1. Kavrayışın ve pratiğin dayanak noktaları olarak kategori ve kavramlar
Tartışmasız kabul ettiğimiz olgu şu: Kategoriler ve kavramlar doğayı yeniden şekillendirme ki bu fiilî bir gelişmedir- ve kavrama sürecinde oluşurlar. Kategoriler ve kavramlar, insanların kavrayış faaliyetinin veya hareketinin birer aracıdırlar. Bu olguyu, tartışmasız bir gerçek yapan nedir? Bu sorunun cevabını kavrama sürecinin gelişme seyrinde görüyoruz.
İnsanların doğa hakkında kapsamlı ve derin bilgiye sahip olmaları, böylelikle doğa üzerinde etkide bulunmaları, doğanın olanaklarının (güçlerinin) insanın varlığını sürdürebilmesi için kaçınılmaz olan gereksinimlerine tâbi kılınması, işte bu kavrayışın veya bilinçlenmenin (bilinçliliğin) amacıdır.
Bilinçlenme veya kavrayış oldukça karmaşık bir süreçtir. Ama bütün karmaşıklığına rağmen bu süreci birbirini takip eden -tamamlayan- iki aşamada toplarız:
a-) Duyumsal kavrayış, b-) Teorik düşünme.
a-) Duyumsal kavrayış aşaması: Bu, insanın bütün beş duyum organlarıyla pasif değil aktif-canlı, pratik faaliyet içindeki gözlemidir. Doğadaki ve de toplumdaki süreçleri ve gelişmeleri salt bu şekilde gözlemlemekle en fazlasıyla gerekli materyaller toplanmış olur, ama bu materyallere dayanarak gerçek üzerine derin bir bilgiye sahip olmak henüz söz konusu değildir. Bu aşamada, canlı gözlem, bilimsel gerçek kavrayışın bir önkoşulunu oluşturur.
Duyumsal kavrayış aşamasında nesneler üzerine doğadaki ve toplumdaki süreçler ve gelişmeler üzerine önemli bilgiler elde etmiş oluruz. Ama bu bilgiler/veriler yüzeyseldir. Gözlemlenenin yüzeyindeki gelişmeler hakkındaki bilgilerdir. Dolayısıyla kavrayış sürecinin bu aşamasında yani duyumsal kavrayış sürecinde önemli olanla önemli olmayan, zorunlu olanla tesadüfi olan arasında bir ayrım koyacak durumda olamayız. Bilincin veya kavrayışın (idrakın) amacı bu ayrımı/farkı koymaktır. Aksi taktirde insanın doğayı, onun yasalarını tanıması ve onu kendine tâbi kılması bir hayaldir.
b-) Teorik düşünme aşaması: İlk aşamada, duyum organlarımız vasıtasıyla elde ettiğimiz materyali belli bir düzene sokmak, oradaki yüzeysel görünümlerinin altındaki gerçeği; özü; zorunluluğu; nedenselliği, belli bir yasaya uygunluğu bulup çıkartmak için (bilince çıkartmak için) kavrayış süreci devam ettirilir ve yeni kavrayış araçlarıyla bir üst aşamaya çıkartılır. Bu üst aşamayı veya kavrayış/bilinçlenme sürecinin ikinci aşamasını soyutlama ve genelleme oluşturur. Böylelikle soyutlama ve genelleme teorik düşüncenin araçları olurlar.
Bilinç beynin bir ürünüdür, bir fonksiyonudur, yüksek derecede örgütlenmiş madde olarak beyin bilincin, düşünmenin organıdır. Beynin -tabii ki burada söz konusu olan insan beynidir- soyutlama ve genelleme faaliyeti ile objektif dünyanın yasaları keşfedilir. Nesnelerin içte gizli kalan, öze tekâbül eden bağları, ilişkileri açığa çıkartılır. Soyutlama ve genelleme, kavrayışın oldukça etkili birer aracıdırlar. Soyutlamayla doğada ve toplumda süreçlerdeki ve gelişmelerdeki önemli olan ile önemli olmayan, zorunlu olan ile tesadüfi (rastlantı) olanı ayrıştırırız.
