Teori ve Politika (TP) dergisi çıkışının onuncu yılında gezegenimize ilk defa uğradı ve dergilerinin son sayısını protokol bırakma inceliğinde bulundu. Böylelikle daha yakından son gelişmelerden haberimiz oldu. Derginin 37. sayısı üç büyük ilde düzenlenen kapalı tartışma toplantılarının ses kayıtlarının dökümünü ihtiva ediyor. En kan kızıl, öz ve hakikî "bolşevik" ve bir de enternasyonalist(!) gruplarımızdan anarkolara, islâmî devrimcilere, hareket partilerinden, sedepeli bedreddincilere, bilinçli ve de eylemlilerden seyirci troçkistlere, "ezilen" marksçılardan kriz müptelalarına nadide bir demet solcumuz en yetkili ağızlarından onuncu yılda "marksizm için forumda" Muhammed-Ali aşkına tartışmışlar. Aşkolsun bu teori ve politikacılara, reformist niteledikleri siplilerin kurduğu sol meclis-i mebusan öksesi gibi atmışlar bir olta; yamalı bohçasını toplayan gelmiş malumatfuruşluğa.
Bizim coğrafyamızda değişmeyen "devrimci refleksler" vardır; kızıl kaşkollu ve de kalpaklı, kartal bakışlı, uz görüşlü, devletlü ve de plânlamacı Yalçın Küçük soktu bu restorasyon manyağı güruhun ağzına bu refleks lafını (Refleks; omurilik soğanından kontrol edilen bilinçsiz tepki olarak sözlüklerde tanımlanıyor.). On yıllar geçer, onuncu yıl marşı yeniden meşhur olur bu "refleks" değişmez. Parti ihtiyacı kendini mi gösteriyor, o gece vahiy gelir, saatini erkene kuran örgüt partileşerek parsayı kapatır. Sahte işçi ve komünist partileri mantar gibi biter. TİP ile tekape huzura erer Töbekape olur. Kuruçeş- meler patlar. Ertuğrul DY ile tekapeyi birleştirir, Perinçek "SP" yi olmadı "İP"i hizmete sunar. Dayanışma sahne alır, onu Evrenselin partisi izler. Demokrasili sosyalist partiler, Maçka inisiyatifleri pırtlar. Devran döner kulak boynuzu geçer anayasa ve asker partisinden tasdikli sip AB normlarında tekape olur. Son on yılda radikal ihtilâlci solun istisnasız her bölüğü ikiye ayrılır, internet deryalarında bu bunun devamı, bu bunun akrabası, amcasının oğlu, dayısının kızı diye Türkiye solu haritaları ve "haritacıları" ortaya çıkar. Sol parselasyon CIA-MOSSAD-MİT ve NATOcu eloğullarını da hayrete düşürür.
Marksizmin pratikte yeniden üretimi mi ya da teorinin daha da geliştirmesi, güçlendirilmesi mi gündemdedir, önce ortalığa biraz Freud iksiri serpilir ardından bir miktar psikoanaliz sosu saçılır. Biraz totalitarizm biberi konur. Birazcık Althuser'cilik tohumu serpilir. Bir tutam modernizm bir çimdik determinizmle çırpılır. Araya bir iki postmodern lafı eklenir. Bol miktar ve çeşitte tercümeyle, eklektik bilgi kırıntılarıyla tütsülenerek önümüze konur. Bu refleks hiç değişmez. Bu refleksleriyle Marksizm üzerine tartışmış arkadaşlar. İsterseniz biraz kulak verelim bu misafirler kimlermiş, teorisizm ve aşırı entelek- tüalizm dediğimiz neymiş "tartışalım" sizinle.
