Sınıf Savaşımında Örgütlenmenin Yapısal Durumu Ve İlişkilerin Organizasyonu

Babür Pınar

Demokrasi Mücadelesinin Anlamı

Kapitalist bir sistem içerisinde, emekçileri, işçileri, emeklerinin ürününe çeşitli biçimlerde ve farklı yollardan el koyarak, gasp ederek, emekçileri sömüren burjuva sınıf ve kesimlerle, işçi sınıfının sürdürdüğü mücadelenin temel ve sınıf mücadelesinin durumunu gösteren unsuru, “hak alma savaşıdır”. Hak alma savaşının yükselme derecesi, işçilerin kendileri için sınıf konumuna ulaşma derecesini gösterir. Denilebilir ki, işçi sınıfının hak alma savaşımı, onun sınıfsal varoluşunun ön verisi ve göstergesidir. Hak alma savaşımının, işçi sınıfının “kendisi için sınıf” olması doğrultusunda önemli bir adım sayılması; hak alma savaşımının, aynı zamanda, işçi sınıfının kapitalist sistem içerisinde kalmasının da bir göstergesi olduğunu belirlemeyi dışlamaz. İşçi sınıfının burjuvaziye karşı sürdürdüğü hak alma savaşımı, onun kapitalizmi reddetmesi değil,  varlığını kabullenmesi anlamına gelir.

Bir kapitalist ülkede, işçi sınıfının hak alma savaşımını açık ve örgütlü bir biçimde sürdürme derecesi, o ülkede kapitalist sistemin gelişkinlik ve örgütlülük derecesine koşut bir seyir izler. Kuşkusuz işçi sınıfının, hak alma savaşımını açık örgütlü ve hatta savaşımın şiddetini arttırarak sürdürmesi, o ülkede, kapitalist gelişmenin ve dolayısıyla burjuva demokrasisinin kurulması ve yaşatılmasının teminatıdır. Burjuva demokratlarının göstermek istediklerinin aksine, hak alma savaşımında, işçi sınıfının “dizginlenmesi”, o ülkede burjuva demokrasisinin gelişmesini baltalar.

Emperyalizm çağında burjuvazi, kapitalist gelişmenin zorunlu sonucu, demokrasinin savunucuğunu terk ederek, siyasi tekelleşmeye yöneldi. Emperyalizm çağında, burjuva siyasası, asıl olarak siyasî gericiliğe tekabül eder. Burjuvazinin yöneliminin esas yanı siyasî gericiliktir. Burjuva demokrasisi, bir devlet biçimi olması itibariyle, o ülkede, çatışan sınıfların örgütlülük derecesine, savaşım gücüne ve bu güçler arasındaki denge durumuna bağlı olarak varolur ve biçimlenir. Bu nedenledir ki, burjuva demokrasisinin varlığı, asıl olarak, siyasî gericilik eğilimi gösteren burjuvazinin gücüne değil, doğrudan, burjuvaziye karşı savaşan işçi sınıfının ve emekçi yığınların toplumsal güçlerine bağlıdır.

Kapitalist bir ülkede, büyük burjuvazi ile çatışan işçi sınıfı ve emekçi halk yığınları, ne ölçüde örgütlenirse ve hak alma savaşımında, demokrasi savaşımında ne denli ileri adımlar atabiliyorlarsa ve bu yönde sürdürülen savaşımın şiddeti ne denli fazlaysa, o ülkede burjuva demokrasisi, o ölçüde kurulur ve geliştirilir. Kapitalist sistemde, işçi sınıfının hak alma mücadelesinin (düzen içi mücadelenin) bir yanı ekonomikse (sendikal), diğer yanı da siyasidir ve siyasal mücadelenin karşılığı ise demokrasi mücadelesidir. Kapitalist ülkelerde demokrasi mücadelesi; proleter demokrasisi, ya da açık ifadesiyle devrim mücadelesi değil; dar anlamda, burjuva demokrasisi mücadelesidir.  Denilebilir ki, emperyalizm çağında, burjuvazinin, demokrasinin yerine, siyasi gericiliği ikame etme eğilimi karşısında, işçilerin ve emekçi yığınlarının demokrasi savaşımı, burjuva demokrasisinin varolmasının maddî, siyasî temelini oluşturur. Emperyalizm çağında burjuvazinin demokrasi karşıtı olduğundan hareketle artık “burjuva demokrasisinin” elde edilemez bir devlet biçimi olduğunu söylemek; işçi sınıfının, sınıf savaşımındaki belirleyici güçlerden birisi olduğu gerçeğini yadsımakla eşdeğerdir.

