Sol İşçi Sınıfını Yeniden "Keşfediyor"!

Hakan Mertoğlu

İşçi Sınıfı Kurultayları, Sınıf (BD) Platformları, Dayanışma Evleri, İşçi Kültür Evleri, Dayanışma Kooperatifleri...

Zorunlu Bir Giriş

"Kelin ilacı Olsa Başına Sürermiş"

Devlet tekelci kapitalizmi, içinde bulunduğumuz süreçte işçi sınıfına ve onun "kazanılmış" haklarına saldırılarını yoğunlaştırarak arttırmaktadır. Özelleştirmeler işsizliği arttırmakta ve sendikal örgütlülüğün yoğunluğunu erozyona uğratmaktadır. Taşeronlaştırma ise enformal çalışmayı dolayısıy­la da işçi sınıfının örgütsüzlüğünü ve bölünmüşlüğünü beraberinde getir­mektedir. Bu arada devlet tekelci kapitalizmi, elindeki kapitalist işletmeler[4] sermaye sınıfına peşkeş çekerek sermaye aktarmaktadır. Aynı zamanda sermaye sınıfına yük ve görece işçi sınıfı lehine olan sosyal hakları hiçbir meşruiyeti olmayan ancak devlet gücü (zoru) ile uygulanabilen iş yasaları yoluyla budamaya devem etmektedir. SSK hastanelerinin devredilmesi, esnek çalışma, grev ve toplu iş sözleşmesi haklarının güdükleştirilerek sendikal örgütlülüklerin önünün kapatılması, kıdem tazminatı hakkının gasp edilmesi, bölgesel asgari ücret uygulamaları vb. gibi saldırılar devam ede­cek ve derinleşecektir.

Bu noktada kendinde bir sınıf olan işçi sınıfı kendi konumunu korumak için tepkisel (spontan) hareketlerini kendi fabrikalarında, kendi işkollarında "yoğunlaşmıştır. Bu hareketler zaman zaman işlerliği tartışma konusu[] olan işçi sınıfı sendikaları yoluyla işçi sınıfının farklı sektör ve bölgedeki müca­deleleri ile dayanışma ve bütünleşme eğilimi göstermektedir. En son SEKA deneyimi İşçi Sınıfının gündemine tekrardan fabrika işgalleri gibi ilerici mü­cadele yöntemlerini getirmiştir.

Bu durum sendikalarda sendikal bürokrasiye rağmen; kararlı, mücadele­ci ve bağımsız mevzilerin kazanılabileceğini göstermektedir. İşçi sınıfının bu spontan hareketlerinin bütünleşme eğilimi göstermesi, işçi sınıfının ye­niden[1] deneyim biriktirmesi nedeniyle çok önemlidir. Ancak burada ele al­dığımız konunun kapsamı dışında olması nedeniyle işçi sınıfının bu hare­ketinin başarı ve başarısızlıklarından çok hareketin Sol'a yansımaları, bizi daha fazla ilgilendirmektedir. Çok önemli olan bu konuyu birilerinin Kolektifimize yakıştırdığı "Sorun Kolektifi Türkiye Sol"una sorun[2] oluyor...", "şiar"ından yola çıkarak derinlemesine işleyememek sıkıntı vermesine rağmen, konuyu ana hatlarıyla belirtmemiz gerekmektedir[3].

Sol işçi sınıfı hareketinin canlanmaya başladığı her nesnellikte doğallıkla yüzünü bu harekete dönmektedir. Asıl doğal olmayan ise işçi sınıfı hareketi bir şekilde sönümlendiğinde işçi sınıfı örgütlenmelerinde ısrarcı olunmama- sıdır. Hareketin görece sönümlendiği dönemlerde devreye ithal, eklektik ideolojiler girer. Bu ideolojiler halk-ezilen-antiemperyalizm-devrim[4] bağla­mında kurulur ve bu bağlamın uzantısında işçi sınıfının sınıfsal hareketine teğet geçilir. İşçi sınıfı hareketlerinin yoğunlaştığı her dönemde Türki­ye'deki Sol tarafından işçi sınıfı "yeniden" keşfedilir. Bu keşfetme biçimini ise içinde bulunulan nesnelliğin örgütsel ve politik donanımları uzantısında gerçekleşir. Sol'un içinde bulunduğu yapı nedeniyle her keşfetme eylemi kesintili, parçalı, aktarımsız biçimde, sil baştan fakat "yeni" ideolojik-politik "donanımların uzantısında kendini gösterir.

Türkiye'deki Sol ve işçi sınıfı ilişkisi son 25-30 yıldır kendine özgü bir ka­rakter şekillendirmiştir. Son 25 yıllık süreç içinde Sol hareketimizde örgütsel ve politik olarak süreklilik içinde tarihsel bir kopuş gerçekleştiremediğinden bu dönemi birlikte ele almak gerekir. Dönemin en belirleyici dönüm noktası, 12 Eylül 1980 askerî faşist darbesidir. Bu dönemin temel karakteristiği, fazla­ca süzülmüş (yazının zorunluluğu gereği) olarak açıklamak gerekirse, üç nesnel sürecin üzerine inşa edilebilir:

Askerî faşist darbe sonrası toparlanma: İdeolojik ve politik hataların tespiti, dünyadaki örgütsel-politik ve teorik gelişmelerin takibi ve bunların kadrolar tarafından seçilmesi, bunun uzantısında ayrışma ve birleşme. Bu sürece işçi sınıfı dahil edilmemiştir. Çünkü işçi sınıfı, askerî faşist darbe esnasında, faşist darbenin zor aygıtı ve Sol'un örgütsel donanım yönelişleri nedeniyle politika dışına itilmiştir. Bu sürece geri dönüp bakıldığında ise Sol tarafından, işçi sınıfının devrimcileri yalnız bıraktığı ima edilmiştir ya da açıktan dile geti­rilmiştir. Bu tespitin doğal sonucu teori ve politikada yönelişin işçi sınıfından yana olmamasıdır.

