1. Kapitalizm ve Yahudilik üzerine araştırma yapanlar Kapitalizm- Yahudilik-Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkiye dikkat etmek zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kapitalistleşme projesi ile, Yahudi burjuvazisinin modernleşme (kapitalistleşme) projesi arasında ne türden ilişkiler ve ne türden kesişme noktaları vardır? İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Alman emperyalizmi ile yapmış olduğu ittifak politikası ile, bu politikanın uygulanmasında süreklilik oluşturan özellikler Türkiye Cumhuriyeti'nin oluşumunda nasıl kendini sürdürmüştür?
Osmanlı-Rus Harbi ve Balkan Harbi'nden sonra Osmanlı yönetimi küçülmeye başlamış, küçülmenin durdurulabilmesi için çeşitli arayışlara girişilmiştir. Kapitalizm Osmanlı coğrafyasında gelişmeye başladıkça, Osmanlı'nın çok uluslu coğrafyasındaki öncelikle Hristiyan halklar üzerinde milliyetçilik ideolojisinin yayılmasını hızlandırmıştır. Yayılma müslüman halklar üzerinde de etkili olmuştur. Osmanlı'dan kopup ulusal devlet formunda örgütlenme fikri yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı'nın o dönemdeki temel felsefesi, İttihat ve Terakki'nin temel ilkesi 'küçülmenin ve bölünmenin engellenmesi' üzerine kuruludur. Alman emperyalizmi ise dönemin emperyalist ülkeleri ile dünya pazarında oluşan açığı kapatmak için kendisine "yeni bir Hindistan" aramaktadır. Kendisine en uygun "yeni Hindistan coğrafyası" olarak Osmanlı topraklarını görmektedir. Osmanlı coğrafyasında Hristiyan halklarda özel mülkiyet ve sermaye birikimi (ve bilinci) daha yoğundur. Ermeni, Rum-Pontus burjuvazisinin birikimleri ve coğrafyaları oldukça iştah kabartmaktadır. I. Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesi yapılan hazırlıklar bu açıdan da önem taşımaktadır. Osmanlı coğrafyasındaki yaşayan Hristiyan halklarla sınır olan diğer coğrafyalarda yaşayan Hristiyan halklar arasındaki bulunan sınırdaki yerleşim birimleri boşaltılmış birbirlerine olabilecek lojistik destek ve yardımların kesilmesi için sınırı insansızlaştırma politikası devreye sokulmuştur. Bu politika ile birlikte, yoğun bir Türkleştirme ve asimilasyon politikasına hız verilmiştir. "Küçülme sendromu"na tutulan Osmanlı, Alman emperyalizmi ve Yahudi burjuvazisi, müslüman Kürt aşiretlerinin bir bölümü ile Hristiyan halkları Anadolu coğrafyasından etnik olarak arındırma politikası konusunda uzlaşmıştır. Bu temel politika "resmî tarih anlayışı ve resmî ideoloji"nin "milli kurtuluş mücadelesi" olarak adlandırdığı 1919-1923 döneminde hatta
1925'e kadar da sürdürülmüştür.
İttihat Terakki Hareketi ile Mustafa Kemal Hareketi arasında süreklilik ilişkisi söz konusudur. Bu süreklilik hem "kadro" ve "ideoloji" olarak hem de "politika" olarak bir sürekliliktir. Bu ilişkilerin çok daha ayrıntılı olarak incelenmesi; ortaya çıkarılması, Kemalizm konusunda yayılan kimi yanılsamaları da ters yüz edebilecektir.
