1981 Temmuz'unda 12 Eylül paşalarını hiç de aratmayan bir darbe ile Leipzig TKP'sine el koyan, 1982 Kasım'ında İ.Bilen'e bir memorandum dikte ettirerek Dış Büro sektleri arasında tümden ayrışmaya neden olan ve süreç içinde parti kapısına kilit astıran meyhaneci, son günlerde görsel ve yazılı medyanın gündemine oturdu. Burjuvazi dün el koyduğu partiyi yoketmiş adamdan bugün de ülke topraklarında giderek derlenip toparlanan ve yükselişe geçen birleşip bütünleşerek partileşme eğilimini dinamitlemesini beklemektedir.
Biz burada işin polemiğine girmek istemiyoruz. O, yaşamı polemikten ve dolaptan ibaret Bizans darbecisi "partizan"ın işidir. Ama, meyhaneci efendinin 24 Ekim günlü Radikalde Neşe Düzel'in "lÜüKomünist Partisi'nin başkanı olsaydınız, Marksist bir parti olarak bugün nasıl bir politika izlerdiniz?" sorusunu yanıtlarken kullandığı "...Marksist olup olmamayı da partinin birinci meselesi yapmazdım. Çünkü bu parti dünyaya ve tarihe bakışında çoğulcu olmalı. Görüşlerini Marx'tan da almalı, Marksizm dışı görüşlerden, Weber'den, Islami düşünürlerden de almalı" sözlerinin altını çizeceğiz. Hele hele gençlerin kafalarını karıştırıp onları "postkapitalizm"in yedeğine düşürme amaçlı Weber'e yönlendirmesinin üzerinde duracağız. Kimileri çıkıp bu yalan-dolan "referans"a takılmasın diye de şu Weber'in ne menem bir "düşünür" olduğunu irdeleyeceğiz.
Kapitalizm, üretim araçlarının mülkiyetine dayanan sistemdir. Kapitalist üretimin temel dayanağı artı-değerdir. Artı-değer oranını artırmanın biricik yolu da üretkenliğin artırılmasıdır. Teknolojik gelişmeler hep bu nedenle ön planda tutulur.
Webercilik, üretim araçları mülkiyetini gözden uzak tutmak yolunda Marksist kuramın eleştirisine dayanır. Toplumsal ilişkilerin irdelenmesinde üretim araçlarından değil, yönetim araçlarından soyutlanmayı öne çıkarır. Bu yolla toplumsal ilişkilerde belirleyici etmen olarak hiyerarşik yapılanmayı ve bürokrasiyi parametre alır.
Weber'de birincil önem taşıyan, "statü konumu"dur. Onun "toplumsal statü" çözümlemesi cinsiyet, ırk, vb. gibi değişkenler eksenindedir. Ekonomik alandaki sınıf konumunu, üretim ilişkilerinden koparır ve "toplumsal statü" alanına sıkıştırdığı değişkenlerin sonucu olarak gösterir. Bundan dolayıdır ki Marksizmin ırzına geçmede ve kapitalist sistemin üretim ilişkilerini gözden saklamaya yeminli ardılları Lockwood, Dahrendorf ve Giddens gibileri de "piyasa kapasite ve konumu" gibi kavramları bu "statü" usdışılığa eklemlendirmişlerdir. Tüm bu sapma ve saptırmaların sonucunda varılan nokta bir "postkapitalist" süreç sanallığına dayandırılmıştır ve ortaya yepyeni bir "orta sınıf" kavramı sürülmüştür. Turgut Özal'dan icazetli 12 Eylül ertesi sol liboşlarının dillerine doladıkları "orta direk" de bu saptırmanın mihenk taşıdır.
Weber, kapitalist gelişimi üretim ortamının rasyonalizasyonuna bağlar. "Kapitalizm, bürokratik yönetim için en rasyonal ekonomik temeldir ve en rasyonal yönetim biçimlerinin geliştirilmesini sağlar" der. Onda bürokrasi, toplumsal çözümlemenin merkezidir. Sosyalizmi, kapitalizmin derinleştirilmiş biçimi olarak görmesinin temel sapkınlığı da buradadır.