Toparlanma sonrası bölünme: Sol, toparlanma süreci boyunca biriktirdiği örgütsel ve politik sorunlar üzerine reformist-reformist-revizyonist ve dev­rimci kanat olarak ikiye ayrışmıştır. Toparlanma sürecinde olduğu gibi bu sürece de işçi sınıfı dahil edilememiştir. Ve bölünmenin Sol'un bir iç hesap­laşması olarak kalması da aslında süreci reformist-revizyonist ve devrimci diye kolayca adlandırmamızı engellemektedir.

İşçi sınıfı eylemlilikleri ve işçi sınıfının keşfi: Bu sürece bölünmüş olarak giren Sol, tıpkı içinde bulunduğumuz koşullara benzer bir biçimde (iktisadî kriz, devlet tekelci kapitalizminin işçi sınıfı haklarına ve onun örgütlerine saldırılarını yoğunlaşması biçiminde gelişen sürece tepkisi) gelişen işçi sı­nıfı eylemliliklerinin devrimci dalgasını arkasına alarak hacmini ve etkinliğini genişletmiştir. Aslında bu dönemi, Sol'un devrimci ve reformist-revizyonist olarak belirttiğimiz bölünmesinin derinleşme süreci diye adlandırmak daha doğru olur. Asıl saflaşma bu sürece denk gelmiştir. Ve bu durum gelecek dönemin erken habercisi olmuştur.

Yeniden bölünme ve atomize olma: İşçi sınıfı hareketini ve sosyalist ha­reketi birleşik devrimci bir işçi sınıfı partisi çatısı altında örgütleyip sermaye sınıfı ve devlet tekelci kapitalizmi saldırıları karşısında konumlandıramayan Sol, işçi sınıfının devrimci dalgası geri çekilince genişleyen hacmini muha­faza edememiş tekrardan bölünmüştür. İçinde bulunduğumuz dönemin te­mel karakteristiğini üzerine inşa edeceğimiz bu toparlanma ve bölünme nöbetleri, nihayetinde bugün sayıları onlarla ifade edilebilecek "yasal", "yarı yasal" ve "illegal" örgütsel konumlanışlara neden olmuştur.

Yukarıda kısaca belirttiğimiz toparlanma ve bölünme süreçlerinin sonu­cunda Türkiye'deki Sol'a has üç temel karakteristik sekilenmiştir. İlk olarak belirtilmesi gereken, her örgütsel bölünmenin (özellikle 1917 Ekim Devri- mi'nden, 1990 SSCB'nin nihaî sonuna varan tarihsellikte ortaya çıkan ideo­lojik salataların bolluğu ortamında) ideolojik bir zemine dayanma 'zorunluluğudur ayrışan her hizip kendince yeni ideolojik "keşifler" yapa­rak Marksizm'e "katkı" getirmiştir!

İkinci olarak, Devrimci ve Marksist hareketin başlangıcına damgasını vu­ran küçükburjuva "sol" devrimciliği hareketin geneline damgasını vurmuş ve sınıfla ilk karşı karşıya gelişinde, bölünmüş bir yapıyla sürece müdahale etmek durumunda kalmıştır. Bu nesnellik işçi sınıfının sınıf bilinçli unsurla­rının büyük bir bölümünün güçlerini dağıtmakla kalmamış aynı zamanda işçi sınıfının büyük bir çoğunluğunu oluşturan ve resmî ideolojiyle kuşatıl­mış kesimlerinin, bu durumunu aşmasına katkı getiremeyerek bu nesnelli­ğin desteğini kazanamamıştır. Burjuva ideolojisi bu zaafı kullanarak işçi sı­nıfı ve sosyalist hareketin makasını açma ve Devrimci, Marksist yapılanma­ları izole ederek onları marjinalleştirme olanağını yakalamıştır. Bu durum ise Sol'un işçi sınıfı içinde meşruiyet kazanma problemini doğurmuştur. Sonuçta günümüze kadar uzanan bu toparlanma ve bölünme dalgaları es­nasında Sol'un bünyesine kattığı işçi sınıfının sınıf bilinçli kadroları, bu sü­reç sonucunda küçülen örgütlerde görev ve sorumluluk almak durumunda kalıp, öğütün küçük-burjuva devrimci kimliğini işçi sınıfı aleyhine kazanarak kendi sınıfından kopmuş/koparılmıştır.7

Son olarak Sol, 25-30 yıllık deneyiminde bütün çıkış yollarını denemiş, eskitmiş ve tüketmiştir. Sonuçta, Kadrolar, gruplar, çevreler ve örgütler Devrimci ve Marksist Sol'un genelini Parti çatısı altında birleştirecek Ko­münist Parti inşası projesine ve işçi sınıfına inançlarını kaybetmişlerdir. Marksist ve Leninist bir yol olan Komünist Parti birliği yerine, sayıları onlar­la ifade edilen örgütsel sektlerde duruşlarını realize etmeyi tercih etmişler­dir. Doğrusal büyüme, eğrisel büyüme gibi stratejiler; örgütsel ve politik do­nanımların merkezileştirilerek işçi sınıfının her alanda kapsanması yerine ikâme edilmiştir... Bütün bu sonuçlar tek bir noktaya işaret etmektedir: Tür­kiye Sol'u Marksizm ve Leninizm'den, bu literatür dillerden hiç düşmemesi­ne rağmen, uzaklaşmıştır. Tasfiye olmuştur.

