Durum ve Temel İvme

M. Egeli

Danimarka KP MKYK üyesi İb Nörlund, bir yazısında, "İşbirliği, çok güzel bir sözdür. Bu, karşılıklı saygı, karşılıklı güven ve birbirine yardım etmeye hazır olma gibi soylu duyguları dile getirir. Bu, «tüm insanların dost ve kardeş olacakları» günlere çağırır. Çok sayıda insan, elele verince tüm sorunların çözüleceğine inanmak ister. Bu tür hayallerde belirli bir gerçek payı var, ama bu genel olarak bir hayal olarak kalmaktadır. Bununla gönül eğlenebilir, ama bu en kötü amaçlar için de kullanılabilir. Bilinen Kurt Masalı'nda da (ya da Kırmızı Şapkalı Kız), kurt, küçük kıza «işbirliği» yapmayı (bunu küçük kıza karşı kullanmak amacıyla) önerir" der.

Bu çok doğru bir saptamadır. Hayaller dünyasından sosyal gerçekler dünyasına dönersek, eğer kafalarda açıkça ideolojik karışıklık yaratmak amacı güdülmüyorsa, genel olarak işbirliğinden söz et­mek yeterli değildir. Biz sınıflara bölünmüş bir toplumda, kapitalist toplumda yaşıyoruz. Bu toplumda işbirliği kavramı, ancak bunun kiminle, ne için, kime ve neye karşı yapılacağı açıklandıktan sonra bir değer ve gerçek anlam kazanır.

Kapitalist toplumda insan insanı sömürmekte, emekçilerin yarattığı artı değeri sermaye kendine mal etmektedir. Burjuva ekonomi politiği bunu reddetmeye çalışır, ama kapitalist dünyanın gerçekleri bunu her süreçte somutça doğrular.

Günümüzde sermaye her zamankinden daha açık bir şekilde sömürdüğü artı değerin ve kârının artırılmasını istiyor. Bu yapılmadan, bizzat kapitalist sistemin doğurduğu bunalımdan çıkış yolu olma­dığı apaçık belli. Küreselleşme diye adlandırılan ağırlaştırılmış ve yaygınlaştırılmış sömürü aşaması, bu bunalımı aşmanın son umudu kapitalizm için. Bu nedenle her geçen gün, dünyanın her bir köşe­sinde; ister emperyal, ister kapitalist, isterse de gelişmemiş toplumlarda işçi sınıfı ve tüm emekçiler daha çok sömürülüyor. Varlığını sürdürme koşulları işçileri, emekçileri birlikte hareket etme, işbirliği yapma düşüncesine vardırıyor. Sömürülenler olarak sömürenlere karşı her zamankinden çok daha net biçimde işbirliğine zorluyor. Günümüz işçi sınıfı deneyiminin en temel sonuçlarından biri bu.

Burjuvazinin savunucuları, soldan devşirme tatlısu liberalleri, günümüzde bu net zorunluğu emek­çilerin bilincinden silip atmak için harıl harıl çalışıyorlar. Bunlar «sınıf savaşımının zamanının geçtiği­ni», işçiler ile kapitalistlerin «sosyal partnerler» haline geldiklerini, «emek ile sermaye arasında işbirliği yapılması» zamanının geldiğini ileri sürüyorlar.

Birbirine karşıt sınıfsal güçlerin işbirliği ne anlama gelebilir? Bu, her şeyden önce üretimde ve top­lumda sermayenin egemenliğini kabul etmek anlamına gelir. «Sınıfsal işbirliği» ya da «sosyal partner­lik», emekçileri sermayenin egemenliğine bağımlı kılmanın biçimlerinden biridir. Bunun tüm insanların dostluğu ve kardeşliğiyle uzaktan yakından hiç bir ilişkisi yoktur.