Burjuva demokrasisi, işçi sınıfına ve emekçi yığınlara, iktisadî, siyasî, ideolojik örgütlenme ve sınıf mücadelesinin ivmesini arttırma olanağı sağlar, bu nedenledir ki, diğer açık baskıcı burjuva diktatörlük biçimlerine göre, burjuva demokrasisi, işçi sınıfı için tercih edilebilir bir burjuva devlet biçimidir. Ancak unutmamak gerekiyor ki, buna rağmen, burjuva demokrasisi, gerçek anlamda, burjuva diktatörlüğünün bir biçimidir ve işçi sınıfını sömürmek ve dolayısıyla sömürünün sürdürülmesi için baskı uygulamakta, burjuvaziye çok daha fazla olanak sağlar.

Komünistler, işçi sınıfının hak alma mücadelesinin, yani iktisadî kazanımlar ve siyasî demokrasi için mücadelenin; tarihsel bir dönem içerisinde zorunluluğunu vurgulamaktan ve demokrasi mücadelesinin, işçi sınıfının gerçek kurtuluşu yolunda atılan önemli bir adım olduğunu belirlemekten geri kalmazlar. Ancak diğer yandan komünistler, ileri doğru atılan bu adımın sınırları içerisinde kaldığı sürece, işçi sınıfının gerçek kurtuluşa ulaşılamayacağını açıklamakla yükümlüdürler. Komünistleri, reformcu sosyalistlerden, küçükburjuva demokratlardan ayıran temel noktalardan birisi de budur.

Bu açıklamalardan sonra varacağımız ilk sonuç şudur; işçi sınıfının hak alma savaşım örgütleri olan sendikalar ve demokratik kitle örgütleri ve yasal işçi partileri, asıl olarak, burjuva demokrasilerinin organlarıdır. Devrimci işçiler sendikalarda ve demokratik kitle örgütlerinde ve işçi partilerinde aktif olarak yer alırlar, yer almalıdırlar da. Çünkü bu demokratik örgüt ve işçi partilerinin özellikle barış dönemlerinde, işçi sınıfının demokratik inisiyatifinin gelişmesinde, önemli rolleri vardır. İşçi sınıfının, hak alma mücadelesi (sendikal, demokratik) onun demokratik sınıf örgütlenmesini gerektirir. İşçi sınıfı arasında devrim bilincinin gelişmesi ve örgütlenmesine önderlik eden komünistler, demokratik kitle örgütlerinin önemini belirlerken, işçi sınıfının gerçek kurtuluşunun proletaryanın devrimiyle; yani, kapitalist sistemin “iyileştirilmiş” iktisadî, siyasî biçimleri de dahil, tüm siyasî, ideolojik, iktisadî organ ve aygıtlarının parçalanması ile mümkün olacağı gerçeğinden uzaklaşmazlar.

İktisadî anlamda demokrasi için mücadele; işçi sınıfı ile burjuvazinin birbirinden kopmasının değil; bu iki karşıt sınıfın, belli sınırları zorlasalar da, o sınırlar içerisinde kalarak birbiriyle uzlaşmasının ifadesidir. İşçi sınıfının sendikal örgütlenme ve demokrasi mücadelesi, kendiliğindenci bir süreç izler. Sanıldığının aksine, işçilerin sendikal mücadele ve demokrasi bilincine ulaşması süreci, komünistlerin özel ve iradî bir faaliyetini gerektirmez. İşçiler çoğunlukla ve hemen hemen her zaman, komünistlerin siyasî çalışmasının rolünü de unutmaksızın belirlemek gerekirse, sendikal hareket ve demokrasi bilincini kendiliğinden kazanırlar.

Geri kapitalist üretim ilişkilerinin var olduğu ülkelerde ve dolayısıyla da siyasî gericiliğin, burjuva devlette açık, pratik ifadesini bulduğu ülkelerde; sınıf savaşımının “zorlu” oluşu, sendikal mücadelenin ve demokrasi mücadelesinin sosyalizmin asıl sorunu olduğu kanısının, sosyalistler arasında yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Proletarya devriminin sulandırılması da bu noktada gerçekleşmektedir.