Geçenlerde farklı hiziplerin bir bölümü ile birlikte düzenlediğimiz 15-16 Haziran ile ilgili panelde işçi sınıfı kökenli konuşmacılardan biri ve onun yoldaşı tarafından be­lirtilen bir bakış açısı oldukça önemlidir. Burada RSDİP'in kuruluşunu 8-9 kişiye in­dirgeyen bir bakış açısı sergilenmiştir. Ancak bu 8-9 kişinin tabi olduğu eğilimleri temsil ettiği vurgusu yapılmamıştır. Bu anlayış Parti'nin kuruluşunu kişilere indirge­yerek küçükburjuva karakterini sergilemiştir. Bu duruma paralel olarak tarihsel me­tinlerde Dönemin Çarlık Rusyasında RSDİP'in ve diğer yapıların katkısıyla gerçek­leşen büyük grevleri sanki bütün süreçleriyle partinin kendisi kendi hücrelerinde hazırlamıştır gibi bir imaj çizilmektedir. Bu hazırlıkların yapıldığı yere yani sendika­lara yönelik vurgular hep geçiştirilmiştir. Senelerdir buna benzer biçimde küçükburjuva anlayış kadrolarımıza ince ince işlenmiştir.Bu nedenle partilerimizin, sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen kişilerle kurar işçi sınıfını kendisi için sınıf olma yolunda parti hücrelerine örgütlenir. En azından işçi kökenli bir kadronun bu oyunu sezmesini beklerdik.

Kısaca söylemek gerekirse, Sol 25-30 yıllık dönemini, işçi sınıfının tarih­sel sorumluluğunu kendisinin sırtlamasına yarayacak, onu iktidara taşıya­cak teori-politikanın önünü açacak, işçi sınıfının kendi çıkarları etrafında örgütlendiği ve kendi zaferinin yolunu açan bir kurumlaşma yaratmaktan ziyade, kendini örgütlemekle; kendi varlığını sürdürmeye yarayacak kurum­laşmaların ve "teorilerin" yolunu açmakla meşgul olmuştur. Yani Sol kendi bölünmüşlüğünü ve parçalanmışlığını yeniden ve yeniden üretmiştir. Bu halde işçi sınıfının bölünmüşlüğüne çare aramak; işçi sınıfının çok doğru bir tanımla ifade ettiği mizahi bir tabirle anılmaktadır: Kelin ilacı olsa başına sürermiş!

İşçi Sınıfı Yeniden "Keşfediliyor"

Kıssadan Hisse: "Sırma saçları ve şimşir tarağıyla meydan kahve­si aynasının karşısından ayrılmayan köylünün yaşı kemale erince saçları tel tel tarağının ucunda kalmaya başlamış. Tepesinde köy meydanını aratmayacak bir boşlukla sandalyesinde aynadan uzak­ta oturan garibanın bütün hülyaları kabusa dönüşünce köyün bütün neşesi kaçmış. Köyün dertlere derman olmada hünerinden sual olunmayacak ihtiyar heyeti başlamış ataların bilindik reçetelerini telkin etmeye... ilaçlar denenmiş denenmiş çare yok. Bir zaman sonra meydan kahvesinin bütün âlimlerinin derdi tasası "sırma" saçlının saçlarının yeniden bitmesi oluvermiş... Gece sohbetlerinin uzun ve sıkıcı mülakatı haline gelen bu sorunu çözme işi, köyün cevahir gençlerine düşmüş. Açıkgöz gençlerden biri yeni ve mü­kemmel tedavi yöntemini allandıra pullandıra köy âlimlerine anlat­mış. Tedavi şudur ki sorunun kökten çözümü oluvermiş: Sabahtan erken kalkılacak, Köyün en iri mandasının tezeği daha ilk yere düş­tüğünde, dumanı üzerinde tüterken alınıp başa sürülecek; güneşin en tepede olduğu saatlerde köy meydanında 3 saat güneşin altında oturulacak; sonra da baştaki tezek temizlenecek, tabi saçlar yo­lunmadan temizlenebilirse..."

Türkiye'deki Sol, içinde bulunduğumuz dönemdeki işçi sınıfının mücade­le dinamiklerinin baskısıyla, yüzünü işçi sınıfına dönmek zorunda kalmış; ikinci olarak da var olan parçalı ve işlevsiz konumunu bir süre daha devam etme olanağını yakalamıştır. Bu sürecin ana sorunsalı ise Sol'un artan işçi sınıfı eylemliliklerine nasıl ve hangi araçlarla dâhil olacağıdır. Elindeki reçe­telerin işlevselliğinden sual olunamayan (Haşaaa!) Devrimci Sol kendi re­çetesini hemencecik hazırlamıştır: İşçi Sınıfı Kurultayları, Sınıf (Bağımsız Devrimci) Platformları, Dayanışma Evleri, İşçi Kültür Evleri, Dayanışma Kooperatifleri[5]...

Bugün, Devrimci Sol'un bütün hizipleri (25-30 yıldır söylenegeldiği gibi) eski araçlar ve mücadele biçimleriyle işçi sınıfının örgütlenemeyeceği öner- meşinde ortaklaşmaktadır. Bununla birlikte sol devlet tekelci kapitalizminin işçi sınıfına saldırıların tahlilinde de aşağı yukarı benzer yaklaşımlar için­dedir. Fakat işçi sınıfının önündeki problemler yumağı gittikçe büyümesine rağmen Sol'un işçi sınıfının karşısına çıkardığı yeni araçların çözmesi ge­reken problemlere yaklaşımlar tersine bir biçimde Sol'un örgütsel donanı­mına ve ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir. Türkiye'deki Sol'un bir bölümü, yukarda bahsettiğimiz işçi sınıfının genelini ilgilendiren sosyal-politik süreç­lerin işçi sınıfı lehine çözümünü öne çıkartırken9 bazı hizipler ise daha mü- tevazi süreçlerin üstesinden gelmeyi üstlerine almışlardır. 0

9            "işçiler emekçi memurlar olarak, aramızdaki parçalanmışlık ve sendikal bölünmüşlü­ğü nasıl ortadan kaldıracağımızı sınıf dayanışması ve sınıfın birliğini nasıl geliştirece­ğimizi, sermayenin saldırı politikalarına karşı nasıl bir mücadele hattı ve kararlılığı oluşturacağımız, tabanda ortak bir işçi-emekçi inisiyatifini nasıl geliştirebileceğimizi birlikte tartışalım", ESP, Kurultay Çağrı Metni 1-2.