Genelleme de bize nesnelerin ve görünümlerin (gelişmelerin) iç temel bağını, nedenini ve yasasını ve bütünselliklerini ortaya çıkartmamıza olanak sağlar. Genelleme olmaksızın bilimsel kavrayış da olmaz.
Genellemenin sonuçları tespit edilir (saptanır). Bunlar anlamlarını kavramlarda, kategorilerde, yasalarda vs. bulurlar. Örneklersek; kavram olarak devrimde onun esas ve özgül içeriği genelleştirilmiştir. Kavram olarak işçi sınıfı veya burjuvazi de bu sınıfların esas ve özgül yönleri, bu sınıfların her birini bir diğeri karşısında karakterize eden özellikleri genelleştirilmiştir. Kavram olarak insan da, bütün insanlara özgül ne varsa onların hepsi genelleştirilmiştir.
Demek ki, kategoriler ve kavramlar, insanın soyutlama ve genelleştirme faaliyetinin sonucudur. Kavram ve kategoriler, bilince çıkartılanların ifade formlarıdırlar. Kavram ve kategoriler, kavrayışın düğüm noktalarıdır. Çünkü kavram ve kategoriler nesnelerin doğadaki ve toplumdaki süreçlerin gelişmelerin en önemli ve esasa özgü yönlerini ifade ederler.
Kavram ve kategorilerde, insanın (düşüncesinin) objektif dünyayı hangi ölçüde özümleyip özüm- lemediğini görürüz. Çünkü kavram ve kategoriler insan düşüncesinin kazanımlarını, objektif dünyanın özüne sızma derecesini, bu alandaki ilerleyişini ifade ederler. Yanıltıcı olmayanlar; kavram ve kategoriler, insanın sadece teorik değil aynı zamanda pratik faaliyetinin de ürünleridirler. Dolayısıyla; insanın pratiği ne denli kapsamlı/derin; zengin olursa, insanın pratiğindeki teknoloji ne denli yüksek seviyede olursa doğadaki ve toplumdaki gelişmelerin özüne inme; onların iç, en önemli bağlarını ortaya çıkarma daha çok olanaklı olur ve böylece yeni ve daha derin anlamlı kategori ve kavramlar oluşturulur. Veya söz konusu alandaki kavram ve kategoriler daha da kapsamlaşırlar; yani söz konusu olayın içeriği, özü kategori ve kavramlarla daha kapsamlı olarak tanımlanabilir. İlksel toplumdaki insanın, kendini doğa güçlerine tâbi kılma sürecinden bugüne gelen gelişmesi; doğaya tâbi olmaktan, onu kendisine tâbi kılması, onun bilinçlenmesinin ve bunu da bir dizi kavram ve kategorilerle ifade etmesinin sürecidir. Öyle ki, insanın doğa yasalarını, o objektif yasaları tanımak ve kendi çıkarı için onlardan yararlanmak durumuna çoktan gelmiştir. Yasalar ise; ister toplumda isterse de doğada olsun, ancak ve ancak kategori ve kavramların yardımıyla tanımlanabilirler. Bu anlamda Lenin şöyle der4 "... kategoriler... dünyanın kavranmasının aşamalarıdır, ağdaki düğüm noktalarıdır; bu noktalar ağı kavramaya ve ona hakim olmaya yardımcı olurlar" (Aus dem philosophischen Nachlass Dietz, Verlag Berlin, 1958).
Kategorilerin ve kavramların oluşmasına götüren yol, uzun ve karmaşıktır. Bu yolda; veya bu süreçte kavrayış ve pratik iç içe geçmiş kaynaşmıştır. Pratikten kastedilen, özellikle üretim faaliyetidir. Kısacası, kategori ve kavramların oluşumunun temel ve çıkış noktası pratiktir. Öyleyse; bir kategoriyi teorik olarak formüle etmeden önce, objektif gerçeklik sürecinde; dünyanın fiilen özümlenmesi sürecinde uzun ve karmaşık bir yolun/mesafenin katedilmesi gereklidir
Kavram ve kategorilerin içerikleri objektiftir. Çünkü onlar gerçek dünyayı, kendi (dünya) özgü bağ- lamlarıyla yansıtırlar. Yani kavram ve kategoriler objektif dünyanın fotoğraflarıdır.