Toplumsal Uzlaşma Ve Sınıf Savaşımı

Kapitalist sistemde, işçi sınıfının ve emekçi yığınların, hak alma mücadelesi etrafında organize olan demokratik kitle örgütleri, asıl olarak sınıfın kapitalist düzen içi örgütlenmeleridir ve genel anlamda, çatışan sınıfların uzlaşma kanallarıdır. Sosyalistlerin önderliğinde kurulmaları nedeniyle, kimi demokratik kitle örgütlerinin, toplumsal uzlaşmanın unsurları olmadıkları; ya da bu örgütlerin, bugünkü yapısal nitelikleriyle sosyalist devrimin, sosyalizmin inşasının unsurları olabilecekleri savı bir yanılsamadır. Bir sınıfın, egemen olan sınıftan hak alma mücadelesi, (sendikal, siyasî) hak almak isteyen sınıfın, karşı sınıfın toplumsal varlığını ve bir arada, birlikte yaşama koşullarının meşruluğunu kabul etmesini gerektirir. Toplumsal uzlaşma anlamına gelen böylesi bir durum; ancak ve ancak sömürülen sınıf, egemen sınıfın iktidarını parçalamak için savaşa girişirse ve bu doğrultuda organize olursa aşılır. Böylesi bir durumda ise sendikalar, yapısal niteliğini yitirir, kırılmaya uğrar ve kendini aşarak başka nitelikte bir sınıf örgütüne dönüşür. Deyim yerindeyse sendika olmak vasfını yitirir.

“Toplumsal uzlaşma” tüm toplumsal alanların gündemini sıklıkla işgal eden bir sorundur Toplumsal yaşam, toplum üyesi bireye, diğer bireylerle belli eylemlilikleri ve yaşam pratiğini paylaşmayı dayatır. Bu dayatma birey için geçerli olduğu kadar toplumsal gruplar için de geçerlidir. Hatta farklı etnik toplumların ve farklı ulusal toplulukların da, belli koşullar içerisinde, belli dönemlerde, bir arada yaşam pratiğine girdikleri görülür. Her toplumsal yaşam içerisinde, bireyin bireyle, bireyin grupla, grupların gruplarla belli dönemlerde sosyal ilişkiler tarafından sınırları çizilmiş belli koşullarda bir arada yaşaması zorunlu olur. Toplumsal yaşam, o toplumda yaşayan bireyler ve gruplarda uzlaşma eğilimi de yaratır. Bireyin toplumsal yaşam gereksinimi uzlaşma eğiliminin maddî zeminini oluşturur. Ancak bilinmesi gereken, bir şeye eğilimin o şeyin gerçekleşmesi anlamına gelmediğidir. Bir şeye eğilim, o şeye yönelimi ifade eder. Bir toplumda yalnızca bir şeye eğilim yoktur. Bir toplumda, sosyal gruplara ve bireylere ait yüzlerce eğilim aynı zamanda vardır ve bu farklı eğilimler birbirine yakın veya zıt da olabilirler. Toplumsal yaşam aynı anda birbirine zıt eğilimleri de içinde barındırır. Bu zıt eğilimlerin gücü ve etki alanına bağlı denge durumu, o toplumdaki herhangi bir eğilimin gerçekleşebilirlik olasılığını da belirler, sınırlar.

Toplumsal yaşam bireylerde ve gruplarda uzlaşma eğilimini yarattığı gibi çatışma eğilimini de yaratır. Farklı çıkarları, dolayısıyla farklı alışkanlıkları ve yaşam tarzları söz konusu olan birey ve gruplardan oluşan bir toplumda çatışma eğiliminin varolması da kaçınılmazdır. Öncelikle belirlemek gerekiyor, her bireyin kendini yeniden üretimi ve yaşamını sürdürmek için gereksinim duyduğu maddî, entelektüel yaşamsal kaynaklara ulaşma zorunluluğu, bireyin diğer bireylerle çatışmasına zemin yaratır. Bu durum toplumsal gruplar için de geçerlidir. Birey maddî varlığını sürdürmenin yanında, entelektüel varlığını şu ya da bu biçimde toplum içerisinde ifade etme eğilimi içerisindedir. Bireyin (ya da toplumsal grubun) kendini ifade etme isteği, diğer bireylerin de kendini ifade etme isteği ile çatışır.

