Mustafa Kemal Hareketi ve İçimizdeki Kemalizm Üzerine Notlar

İsa Gözaçtı

1. Kapitalizm ve Yahudilik üzerine araştırma yapanlar Kapitalizm- Yahudilik-Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkiye dikkat etmek zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kapitalistleşme projesi ile, Yahudi burjuvazisinin modernleşme (kapitalistleşme) projesi arasında ne türden ilişkiler ve ne türden kesişme noktaları vardır? İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Alman emperyalizmi ile yapmış olduğu ittifak politikası ile, bu politikanın uygulan­masında süreklilik oluşturan özellikler Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşumunda nasıl kendini sürdürmüştür?

Osmanlı-Rus Harbi ve Balkan Harbi'nden sonra Osmanlı yönetimi küçül­meye başlamış, küçülmenin durdurulabilmesi için çeşitli arayışlara giriş­ilmiştir. Kapitalizm Osmanlı coğrafyasında gelişmeye başladıkça, Os­manlı'nın çok uluslu coğrafyasındaki öncelikle Hristiyan halklar üzerinde milliyetçilik ideolojisinin yayılmasını hızlandırmıştır. Yayılma müslüman halklar üzerinde de etkili olmuştur. Osmanlı'dan kopup ulusal devlet for­munda örgütlenme fikri yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı'nın o dönemdeki temel felsefesi, İttihat ve Terakki'nin temel ilkesi 'küçülmenin ve bölün­menin engellenmesi' üzerine kuruludur. Alman emperyalizmi ise dönemin emperyalist ülkeleri ile dünya pazarında oluşan açığı kapatmak için kendisine "yeni bir Hindistan" aramaktadır. Kendisine en uygun "yeni Hindistan coğrafyası" olarak Osmanlı topraklarını görmektedir. Osmanlı coğrafyasında Hristiyan halklarda özel mülkiyet ve sermaye birikimi (ve bilinci) daha yoğundur. Ermeni, Rum-Pontus burjuvazisinin birikimleri ve coğrafyaları oldukça iştah kabartmaktadır. I. Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesi yapılan hazırlıklar bu açıdan da önem taşımaktadır. Osmanlı coğrafyasındaki yaşayan Hristiyan halklarla sınır olan diğer coğrafyalarda yaşayan Hristiyan halklar arasındaki bulunan sınırdaki yerleşim birimleri boşaltılmış birbirlerine olabilecek lojistik destek ve yardımların kesilmesi için sınırı insansızlaştırma politikası devreye sokulmuştur. Bu politika ile birlikte, yoğun bir Türkleştirme ve asimilasyon politikasına hız verilmiştir. "Küçülme sendromu"na tutulan Osmanlı, Alman emperyalizmi ve Yahudi burjuvazisi, müslüman Kürt aşiretlerinin bir bölümü ile Hristiyan halkları Anadolu coğrafyasından etnik olarak arındırma politikası konusunda uzlaşmıştır. Bu temel politika "resmî tarih anlayışı ve resmî ideoloji"nin "milli kurtuluş mücadelesi" olarak adlandırdığı 1919-1923 döneminde hatta

1925'e kadar da sürdürülmüştür.

İttihat Terakki Hareketi ile Mustafa Kemal Hareketi arasında süreklilik ilişkisi söz konusudur. Bu süreklilik hem "kadro" ve "ideoloji" olarak hem de "politika" olarak bir sürekliliktir. Bu ilişkilerin çok daha ayrıntılı olarak incelenmesi; ortaya çıkarılması, Kemalizm konusunda yayılan kimi yanıl­samaları da ters yüz edebilecektir.

