Burjuvazinin büyük ölçüde gündemi belirlediği koşullarda, sistemin maharetle kullandığı sağlı "sol"lu burjuva partileri büyük bir özgürlük içinde hareket ediyor. Çünkü, Türkiye ne yazık "köpeksiz köydür." Kirli, entrikacı ve ikiyüzlü politikacıları açığa vurup ağızlarının payını verecek örgütsel güvencelerimizden büyük ölçüde yoksunuz.
Tarihi TKP, I.TİP geleneğimiz ve bu süreçten ayrışıp kendi geleneklerini yaratmaya çalışan örgütlerimizde rol ve sorumluluk üstlenenler bütün süreçlerde sağ teslimiyetçi oportünizmi besleyip büyüttü. "Sol" teslimiyetçi oportünizm bu sürecin çocuğu olarak gözünü dünyaya açtı. "Sosyalist Sol" ile "Radikal Sol" cenahın birbirine gardını alışı da bu sürece tekabül ediyor. Sağ ve "sol" teslimiyetçi akımlar birbirini hem tetikliyor, hem de katalizör görevini -işlevini- üstleniyor. Ciddî, güvenilir ve donanımlı bir İSP ya da KP geleneğimizin bu düzeyde eksikli oluşunun pek çok sebebi var. Sahte işçi ve komünist örgüt kurup parti çağrışımı yapanların çokluğunun da sebeplerini ayrıntılı biliyoruz.
Tarihi TKP içinden ve dışından kuşatıldığında sağ teslimiyetçi akımın devrimci kadroları tasfiyesini unutmuyoruz. İdeolojik, politik ve örgütsel esin kaynağımız TKP, oluşturuluşunu koşullayan sürecin uzantısında bir türlü kendini yenileyemedi. Bu bir yana, sınıflar mücadelesinin keskinleştiği TKP'ye olan ihtiyacın beyinlerde biçimlendiği koşullarda ise, "1973 Atılımı" diyen "Harici Büro" elemanları, siyasî mülteciler grubu kendilerini hemencecik parti ve TKP olarak ilân etmekte bir mahzur görmedi.
Açık mücadele alanlarındaki I.TİP'de de aynı süreç başka bir biçimde işlevini sürdürdü. Onlar da merkez oportünist kliğin marifetiyle devrimci kadroları örgütten tasfiye işinde TKP'dekine denk düşen rollerini ustalıkla yerine getirdi. Bu süreci unutmamak zorundayız.
Sırasıyla THKO, THKP-C, TİİKP, TKP/ML vb. örgütlerin kuruluşu onların hayırlı eliyle devrimci hareketin dışına itildi. İşçi sınıfı ve emekçi halkların koruyuculuğu dışındaki "avantürye" akımların oluşumunda da TKP ve I.TİP'in sorumluluğu aranacaktır.
Dünya devrimci pratiğinden, başkentlerden, liderlerden esinlenerek Türkiye'ye taşınan devrimcilik anlayışının serüvenini bu yazıya konu etmiyoruz. Kısaca değinerek geçiyoruz.
I.TİP'in gelişme gösterdiği 1962-1967 yılları arasında, bu yazıya konu oluşturan Nabi Yağcı, o dönem TİP İstanbul/Eminönü İlçesi'nde arkadaşları ile beraber "partizan" isimli bir hizibin taraftarıydı. Politikadaki kirli, entrikacı yöntemlerini sendika bürokrasisi ile işçi aristokrasisinden edinmiştiler. TİP ile DİSK yöneticilerinin birer "hayırlı evladı" kimlikleriyle her kademede istihdam edildiler. Sırtları okşandı. Gelecekte becerecekleri işler için hazırlandılar.
Ne sosyal ne de demokrat olan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın "önce sağcı oldular, sonra da yağcı..." olarak nitelemeye cüret ettiği komünist geçinen bu zevatın "solcu"luğu işte böyle bir sürecin uzantısında gerçekleşti.