Zorunlu bir araya gelen bireylerin kendilerini şöyle ya da böyle ifade etmek istemelerinden ve ayrı ayrı yaşamsal çıkarlarını savunma durumlarından dolayı birbirleriyle çatışma içerisine girmeleri, toplumsal yaşamın kaçınılmaz sonucudur. Ancak toplumu oluşturan birey ya da toplumsal grupların birbiriyle çatışma hali, o toplumun yok olmasını da hazırlar. Bir yanıyla toplumsal yaşam zorunluluğu ve toplumsal yaşamın, o toplumu oluşturan birey ve grupların kendi aralarındaki çatışmayı kaçınılmaz yaratması ve bu çatışmanın, o toplumun parçalanması ve hatta yok olmasına yol açması; o toplumda yaşayan birey ve gruplarda uzlaşma eğilimini de yaratır. Uzlaşma eğilimi, bu eğilimin maddî ve düşünsel zeminini oluşturan kendi gerçekliğinin zeminini yaratan çatışmayı yok edemez; frenler, en aza indirir.   Çünkü çatışmanın nedeni ya da maddî kaynağı, aynı toplumda yaşamak zorunda olan sınıfların ve hatta bu sınıfların içerisinde yer alan bireylerin (grupların) maddî varlıklarının yeniden üretimi ve maddî entelektüel varlıklarının sürdürülmesi gereksinimidir. Bu gereksinim çatışmanın olduğu kadar toplumsal yaşam zorunluluğunun da gerekçesidir. Toplumsal yaşam zorunluluktan doğmuştur. İlk topluluk halinde yaşamın gerçekleşmesinde rol oynayan birleştirici etken uzlaşma değil, insanların bir arada yaşamasını gerektiren maddî zorunluluktur. Bireyin kendi varlığını yeniden üretme zorunluluğu karşı cins iki bireyin biraraya gelmesi gereksinimine dayanır. Bu zorunlu biraraya gelme aynı zamanda biraraya gelen bireylerin çatışmasını da hazırlar, içinde barındırır. Bireyler arasındaki bu çatışma, bireylerin birlikteliğine dayalı ilişkilerin yok olması ile dolayısıyla biraraya gelmenin son bulması ile sonuçlanmamışsa ve bu son istenmiyorsa, bireyler arasında uzlaşma eğiliminin doğmasının koşulları varolur. Çatışma ve çatışma eğiliminin olduğu yerde uzlaşma eğilimi ve uzlaşma da vardır. Ama uzlaşma eğilimi toplumsal yaşamın ilk nedeni ya da zemini değildir. Toplumsal yaşamda, en az seviyede olsa da çatışma söz konusu olduğu sürece, uzlaşma eğilimi de sürekli vardır. Ancak uzlaşma eğiliminin sürekliliği, uzlaşma pratiğinin sürekliliği anlamına gelmez. Uzlaşma sürekli değil, geçicidir.

Uzlaşma eğilimi, birey ya da grupların çatışmasının bir sonucu olarak ortaya çıktığı anlamda uzlaşma pratiği, gönüllülüğü değil, tahammülü içerir. Uzlaşma sağlanan bir toplumda, uzlaşan birey ve gruplar arasında gönüllü birliğin mevcut olduğundan söz edilemez. Uzlaşmanın geçici karakteri, uzlaşan birey ve grupların birbirlerine tahammülle bir arada varoluş biçimini de belirler. Bir toplumda bireyler ya da sınıfsal gruplar arasında uzlaşmanın varlığından söz etmek; bu birliğin içinde çatışma eğilimi barındırdığından, çelişkinin kaçınılmaz olarak karşı duruşla ve dolayısıyla çatışma ile sonuçlanacağı olasılığından söz etmek demektir. Aralarında çelişki ve çatışma eğilimi olan bireyler bir arada bulunuyorsa, bireylerin birbirlerine tahammül ettikleri açıktır. Tahammül, sürekli birlikteliği değil, ayrılmayı getirir.

