Hukukun üstünlüğü ya da hukuk devletinden söz edebilmek için, hukukun ne olduğu sorusuna doğru yanıt vermek gerekir. Hukuk adil olmalı ve adil yargılama yapmalıdır. Hukuk, bir ülkenin demokrasi ve özgürlük alanının en önemli ölçütlerinden biridir. Adil ve bağımsız yargı, demokratikleşmenin temelidir. Hukukun son ayağı da sorumluluktur. Eğer bir ülkede sorumluluk kurallarını işletemezseniz ya da önünü tıkarsanız, sorumlulardan hesap sormazsanız, o ülkede hukukun üstünlüğünden, hukuk devletinden söz edilemez.
Ben bu ülkede haksızlığa uğrayan, işkence gören ve Türkiye'de zorunlu ikamete tabi tutulan bir Alman vatandaşıyım. Hakkımda 21.01.2003 tarihinden bu yana, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'n- ce konulan ve devam eden "yurtdışına çıkış yasağı" sebebiyle, yaşadığım ülkeye dönemiyorum.
24.07.2003 tarihinde verilen mahkûmiyet kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından esastan bozulmuştu. Yargıtayın bozma ilamı ertesinde, İzmir DGM yerine kurulan 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yeniden yargılama yapıldı. Mahkeme Heyeti, savcının beraat istemini ve savunmaları dikkate almayarak
12.10.2004 tarihinde yeniden mahkûmiyet kararı verdi. Dosya 12 1.1.2004 tarihinde Yargıtay'a gönderildi. 11 aydan beri dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arşivinde bekletilmekte ve herhangi bir işlem yapılmamaktadır.
Bir yargılamanın adil olabilmesi için, koşullara uygun olarak, yargılamanın makul sürede bitirilmesi gerekir. Bir kişiye sanık sıfatı vererek onu süründürmek, ki ş ilik haklarına tecavüzdür. Türkiye'de zorunlu ikamete tabi tutulmam bir yargılama önlemi olmaktan çıkıp cezaya dönüşmüştür. Bu ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özgürlük ve Güvenlik Hakkı"nı düzenleyen 5. Maddesi ve 6. Maddesinde garanti edilen hakların ihlali anlamına gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, yargılanan kişi hakkındaki itham ile ilgili nihai kararın makul bir sürede verilmesi hakkını güvence altına almıştır. Benim somutumda, "yurtdışına çıkış yasağı" makul süreyi çoktan aşmıştır. 32 aydan bu yana, yaşadığım ve vatandaşı olduğum ülkeye gitmeme izin verilmemektedir. İş in ilginç yanı, yurtdışı çıkış yasağının kaldırılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiğimiz üç dilekçe hakkında hiç bir işlem yapılmaması ve tarafımıza bilgi verilmemesidir.
Hakkımda bir mahkûmiyet kararı verilmeden, özgürlüğümün sınırlandırılması, Türkiye'de zorunlu ikamete tabi tutulmam, özgürlüğüme ağır bir müdahaledir. Bu durumda, orantılılık ilkesinin bir gereği olarak, yurtdışı çıkış yasağı, tutuklama yerine geçen bir koruma tedbiri olmaktadır. Zorunlu ikametin devam ettirilmesi, öznel koşullarım dikkate alındığında adı konulmamış bir cezalandırmadır. Bu uygulamanın evrensel hukuk kuralları ile bir ilgisinin olmadığı açık ve nettir.
Bilindiği üzere, Anayasanın 23. Maddesi seyahat özgürlüğünün, suç soruşturması ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amacıyla sınırlanabileceğini ifade etmiştir. Oysa benim yargılandığım bu davada delillerin tamamı toplanmış, soruşturma ve kovuşturmanın maddi kısmı büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bu anlamda tedbirin devam ettirilmesinin yargılamanın gidişatına pratik bir faydası kalmamıştır. Kaldı ki, bir zorunluluk bulunmamasına rağmen (Yargıtay duruşması dahil) bütün duruşmalara katıldım. Kaçma şüphesini doğurabilecek hiç bir emarede de bulunmadım. Yargılamanın hızlı bir şekilde yürümesi için çaba gösterdim. Gelinen aşamada, Türkiye'de zorunlu ikamete tabi tutulmamı gerektirecek haklı ve yerinde hiç bir gerekçe kalmamıştır.
Bu davanın sürüncemede bırakılması, Türkiye'de zorunlu ikamete tabi tutulmam anti-demokratik bir uygumadır. Bu ülkede hukukun üstünlüğü değil, bir takım kişilerin, kurumların üstünlüğü ve dokunulmazlıkları vardır. Yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü vb söylemler sadece lafta vardır. Her şeye rağmen hukuki mücadelemi sürdürmeye ve hukuksuzlukları kamuoyuna anlatmaya devam edeceğim.
5 Ekim 2005
[SORUN Polemik Dergi'mize e-posta ile gelen bu yazının yayınlanmasını uygun bulduk. (S.P.)]