Kategori ve kavramların tarihi bir karakter taşımaları, maddî koşulları doğduğunda yeni kavram ve kategorilerin oluşturulacağı anlamına geldiği gibi, yine maddî koşulları doğarsa mevcut kavram ve kategorilerin gelişecekleri ve değişime uğrayacakları anlamına da gelmektedir. Öyle ki, bu gelişim ve değişim sürecinde bir takım kavram ve kategoriler -insanın kavrayışı ve pratik faaliyetinin seyri içinde- daha fazla anlamlı, daha fazla belirgin olmaktadırlar.
Demek ki, kavram ve kategorilerin gelişmesi tamamen kavrayışın genel bir yasasına tâbidir. Bu yasa, insan bilgisinin, bilinçlenmenin görece gerçeklerden geçerek mutlak gerçeğe doğru gelişme yasasıdır. Böylelikle veya bu sürecin içinde idrakın gelişmesinin her bir yeni tarihi aşaması kavram ve kategorilerimizi daha da somutlaştırır, derinleştirir ve bunların her biri görece gerçekleri ifade ederler ve her bir kavram ve kategori mutlak gerçeğe doğru katedilen yolun ileri aşamalarını oluştururlar.
Görüyoruz ki, kavram ve kategoriler kavrayışımızın dayanak noktalarıdırlar. Biz onları, gerçeğin doğru tanımlanması ve kavranması için dayanak noktaları olarak kullanırız. Pratiğimizi belirleyen düşüncelerin her biri, ifadelerini belli yasalarda, kavramlarda ve kategorilerde bulmaktadırlar. O halde; kendini kavram ve kategorilerde, teorilerde ve yasalarda (kavram ve kategoriler için söylediklerimiz teori, yasa, hipotez, düşünce vs. için de geçerlidir) ifade eden siyasî düşüncemiz yanlış ise bizim pratiğimiz de yanlış olur veya yanlış faaliyete sürükler.
2-) Materyalist diyalektikte gelişme, değişmenin kategori ve kavramları
Her bir bilim dalının kendine özgü kavram ve kategorileri vardır. Örneğin politik ekonomi biliminde "meta", "para", "işgücü", "emek", "artı-değer" vs. Fizikte "ışık", "kütle" vs. Söz konusu her bilim için temel olan kavramlar, o bilim dalının kategorileri olarak adlandırılırlar.
Her bir bilim dalının kendine özgü kavram ve kategorileri felsefede kullanılan (felsefî) kavram ve kategorilerden ayırt edilmelidir. Çünkü birinci durumdaki kavram ve kategoriler özgün iken, ikinci durumdakiler (felsefî) geneldirler. Felsefede kategoriler (buna materyalist diyalektiğin kategorileri de dahildir) oldukça genel karakterde olan kavramlardır. Felsefede kategoriler doğada ve toplumda her bir sürecin, her bir hareketin yönlerini ve iç bağlamlarını genelleştirirler. Örneğin; içerik, biçim, çelişki, nicelik, nitelik, ölçü vs. Bunlar materyalist diyalektiğin kategorilerinden sadece bazılarıdır.
İster tek tek bilim adlarına özgü kavram ve kategoriler olsun, isterse de felsefede kavram ve kategoriler olsun, bunların hepsi -yukarıda da belirttiğimiz gibi- tarihi karakter taşırlar. Yani bunlar, ister özgül, isterse de en genel karakterli olsunlar, süreç içinde; insan bilgisinin, bilincinin gelişmesine paralel olarak gelişmişlerdir. İnsanlık tarihi veya insanlığın bilgilenme tarihi aynı zamanda kategori ve kavramların gelişme tarihidir.
Objektif dünya, sadece insan bilincinden bağımsız oluşuyla tanımlanamaz. Bu sorunun bir yönüdür. Sorunun diğer yönü de, objektif dünyanın sürekli hareket ve değişim içinde olduğudur. O halde burada söz konusu olan, objektif dünyanın sürekli gelişme ve değişim içinde insan iradesinden bağımsız olarak var olmasıdır. Her an, insan iradesinden bağımsız olarak objektif dünyada bir şeyler ölüyor, eskiyor, bir şeyler doğuyor vs. Dünyanın bu şekilde kavranışı; gelişim, değişim-hareket içinde olan dünya olarak kavranışı diyalektik materyalizm ile metafizik materyalizm (idealist dünya görüşü-felsefe) arasındaki temel farklılıktır.