Birinci oturum İstanbul toplantısı; Anıt Baba (sedepe) ev sahibine karşı olan aleyhte eleştirilere katılmıyor, ev sahibine teşekkür ediyor ve arka çıkıyor, "Marksizm cephesinde teori-pratiği sırtlayıp götürecek ve devrim için, devrimciler için ön açacak kolektif teorik-pratik çabalara ihtiyaç var. TP tamı tamına bunu yapıyor, yapmaya çalışıyor ve önümüzdeki süreçte de ben bunu yapmaya devam edeceğine inanıyorum." Bakın tam tamına neleri yapıyor devrimciler için ön açıcı teorileriyle Teori ve Politika; Yol arkadaşı Cem Özatalay(Bedreddini Hareket) Anıt'tan önce aldığı sözleriyle sip kopuşlarını izah ediyor: "Bilindiği gibi bu gelenek, Sovyetik karakterli bir ideolojik edinimle ve Türkiye özgülünde tarihsel olarak reformizmle malûl bir gelenekti... Özellikle TP bilimle politikanın, süreçle ânın düzeylerini farklılaştırması ve Lenin-Kautsky ayrışmasında ortaya çıkan bilimci-ilerlemeci kopuş ve Marksizmin böylelikle devrimci bir politik akım olarak kuruluşunu saptamaları bizim için, içinden çıktığımız gelenekle hesaplaşmak açısından önemliydi." Sen neymişsin be Teori ve Politika! Siz bilimle politikanın süreçle ânın düzeylerini farklılaştırmasını saptamasaymışsınız, bu arkadaşlar ihtilâlci demokrasi-reformist devrim kavramlarının farkına varamayacaklarmış. Öztürkçeciler okuduğunu anlama diyorlar, kıraatları zayıftı herhalde bu arkadaşların, bu dersten geçmek için okul bile işgal edip gecelediler ama nafile. Süreçle ve ânı aynı anlamlı kelime zannediyormuş arkadaşlar! Bu totolojiler sayesinde kelime anlamlarını öğrenmeye başladılar. Sedepe deneyiminden de kadın sorununu öğreniyorlarmış, ne diyelim umarız bu mekteptende tez zamanda mezun olurlar.
|
-Polemik- |
Oğuzhan Kayserilioğlu, Toplumsal Özgürlük dergisi yazarı, bedreddiniciler gibi değil, sıkıştırıyor ev sahibini: "TP'nin mesela on sene devam edeceğini zannetmiyorum, Güzel bir serüvendir ve bitmek üzeredir." Peki bu bitişte ne öneriyor TPcilere "önümüzdeki dönemin devrimci öznesinin, geçmişteki Bolşevik Partisi gibi ya da parti mantığının kendisi gibi ... bir özne olacağını beklemeyelim arkadaş
lar... dağınık olacak teori alanında TP çıkacak bir şey yapacak, askerî alanda belki başka bir gerilla örgütü kurulacak. Öyle herkesin bir merkez komitesinden idare edebileceği bir toplum değil önümüzdeki ve içinde olduğumuz toplum." Dağınıklık Yok Büyük Derleniş diyen fukara Doktor H. Kıvılcım- lı'nın kemikleri sızlıyor mudur diye düşünmekten alamıyoruz kendimizi. Herhalde arkadaşlar bu dağınıklığı ödepe deneyimlerinde edindiler. Burada uyandırmak için uyaralım tekrar, bazı deneyimlerden sonra dağılma ve dağıtma tehlikesi var.
Bilinç ve Eylem dergiside en yetkili ağızlarından temsil ediliyor, Mehmet Güneş hem İstanbul hem de Ankara toplantısında var. "Marksizmin krizi" tespitinde bir mahzur görmüyor. Ancak politika konusunda sürekli olarak ev sahiplerini sıkıştırıyor. Kendi meşrebince 15-16 Haziranı irdeliyor. Yeni devrim dalgasının 15-16 Haziran gibi veya Ankara'daki esnaf eylemi şeklinde gelişeceğini söylüyor. Tartışmanın alevlendiği bir yerde şu doğru sözleri sarfediyor: "Biz bu odada tartışırken dışarıda fırtına çıkmış, şimşek çakıyor, gürültü hırla gidiyor ama içerideki hengame o boyutta ki, bizi de süpürüp götürecek selin uğultusunu duyamıyoruz. Bir nevi afyonlanmış gibi kaderimizi bekliyoruz.. Bir 12 Eylül, harala gürele giden, kafa göz kopararak süren hemen tüm tartışmaları bitirdi. Şimdi bulunduğumuz binayı dört tarafından ateş sarmış, biz içeride mefruşatın nasıl yerleştirileceğini tartışıyoruz. Biraz abartma gibi gelebilir ama bunlarla devam edemeyiz." Peki şimdi kendi sözleriyle M. Güneş'e sormak istiyoruz? Bilinç ve Eylem dergisinin meşhur kırk ambar eskitmiş yazı kurulu bu tartışmalardan farklı konuları mı gündeme getirmektedir? Devrimci bir merkez ihtiyacına yönelik hazırlıkları nedir? Yoksa onlarda tartışmak için biraraya gelen ama örgütlenme denince birbirinin sokağına uğramayanlardan mıdır? Neden Kolektifimizin II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi yöntemi konulu çağrısını suskunlukla geçirdiler, yoksa TP tartışma toplantılarında bazı yarım-doğruları söyleyip mahkemede şaşmak gibi bir alışkanlıkları mı vardır?