"Partizan" hizibinin "Harici Büro" ile olan ilişkisi ise, 12 Mart 1971 askerî faşist darbesinin bütün devrimci ve sosyalist kadroları kıyım ve kırımlardan geçirdiği bir süreçte, "kaçan kurtuluyor" mantığı ile siyasî mülteciliğe soyunarak kurulacaktı.
Uzun söze gerek yoktur. "Harici Büro" tekapecilik oyununun da sonunun SSCB'nin çözülmesiyle birlikte nereye evrildiği herkesin malûmudur. M.Gorbaçov kazara iktidarda kalmış olsaydı, Nabi Yağcı familyası "sovyet dalkavuğu" kimlikleriyle yine zil takıp oynama temrinleri yapmaya yeltenecekti. TBKP serüveni de tutmayınca baylarımız hepten açıkta kalıp TÜSTAV oyuncaklarıyla yetinmek zorunda kalacaklardı.
Nabi Yağcı familyasının "Harici Büro" tekapesi serüveni ile birlikte "yeni" meslekler edindiğine de tanıklık edecektik. TÜSTAV'cılık yanında restaurant işletmeciliği de yapmaya girişmişlerdi..
Cumartesi Anaları'nın bir eyleminde yanlışlıkla yakalanan Nabi Yağcı'nın polislere söyledikleri de ilginçti, ve "Ben işadamıyım, işime gidiyorum. Bu eylemle bir ilişkim yok.." mealindeydi!
İşte o "iş adamları" şimdi "hini hacette" devlet tekelci kapitalizminin kullandığı kimliklere dönüştü. Tekelci basında, tv. lerde "TKP Eski Genel Sekreteri" olarak ahkâm kesme görevi ile yükümlü olarak boy gösteriyorlar. Komünizm adına böylelerinin ahkâm kesmesinden yarar umuyorlar. Vay o burjuvazinın haline! Vay sosyalizm-komünizm bahsinde binbir idealizasyon ve mistifikasyonla yola çıkıp maskaralık yapanların haline!
Batılı burjuvazi Ekim Devrimi ve 2. Dünya Paylaşım Savaşı'ndan sonra işçi ve komünist partilere kimi kanallar açıp, onlara tekelci sermayenin kırıntılarını sunup uzlaşarak sistemini "sosyal-devlet" yöntemiyle ayakta tutmayı başardı. Batı'lı KP'leri büyük ölçülerde sosyal meşruluk ve devrimci yasal- lıklarını kaybetmelerine rağmen birer parti idiler. Türkiye'de böyle bir "vukuat" işleyen partilere de sahip değiliz.
Nabi Yağcı ve şimdiki sahte işçi ve komünist örgütlerin komünistliğini nasıl ciddiye alıp eleştireceğiz? Ciddî ve Marksizmden haberli dostlarımız Kolektifimiz'in kalemini kirletme pahasına böyleleriyle polemik yapmasına şiddetle karşı çıkmaktadır. "İşimize bakalım" diyorlar. İyi, güzel de sosyalizm- komünizm adına maskaralık yapanların tasallutundan kurtulup nasıl işimize bakacağız? Devrimci ve Marksist sol Kadroların kalemlerini kirletme pahasına bilcümle eloğullarını açığa vurması da asıl görevleri değil midir?
Teşhis etme, tedaviye muhtaç olanları tedavi etme, politik açığa vurma, teşhir etme, devrimci hareketin yeni nitelikler kazanması sürecinde böylelerini tecrit etme! Peki ayrışma ve bütünleşme nasıl gerçekleşecek?
Sınıflar mücadelesinde "örgütlü oportünizm" ile mücadele etmek, burjuvazi ile mücadele etmek demektir. Günümüzde komünist geçinen bilcümle avantürye takımını politik açığa vurmak işi en büyük bir devrimci görevdir. Bu görevimizi yeterince yerine getiremediğimiz için sahte işçi ve komünist örgütler bu düzeyde yaygındır. Burjuvazinin "yedek cephaneliği" olarak işçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal kurtuluş mücadelesine darbe vurulmaktadırlar.