Yine Weber'e göre sınıf, malların arzı, dış yaşam koşulları ve ekonomik güç tarafından belirlenmiş bir konumdur. Bu konumu, bireylerin mal ve hizmetleri tüketebilme gücü belirlemektedir. Yani Weberci görüşte sınıf, ekonomik bir kategoridir ve üretim süreci dışında, piyasa ortamında sahip olunan olanaklarla tanımlanan bir parametredir. Piyasa olanaklarını belirleyen de, "kapitalizmin rasyonalizasyonu" temelinde gelişen "statü konumu"dur. Özde Webercilik, sınıflar arasındaki eşitsizliği, onların üretim araçları ile ilişkilerinde, üretim araçları üzerindeki mülkiyette değil, tüketim araç ve nesneleriyle olan ilişkilerinde görmek demektir. Bu da Marksizmin tümden çarpıtılması, baş aşağı konulmasıdır. Marksizme ve bilimsel sosyalizme apaçık küfürdür. Komünist Partisi'nin birinci meselesini Marksist olup olmamaya bağlamayan, görüşlerini Weber'den almasında sakınca görmeyen meyhaneci de, bu küfüre alenen ortak olmaktadır. Ve de hiç arlanıp sıkılmadan "Kendimi düne göre daha çok solcu hissediyorum, bugün Marx'ı daha iyi anlıyorum" diyebilmektedir. Bu şekilde konuşabilmek için meyhanesinde satamadığı tüm içki şişelerini kafasına dikmiş ve öylece röportaja oturmuş olmalıdır mutlaka.
Salt kendi kafasını dumanlasa iyi, kitlelerin kafasını da dumanlamaya çalışmaktadır ama. Weber'i
Marksizme eklemlediğinde solun, sosyalizmin, komünizmin ve sınıf mücadelesinin geçersizliği ortaya çıkmaktadır. Bunu da hiç utanmadan "devrimci demokratik değişim"den yana bir "yeni sol" olarak öne sürmektedir. Bu sav yalnızca bilim dışı, provokatif, haince bir sav değildir; 1981 darbesiyle Leipzig TKP'sine egemenleşenlerin ve onu dağıtıp yokedenlerin kimliklerini de açığa vurmaktadır. Onlar birer "sağ ajan"dır "sol"un bağrında. Tüm "atılım" ertesi eklemlilerin oylumlu çoğunluğu gibi.
Meyhaneci bir yana, bugün birçoklarının -özellikle aşkın ve devrimin özgürce dayanışması saflarının- durmadan yineledikleri gibi, gerçekten de bir "yeni sol"a gereksinim var mıdır? Ya da "yeni bir kapitalizmden söz edilebilir mi ki, "yeni" bir "sosyalizm" lafazanlığı yapılabilsin?
Kapitalizmin sömürgen doğasında, dayattığı üretim ilişkilerinde hiçbir değişiklik yoktur. Salt, gözle görülür bir teknolojik gelişme vardır ortada. Bu koşutta, üretim alanlarındaki emek gücü, yüksek düzeyli bir nitelik kazanmaktadır. Kol emeği ikincilleşmede, kimi kez üçüncülleşmektedir. Ancak bu, kapitalizmin "yeni"leştiği anlamına gelmez. Çünkü teknolojik gelişme, insanlık tarihi boyunca hep süreklilik içindedir. Son süreçte giderek hızlanması, neredeyse günden güne evrimleşmesi, kapitalist üretimin gözü dönmüş ve ipini koparmışça daha çok kâr üretimini gerçekleştirme çabasındandır.