Özcan Özen belli ki troçkist gelenekten gelen bir arkadaş o da içini döküyor. Belli ki TPcilere içerlemiş hiç Troçkizme laf atmadılar, eleştirmediler diye. "Troçki deyince bir kişinin adı kabul ediliyor. 4. Enternasyonal geleneği vardır, 65 yıldır yaşayan. 10 yıl geçti diye TP konuşuyorsunuz ama bir yazı onu eleştirerek ilerlememiştir. Hataları vardır, ihanete varıncaya kadar şeyleri vardır, ama kimse çıkıp onu eleştirmedi, etrafında dolanarak teori oluşturmaya çalışmışlardır. Kriz budur asıl, çünkü onunla yüzleşmek istemiyorlar, Sovyetler Birliği'nin sınıf karakteri ile yüzleşmek istemiyorlar." Troçkistlerin ideolojik gıdası Stalin düşmanlığına, anti sovyetizme ve "biz demedik mi" söylemine dayanıyor. Nasıl ciddiye alacağız onları? Bu arkadaş, Marx ve Lenin de ilerlemecilik görüyor. Almanya'da fordizme direnen işçiler olduğunu savlıyor, Lenin'in de fordizmi benimsediğini, teorik konularla pek ilgilenmediğini söylüyor. Krizi sosyalizmin yıkılmasına ve Troçki-Stalin saflaşmasına bağlıyor. Ve konuşmasının sonunu Stalin diye bitiriyor. Nedendir bilinmez ama Stalin adını en çok bu troçkiseverler söylüyor ve kullanıyor. Belli ki Özcan arkadaş Lenin Biyografiyi hiç okumamış, Marksizmi özümseyememiş. Devrimci ve Marksist Sol kadroların bu konudaki telif çalışmalarını, polemiklerini ve yapıcı eleştirilerini dikkate almamış. Lenin'in vasiyetindeki o değerli mesajı anlamayanlar hep bu bataklıklarda eşeleniyor. Bu gerici ortamda tarihsel kişilikleri abartarak onların zaman ve mekândan münezzeh kılan düşüncelerini öne sürüyorlar. Bu da onların ileri bir adım atmalarının hep engeli oluyor, hep iki adım geri gidiyorlar.
Esra Sarıoğlu; Emekçi Hareket Partisi'nden katılıyor tartışmalara; belli ki düşünceleri "hareket" içerisinde; çalışmış, sözlerini biraraya getirmiş; ilk tur konuşmasının sonunda oturum başkanı(TP yazarı), bir pozitivizm bir modernizm diyor emekçi hareket partiliyi çalıştığı yerlerden avlıyor. Hareket partili ikinci tur konuşmasında bir türlü toparlayamıyor, sadede gelemiyor ve baştan oyuna geliyor. TP cilerin kriz tanımlamalarını bir de kendisi anlatmaya başlıyor. Az konuşacağız deselerde hareket geleneğinden gelenlerde muarızları gibi tartışmayı çok seviyor anlaşılan, bir türlü konkre -somut- ve kesin yargılara varamıyorlar. Belki de bu yüzden hem emekçi hem de hareketçi bir literatürü gündeme "parti- leşerek" taşıyorlar. Entelektüalizm ve aşırı teorisizm yanlıları bu tartışmaları çok seviyor, açık vereni bir köşesinden yakalayıveriyorlar.
Peki konuşulanlar hep mi yanlış diye soracaksınız, elbetteki bu tartışmalarda doğrular ve yarım- doğrular söylenmiyor değil. Aynı cenahtan Hakan Öztürk ilk toplantıda can alıcı bir yerden vuruyor TPcilerin kriz bezirgânlıklarını ve şöyle konuşuyor: " ... bütün konuyu çok dramatik bir kriz meselesinden başlatıyorlar. Bu kadar büyük bir kriz var deyince herkes bir kenara çekiliyor ve bu, onların da bir kenara çekilmesini getiriyor. Yani onlar da bu kadar büyük bir kriz varsa, bu büyük krizi çözmemiz gerekir gibi bir pozisyon elde ediyorlar."