"Sosyalist Sol" ve "Radikal Sol" cenahta yaşanan "örgütler anarşisi" hastalıklarımız biraz da bu yüzden onulmaz duruma girmiyor mu? İşçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketimizi buluşturup birleştirerek güvenilir ve donanımlı İSp ya da KP'nin oluşturulması mücadelesi oportünizmin altedilememesi yüzünden gerçekleştirilemiyor mu? Bilimsel Sosyalizm-Komünizm kaynaklı olmayan bilim ve akıl dışı safsatalar yüzünden "Marksizmin yorumu ve teorik yeniden üretimi" sorunsalı güme gitmiyor mu? Devrimci ve Marksist düşünce-davranış çizgileriyle henüz tanışamayıp konuyu ve sorunlarımızı yeterince özümseyemeyen yüzlerce genç insanımızın kanının boşa akıtılması böylelerinin yüzünden değil mi? Devrimciliği "feda", "şehit" ve darağaçlarını süsleme olarak algılayıp militanlığı, fedakârlığı "Gençliğin Yolu İşçi Sınıfının Yoludur"a getiremeyen insanlarımızın dram ve trajedileri bu yüzden değil mi? Oluşan kimi koşullara rağmen, devrimci durumu sosyal kurtuluşa donüştüremeyişimizin önündeki en büyük engel böyleleri ve onların kurduğu naylon örgütler değil mi? Yerel, ulusal, sosyal ve enternasyonal diyalektiğini kuşanıp kapitalizmi yer yüzünden kazıyacak yol, yöntem, kurum ve araçları işbaşı yaptı- ramayışımızın pek çok kusuru bu efendi biraderler yüzünden değil mi?
Anılan oportünizme karşı durur gözüküp tesbih çekercesine sabah akşam "marksizm-leninizm- bolşevizm" tekerlemesi dışında bir "vukuatı" olmayanlar, "gelin tartışalım" ve söze "dedi ki" diye başlayan avantürye takımının bu düzeyde yaygın oluşu kimin yüzündendir? Yaşamları boyunca sosyalizme leke düşürmemiş militan kadrolarımıza "internet solculuğu" hastalığına yakalanmış kimseler tarafından küfür edilerek sataşılması ne demektir? Küfüre, sataşmaya, "sinsi kuşatmaya" aynı silahla cevap veri- lebilinir. Fakat ihanete, dönekliğin böylesine, alçaklığa, ikiyüzlülüğe karşı toplumca çanak tutulmasının adı nedir?
I.TİP'den başlayarak, DİSK'te boy verip gelişen oportünizme karşı ilk önce sezgilerimizle, sınıfsal sol duyularımızla karşı koymaya başlamıştık. Sınıfsal sezgilerimiz, kuşkularımız bizleri hiç yanıltmadı. Kilit altında iken Marksizm ile daha yakından ilişki kurunca sezgimizin yerini bilinçlenme alınca PARTİ ve Marksizm kalpazanlarını daha yetkin öğrenmeye başlamıştık. Bugün de öğrenciliğimizi sürdürüyoruz. Fakat oportünizmi de kalbinden vuracak yol ve yöntemleri keşfediyoruz. Bir "çıkış hattı" yaratarak kozamızı da örmeye devam ediyoruz. II.TTKK yöntemiyle tek bir komünisti dışarıda bırakmadan devrimci geleneğimizi geleceğe taşımanın yolunu düşüyoruz. V.I. Lenin ile Mustafa Suphi'lerin inisiyatif kullanıp yüz yıl önce keşfettikleri sınanıp denenmiş bir yöntemi bizler de bulunduğumuz coğrafyada yeniden üreteceğiz. Niçin üretemiyoruz? Niçin eloğulları Sosyalizm-Komünizm adına konuşma yetkisini kendilerinde görüyor?
