şu satırları bir okuyalım; "Katman Analiz"in 18. sayısında 19 Aralık Roman oldu başlıklı yazınızı okudum. Bu timsah gözyaşları nedir? 19 Aralık 2000'de 22 hapishaneye birden Türkiye çapında aynı anda düzenlenen operasyonla, bir dönem kapanıyor ve yeni bir döneme adım atılıyor iken siz neredeydiniz, yazdığınız SORUN Polemik lafazanları neredeydi? www.halkinsesi_tv. com' dan haberiniz var mı? Dışarıdan destek gazeline değil dayanışmaya gerek var. Romanlara değil eyleme... Düne kadar sesiniz çıkmıyordu bu konuda. Şimdi SORUN sekti olarak neden el atıyorsunuz? Sağa sola yolladığınız gazete girişimine veya II.TTKK çağrısına taraftar bulmak için mi? Geçiniz bunları, yemezler" Bu satırları yazan söze "Ulu arkadaş" diye başlamış, ama ne Turgay Ulu'yu ne de SORUN Polemiğin kim olduğunu, hangi işin üzerinde olduğunu öğrenme zahmetine katılmış! Kendi örgütünün derdine düşmüş. Kendi sitelerinin okunmasını öneriyor. SORUN'u "sekt" gibi görüp tanımlamaya çalışıyor. Çok zorlanıyor. Oysa sekt gibi duruşların kökünü kurutacak bir yöntemin izinde olduğumuzu ah bir kavrayabilse...Cezaevlerindeki bizim insanlarımızı tekeline alıp, uygulanagelen ÖO ve SAG gibi eylemleri savunuyor. Bu sürece Devrimci ve Marksist bakış açısıyla eleştirel katkı yapanları da aklınca eleştirmiş (!) oluyor. Turgay Ulu, 10 yıldır cezaevin- dedir ve halen F Tipi Cezaevinde yatmaktadır. Devrimcidir, Marksisttir. Yüzde yüz bağımsız ve yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halkların davasından yanadır.12'li darbelerin hukuku zorlayarak içerde tutsak ettiği sanıklardan biridir. Yazısında bir kitap kritiği yapmıştır. Dergimiz de bu yazıyı benimseyerek yayınlamıştır. Turgay Ulu tutsak olduğu için ne sözü edilen siteleri okuyabilmektedir, ne de bu türden tek yanlı sataşmalara cevap verecek imkânlara sahiptir. Eğer bu satırları yansıtan Dergimiz kendisine ulaşabilirse, bu efendi biraderin yazısıyla tanışabilecektir. Devrimci ve Marksist geçinen "cenah"taki bu türden "kültür" anlayışına ve hâlâ sürdürülmek istenen "tarz-ı siyasete" ve sempatizanlarının sekter tutumuna üzülecektir. Belki de doğal karşılayacaktır. Çünkü o da, en azından 19 Aralık sürecini devrimci direngenliği ile karşılayanlardan biridir. Bu süreci Kolektifimizin nasıl karşıladığı ise bilinmektedir. Belgelidir. Dürüst bir değerlendirme yapmaya aday olanlar inceleme "şansı"na da sahiptir. Kolektifimizin Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar arasındaki yeri ve konumu da açık ve nettir. Teori-pratiğimiz neyi işaretliyorsa biz oyuz. Sekt yakıştırmasının siyasî "literatürümüzdeki" yeri bellidir. Yerinde kullanılmayan bir ifade tarzıdır. Adını da yazmayı ihmal etmeyen bu kişiyi mensup olduğu siyasî eğilimin uyarmasını ve özür dilemesini beklemekteyiz.
Kimileri Kolektifimizin konumunu kızgınlıkla "sekt" olarak tanımlaya dursun iyi saatlerde olsunların yayınevleri ve web siteleri de boş durmuyor. Onlar da işini gücünü bırakmış SORUN'u sorun yapmışlar. Sırrı Öztürk'e kafayı takmışlar. Sırrı Öztürk bütün "anarşist-terorist ve goşist örgütlerin kurucusuy- muş", "DİSK'i o batırmış", "TKP'yi (Harici Büro'yu) o işlevsiz bırakmış", "Gençliği maceracılığa sürüklemiş" 1975'de TKP'den kopup SORUN örgütünü kurmuş!..
Bu saçmalıkların hangisini düzeltelim? Nasıl cevap verelim? Cevap versen rütbe yerine geçecek, vermesen yeteri bilgi ve bilinçten yoksun genç kuşakların aklı çelinecek...
Sırrı Öztürk'ün kaleme aldığı telif çalışmalarda bu "soruların ve suçlamaların" tümünün cevabı vardır. Yargılandığı davalardaki polis ve savcılık ifadeleri, savunması herkesin edineceği belgelerdir. Hayatı boyunca "Harici Büro" tekapesine karşı olan Sırrı Öztürk'ün "1975'de TKP'den kopup SORUN örgütünü kurmuş" diyebilmek için burjuva ajanlığında karar kılıp Makyavel-vari her yönteme başvuranlara denilenleri mi diyelim? Bunlara gülüp geçiyoruz. Mizah ve tiyatro zevkimizi geliştiriyoruz.