2.  Mustafa Kemal Hareketi, emperyalistlerin kendi aralarında olan çatışkı ve çelişkilerden ve emperyalistlerle Bolşevikler arasındaki çelişkilerden yararlanmasını bilmiştir. Ayrıca, Mustafa Kemal Hareketi emperyalistlerle ve Bolşeviklerle de çelişkiye düşmemeye özen göstermiştir. Hem empery­alistlerin temsilcileriyle hem Bolşeviklerin temsilcileriyle ilişkiyi kesmemiş; dönem dönem görüşmelerini sürdürmüştür. Mustafa Kemal Hareketi, emperyalistler arası çelişkilerden ve emperyalistlerle Bolşevikler arasındaki çelişkilerden yararlanarak, hem Bolşeviklerden, hem de emperyalistlerden maddî, istihbarî, askerî ve lojistik destek almıştır. Bunun karşılığı olarak ne türden güvenceler vermiştir? Bunu Mustafa Kemal Hareketi'nin aldığı kararlara ve yaptıkları paratiklere bakarak çıkarabiliriz.

İtalyan emperyalizmi, Fransız emperyalizmi, Amerikan emperyalizmi, İn­giliz emperyalizminin daha fazla Osmanlı coğrafyasında hegemonya kur­masını istemiyordu. Çünkü pazardan kendilerine olan pay azalacaktı. İn­giliz emperyalizmi de kendi pazar payını artırmak ve ittifak ettiği diğer emperyalist güçlere kendi politikasını dayatmak için Yunanistan'ın askerî gücü ve varlığını bir tehdit unsuru olarak kullanmak istiyordu. İngiliz emper­yalizmi bu politikasını gerçekleştirmek için, Anadolu'nun batı ve iç bölgeler­inde Yunan askerî işgalinin gerçekleştirilmesini sağladı. İtalyan ve Fransız emperyalizmi, İngiliz emperyalizminin bu manevrasına karşılık vermekte gecikmedi. Hatta Yunan askerî birlikleri ile İtalyan askeri birlikleri arasında yer yer silahlı çatışmalar meydana geldi. İtalyan emperyalizmi ile Fransız emperyalizmi, İngiliz emperyalizminin Yunan askerî işgaline desteği çek­mesini istedi. Bu destek çekilmezse Mustafa Kemal Hareketine destek vereceklerinin sinyalini açıkça verdiler. Hatta fiilen istihbarat, silah ve lojistik destek sunmaya başladılar. Bu baskılar İngiliz emperyalizminin Yunan askerî işgal güçlerine karşı vermiş olduğu desteğin kesilmesine sebep oldu ve Yunan askerî güçleri yalnızlaştırıldı. Hatta Yunan askerî güçlerinin tasfiyesinin önü açıldı. Emperyalist güçler kendi aralarındaki çelişkiyi geçici de olsa uzlaşarak ve Yunan askerî işgal güçlerini yalnızlaştırarak çözdüler.

3.  Mustafa Kemal Hareketi, gücünü sürekli olarak Hakimiye-i Milliye'den aldığını vurgulamıştır. Bu hareketin tarihi dönüm noktalarına ve belgelerine bakıldığına önemli çelişkilerin ortaya çıktığı görülür. Erzurum ve Sivas "Kongrelerine bakıldığında, kongre olma özelliği göstermezler. Bu "kon­gre"ye katılanların büyük çoğunluğu ya İttihat ve Terakki'nin üyeleridir ya, tarım ve ticaret burjuvazisi demek olan eşraf ve mütegallibe ya da bunlara yakın unsurlardır. Ayrıca bu katılımcılar meşru seçimlerle delege olmamış­lardır ve temsil yetkileri yoktur. Temsil yetkileri atama yoluyla yapılmıştır. Ayrıca "BMM"ye bakıldığında meclisteki temsilcilerin meclise nasıl geldiği ve "Meclis Başkam"nın hangi yetkilerle donatıldığı incelendiğinde meclisin ne kadar "demokratik ve meşru" olduğu anlaşılır. Mecliste "karar" alınırken Meclisin ve Mustafa Kemal'in silahlı korumalarının işlevi ibret vericidir.