Toplumdaki çatışmanın dizginlenmesi, frenlenmesi; o toplumdaki bireyler ve toplumsal gruplar (sınıflar, uluslar) arasında uzlaşmanın gerçekleşmesi ile sağlanır. Uzlaşma geçici bir barış sağlar. Ancak uzlaşma, o toplumdaki birey ve gruplar arasındaki çatışmanın kaynağını ortadan kaldıramadığı anlamda geçicidir. O toplumda çatışmanın en aza indirilmesi ve toplumu oluşturan bireylerin maddî varlığının yeniden üretilmesi; bireyin maddî ve entelektüel yaşamını sürdürmesi için gereksinim duyduğu yaşamsal kaynaklara ulaşmasındaki düzenlemelerin niteliğine bağlıdır. Bu düzenlemenin niteliği toplumdaki çatışmanın niteliğini ve zeminini belirler. Bir toplumda üretim ilişkileri (dolayısıyla mülkiyet ilişkileri) bireyler ve gruplar arasındaki eşitsizliği ortadan kaldıran ya da en aza indiren bir biçimde düzenlenmiş ise, o toplumda çatışma yok olmasa da en az noktaya iner. Çatışmanın söz konusu olmadığı ya da en aza indirildiği (Bireyin maddî yaşamının yeniden üretiminde çatışma varlığını sürdürebilir.) toplumda uzlaşma da pratik zeminini yitirir ve gereksinim olmaktan çıkar, toplumların ve giderek insanlığın gündeminden düşer. Ortak amaçla bir arada duran ve aynı yaşam biçimini benimsemiş, maddî ve entelektüel zenginlikleri birlikte yaratan ve eşit paylaşan, toplumun ideal-pratik düzenlenişinde ortak normlara sahip bireyler arasında uzlaşma değil, gönüllü birliktelik varolur.

Her uzlaşma, bu uzlaşma eğilimini doğuran çatışma ile ele alınmalıdır. Uzlaşma kendisinin eğilim olarak ortaya çıkaran çatışmadan koparılarak, başlı başına bir sorun olarak ele alınamaz. Uzlaşma eğilimi, bu uzlaşma eğilimini yaratan toplumsal çatışmadan koparılarak “özel” önemde bir sorunsal olarak ele alınırsa, fonksiyonu abartılır ve saçmalığa varılır. İkincil olarak uzlaşma geçicidir; uzlaşmanın sürekli olabilirliğinden söz etmek, uzlaşmayı maddî zemininden koparak, idealler düzeyine çıkarmak demektir. Bu da uzlaşmayı ahlâki bir sorunsal olarak görmeyi getirir. Üçüncü olarak, her toplumda uzlaşma pratiği kurumsallaşır, toplumsal örgütlenmelerde somut ifadesini bulur.

Burjuva demokrasisinin, bir uzlaşma rejimi olarak,  erdeminden söz etmek; uzlaşmayı ahlâki bir sorunsal düzeyinde ele almanın göstergesidir. Burjuva demokrasisi, mülkiyet ilişkilerinde “eşit” olmayan bireylerin, kağıt üzerinde eşitlenmesidir. Bu, burjuva sınıfın, emekçi sınıflar üzerindeki diktasını gizler. Burjuva demokrasisinde sömürücü sınıfın sömürülen sınıfla bir arada yaşaması uzlaşmaya dayalıdır.  Bu bir arada yaşama gönüllülüğü değil, bu iki sınıfın birbirine tahammülünü içerir. Bireylerin ya da sınıfların birbirine tahammül ederek bir arada yaşaması erdem sayılamaz. Burjuva demokrasisi ikiyüzlülüğü ve aldatmacayı ifade eder. Burjuva demokrasisi, bireylerin üretim ilişkileri içerisinde eşitliğini sağlamaz, aksine bu gerçekliğin üzerini sermaye sahipleri lehine örter. Gerçekliğin üzerini örtme; sınıflar arasındaki çatışmanın geçici olarak frenlenmesi nedeniyle, siyasî, ahlâkî düzlemde içerisine düşülen yozlaşma ve kirliliği görmezden gelmektir.  Kuşkusuz her ahlâki yaklaşım gibi bu yaklaşım da gerçeklik karşısında iflas eder.

Burjuva demokrasisinde, özgürlük, eşitlik, adalet, birer gerçeklik olmaktan öte, kavram olarak vardır. Burjuva demokrasisi yalnızca burjuvazi için gerçeklik kazanır; toplumun çoğunluğunu teşkil eden emekçi yığınlar için diktatörlüktür; kapitalist sömürünün sürdürülmesi için baskı ve zulmü içeren rejimdir. Dolayısıyla burjuva demokrasilerinde “özgürlük, adalet, halkçılık, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, eşitlik” kavramları toplumun çoğunluğunu oluşturan sınıf ve grupları uyutan, teselli eden kurumsal ve ahlâki normlar olarak kalır. Kapitalist sistem içerisinde özgürlük, eşitlik, adalet ve halkçılık kavramları, dinsel düsturlar gibi emekçi yığınları uyuşturur.