Şimdi gelelim Bay Nabi Yağcı'nın incilerine. Radika'n 24 Ekim 2005 tarihli sayısının 6. sayfasında Neşe Düzel ile yaptığı röportajda "CHP'nin rafları araştırmalarla dolu ama vitrininde fikir yok" diyor. İyi de zatı alilerinizde fikir var mı? SSCB'ye kölece angaje olup M. Gorbaçov'un fikirlerini tekrar etmek fikir sahibi olmak mıdır? Ne hazin Devrimci Marksızmi tersinden bile okuyamayanlar ne sosyal ne de demokrat olan CHP'yi fikirsizlikle suçlayabiliyor! Devlet demek olan CHP geleneği I.TİP'in açık mücadelesi sayesinde, faşist İ.İnönü'nün "ben kırk yıldır ortanın solundayım" demesiyle "solcu" olmuştur. Marksist hareketten 2. Enternasyonal partileri gibi ayrışmış sosyalde-mokrat" bir parti değildir CHP. CHP'nin siyasî oportünizmini açığa vurmak için önce bilinç, yürek, altı okkanın yanı sıra ciddî, güvenilir ve donanımlı bir İSP ya da KP'ye ihtiyaç vardır. Sen böyle bir PARTİ'nin oluşturulması mücadelesine tasfiyeci kimliğinle darbe vurmuş birisin. Destursuz konuşmaya hakkın bile yoktur.
"Ama sol bir parti sermaye düşmanlığı da yapmaz" diyorsun. Bu söylem M. Gorbaçov'dan aktarmadır. O'nu da SSCB'yi de yıkan bu türden Marksizm dışı söylemlerdir. "Sol parti" söylemi, "solculuk" Marksistlerin söylemi değildir. Marksistler kimliklerini eğip bükmeden söyler : Devrimciyim, Komünistim der. Ancak "sol parti" ve "solcu"lukla ilişkisi olmayan kadrolar sosyalist literatüre uygun konuşurlar.
Devrimciler, Komünistler kapitalizmin kökünün yeryüzünden kazınması için mücadele eder. Sosyal sınıflar ve sosyolojik emekçi halk gerçekliğine karşı düşmanlık yaratan kapitalizmdir. Sermaye sınıfı sınıfsal düşmanlıkları yaratmış ve bunu sömürü için körüklemiştir. "Düşmanlık" söz konusu ise, bu düşmanlığı üretip yaratan kapitalizmdir, sermayenin baskısı, artı-değer sömürüsü ve sömürgeci yöntemleridir.
"Sol olduğum için AB'yi hararetle destekliyorum. Kendimi düne göre daha çok solcu hissediyorum, bugün Marx'ı daha iyi anlıyorum ve bir solcunun AB üyeliğini desteklemesi gerektiğini düşünüyorum" diye buyuruyor Nabi Yağcı.
II. Cumhuriyetçiler, aşk olsun N. Yağcı'dan daha "ileri" yöntemlerle bu işi zaten yapıyorlar. "Sol" olmadığımız, "solcu" sıfatını, hatta mevcut "aydın" literatürünü reddettiğimiz için bu incileri doğal buluyoruz. Elbette Bay Yağcı "solcu"dur, kimi yarım-doğruları telaffuz da etmektedir. Fakat, böylelerinin "komünistliğini sınıflar mücadelesi ve hayat reddetmiş, doğrulamamıştır. Marx'ı anlayanlar, bu söylemlerinden ötürü utanıp özür diler, tahrifata girmez. Haddini ve çapını aşan fikirlere bulaşmaz. Komünistlerin AB karşısındaki tutumu çok açık ve nettir. Kapitalizm üretim ilişkilerini ve üretici güçlerin gelişimini tahrip etmiştir. Doğayı tanınmaz hale getirmiştir. İnsanı yabancılaştırmıştır. Haksız, eşitsiz, öz- gürlüksüz ve ahlâksız bir sistem kurmuştur. Bunun için de yıkılacaktır. Ayrıca, Avrupa Birliği olmaz. Kapitalistlerin birliği nerede görülmüştür? En "kötü" sosyalizm deneyimi bile kapitalizmin "demokrasisinden daha iyidir. Kapitalizmin demokrasiye hiç ihtiyacı olmamıştır. Yarın da olmayacaktır. Birinci ve İkinci paylaşım savaşları hegemonların krizi yüzünden çıkmıştır. Kapitalizmi yıkmayı, sınıfsız, sö- mürüsüz bir toplum yaratmayı düşünemeyenlere komünist denilmez. Onların birliği devrimcilere, komünistlere karşı birliktir.