  1. Sanat ve politika bağlamı: Dönemin işçi sınıfı ve aydın hareketinde Tarihi TKP'nin (komünist hareketin) yoğun bir ağırlığı vardır. Hatta Tarihi TKP o dönemin aydın hareketini de yönlendirmekte, Anadolu coğrafyasının en seçkin entelektüelleri Tarihi TKP'nin üyesi konumundadır.
  2. Kapitalistlerin Türkiye Cumhuriyeti entelektüel birikimden ve entelek­tüellerden yoksundur. İttihat ve Terakki'nin burjuva-demokratik ileri kad­roları muhalefet konumuna düşürüldükleri ve önderlik konumundan tasfiye edildikleri için Türkiye Cumhuriyeti devleti, entelektüel eksikliği giderme yolunda yoğun bir faaliyete girmiştir. Ancak hareketinde entelektüel birikim ve bunun yeniden üretimi söz konusu değildir. Kapitalistlerin Türkiye Cum­huriyeti Devleti entelektüel birikimin eksikliğini gidermek için dönemin Tarihi TKP'sine müdahale etmiştir. Müdahale başarılı olmuş ve Tarihi TKP'nin Genel Sekreteri Vedat Nedim Tör ve MYK Üyesi Şevket Süreyya Aydemir'i transfer etmiştir. Vedat Nedim Tör bütün arşivi ve önemli belgeleri Kemalist rejime teslim etmiş ve hizmet edeceğinin garantisini vermiştir. Şevket Süreyya Aydemir de hakeza aynı yöntemi kullanmıştır. Vedat Nedim Tör ve Şeyket Süreyya Aydemir gibi işçi sınıfı-sosyalizm davasına ihanet edip dönen ve harekete büyük zararlar veren ihanetçiler, yeni kapitalist Türkiye Cumhuriyeti'ne iltihak etmekle yetinmemişler; hem dönekliklerini, hem de hizmetlerini teorize etmekte bir sakınca görmemişlerdir.

Mustafa Kemal'in burjuva ideolojisinin en önemli özelliği olan monolitizm ve korporasizm düşüncelerini pragmatik yöntemle sosyalizmle çitiştirerek "Kemalizm" adı altında sistematize etmişler ve hareketlerinin adını "Kadro Hareketi" olarak lanse etmişlerdir. Düşüncelerini genele yaymak için durak- samamışlar, Kadro Dergisini çıkarmışlardır. Kadro Dergisi Türkiye Cum- huriyeti'nin himayesinde ve Mustafa Kemal'in korumasında ve maddi de­steği sayesinde, aynı zamanda gözetiminde ve denetiminde "ilerici-sol" bir görünüme kavuşturulmuş, dergi 1932-1934 tarihleri arasında yayınlan­mıştır. Kadro Dergisi yeni kapitalist cumhuriyete kadro yetiştirmenin teorik- ideolojik altyapısını hazırlamaya yeltenmiştir.

Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının katli ile dönemin en ileri entelektüel- teorik birikimi tasfiye edilmiştir. Tasfiye ile birlikte entelektüel bir boşluk oluşmuştur. Sadece Tarihi TKP'nin birikimi tasfiye edilmemiş; İttihat ve Terakki'den gelen ırkçı ve şoven olmayan Türkçü, yeni Osmanlıcı ve İslâmcı birikim ve akımlar da tasfiye edilmiştir.

Tasfiye sürecinden sonra, arta kalan İttihat ve Terakki'nin en askerî ekibi (B Takımı-Yahudi-Sebataist ekip) entelektüelsiz, teorik ve ideolojik alanda birikimsiz, her şeyin zor'a ve kaba güce dayanarak olamayacağını anlayınca, bu boşluğu doldurmak için Tarihi TKP'nin entelektüel-aydın birikimine havuç-sopa politikası ile yaklaşmıştır. Havuç-Sopa politikasını uygulayarak Kadro Hareketi'ni yarattıktan sonra ideolojik hegemonyasını kurmuştur.

  1. Mustafa Kemal ve ekibinde birlikte yürüme ve ittifak yapma politikası yoktu: Mustafa Kemal ve ekibinin Osmanlı devşirme sisteminden de öğrendikleri ve Balkan harbi, Osmanlı-Rus Harbi ve Birinci Dünya Sa- vaşı'ndan öğrendikleri ile sentezleyebildikleri birikimle muhalefetine sun­duğu seçenekler çok netti. Önce dayatma, olmuyorsa seve seve kabul et­tirme. Yoksa zorla kabul ettirme.