Teknolojik gelişme denilen şey, üretim araçlarının geliştirilmesi demektir. Bu da kapitalizmin belirleyici yasalarındandır. Çünkü ancak böylece kapitalistler birbirleriyle rekabet edebilirler -gerçekte büyük küçüğü yutar-. Üretim araçlarının gelişmesi daha çok üretkenlik, daha çok üretkenlik ise daha çok artı-değer sömürüsüdür. Bunun da yolu, teknolojinin -üretim araçlarının- geliştirilmesi ve üretkenliği katlayarak artırmadadır. Üstelik üretkenlik ne kadar çok artarsa, teknolojik gelişme ne kadar hız kazanırsa, bunun getirisi çalışma sürelerinin kısaltılmasında değil, işgücü fazlalığı yaratmaktadır. Çalışma süreleri kısaltılmayarak emek gücünün çok büyük bir bölümü işsizleştirilmektedir. Böylece, işçi sınıfının sınıf örgütleri temelinde direnişi de kısıtlanmaktadır. Bu aşamada işçi hâlâ üretmekte, üretirken de iliğine dek sömürülmektedir. Dünden farklı olan, "esnek üretim" diye dayatılan Demokles Kılıcı'dır. Bunun sonucu da çocuk işçiler, düzensiz (part-time) çalışma, sözleşmeli çalışma biçimleridir. Dolayısıyla, apaçık görülen odur ki, işçi sınıfı ortadan kalkmamakta, tam tersine, işlerde sendikasız, sosyal güvencesiz, çok düşük ücretlerle çalışmaya zorunlu yeni kesimlerle çeşitlenmekte, genleşmektedir.
Zaten kapitalizmin bu "yeni köleci" aşamasıdır ortada "yeni bir kapitalizm" varmış gibi gösterip "yeni bir sol" arayışını tetikleyen. Üstelik tetikçileri de bizzat meyhaneci efendi ve onun şürekâsı olan kendini "eski sol"cu diye niteleyenlerdir. Ama onların literatüründe "eski sol" yerine "reel sosyalizm" kullanılıyor. Böylece "reel sosyalizm"i yani "gerçek sosyalizm"i her defasında yerin dibine vurup küfür ediyorlar. "Biten biz olduk, reel sosyalizm oldu" diyen meyhaneci efendi de, kent merkezindeki otellerde "yeni sol" toplantıları düzenleyip "reel sosyalizm çöktü" nutukları atanlar da aslında kendi bitmişliklerini ortaya koyuyorlar. Çünkü onlar "eski sol" bile değillerdi. "Sol"un içine sızmış "sağlak"lardı. Şimdi bu konumları ortaya çıkıyor ve bitkinliklerinin intikamını, -dünden bugüne görevlendirildikleri "sol"u bitirmek işinin tüm hırsıyla- her zaman zinde kalmayı becermiş dünün kadrolarından ve genç sosyalistlerden almaya çalışıyorlar.
Bu arada meyhanecimiz de "politik kaygılardan arınmış olarak" konuştuğunu söylüyor. Sanki bir zamanlar "politik kaygı"sı varmış gibi. O zamanlardaki tek kaygısının ne olduğu gün gibi ortadaydı. Leipzig TKP'sine darbe ile el koymak, kendi şürekalarından birisini zor yoluyla komisyon üyesi yapmak, bu "birisi"nin partisiz olan karısını PB üyelerinin muhalefetine karşın merkeze getirmek, kadının elindeki parti evrakı ile Batı Alman polisine gidip kocasının TKP'de yönetici olduğunu kendisinin de zorla onun yanına getirildiğini ve kendilerine yardımcı olunmasını istemesine neden olup Leipzig oluşumunu bile berhava etmek. Buna dense dense "politik kaygı" değil "polislik yaygı" denirdi elbet. Dendi de.
Artık yeter. Meyhaneci şürekası içinde yer aldıkları "iş bitirici liberal dünya referans"ına sıkıca tu- tunsunlar. Ama kalkıp sosyalizme sövme, Marksizmi çarpıtma adına sakın yeniden ortaya çıkmasınlar. Bize de kutuyu açtırmasınlar!
27 Ekim 2005