işçi sınıfının saflarında heyecan ve iddia uyandıracak, uğruna dövüşeceği bir gelecek vizyonuna ve programına ihtiyacı var... işçi sınıfının, parça parça arayış dinamiklerin arasındaki etkileşim ve yakınlaşmayı arttıracak bütünden ileriye çekecek, öncü, sınıf bilinçli işçilerin güç birliğine ihtiyacı var... işçi sınıfının profesyonel devrimci örgütçüle­re, sınıf bilinçli öncü çekirdeklere, yığınsallaşma dinamikleri temelinde hareket tarzı en geniş "esnek!" mücadele örgütlenmelerine ihtiyacı var..." http://www.alinteri.org/, işçi Sınıfı Kurultayı, 5 Ağustos 2005.

Karşımızda ezici bir çoğunluğunun herhangi bir örgütlülükten yoksun olduğu, alabildi­ğine dağınık, genç ve deneyimsiz işçilerin ağırlıkta olduğu bir sınıf kitlesi var. Bugün kapsamlı saldırılar karşısında sersemleyen işçi sınıfının, pek çok engelle karşılaştığı için belli bir eşiği aşamayan sınıf hareketinin ayağa kalkması için uzun soluklu, etkili ve çok yönlü bir müdahaleye ihtiyacı var. Kızıl Bayrak, Sınıf Hareketinin ihtiyaçları ve Kurultay Çalışmaları, Sayı (32), 13 Ağustos 2005.

10         "...Yeni örgütümüzün belki daha küçük ölçekte, ama acil sorunlara elbirliği ile çözüm­ler üretebilen bir karakteri olmalı. Emekçiler dışarıdan küçük gibi görünen, ama aslın­da hayatlarda önemli yeri olan sorunlara elbirliği ile çözümler bulabilsinler bu alanlar­da yeniden moral depolasınlar. Birbirleri ile etkileşim içersine girip, somut bir hedef için birlikte mücadele edebilsinler. Bazı şeyleri ortak dayanışma sayesinde değiştire- bilsinler", Yol Siyasi Dergi, Sayı: 7 Eylül 2005.

"Bugün gelinen noktada işçi sınıfının kaybedilen mevzileri dışında bir şey kalmamıştır, işçilerin gündelik hayatlarını işini kaybetme korkusu, işsizlik, aldığı ücretle 'nasıl daha iyi geçinebilirim?' derdi sarmıştır, işçi sınıfının büyük bir kesimi kayıt dışı çalışmakta, esnek üretimle beraber günübirlik, aylık veya mevsimlik olarak çalışmaktadır. Bununla beraber, işçiler arası rekabetin arttığı, güvensizliğin kol gezdiği bir durumdayız. Hali­miz böyle olunca işçi sınıfının daha önce benzer dönemlerden geçtiği ve bu dönem­lerde hangi araçların kullanıldığına bakmak gerekli diye düşündük. Karşımıza koope­ratif tipi örgütlenmeler, yardımlaşma fonları ve dayanışma evleri gibi örgütlenmeler çıktı. Demek ki doğru yoldayız yoldaşlar. Velâkin daha kirişteyiz. Kooperatif örgütlen­mesi işçilerin temel ve yaşamsal sorunlarından hareketle yola çıktığı için toparlayıcı­dır, güven vericidir ve işçi sınıfının demokrasi okuludur, işçilerin kendi elleri ile kurduk­ları kurumlardır. Bizler için bu kooperatifleri bulunduğumuz alanlarda yaşama geçirme pratiğimiz bu işin ilk adımıdır. Esasen işin özü işçileri kendi meseleleri etrafında bir­leştirmek ve sorunlara müdahil olmasını sağlamaktır. Kooperatif örgütlenmelerini kü­çümseyen, bu çabalan 'bilinç yerine pirinç götürme' diye küçümseyen ve yukardan

Sol'un üzerinde mutabakata vardığı ve işçi sınıfının sınıfsal mücadele­sinde önüne çıkartılan bütün bu problemler işçi sınıfının ekonomik11 müca­delesinin kapsamına girmektedir. Doğal olarak da işçi sınıfının bu saldırıla­ra ilk elden yanıtı ekonomik mücadele araçlarıyla(kurumlarıyla) yani sendi­kalarıyla verilmiştir. Üstelik işçi sınıfı mücadelesini son birkaç örnekte oldu­ğu gibi ilk olarak patronları(devlet veya özel)na daha sonra da onlarla uz­laşma içinde olan sendika bürokratlarına karşı gerçekleştirmiştir.

Sendika bürokrasisi de salt ücret pazarlığının kendi sonunu hazırladığı­nın farkındadır. Sendika ağaları sınırlarını kendi çizdikleri bir ittifakla Sol'a muhtaçtır. En son DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi'nin Abant'ta Sol'da birliği tartışmak için yaptığı toplantı bunun göstergesidir. Sol bu ça­resizlikten işçi sınıfı yararına sonuçlar çıkarmalıdır.

Nesnellik bu konumda iken neden Türkiye Sol'u işçi sınıfını kendisi için örgütlemek adına sendika ile siyasal parti arası, hatta zaman zaman "sivil toplum örgütleri" gibi çalışan bir kurumsallaşma formüle ederek bu alana mevzileniyor?