Mustafa Kemal'in yönteminde, başka bir sosyal dinamiğin temsilcisi ya da temsilcileri ile ilkeleri belirlenmiş, birlikte yürüme -karşılıklı ikna etme, etkileşime- eleştiriye açık bir tutum söz konusu değildir.

Mustafa Kemal Hareketi tarafından, "Ulusal Kurtuluş"a asıl rengini vere­cek olan işçi sınıfı-emekçi halklar-yoksul köylülük, ezilen uluslar ve azınlık­ların dinamiklerinin temsilcileri bir bir tasfiye edilmiş, bu dinamiklerin kitleleri ve temsilcileri boyun eğmeye zorlanmış, boyun eğmeyenler ya kırımlara tâbî tutulmuş ya da zorunlu sürgünlere-iskânlara yollanmıştır.

Osmanlı'nın "devşirme ocağı"nda devşirme kültürü ve Batı hayranlığı ile yetişenler, politika yapmak için, dönemin toplumsal dinamiklerinin istek, ta­lep ve ihtiyaçları üzerinden politikalarını belirlememiş, Osmanlı Devlet erk­ini ve bu erkin sürekliliğini temel alan bir politik hat izlemişlerdir.

  1. Kadro Hareketi, Yön Hareketi, Devrim Dergisi Çizgisi, Doğan Avcıoğlu Çizgisi, Darbeci-Cuntacı eğilimler Sosyalizm ile çitiştiriliyor/ hibridleştiriliyor/ melezleştiriliyor: Darbeci-Cuntacı eğilimler Kemalizm ile melezleştirilerek, sosyalizme sızmalar gerçekleştirilmiştir. Sosyalizme sızmaları gerçek­leştiren en önemli eğilim, dönemin Sovyet dış politikaları ve Kemalizmi "küçük-burjuva ideolojisi", "küçük-burjuva hareketi" olarak görme yanılgısı, Kemalizme onda olmayan antiemperyalizm, ulusal kurtuluşçuluk gibi özel­likleri ona atfetme ve küçükburjuva ideolojisinin "sol" kanadı ile müttefik olma anlayışı ve isteğidir.

Kuşkusuz burada, Kemalizmle sosyalizmi melezleştirmenin tarihsel eğilimleri de söz konusudur. Dr. Şefik Hüsnü Değmer, Zeki Baştımar, Mihri

Belli, hatta Dr. Hikmet Kıvılcımlı gibi sosyalist harekete damgasını vuran tarihsel kişiliklerin 1920 Bolşevik Geleneğin (Mustafa Suphilerin) çok çok uzağına savrulmaları, bu melezleştirme eğilimlerini güçlendirmiştir.

8. Burada Dr. Şefik Hüsnü Değmer ve çevresi üzerinde özellikle durmak gerekir. Dr. Şefik Hüsnü ve İÇSF (İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası) Tarihi TKP oluşmadan önce bile Anadolu'da işgale karşı bağımsız bir güç olarak mücadele etmekten yana değillerdi. Ayrıca BMM'yi "halk hükümeti" olarak görüyorlardı. Dr. Şefik Hüsnü Değmer, "Kuva-i Milliye" hareketi destek­lenerek ülkenin devletleşmesi sağlanacak; devletleşme sanayileşmeyi doğuracak; sanayileşme işçi sınıfını yaratacak; işçi sınıfı ortaya çıkınca so­syalizm vadisi ortaya çıkacak; sosyalizm vadisinde de sosyalizm mücade­lesi verilecekti" olarak çizdiği stratejiyle burjuva demokratik-reformcu ve aşamacı bir mantıktan hareket ediyordu. Bu mantıktan hareketle Kuva-i Milliye'yi desteklemek temel politika olarak benimsendi. Parti olarak Kuva-i Milliye'ye katılma kararı aldılar ve parti faaliyetini durdurdular ve askıya aldılar. Mustafa Kemal Hareketi iktidarını pekiştirdikten sonra da bu destek devam etti. Verilen desteğin gerekçesi ise Mustafa Kemal Hareketi'nin "ka- zanımlarını sahiplenmek ve savunmak"tı.