En hakiki ile öz be öz komünist birlikçilerimiz bu toplantıların başrol konukları ve son toplantının da evsahipleri: Dil üstünde kaydırmacayı en iyi beceren onlar. En çok konuşan yine onlar. "Komünist bir dünya kuracağız!" , "Komünistlerin Birliği'ni gerçekleştireceğiz!" dediler. Bu yolda "maya" çalamadılar. "Devrimci Parti Güçleri" diye kendilerinde olmayan isim ve sıfatları kullandılar, onu da tüketip "yol arkadaşlarını" tasfiye ettiler. Sürekli olarak birbirlerine belden aşağı vurma pozisyonundalar, on seneyi aşkın bir süredir ekletizm, dedikodu, zaman ve kadro kayıpları ve ayrışmalarla iştigal edenler bakın neler yumurtluyorlar. Toplantılarda ev sahibine üstü kapalı yarenlik var. İ. Horoz (Maya) : " Ben bir şeyin altını çizmek istiyorum: Aslında arkadaşlar, dar bir ideolojik, teorik performansla, birikimle şekillenmiş Türkiye devrimci militan kadrolarına, dünyada Marksizm adına bir dizi akım, bir dizi tartışma olduğunu göstermek bakımından da bence iyi bir iş yaptılar, yani olay bazı tartışmalarla sınırlı değil, dünyada çok farklı şekillerde bu sorun tartışılabiliyor dediler. Ama bu yaptıkları, sorunlara işaret etmek bakımından önemli ve ayrıca vurgulamak gerekiyor." Horoz yine uzun konuşmasının ardından şu sözleri sarfediyor : "... TP deki arkadaşlar da dahil olmak üzere, bu topraklarda devrimci krizi anlayan ve buna karşı savaşma yeteneğinde olan, becerisinde olanların yapması gereken iş, tek tek şu grubun bu çevrenin sorunlarına çözüm üretmek değil, toplam hareketi kesecek sorunlar üzerine yoğunlaşmaktır, bunun zeminlerini döşemektir." Bu sözler bir yerden bize tanıdık geliyor. Hangi zeminlerin döşeneceğini biz biliyoruz demekle yetiniyoruz şimdilik! Ancak son toplantı biraz da muarrızlarının evinde olmanın nedeniyle Horoz, eleştirisinin dozunu artırıyor. Bu arada başlıyor iki en hakiki ve öz be öz "komünistler" arası kooperatifçiklik - teorisizm tartışması; bakın, sizleri sıkan alıntılara devam ederek, ne zırvalıyorlar:
İ. Horoz: "Marx :'biz artık, Komünistler Birliği gibi bir örgütlenme faaliyetinin sürekliliğini sağlamak, yeniden üretmek yerine, teorik sorunları, yani kapitalist sistemin ekonomisini, sınıf mücadelesini, tarihini ele almak ve değerlendirmek istiyoruz.' diyor ve kendisini pekala da Londra'daki bildiğimiz kütüphaneye kapatıp yaklaşık on yıllık bir süre boyunca, yani 1852'den 1859'a kadar geçen yedi yıllık bir sürede, zamanını bu iş için ayırabiliyor. Sonuçta baktığımızda, isabetli bir adım olmadığını görüyoruz. Ama... "Peki öz be öz "komünist" ve de "kooperatifçi" oturum başkanı Eylem Şen(Köz) ne diyor buna : "İ. Horoz, Marx ve Engels'in Komünistler Birliğini kapatıp teorik çalışmalar yapmalarının iyi olduğunu söyledi. Bu çok tehlikeli bir görüş. Marx ve Engels'in yaptığı gibi, eğer ki KB kapatıldıysa, Birinci Enternasyonal Amerika'ya taşındıktan sonra kapatıldıysa; ortada hesap soracak Bolşevik Parti gibi bir parti yoksa; o zaman bütün bu yapılan işler nihaî hedefine ulaşamayacaktır. Eğer Lenin de İ. Horoz'un dediği gibi, Marx ve Engels'in yaptığını yapsaydı, bir bolşevik devrimden bahsedemezdik. Biz demiyoruz ki, Kapital'in yazılması gerekmezdi. Fakat bu ne demek? Bu işler için devrimci örgütlerin sürekliliğine gerek yok demektir. Bu tasfiyeci bir bakış açısıdır."
Şimdiye kadar Marx ve Engels nelerle itham edilmedi ki, ancak biz tasfiyecilikle ilk defa suçlandıklarını duyuyoruz. İlki isabetsiz buluyor, ikincisi lütfediyor Kapital yazılabilir buyuruyor. TP ciler bunların bu perişan halini çok seviyor en son sözü alıp bir de onlar vuruyorlar. Konuşmanın mezesi de ihtilâlci sol örgütlerden biri oluyor. Geçtiğimiz sayıda ilgili örgüt ve TP ciler hakkında (SORUN Polemik Sa- yı:17, ML-KP Eleştirisi, s.28) eleştirilerimizi yazdığımız için tekrar değinmek istemiyoruz. Canımız sıkıl- sa da açığa vurma görevinden geri durmayacağız; sınıf dışı eğilimleri, küçükburjuva avantüryelerin, ve de kapitalizm ile birlikte böylelerinin çanına ot tıkayacağız.
22 Ekim 2005