Sol'un üzerinde sessiz bir mutabakata vardığı konulardan biri de (solun bazı kesimleri dolanbaçlı yollardan dile getirip, doğrudan söylemeseler de) bakan anlayışlar besbelli ki bilinci de pirinç gibi dağıtılan bir nesne gibi görmekteler. Çalışmaları Büyüdükçe Anlam Kazanacak, Köz,Sayı 23, Kasım 2004 Kooperatif. 11 işçi sınıfının sınıfsal mücadelesi, ekonomik (burjuvaziyi işçi sınıfı lehine tavize zorla­mak) mücadele ve siyasal (burjuva iktidarı ele geçirme ve tasfiye etme: proletarya diktatörlüğü) mücadele olarak iki kanaldan akar. Daha K.Marx Kapitali yazmadan önce işçi sınıfının sınıfsal mücadelesi ekonomik ve siyasal mücadele biçiminde iki kanalda şekillenmiştir. Marx'tan sonra işçi sınıfı, yalnızca burjuvazinin kapitalist devlet aygıtından tavizler koparmak veya elde edilen tavizleri korumak için değil tümüyle emperyalist kapitalist sistemi yok etmek için mücadele vermiştir. Lenin ise bu müca­deleyi doruk noktasına taşımıştır. Ancak ekonomik ve siyasal mücadele biçimlerini yeniden tanımlayarak: ekonomik ve siyasal mücadelenin yönü, Marx'ın gösterdiği yö­ne, kapitalist sistemi yok etmeye doğrudur. Yani işçi sınıfının ekonomik talepleri ve siyasal talepleri arasındaki ayrımlar silinirken (her ekonomik talep aynı zamanda bir siyasal talep haline gelmiştir.); bu mücadelelerin verildiği yer, araçlar ve hedefler ke­sin olarak ayrışmıştır. Ekim Devrimine varan süreçte işçi sınıfı kendi öz örgütlerinde yani sendikalarında yani diğer sınıf kardeşlerinin yanında örgütlenmiştir, işçi sınıfının öncüleri siyasal partide örgütlenmiştir. Parti ise fabrikalarda ve sendikalarda kendisini değil işçi sınıfını kapitalizme karşı işçi sınıfının kendisi için örgütlemiştir. Kadet hükü­metini ve diğer gerici hükümetleri sarsan genel grevler, sendikalar ve sendikaların içinde çalışma yürüten partili işçiler yoluyla örgütlenmiştir. Bu noktada işçi sınıfının sendikaları hem ekonomik hem de siyasal mücadelede kilit rol oynamıştır. Devrim sonrası iç savaş, sosyalist inşanın inşa süreci ve Sovyetler'in temel birimleri gene sendikalardır. Sovyet Deneyimi işçi sınıfının mücadele kanallarından çok mücadele­nin ye/ine yapılmış büyük bir vurgudur. Partim Sendika—► Partim Sendika—► Sov­yet. Ekim Devrimini hazırlayan süreç ve sosyalist inşa boyunca parti ve sendika ara­sında kalan örgütsel formülasyonlar kesinlikle yaratılmamıştır. Bu tür girişimler ise kesin kes Lenin tarafından tasfiyecilikle mahkûm edilmiştir. Bkz. V.l. Lenin, Sendika­lar Üzerine, Sorun Yayınları, 1998.

sendikaların işçi sınıfının örgütlüğünün ve mücadelesinin önünün açılma­sında işlevini yitirmesinin ilanıdır.[6] Ve Sol bu mutabakatın teorik zemini de hazırlamıştır.

Teorik Örgütsel Maskaralık

"Ha kel Hasan; Ha Hasan kel"

Sol açısından işçi sınıfı sendikalarının işlevini yitirmesinin gerekçesi em­peryalist kapitalizmin dayattığı neoliberal politikalar ve sendika bürokrasisi­nin, sendikal hareketi geriletici sonuçları üzerinden değerlendirilmektedir. Bu durum konuya kısa bir giriş yapmamızı gerektirmektedir.

Dünya emperyalist kapitalist sisteminin kendi tahkimat sürecinin bir par­çası olan neoliberal politikalar özellikle SSCB'nin dağılmasından itibaren zincirlerinden boşalırcasına bütün dünya coğrafyasına yayılmış ve derinleş­tirilmiştir. Coğrafyamızda da 24 Ocak karları ile başlayan mazisi; içinden geçmekte olduğumuz Büyük Satış süreciyle sonlarına yaklaşmaktadır. Neoliberal politikaların belkemiği devletin iktisadî ortamdan ayıklanmasıdır. Bu formülasyon kendini özelleştirmeler ile bütün dünyada somutlamıştır. Aynı zamanda devlet piyasadan elini çekerken piyasayı emperyalist kapita­list tekeller açısından daha kârlı hale getirmek görevini üstlenmiştir.

Bu sürecin hemen öncesinde devlet, emperyalist kapitalist sistemin bekası açısından zorunlu olarak "sosyal devlet kisvesine bürünmekteydi. Sistem, aşırı işçi maliyetleri, rekabet ve sosyal maliyetlerin baskısını, devlete iktisadî rol biçerek kendi sırtından atmış, tepesinde kendisinin olduğu şirketlerini bin­lerce parçaya bölerek yönetiminde realizasyon yaratmış, üzerinde giderek uzmanlaştığı postfordist üretim biçimleriyle maliyet esnekliği ve rekabet gücü yakalayarak kendi tahkimatını gerçekleştirmiştir. Bu süreç içinde malî serma­ye kârlı yatırımları realize ederek verimsiz, geniş, hantal işleyen mekanizma­ları temizlemiştir.

Ancak emperyalist kapitalist sistemin tek kutuplu dünyada güvenlik endi­şesi kalmayınca da önce sistemin sırtına vergiler yoluyla büyük yük olan daha sonrada piyasada kendine rakip olan "sosyal devleti" anlayışını tasfi­yeye girişmiştir. Bununla birlikte devlete yeni bir rol yüklenmiştir: Emperya­list kapitalist piyasaya açılan yeni coğrafyalara yayılmak için devletin dü­zenleyici gücü (yani zor aygıtı) ile yeni kanallar yaratmak. Bir önceki dö­nemde küçülen şirket yapıları, hem devletin piyasadan çekilmesiyle boşa­lan üretim organizasyonlarının satın alınması için gereken sermaye birikim­lerini sağlamak hem de neoliberal politikaları topluma ve devlete propa­ganda etmek veyahut siyasal baskı uygulamak için şişirilmiş, tekelleşme ve şirket evlilikleri yoğunlaşmıştır.