Dr. Şefik Hüsnü Değmer, bağımsız bir sınıf tavrı-politikası sergilemek yerine burjuvaziyle uzlaşma ve ittifak etme politikası arayışı içerisinde oldu. Özellikle devlet tekelci kapitalizminin iktisat politikalırını savundu. Kemalistlerin düzenlediği I. İktisat Kongresi'ne katıldı. Türkiyeli sosyal­istlerin de bu politikaların hayata geçirilmesi için var güçleriyle çalışmalarını önerdi. "İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz!" parolası ile burjuva yetiştirilmesinden sonra devlet tekelci kapitalizminin oluşumu için çalışan burjuvazinin katmanlarıyla da müttefik ilişkilerinin geliştirilmesini temel politika yaptı.

Dr. Şefik Hüsnü Değmer, Kürt Ulusal ayaklanmaları döneminde de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yanında yer aldı.

Tarihi TKP-Mustafa Suphi ve Yoldaşları (Bolşevik Gelenek) Mustafa Kemal Hareketi tarafından tasfiye edilince, TKP Dr. Şefik Hüsnü Değmer ve ekibinin-anlayışının eline geçti. Dr. Şefik Hüsnü'in Menşevik geleneği ya da 2. enternasyonalin sosyalşoven çizgisi TKP'de egemen anlayış haline getirildi. Kemalizm Sol'a içselleştirildi ve 'İç Kemalizm' oluşturuldu.

'İç Kemalizm', burjuva politikalarına eklemlenmiş bir reformculuktu. 'İç Kemalizm' tarihsel olarak hesaplaşılması gereken, Devrimci ve Marksist Sol'un önünde aşılması gereken bir eşiktir. Bu eşiği aşamayan bir Hare­ketin Marksizmin yorumu, teorinin daha geliştirilip güçlendirilmesi ve pratikte yeniden üretimi mücadelesine katkı yapması mümkün değildir.

  1. Mustafa Kemal Hareketi'nin toplumsal dinamiklerden destek alması sözkonusu değildir. Bu haraket, Yahudi burjuvazisine, orduya, Anadolu'da Pontus-Rum ve Ermeni burjuvazisinin sermaye birikimine el koyan yeni Türk burjuvazisine; emperyalistlerle ve Bolşeviklerle varılan uzlaşma politi­kasına dayanmaktadır. Osmanlı'nın son dönemlerinden miras aldığı tehcir, asimilasyon, etnik arındırma, militarist politikaları bağrında taşır.

Mustafa Kemal Hareketi, ezilen, sömürülen sosyal-sınıfsal-ulusal di­namikleri bağrında barındırmaz. Tersine bu dinamiklerin taleplerinin, ihtiya­çlarının, örgütlülüklerinin zorla bastırılması üzerinden kendisini şekillendir­miştir. Bu açıdan bakıldığında Kemalizm bir "iç savaş" ideolojisidir. Bu ne­denledir ki, kendisine yönelik olarak oluşan her türden muhalefete karşı güvenlik fobisi vardır.