Burjuva demokrasisi; İşçi sınıfı ile burjuvazinin uzlaşmasını ifade eder, bu iki sınıf arasındaki çelişki ve çatışmayı frenler, ancak durduramaz. Bu rejim, uzun döneme yayılsa da insanlık tarihindeki geçici olma durumu mutlaktır.

Kapitalist sistem içerisinde işçi sınıfı ile burjuvazi arasında uzlaşma mümkündür. Burjuva demokrasisinde varolan sınıf örgütleri bu uzlaşmanın araçları olarak rol alırlar ve bu konumlarına uygun yapıda organize olurlar. Toplumsal uzlaşma iki sınıfın birbirine tahammülüne dayalı olduğu için, erdemli bir durumu değil; kirliliği içeren bir durumu anlatır. İşçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki uzlaşmanın kalıcı ve mutlak sağlanabileceği düşüncesi toplumsal gerçekliğe aykırıdır. Tam tersi de doğrudur; işçi sınıfı ile burjuvazi arasında uzlaşmanın hiçbir zaman gerçekleşemez olduğu düşüncesi toplumsal gerçekliği yadsır. Bu yaklaşım da diğer yaklaşım gibi, toplumsal ilişkilerde maddî koşulların belirleyici olduğu gerçekliğini dışlayan ahlâki bir yaklaşımdır.

İşçi sınıfı ile emekçi halk kesimleri arasındaki uzlaşma, istenilir değil iktisadî zorunluluk zeminine oturan geçici bir durumdur. İktisadî alandaki uzlaşma, siyasî alanda da yansımasını bulur.

Kapitalist sistem içerisinde, işçi sınıfının diğer emekçi yığınlarla (halk katmanlarıyla) ve küçükburjuvazi ile uzlaşması da olanaklıdır. Kuşkusuz uzlaşmanın gerçekleşmesi, tarihsel, toplumsal bir eylemlilik zeminine oturur. Uzlaşma yapmak için uzlaşma olmaz. Farklı sınıf ve gruplar, kendi sınıf, grup, birey çıkarlarının çakıştığı dönemlerde, bu çıkarları doğrultusunda gerçekleşen toplumsal eylemlikler içerisinde uzlaşırlar. Bu uzlaşmanın maddî koşullarının ortadan kalktığı durumda bu uzlaşmayı sürdürmek, bilimsellikten uzaklaşmak anlamına gelir. Pratik anlamda uzlaşmanın maddî (ve elbette siyasî) koşullarının ortadan kalkması ile her sınıf kendi çıkarları doğrultusunda kendi yoluna yönelir. Bu durumda aynı cephede geçici olarak yer almış olan sınıf ve katmanlar karşı karşıya gelirler ki; bu iki sınıf arasında bir çatışma olarak gerçekleşir. Bu süreçte sosyalizme yönelen sınıf karşısında yer alan halk katmanları gericileşir; ve kaçınılmaz olarak fiilî ya da göreceli olarak karşı-devrim cephesine katılırlar. İşçi sınıfı ile küçükburjuvazinin (kuşkusuz diğer halk kesimlerinin) uzlaşması belirli bir dönem içerisinde ve belirli sınırlar içerisinde olanaklıdır. Ancak bu uzlaşma da, her uzlaşma gibi geçicidir. Bu uzlaşmanın olabilirliğini reddetmek kadar, bu uzlaşmanın sürekli ve mutlak bir şey olduğunu ileri sürmek de yanlıştır; bilimdışıdır.

Kimi sosyalist ideolog, uzlaşma sorunsalını maddî köklerinden ve toplumsal olgulara dayalı işlevinden kopararak ele alıyor. Çoğu siyasî parti ve örgüt uzlaşmayı siyasî birliklerin gerekçesi ve zemini sayıyor. Birlik için uzlaşmak gerekir düşüncesi çoğu sosyalist partiye egemendir. Dolayısıyla bu yaklaşım; birlik sorununu uzlaşmaya bağladığı anlamda, siyasî birliklerin gerçekleşememesini de ahlâki düzleme indirgeyerek çıkmaza düşüyor.

Kuşkusuz  bir arada  olma sorunu, iki farklı siyasî grubun irade birliğinin sağlanmasını ifade ediyorsa, bu noktada, iki sınıfın uzlaşması söz konusudur. Ancak halk katmanları içerisindeki iki sınıfın uzlaşmasının da, bir tarihsel döneme denk düşen eylemlilik içerisinde ve sürece uygun bir politik biçimde gerçekleşebilir olduğu unutulmadan ele alınması gereklidir.

28 Nisan 2009

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.