Sol kısaca özetlemeye çalıştığımız bu nesnel süreçleri değerlendirirken işçi sınıfının örgütlülüğü açısından örgütlü (sendikalı) işçi sınıfının tasfiye­sini öne çıkartan süreçleri görmeyi tercih etmiştir.[7] İlk olarak hemen belirt­mek gerekir ki, işçi sınıfını iktisadî buhran dönemlerindeki sınıfsal hareketli­likte hatırlayan; işçi sınıfını sendikalarında örgütleyerek ve kendisini sınıf hareketinin merkezine koyarak ve meşruluğunun buradan alan işçi sınıfının komünist partisi projesi olmayan bir Sol'un böyle tespitleri utanarak yapma­sı gerekmez midir? Sanki bu durumda Sol'un örgütsel konumlanışının bir etkisi yokmuş gibi dışardan bir tavırla "sendikalar işlevsizdir" demek neyin ifadesidir, okurlarımız bunu anlayacaklardır.[8] (Miskin asmanın kel koru­ğu bir gün gelir tepene çıkar).

Sol'un "somut durumun somut tahlili" yeteneği sonuçların ötesini, yani eği­limleri göremez. Tasfiye olan işçi sınıfının genelde devlet işletmelerinde çalı­şan ve sendikalı işçilerin çoğunluğunu oluşturan kesimdir. Bu işyerlerine gi­rebilme koşulu iktidarla ilişkilerden geçer ve sendikalı olan bu işçilerin işçi sı­nıfının geneline göre kaybedecekleri çok şey vardır. Tasfiye olan devlet ve patronlar ile işbirliği yapan sarı sendikalardır. Sendikaların ve Sendikalı işçi­lerin tasfiye olması işçi sınıfının sayısının azaldığı anlamına da gelmez. Ak­sine sendikaların direngen mücadele sürdürdükleri süreçlerde kayıtlı üye sa­yısı artmaktadır. Şu an Koç'un Ford otomobil fabrikasında, kaynak bandında çalışan işçilerin çoğunluğu asgarî ücret, yemek, ulaşım gibi haklarla ve sen­dikalı olarak çalışmaktadırlar. Buna benzer örnekler de işçi sınıfı hareketini bölen, ayrıcalıklı işçi sınıfı varlığını yeniden ele almayı da beraberinde getir­mektedir. Tasfiye olan sendikalı işçilerin yerine genç, istekli, öfkeli, deneyim biriktiren bir işçi sınıfı gelmektedir. Sol kaçırılan fırsatların arkasından ah vah edeceğine yeni nesil işçi sınıfını derneklerde ya da "sivil toplum" örgütlerinde örgütlemenin değil; kendi modern örgütleri olan sendikalarda, var olanlara da dinamizm kazandırarak örgütlemenin projesini yapmalıdır.

İşgücü maliyetini düştüğü her koşulda sermaye artı-değer sömürüsünü arttırmak açısından sermayenin organik bileşimini teknolojiden emeğe kay­dırmaktadır. Son dönemlerin "Çin Mucizesi" söyleminin arkasındaki gerçek budur. Batı kapitalizmi Çin ile yarışabilmek için son dönemde fordizm ve postfordizm sentezi bir üretim biçimi üzerinde çalışmaktadır. Gelecek dö­nem 19. yüzyıl vahşi kapitalizmini aratmayacak vahşilikte bir süreci getir­mektedir. Çünkü fordizm her zaman için daha fazla artı-değer demektir. Bu­na bir de medya ve reklam aracılığıyla tüketim kalıplarını belirleme gibi bir güç eklenince yeniden büyük fordist fabrikaları bu sefer teknolojik gelişmele­rin katkısıyla yenilenmiş olarak göreceğiz. Ancak merkeziyetçiliği dışlayan yerel-küçük-işlevsiz "derneklerimizle bu fabrikaların kapılarından içeri adım atabilecek miyiz? Bu konun tartışılacak pek bir yanı yoktur. Sermaye açı­sından neoliberal politikaların sonuçları yatırım kararlılığını arttırmaktadır. Son süreçteki Afganistan ve Irak işgalinin arkasında yatan nedenlerden biri de budur.

Kimi "sol"lar bu sürece "İşçi üretimden gelen gücünü kaybetti, tam tersi­ne üretimden gelen güç sermayeye geçmiş görünmektedir.[9]" gibi gayri ciddî bir ideolojileştirmeyle giriyor. Sendikalar yerine ilkel dernekleri ya da sivil toplum örgütlerini koyuyor. Sol, böylelikle geri adım atmakla kalmıyor arkasına bakmadan kaçıyor. "Yani ben işçi sınıfını sendikalarda örgütleye­medim. İşçi sınıfı ve sendika bürokrasisi arasına kama sokup işçi sınıfının sendikal birliği davasını öne çıkaramadım. Aksine sizi işçi demokrasisi [10] adına işçi işsiz, sendikalı, sendikasız (sendikasızı sendikada değil) hep bir­likte derneklerde (aslında kendi grubumu) örgütlemek istiyorum". Sol Sorosların mimarı olduğu demokrasi ve sivil toplumculuk zokasını yutmuş­tur. Çünkü işçi Sovyetleri diyemiyor; Sözde işçi kurultayları ile kendi arasın­daki aydın tartışmasını işçi sınıfına taşımak istiyor...