  1. Kemalizm, yerli faşist bir uygulamadır. Bismarkizmden ve Bonapar- tizmden farkı, 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın ve tekelci kapitalizm dönemine tekabül eden siyasal gericiliğin bir ürünü olmasıdır. Kemalizm, Osmanlı'nın toprak-pazar kaybetmenin telâşı içinde, toprak bütünlüğünü nasıl sağlarız, küçülmeyi nasıl önleriz "Osmanlı refleksi" ve basıncı ile hareket etmenin yoğun izlerini taşır.
  2. Anadolu'nun Türkleştirilmesi projesi, Yahudi burjuvazisinin mod- ernleşme-kapitalistleşme projesiyle örtüşmüştür. Alman emperyalizminin 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı hazırlığı olarak Anadolu coğrafyasındaki yap­mak istediği tampon oluşturmak için gerçekleştirmek istediği tercir politikası ile Anadolu'nun Türkleştirilmesi politikası da örtüşmüştür. Tehcirin ilk hal­kası paylaşım savaşı öncesi Osmanlı-Rus sınırında bulunan yerli-Hristiyan halkları (Rum-Pontus, Ermeni) kilometrelerce içeriye çekilmiş ve sınır in­sansızlaştırılmıştır. Böylece Rusya'daki Hristiyan halklarla, Anadolu'daki Hristiyan halklar arasında olabilecek her türden ilişki, destek kesilmek is­tenmiştir. Bu proje Alman emperyalizminin savaş projesidir. Anadolu'daki Hristiyan halkların etnik olarak Anadolu'dan arındırılması politikası pay­laşım savaşı sonrasında da devam etmiş, 1925'e kadar süreç işletilmiştir. Böylece Anadolu'daki yerli Hristiyan halklar etnik azınlığa dönüştürülmüştür.
  3. 1920'lerde taktik düzlemde, Osmanlı Otokrasisine karşı savunulan İt­tihat ve Terakki'nin B Takımıyla yapılması planlanan (Batı emperyalizmi ve Osmanlı Otokrasisine karşı) ittifak politikası -geçici ittifak- Onbeşlerin (Mustafa Kemal ve ekibince tasfiyesinden sonra) katlinden sonra gerçek­leştirilememiştir. Tarihi TKP, bu ittifak politikasından şöyle bir strateji üz­erinden hareket ediyordu: Osmanlı Otokrasisinin yıkılması, işgalci batı emperyalizminin kovulması, ulusların ulusal kurtuluşunun sağlanması, ardından her türlü milliyetten işçi ve köylü şuralarına dayalı sosyalist bir

cumhuriyetin kurulması (sosyal kurtuluşun sağlanması).

Mustafa Kemal Hareketi, Anadolu coğrafyasındaki gerçek anlamda ez­ilen ulusların ulusal kurtuluşlarını sağlayacak olan ve ulusal kurtuluşta durmayıp sosyal kurtuluşu da gerçekleştirmeye yönelecek, sürece damgasını vurabilecek kapasitesi olan ulusal kurtuluşçu-halkçı-sosyalizan- komünist güçleri sınıf bilinçli bir kararlılıkla tasfiye etmiştir.

Emperyalistlerin Mustafa Kemal Hareketi'ne destek vermelerinin en önemli nedenlerinden birisi de ulusal kurtuluşçu güçlere (Ermeni-Pontus- Kürt ulusalcılarına) karşı bastırma harekatını kendilerinin yapmayıp Mustafa Kemal Hareketi'nin yapmasına göz yumarak, yardımcı olmalarıdır. Sovyetlerde iç savaş esnasında yaptıkları işgale karşı direnişin sonucunda yeni yeni Sovyetler ortaya çıkmıştı. Eğer Anadolu'daki işgalde de böyle bir durum söz konusu olursa Anadolu'da da yeni Sovyetler ortaya çıkabilirdi. Emperyalistlerin bu deneyimi de Mustafa Kemal Hareketi ile uzlaşmayı zorunlu kılmıştır.

Emperyalistler aynı zamanda Padişahın müslümanlar üzerindeki ruhanî etkisini kırarak müslüman halkların işgale ve yağmaya olan tepkilerini azaltmak için "halifelik" kurumunu kaldırmak istiyorlardı. Padişahın bütün hareketlerini kontrol ediyorlar, âdeta elini kolunu bağlıyorlardı. Eğer Mustafa Kemal Hareketine destek sunarlarsa ve bu hareket güçlenirse "halifelik" kurumunun müslümanlar üzerindeki etkisi de ortadan kalkabilirdi. Osmanlı coğrafyasında yaşayan müslüman halkların tepkisini çekmek de­mek, yoğun bir direnişle karşılaşmak demekti. Mustafa Kemal'in Anadolu'ya "Genel Müfettiş" olarak gönderilen belgesinin onaylayanları arasında İngilizlerin de imzası vardır. Genel Müfettişin en temel görevi Anadolu'daki karışıklıkları sona erdirmek ve istikrarı sağlamaktır. Kimin adına? Belgede imzası bulunan güçlerin adına.