Demek ki, objektif dünya gelişme ve değişme içindeyse, kavram ve kategoriler de objektif gerçeği yansıtıyorlarsa; yani gelişen ve değişen dünyanın her bir gelişim değişimini yansıtıyorlarsa, onlar da - kavram ve kategoriler de- gelişim ve değişim içindedir. Aksi taktirde gelişen gerçekliği; değişen objektif dünyayı; değişen ve gelişen-hareket içinde olan doğa ve toplumu, değişimleri, gelişmeleri ve hareketleri içinde yansıtmazlar. Buna göre, sadece değişen, gelişen kategori ve kavramlar, hareketli-akıcı kavram ve kategorilerle techizatlanmış bir düşünce, gelişen gerçekliği doğru olarak yansıtır. Marx şöyle diyor: "...Maddî üretim biçimlerine tekabül eden sosyal ilişkileri üreten insanların düşünce ve kategorileri, yani tam da bu sosyal ilişkilerin soyut ideal ifadesini de üretirler. Öyleyse kategoriler, ifade ettikleri ilişkiler ne kadar ebedi iseler, o kadar ebedidirler. Onlar, tarihi ve geçici ürünlerdir." (K. Marx, P. W. Annenkova'ya Mektup, 28 Aralık 1846, Felsefenin Sefaleti, s. 15)
Marx'ın kapitalist üretim biçimini analiz edişine baktığımızda, diğer şeylerin yanı sıra şunu da görürüz: Marx tarafından formüle edilen her bir ekonomik kategori ve kavram, belli tarihi bir ilişkiyi, olguyu ifade eder. Ve toplumsal ilişkilerdeki her bir hareket ve değişim, kategori ve kavramlara da yansır. Yani kategori ve kavramlardaki hareket, karşılıklı etki ve birbirlerinin yerini alma; bir kavram ve kategorinin diğer bir kavram ve kategoriye dönüşmesi toplumsal ilişkilerdeki hareket ve değişimi yansıtır.
Kavram ve kategorilerin diyalektiği şöyledir: Her bir kavram ve kategori ve bunların bütünü, objektif dünyanın (doğa ve toplumda) her zbir görünümünün (yansımasının) bağlamını ve karşılıklı bağımlılığını yansıtır, açığa çıkartır, fotoğrafını çeker, kavram ve kategorilerin bu özelliği; diyalektiği dikkate alınmazsa objektif dünya; gerçeklik kavranamaz.
Kısaca belirtmek gerekir ki; kavram ve kategorilerin tarihi, felsefe ve bilimlerin gelişme tarihidir. Felsefenin gelişme tarihini, akımlarını incelemek, aynı zamanda kategorilerin ve kavramların tarihin de incelemek anlamına gelir. Her bir filozof kavram ve kategorileri felsefe anlayışına göre tanımlamıştır.
3-) Kavram ve kategorilerin somut kullanımı
Bilimsel kavrayış ve teori ile pratiğin sıkı bağı açısından, kavram ve kategorilerin somut kullanımı zorunlu bir ön koşuldur. Yanlış; soyut kullanım bizi yanlış sonuçlara; teori ve pratiğe götürür ve biz bunu en yakın olarak Türkiye coğrafyasındaki sınıflar mücadelesi pratiğinde görüyoruz. Kavram ve kategoriler, somut, belli bir durum, gelişme üzerine kullanıldıklarında veya somutlaştırıldıklarında kavrayış ve pratiğin dayanak noktaları olabilirler. Dolayısıyla kavram ve kategorilerin somut kullanım sorunu, aynı zamanda teorinin pratik ile bağı sorunudur. Kavram ve kategoriler üzerine bilgi sahibi olmak veya diyalektiğin kategorilerini çok iyi tanımak teorinin pratik ile bağlam birliği için bir garanti değildir. Biz, kavram ve kategorileri gerçekten çok iyi tanıyabiliriz. Bilebiliriz, ama onları, analiz, somut gelişmelerin/süreçlerin araçları olarak kullanamazsak çok kolayca-belki de farkına varmadan canlı pratikten kopmuş oluruz. Bu kopuş bizi, kendimize özgü bir hayal dünyası kurmaya götürür ve biz o dünyada gerçekleri değil, görmek istediğimizi görürüz. Bu oldukça nostaljik bir dünyadır.