Elveda Lenin17

"Kele Köseden Fayda Olmaz"

Sendikaların işlevsizliğinin ilanı uzun zamandan beri devam eden tasfiye- cilik sürecinin sonudur. Kurultay formu önce "yasal" parti, daha sonra plat­form gibi biçimlerde burjuva yasallığına "açık" siyaset alanlarına dahil olma süreçlerinin son durağı olacaktır. İşçi sınıfının genelini kapsama iddiasıyla ortaya çıkan Kurultay formu süreç içinden takip edildiği kadarıyla çoğunluğu işçi olan çevre ilişkilerinin hiziplere örgütlenilmesine yaramıştır daha ilerisine değil18. Kurultay çalışmaları İşçi İınıfının geniş bir kesimini sınıf hareketine katmak gibi bir örgütsel hazırlığı da hissettirmiyor.

Sol daha çok önceden Devrimci ve Marksist Sol hareketin merkezine otu­ran ve hareketin genelinin meşruiyetini kazanan Komünist Parti'nin; bağlayı­cılığı olan kurumları ile kongre süreciyle inşaa edilmesi projesi yerine çeşitli ittifak, platform, 'hukuk', cephe gibi girişimlerle Leninizm'den, Leninist Parti Modelinden vazgeçmişti. Şimdi ise sendikaların işlevini yitirdiğini ilân ederek, sendika bürokrasisine karşı işçi demokrasisi havariliği yaparak artık sadece dillerinde pelesenk ettiği Leninizm'i kendileri açısından tamamen tasfiye edi­yorlar. Ancak Leninizm adına maskaralık yapmaktan da geri durmuyorlar.

kesinlikle benimseneceğine karar verilmiş metinler. Köz, ESP izmir Çiğli işçi Kurul­tayı izlenimleri, www.kozonline.org.

Önceden bize söylenenin aksine, kurultay sırasında anlaşılmaz bir biçimde işçi ko­nuşmalarına kurum adı verilmeyeceği yönünde bir kısıtlama getirilmesi yüzünden, konuşan arkadaşımız bültenimiz adına konuştuğunu ifade edememiş de olsa, söy­lemek istediklerimizi kısmen de olsa söylemiş olduk. Köz, ESP istanbul'daki işçi Kurultayı izlenimleri, www.kozonline.org

Yukarıdaki alıntılar, kurultayların işçileri değil; kurultayları yapanların kendilerini ör­gütlemek istediklerinin en açık delilidir. Ve İşçi demokrasi imiş kimi kandırıyorsu­nuz?!

17         Geçtiğimiz birkaç ay önce boyalı basın tarafından çok parlatılan bir film. Filmin ko­nusu kısaca şu: Sovyetlerin çözülmesinden önce Komünist Partiye bağlı bir kadın komaya giriyor ve Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra komadan çıkıyor. Annesinin üzül­memesi için Komünist rejimin devam ettiğini söyleyen oğul yalanının ortayı çıkma­ması için çeşitli maskaralıklar yapıyor. Bizim Sol'da işçi sınıfını bu örnekteki gibi sevse gerek.

18          işçi kurultayları da, dar bir çevrenin çekilebildiği kurultaylardır ve örneğin son olarak yapılan Merter işçi Kurultayı da bunu açıkça göstermiştir. Kurultaya bölgede çalışan 50 bin işçiden 250'si katıldı. Yani %0.5! işçi sınıfının önemli bir bölümünü oluşturan istanbul'da soruna sayısal olarak yaklaştığımızda durum böyledir ve bu yanıyla bu örgütlenmeler göstermeye çalıştığımız gibi çekim merkezleri değildir.

 

Sosyalist literatür ve Leninizm söylemi kimi "sollar için içi boş olarak bir süre daha devam edeceğe benziyor.

II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi

Hazırlık Faaliyetleri İçin Kadroları Seferber Etmeye !..

İşçi Sınıfını İşçi Şuralarına (Sovyetlerine)

Taşımak İçin Seferber Olmaya !..

"Kelden kel, körden kör doğmaz."

Yukarıda sayıp döktüğümüz nesnelliğin içinde elbette Kolektifimiz de bağımsız sınıf tavrı ile bulunmaktadır. Sol'un son 25-30 yıllık süreci diye bir kategorizasyona gittiğimizde, 7 Kasım'da 30. Kuruluş yıldönümüne erişen Kolektifimiz de bu Sol'un içindedir. Devrimci ve Marksist Sol kadrolar çu­valdızı kendilerine batırmayı da bilir.

İçinde bulunduğumuz nesnelliğin malzemesi yukarda tanımladığımızdan daha fazlasıdır. Bu nesnelliği merkezi bir yapıya yani parti birliğine taşımak için tarihsel bir projeyi tarihselliğimizde realize etmeyi haklı gerekçelerimiz­le önümüze koymaktayız. İşçi sınıfını kendisi için örgütlemeyi de, Sol'un bölünmüşlüğüne çare olmayı da, emperyalist kapitalist sistemin coğrafya­mıza saldırılarını da, enternasyonalist bilincimizi de doğruluğu sınanıp- denenmiş tek bir projeye bağlamaktayız: Mustafa Suphilerin katledilmesiyle uykuya yatırılan heyulayı diriltmeye uğraşıyoruz. Bu heyulanın uyandırıl- ması yalnızca Kolektifimizin değil Devrimci ve Marksist Sol'un tümünün maharetine bağlıdır.

SORUN Polemik 17. Sayısı'nda dile getirdiğimiz İşçi Kitle Gazetesi pro­jesini de bu bağlamda kurguluyoruz. Bu yüzden bizim dışımızda kümele­nen grup, çevre, örgüt ve kadroların kapısını çalmayı ve "Yoldaş sizinle ay­nı sorunları paylaşıyoruz. Gelin birlikte çalışalım" içtenliğinin ilkeselliğini kendi açımızdan belirlemeyi de öne alıyoruz. Kapımızı fikirlerimizi payla­şan, Kolektifimize eleştirel katkılar sunanlara da her zaman açık tutuyoruz. Bu yöntemi yalnızca düşüncede bırakmıyor, pratikte kolektif basit temrinler yaparak da gösteriyoruz.