  1. Mustafa Kemal Hareketi pragmatist olmasından kaynaklı denge politikasını çok iyi işletmiştir ve uygulamıştır. Ekim Devrimi'nin rüzgarını ve desteğini arkasına alabileceğinin sinyalini çok açık vermiş; İngiliz emperyal­izmine "üzerimize gelmeyin Bolşevik oluruz" tehdidini çok açık biçimde sa- vurmuştur. Bu tehdit sayesinde İngiliz, Fransız, İtalyan emperyalizmini hiçbir çatışmaya meydan vermeden uzlaşmaya zorlamıştır.

Bu tehditler sonucunda pazarlıklar yapılmış Musul ve Kerkük petrol­lerinin emperyalistlere bırakılması, karşılığında Yunan işgal güçlerine veri­len desteğin ve lojistiğin kesilmesi sağlanmıştır.

  1. Mustafa Kemal ve ekibi, denge politikasını ustaca kullanmış, batı emperyalizmine Ekim Devrimi'nin rüzgârını arkasına alabileceği sinyalini vermiş (zorlarsanız Bolşevikleşebiliriz diyerek, kalpağa kızıl yıldız takabile- çeklerini belirtebilmişlerdir.), onları uzlaşmaya zorlamışlardır. Yapılan pazarlıklar sonucunda (Bolşeviklere yaklaşılmayacak, Osmanlı'nın batılı emperyalistlere olan borçları "Düyunî Umumîye" aynen kabul edilecek, para basma yetkisi İngiliz-Fransız-Yahudi sermayeli ortaklıktan oluşan Osmanlı Bankası'na bırakılacak, kâr getirmeyen madenler ve işletmeler devlet tarafından satın alınacak, kâr getiren işletmeler ve madenler yaban­cılar tarafından işletilmeye devam edilecek, batılı emperyalistlerin gemileri boğazlardan geçmeye devam edecek...) çatışmaya gidilmeden anlaşma sağlanmıştır. Emperyalistler çatışmaya girmeden uzlaşarak-anlaşarak çok önemli imtiyazlar elde etmişlerdir. Bu imtiyazlar sağlandıktan sonra işgale son verilmiş, "misak-ı millî" sınırlarına onay verilmiştir.

Yukarıda belirtilen uzlaşma durumu günümüzde kimi "sol"lar tarafından "ulusal kurtuluşçuluk ve anti-emperyalizm" olarak değerlendirilmiş, Kemal- izmde olmayan nitelikler ona atfedilmiştir. İşgale karşı tutunulan tavır anti- emperyalizm olarak algılanmıştır.

Söylemden ziyade gerçekliğe bakıldığında durumun hiçte öyle olmadığı rahatlıkla görülebilir. Batı emperyalizmini kendisine model olarak alan ve gören, uzlaşarak-tavizler vererek çıkarlarının korunmasını garanti edip de­steğini alan bir anlayışın anti-emperyalist olması mümkün müdür?

  1. Kemalizm ilerici değil gerici bir burjuva ideolojisidir, Kemalizm aynı zamanda anti-komünizmdir: Kemalizmin "imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kütleyiz" demagojisi komünistlerin eleştirilerini karşılamak üzere ve sürekli onlara karşı kullanıldı; komünistlere o dönemlerde bile işkence edilmesi, baskı altında tutulması, cezaevlerine konulmaları, Halk İştirakîyûn Fırkası'na yönelik tutuklama ve karalama kampanyaları, Kemalizmin anti- komünist özünü ortaya koyar. İştirakçilere (dönemin komünistlerine) yönelik olarak Kuvaî Milliyeciler'in tutumu başından itibaren anti-komünist bir tu­tumdur.
  2. Meşru monarşiden cumhuriyete geçiş biçimsel düzlemde kalmıştır. Öz itibari ile 2. Meşrutiyet'in de gerisine düşen 3. Meşrutiyet rejimi kurul­muştur denilebilir. Parlementonun, "tek adam"ın, "ebedî şefin verdiği karar­ları onaylamaktan-meşrulaştırmaktan başka bir işlevi yoktur. Âdeta İstanbul merkezli saltanat yerine Ankara merkezli bir "saltanat" kurulmuştur.

7 Kasım 2005

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.