Sırrı Öztürk'e biz de bir eleştiri yöneltelim; "Ey 'amele taifesinden' Sırrı Öztürk neden sen de şu "legal" 24 adet örgüt gibi bir örgüt kurmadın? Neden şu 61 adet "illegal" örgütlerden biri olmadın? Neden poliste, işkencede bülbülü-şeyda misali ötüp ardından yüzlerce kişiyi tutuklatmadın? Neden İlhan Selçuk gibi 1200 sayfa elyazısıyla ifade verip, bu süreci kitaplaştırarak 27.baskıya ulaşan kitaplar yazmadın? Neden pane- list-panelkolikleri tatmin işinde öne çıkmadın? Neden arkana 15/16 HAZİRAN'ın kadrolarını takıp alışılagelmiş 1 Mayıs ve öteki gösterilere katılmadın? Neden imza günleri düzenlemedin, kitap imzalamadın? Neden burjuva ve küçükburjuva "sol"larımıza eleştiri yönelttin? Neden Bektaşi Dedesi misali postu kıvırıp üstüne oturmadın? Neden birilerine "işçi dalkavuğu", "kadın dalkavuğu" ve "Kürt dalkavuğu" diyerek bunca avantürye takımının şiddetini üzerine çektin? Neden yurtdışına çıkıp "siyasî mülteci" olmadın? Neden bunca, maddî, manevî ve moral sıkıntıya katlandın? Azıcık gerdan kırıp sistemi de, içimizdeki eloğullarını da gıdıklayıvermedin? "Günah"ın o kadar çok ki, hangisini sayıp dökelim? Azıcık kapitalist iş yapıp mayalan- saydın, mal-mülk edinseydin fena mı olurdu?
Bir efendi biraderimiz de "siyasî mülteci" kimliği ile Alamanyalara sığınmış. Mal-mülk edinmiş, maaş ta müenmen. Kendini kapitalist dünyanın cennetine atmış. Bilgisayar ağı kurmuş. Oturmuş internetinin başına başlamış tıklamaya. SORUN adını görünce kırmızı görmüş boğa misali sataşıp duruyor. Küfür ediyor. Yetmiyor Sırrı Öztürk'e "nehrin öte yakasına düşen"ler muamelesini uygun görüyor ve "ajan mısın?" diyor. Kısa keselim: Evet ajanız! Hem de 1975'den bu yana Sorun Yayınları Kolektifini oluşturarak proletaryanın ajanı olarak Babıali mahallesine gelmiş bulunuyoruz. Var mı bir diyeceğin? Ajan -Görevli- olduğumuzu taa o tarihten bu yana yazarak da belgelemiş bulunuyoruz. İşimizin de başındayız. Senin meşrebinden ne kadar eloğlu varsa alayınızın teşhis, tedavi, teşhir ve tecridi için çalışıyoruz. "Eloğlu" diyorsun anlamıyor, bir şair arkadaşımızın dizesindeki gibi "karanlığın gözleri" desen anlamamazlıktan geliyor...
Son bir örneği de yine sip partisi tekapesi'nin bağnaz ve acem palavrasını bile sollayan bir taraftarına ayıralım : Bu efendi biraderimiz de aklını SORUN'a takmış, gecenin köründe internet sitemizi tıklayarak 17. Sayımızda Hakan Mertoğlu'nun "15/16 Haziran'ı Anlamak" başlıklı yazısını okumuş (S.P., sayı:17, s.73-77), dipnotlarda ifadesini bulan, "Bugün küçükburjuva "sol"culuğu yapan Yurtsever TKP ile kaç işçinin organik bağı vardır(?) ya da en keskin ihtilâlci pozlarıyla sponsorlu 15/16 HAZİRAN kut- laması(!)na kalkan diğerlerinin?" değerlendirmesi Kadıköy'ü mekân tutup ''yeni bir alem" isteyen, halkımızı "yurtsever cephede seferberliğe" çağıran siplileri çok kızdırmış. Onlar da internetlerini tıklayarak "bugün 50'bin işçinin örgütlerince sevk ve idare edildiğini" bizlere tebliğ ederek duyuruyorlar!
Sorun Yayınları Kolektifi bileşenleri hayatın içindedirler. Hem de gerçek kimlikleri ile. Kendilerini saklamazlar ve sorulduğunda da "efendim ben bağımsız bir sosyalistim" demezler. Bu anlamda sosyal pratiğin her alanında var olup, sevk ve idare ettiklerini iddia edenlerin ise "sağdan say" denildiğinde kaç kişi olduğunu iyi bilirler. Var olma, sevk ve idare etme savının bir iddia bile olmadığını, bu iddia sahiplerinin aslında birer iş, eylem, sorumluluk kaçkını olduğunu cümle alem bilmektedir.
Ne diyelim? Daha önceleri "Harici Büro" tekapesine "Leipzig partisi" diyorduk. Bunlara da artık "Taksim Kadıköy Partisi" denilecektir.
Sormadan edemiyoruz: Hani sip partisi SORUN'un okunmasını, bürolarında bulundurulmasına yasak getirmişti? Disiplin(!)leri delindiğine göre kendiliğinden, ikâmeci anlayışlarla kurulan örgütlerinin kisbeti de er meydanında mutlaka delinecektir.
30 Ekim 2005