Röportajcının "Komünist Partisi'nin başkanı olsaydınız, Marksist bir parti olarak bugün nasıl bir politika izlerdiniz?" sorusuna da "Marksist olup olmamayı da partinin birinci meselesi yapmazdım. Çünkü bu parti dünyaya ve tarihe bakışında çoğulcu olmalı. Görüşlerini Marx'tan da almalı, Marksizm dışı görüşlerden, Weber'den, İslâmî düşünürlerden de almalı" biçiminde bir cevap veriyor. İnsanın, hele "Harici Büro"yu tekapeye inkılâp edenlerin geçirdiği maddî-manevî travmadan sonra böylesine fikir kırıntılarıyla ruh sağlıklarını saptırması doğaldır. Adını andığı cenahın partileri vardır. Senin ise yok. Tekapeyi ve tebakapeyi de kendiniz gibi batırdınız. Yağcı'nın PARTİ, CEPHE, ÜYE, SEMPATİZAN, İTTİFAK ve MÜTTEFİK konusunda da hiç bir fikri yoktur.
"AK Parti'nin varlık nedeni de bence tarihsel olarak budur" incisi de "Hangi açıdan tarihi fırsat?" sorusunun cevabıdır. Komünistler açık ya da kapalı alan çalışmalarında sosyal meşruiyetlerini devrimci yasallıklarını unutmaz. Sağlı "sol"lu burjuva partilerinin iktidarları karşısında hem "tutarlı bir demokrasi mücadelesi"nden hem de "tutarlı bir iktidar-devrim mücadelesi"nden geri durmaz. Burjuva partilerini tavize zorlarken elbette reform gibi iyileştirmelerden yeni bir mevzii edinmek, oradan sıçrama yapmak için taktikler geliştirecektir. Yağcı ise, AB iksirine kafadan angaje olup PARTİ meselesini sulandırmayı tercih ediyor. İdeolojik, sınıfsal kimliğine uygun düşen de budur.
Devlet yapısı, Osmanlı'nın konumu, Asker-Sivil bürokrasi üzerine de konuşuyor bayımız. Yerli yerine oturtamasa da bazı yarım-doğruları da dillendirmeden geri durmuyor : "Bizim artık bitti, çürüdü dediğimiz kapitalizm bitmedi. Biten biz olduk, reel sosyalizm oldu." Peki bu "reel sosyalizm" (ne demekse) çürüyorken ona tutunarak bu coğrafyanın yetiştirdiği Devrimci ve Marksist Sol Kadroların yapmaya çalıştığı eleştiri, uyarı ve önerilere karşı niçin elinizdeki "Bizim Radyo"dan, basın-yayın araçlarından komünistlere sövüp saymada ipin ucunu kaçırdınız? Hiç utanma yok mudur sizde? "Reel sosyalizme" kapıkulu olmanın hesabını da vermediniz. Suçlamaya da hakkınız yoktur. SSCB deneyimine "reel sosyalizm" diyenler kendilerinin "irreel sosyalizmlerine ise hiç değinmiyorlar.
"Harici Büro"yu tekapeye dönüştürüp bu coğrafyada, fabrikalarda, kırda ve kentte, üniversitelerde tutunan Hakikî Komünistleri, KADRO'lara ihbar, ihanet, sövgü ve küfürlerinizle yapmadığınızı bırakmadınız. Şimdi bu söylemlerinizle bizlere birşeyler anlatmış da olmuyorsunuz.