9 Ekim 2005
bir �lr�6 h$ ş da olmuyorsunuz.
"Sol"un ve "solcu"ların günümüzde bir gerçeklik olan serbest pazar-piyasa ve ticaret ilişkileri üzerine görüşlerinin olmayışı onların sorunudur. Marksistlerin sorunu değildir. Marksist iktisatçılar kapitalist devlet ile sosyalist geçiş hakkında açık görüşlere, projelere sahiptir. Bu konuda K.Marx ile V.I.Lenin'in katkısını bilmektedirler.
Yağcı'nın "Avrupa komünizmi" bahsinde de kafası karışık. "Üretici güçler atak yaptı" derken de kapitalizmi, emperyalizmi Marx ve Lenin gibi anlamadığını ortaya koyuyor. Marksist olmadığı için de o nu yorumlayamıyor. SSCB'ye nasıl kölece bağımlı idiyse, şimdi de AB'ye kapitalizmin "globalleşme çağı"na kölece bağımlı olmayı fikirsel bataklığına daha uygun buluyor, yaşı müsaittir. Hayat ve mücadele ona da öğretecektir.
Yağcı'nın "ulusal sentez" dediği faşist bir söylemdir. Marksizmle de bir ilişkisi yoktur. Bu söylemin neresine polemik oluşturalım?
Yerli iç deney birikim ve zenginliğimizi yerel, ulusal, sosyal ve enternasyonal diyalektiğini gözeterek üretmek diye söze başlayan Marksistlerin "ulusal sentez" gibi saçmalıklara vereceği, bir cevap ta böyle olur ancak. Yağcı'lar bir zamanlar da "ulusal demokratik cephe" (UDC) telaffuz ediyordu. Çok görmeyelim.
Silik ve sinik kimlikleriyle Devrimci ve Marksist Sol Kadroları SSCB'nin saygınlığını arkasına alıp sömürerek "sinsi kuşatma"ya giriştiklerini asla unutmuyoruz. Bu topraklarda teori-pratikleriyle Dünya Devrimci pratiğine yapılmaya aday muhtemel katkıyı SSCB'in yanlış dış politikasına âlet ve kurban edişlerini asla unutmuyoruz. SSCB deneyiminin çözülüşünde "Sovyet dalkavuğu" ve siyasî mülteci kimlikleriyle rol üstlendiklerini asla unutmuyoruz. Tarihi TKP'nin saygınlığını sömürerek kendiliğinden örgüt kurup PARTİ çağrışımı yapmalarını, cunta misali ve hak etmeden ele geçirdikleri DİSK, kitle örgütleri, dernek ve kooperatifleri, girdiği yeri kurutan "veba mikrobu" gibi kurutup birilerine teslim edişlerini asla unutmuyoruz. Devrimci kadroları binbir spekülasyon ve entrikacı yöntemle birbirine karşı kullanışlarını, Kanlı 1 Mayıs'lardaki bölücü, provokatif "Maocu Bozkurtlar" suçlamalarıyla düşmana taş çıkartan uğursuz rollerini asla unutmuyoruz. Bilmem daha sayalım mı?
SSCB çözülüp gitti, ya da başka bir şeye dönüştü. Şimdi yeni bir sığınak buldular : AB şemsiyesi!
"Harici Büro" tekapesi serüvenine bilerek-bilmeyerek katılan işçi, köylü, aydın, genç, asker, vb.lerinin kimyasını bozdular. Kendilerine benzettiler. Günümüzde "sol"daki tedavisi güç maddî- manevî travma böylelerinin yüzündendir.
Burjuva basınına hâlâ malzeme sunan sağcı, yağcı ve son tahlilde liberal yolcu kimlikleriyle AB'ye hizmet ediyorlar. Sığınmak, hizmet etmek genlerine, mayalarına işlemiş. Tam da meşreplerine uygun bir yerdeler. AB'ye uyumlu politikalar çerçevesinde kendilerine soru yönelten liberal gazeteci Neşe Düzel bile onlardan daha "akıllı" bir yerdedir.
27 Ekim 2005