29 Ekim 2005

 


[1]       Yeniden, çünkü: işçi sınıfının geçmiş deneyimleriyle bugünü arasındaki bağlan güçlü bir şekilde kuracak bağımsız, kapsayıcı, sosyalist hareket ile işçi sınıfı hare­ketini hem kendi içinde hem de birbirine dönük olarak birleştirecek İSP veya KP mevcut değildir. Böyle bir parti inşaa edilmediği sürece işçi sınıfı kendi hareketin­den yeniden ve hep aynı noktadan öğrenmeye devam edecektir.

[2]        "Kitle" fukarası Kolektifimiz, birilerinin "KOCA KOCA 'partilerine nasıl sorun olabili­yor bunu da muhataplarına sormak gerekir!

[3]        Çünkü bu haldeki Türkiye Sol'una sorun olmak bizim asli görevimizdir. Kelin yanın­da kabağı anmaya devam edeceğiz.

[4]        Derviş Okan, Sırııf-Devrim ve iktidar Bağlamında Marksizm, SORUN Polemik, Sa­yı: 15, Mart 2005.

[5] ESP Kurultay Çağrı Metni 1-2, Ahnteri Gazetesi, Kızılbayrak Gazetesi, Yol Siyasi Dergi... vd.

[6] "Artık eski, aşınmış örgüt ve mücadele biçimleriyle ve mevcut hantal, bürokratik sendikal anlayışlarla bir yere varamayız. Mevcut sendika yönetimlerinin ezici ço­ğunluğundan mücadeleci bir kararlılık geliştirmelerini beklemek nafile! işçi sınıfı ise, saldırıların ağır sonuçlan altında ezilmesine karşın güçlü karşı koyuş iradesi yara­tamıyor..." ESP işçi kurultayları Çağrı Metni. Ayrıca bkz. 7. dipnot.

[7]       "işçi sınıfının gücünü zayıflatmak ve örgütlenme yeteneğini felce uğratmak amacıy­la kurgulanmış ve büyük oranda da başarıya ulaşmış dayatmalardan bahsediyoruz. Geleneksel sınıfı örgütünün temeli olan fabrika yapısı hızla çözüldü. Dev üretim merkezleri, fason iş yapan yüzlerce küçük birime parçalandı... Var olan sendikal örgütlülükler hızla güç ve üye kaybetmektedir... kendisini salt ücret sendikacılığı ile sınırlayan sendikaların bu koşulları yaşaması da doğal karşılanabilir." Sınıfı Örgüt­lemek için Dayanışmayı Büyütmeye, Yol Siyasi Dergi, Ağustos Eylül 2005, Sayı 7, s.69-72. Burada bu alıntıyı tercih etmemiz sadece Yol dergisine bir vurgu değildir. Bu somut ve doğru durumu Türkiye Sol'unun %99'u paylaşmakta ve bu tahlilin he­men akabinde sendikaları işlevsizlikle mahkûm etmektedirler. Bu tespit gecikmiş bir tespittir. 24 Ocak kararları ile Türkiye'nin gündemine oturan neoliberal politikaların hemen akabinde yapılması ve ona göre tedbir alınması gerekirken Sol bu tespiti postfordizmin bir atımlık bile mermisi kalmayınca yapıyor. Elveda postfordizm, postmodernizim, neoliberal politikalar. Merhaba vahşi kapitalizm.

[8]        Kolektifimizin "popülaritesinin artmaya başlamasıyla birlikte genellikle internet kana­lıyla Kolektifimize bir çok sataşma gelmektedir. Özellikle işçi sınıfı içinde örgütlenme­diğimiz konuları sıklıkla bu sataşmaların ekseni olmaktadır. Kolektifimiz bütün yayınla­rında işçi sınıfının Komünist Parti ile örgütlenmesi gerektiğini yani işçi sınıfının örgüt­lenmesi meselesindeki ayrımları net bir şekilde çizmiştir. Biz birileri gibi ne kendimizi ne de başkalarını kandırma yöntemini seçmiyoruz. Biz Komünist Parti değiliz, PARTİ'nin inşaası için kadrolar arası iklimi ve altyapıyı oluşturmayı, uzun erimli ve so­nuç alıcı bir süreci bilince çıkarıyoruz. Partisiz işçi sınıfını örgütlemek anlayışı sadece ve sadece kendi hizbini örgütlemektir.

[9]        Yol Siyasi Dergi, Ağustos Eylül 2005, Sayı 7, s.69-72."En küçük bir risk karşısında 'şu ülkeye giderim' diyebilen sermaye, üretimi önemli bir pazarlık unsuru olarak kul­lanır hale gelmiştir." Bu durum olsa olsa enternasyonalizme bir vurgu olabilir, ser­maye gittiği yerde de işçi sınıfını sömürecektir. Sermaye geldiği ülkede, işçi sınıfı ile maliyetleri öne sürerek, pazarlık yapar ya da onları terbiye eder fark etmez, ma­liyetler düştüğünde kendi ülkesine geri dönecektir ya da bir başkası bu boşluğu dolduracaktır... Bu hiçbir şeyi ifade etmez.

[10]      "Şu ya da bu siyasal anlayıştan insanların değil...Kurultaya giden süreç, işyeri fab- rika-sektör temelinde ve bizzat "işçi kimliliği" (örgütlü işçi değil) üzerinden şekillene­cektir... Bunun dışındaki bir katılıma özellikle de dar grupçu yaklaşımlara zemin ve imkan tanınmamalıdır." Kızıl Bayrak, Sayı: 2005/32, s.16-17.

Emekçilerin birliğinin oluşturulması hakkında önerge "önerge kurultaya sunulan önergelerin önceden tartışılıp belirlenmiş metinlerle sınırlı olacak...zaten sonradan görüldüğü üzere bu metinler değişik illerde yapılan kurultay toplantılarında oylanıp

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.