"Sol"un ve "solcu"ların günümüzde bir gerçeklik olan serbest pazar-piyasa ve ticaret ilişkileri üzerine görüşlerinin olmayışı onların sorunudur. Marksistlerin sorunu değildir. Marksist iktisatçılar kapitalist devlet ile sosyalist geçiş hakkında açık görüşlere, projelere sahiptir. Bu konuda K.Marx ile V.I.Lenin'in katkısını bilmektedirler.
Yağcı'nın "Avrupa komünizmi" bahsinde de kafası karışık. "Üretici güçler atak yaptı" derken de kapitalizmi, emperyalizmi Marx ve Lenin gibi anlamadığını ortaya koyuyor. Marksist olmadığı için de o nu yorumlayamıyor. SSCB'ye nasıl kölece bağımlı idiyse, şimdi de AB'ye kapitalizmin "globalleşme çağı"na kölece bağımlı olmayı fikirsel bataklığına daha uygun buluyor, yaşı müsaittir. Hayat ve mücadele ona da öğretecektir.
Yağcı'nın "ulusal sentez" dediği faşist bir söylemdir. Marksizmle de bir ilişkisi yoktur. Bu söylemin neresine polemik oluşturalım?
Yerli iç deney birikim ve zenginliğimizi yerel, ulusal, sosyal ve enternasyonal diyalektiğini gözeterek üretmek diye söze başlayan Marksistlerin "ulusal sentez" gibi saçmalıklara vereceği, bir cevap ta böyle olur ancak. Yağcı'lar bir zamanlar da "ulusal demokratik cephe" (UDC) telaffuz ediyordu. Çok görmeyelim.
Silik ve sinik kimlikleriyle Devrimci ve Marksist Sol Kadroları SSCB'nin saygınlığını arkasına alıp sömürerek "sinsi kuşatma"ya giriştiklerini asla unutmuyoruz. Bu topraklarda teori-pratikleriyle Dünya Devrimci pratiğine yapılmaya aday muhtemel katkıyı SSCB'in yanlış dış politikasına âlet ve kurban edişlerini asla unutmuyoruz. SSCB deneyiminin çözülüşünde "Sovyet dalkavuğu" ve siyasî mülteci kimlikleriyle rol üstlendiklerini asla unutmuyoruz. Tarihi TKP'nin saygınlığını sömürerek kendiliğinden örgüt kurup PARTİ çağrışımı yapmalarını, cunta misali ve hak etmeden ele geçirdikleri DİSK, kitle örgütleri, dernek ve kooperatifleri, girdiği yeri kurutan "veba mikrobu" gibi kurutup birilerine teslim edişlerini asla unutmuyoruz. Devrimci kadroları binbir spekülasyon ve entrikacı yöntemle birbirine karşı kullanışlarını, Kanlı 1 Mayıs'lardaki bölücü, provokatif "Maocu Bozkurtlar" suçlamalarıyla düşmana taş çıkartan uğursuz rollerini asla unutmuyoruz. Bilmem daha sayalım mı?
SSCB çözülüp gitti, ya da başka bir şeye dönüştü. Şimdi yeni bir sığınak buldular : AB şemsiyesi!
"Harici Büro" tekapesi serüvenine bilerek-bilmeyerek katılan işçi, köylü, aydın, genç, asker, vb.lerinin kimyasını bozdular. Kendilerine benzettiler. Günümüzde "sol"daki tedavisi güç maddî- manevî travma böylelerinin yüzündendir.
Burjuva basınına hâlâ malzeme sunan sağcı, yağcı ve son tahlilde liberal yolcu kimlikleriyle AB'ye hizmet ediyorlar. Sığınmak, hizmet etmek genlerine, mayalarına işlemiş. Tam da meşreplerine uygun bir yerdeler. AB'ye uyumlu politikalar çerçevesinde kendilerine soru yönelten liberal gazeteci Neşe Düzel bile onlardan daha "akıllı" bir yerdedir.
27 Ekim 2005