Burjuvazi büyük bir gayretle «sınıfsal işbirliği»nin propagandasını yapıyor. Ama bunu kendinin verdiği sınıf savaşımını durdurmak ya da zayıflatmak amacıyla yapmıyor. Burjuvazi her şeyden önce işçi hareketi içinde, emekçiler arasında «sosyal partnerlik» üstüne çeşitli hayaller yayılmasında yarar görüyor. Reformizmin uzun yıllardır süren etkisi ve birçok kapitalist ülkede çok kez hükümet etmiş olan sosyal demokratların uygulamaları, onların bu görevi yerine getirmelerinde yardımcı oluyor. İşçi hare­keti içinde sosyal demokrasi öteden beri sınıfsal işbirliği ideolojisi ve politikasının taşıyıcısı rolü oynu­yor. Ve sosyal demokratların bu rolü, kaçınılmaz olarak, bunların liderlerinin sübjektif isteklerinden ba­ğımsız olarak, burjuvazinin etkisinin işçi sınıfına sızmasının bir aracı hizmeti görüyor. Şimdi de «toplu­mun tüm üyelerinin dayanışması» bayrağı altında işçi sınıfına sınıf savaşımından vazgeçmesi telkin ediliyor. Hatta bunda o denli şapşalca ileri gidiliyor ki, «emperyalizme karşı ulusal refleks olarak» da sınıf savaşımı rafa kaldırılmak isteniyor. Oysa emperyalizme karşı, yani kapitalizmin bir üst aşamasına karşı savaşım, «sınıflar birliği»nin ya da «ulusal refleks» sahiplerinin değil, bizzat işçi sınıfının savaşı­mıdır. Bu alanda gedik açılmasına, sonuçta antiemperyalist savaşımın hiç verilmemesine teyetleniyor «emperyalizme karşı ulusal refleks» savunucularının ya da «sınıfsal işbirliği» masalcılarının önerileri.

-Saptama-

Bugün bizzat ABD'de, bütünsel olarak ve tek tek AB ülkelerinde, dünyanın tüm kıtalarında ve Tür­kiye'de, kapitalist bunalımın giderek derinleştiğinin çok somut ipuçları var. Buna bağlı olarak sınıfsal çelişkilerin keskinleşmesi, emeğin çıkarları ile sermayenin çıkarlarının uyuşmazlığı bir kez daha ve ni­hai olarak ortaya çıkıyor. İşçilerin sınıf bilinci, «sosyal partnerlik» görüşleriyle ya da «ulusal refleks» masallarıyla ne kadar bulandırmaya çalışırlırsa çalışılsın, somut gerçek bu.

Dünkü yeni-liberal evrimlenmede yavan bir sırnaşmayla söylenen ve önceleri de sahte olan «sı­nıfsal işbirliği» sözcükleri, bugünün koşullarında, işçi hareketi, sendika hareketi tarafından yaşamdan çok uzak bir şey olarak kabul ediliyor. Emekçiler güçlerini yeniden ortaya koymanın zamanı geldiğini anlıyorlar. Zorla uykuya yatırılan sınıf bilinci yeniden uyanıyor. İşçileri işbirliğine ve dayanışmaya teşvik ediyor. Ama sömürücülerle işbirliğine değil. Bunlara karşı, kendi çıkarlarını ve aynı zamanda tüm emekçilerin çıkarlarını savunmak için işbirliğine ve dayanışmaya teşvik ediyor. Bunu her kıtada somutluyor. Salt yerel değil, küresel bir emek dayanışması her geçen an, dakika, saat ve gün daha da somutlaşma eğilimi taşıyor.

İşte bu nedenle, tüm dünya ölçeğinde sermaye sınıfı saldırganlaşıyor. Dinsel teraneler ulusçu- ırkçı söylemlerle destekleniyor. Türkiye'ye dönersek, dinsel radikalizmden devşirilen sermaye iktidarı, emekçilere karşı cephesini şimdi de salt bu nedenle «ulusal refleks» ile takviyeye çalışıyor. Son gün­lerdeki veryansın «hassasiyet»in de, yeniden sahneye sürülen «ülkücü tosuncuk»ların da gerisinde bu gerçek yatıyor.

Ama burada dikkat edilmesi gereken, kimi gelişmelere karşı çıkan liberal goygoycuların, bu karşıt­lıklarının emekçiler cephesine teyetlenmeleri gibi algılanmamasıdır. Onların kimi kentlerde filizlendiri­len «hassasiyet»lere karşı oluşları, sermaye sınıfı içindeki kimi çelişkilerin yansımasından kaynaklan­maktadır. İşçi sınıfının bu mevzilerden «işbirliği»ne ne gereksinmesi vardır ne de bu olanaklıdır. Emekçilerin «işbirliği»nden tek anlamak durumunda oldukları, kendi içlerinde ve kendi sınıfsal izdü- şümleriyle evrensel işbirliğidir. Bu da, zaferin en temelli ivmesidir.

1 Ekim 2005

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.