2. Mustafa Kemal Hareketi, emperyalistlerin kendi aralarında olan çatışkı ve çelişkilerden ve emperyalistlerle Bolşevikler arasındaki çelişkilerden yararlanmasını bilmiştir. Ayrıca, Mustafa Kemal Hareketi emperyalistlerle ve Bolşeviklerle de çelişkiye düşmemeye özen göstermiştir. Hem emperyalistlerin temsilcileriyle hem Bolşeviklerin temsilcileriyle ilişkiyi kesmemiş; dönem dönem görüşmelerini sürdürmüştür. Mustafa Kemal Hareketi, emperyalistler arası çelişkilerden ve emperyalistlerle Bolşevikler arasındaki çelişkilerden yararlanarak, hem Bolşeviklerden, hem de emperyalistlerden maddî, istihbarî, askerî ve lojistik destek almıştır. Bunun karşılığı olarak ne türden güvenceler vermiştir? Bunu Mustafa Kemal Hareketi'nin aldığı kararlara ve yaptıkları paratiklere bakarak çıkarabiliriz.
İtalyan emperyalizmi, Fransız emperyalizmi, Amerikan emperyalizmi, İngiliz emperyalizminin daha fazla Osmanlı coğrafyasında hegemonya kurmasını istemiyordu. Çünkü pazardan kendilerine olan pay azalacaktı. İngiliz emperyalizmi de kendi pazar payını artırmak ve ittifak ettiği diğer emperyalist güçlere kendi politikasını dayatmak için Yunanistan'ın askerî gücü ve varlığını bir tehdit unsuru olarak kullanmak istiyordu. İngiliz emperyalizmi bu politikasını gerçekleştirmek için, Anadolu'nun batı ve iç bölgelerinde Yunan askerî işgalinin gerçekleştirilmesini sağladı. İtalyan ve Fransız emperyalizmi, İngiliz emperyalizminin bu manevrasına karşılık vermekte gecikmedi. Hatta Yunan askerî birlikleri ile İtalyan askeri birlikleri arasında yer yer silahlı çatışmalar meydana geldi. İtalyan emperyalizmi ile Fransız emperyalizmi, İngiliz emperyalizminin Yunan askerî işgaline desteği çekmesini istedi. Bu destek çekilmezse Mustafa Kemal Hareketine destek vereceklerinin sinyalini açıkça verdiler. Hatta fiilen istihbarat, silah ve lojistik destek sunmaya başladılar. Bu baskılar İngiliz emperyalizminin Yunan askerî işgal güçlerine karşı vermiş olduğu desteğin kesilmesine sebep oldu ve Yunan askerî güçleri yalnızlaştırıldı. Hatta Yunan askerî güçlerinin tasfiyesinin önü açıldı. Emperyalist güçler kendi aralarındaki çelişkiyi geçici de olsa uzlaşarak ve Yunan askerî işgal güçlerini yalnızlaştırarak çözdüler.
3. Mustafa Kemal Hareketi, gücünü sürekli olarak Hakimiye-i Milliye'den aldığını vurgulamıştır. Bu hareketin tarihi dönüm noktalarına ve belgelerine bakıldığına önemli çelişkilerin ortaya çıktığı görülür. Erzurum ve Sivas "Kongrelerine bakıldığında, kongre olma özelliği göstermezler. Bu "kongre"ye katılanların büyük çoğunluğu ya İttihat ve Terakki'nin üyeleridir ya, tarım ve ticaret burjuvazisi demek olan eşraf ve mütegallibe ya da bunlara yakın unsurlardır. Ayrıca bu katılımcılar meşru seçimlerle delege olmamışlardır ve temsil yetkileri yoktur. Temsil yetkileri atama yoluyla yapılmıştır. Ayrıca "BMM"ye bakıldığında meclisteki temsilcilerin meclise nasıl geldiği ve "Meclis Başkam"nın hangi yetkilerle donatıldığı incelendiğinde meclisin ne kadar "demokratik ve meşru" olduğu anlaşılır. Mecliste "karar" alınırken Meclisin ve Mustafa Kemal'in silahlı korumalarının işlevi ibret vericidir.
Mustafa Kemal'in burjuva ideolojisinin en önemli özelliği olan monolitizm ve korporasizm düşüncelerini pragmatik yöntemle sosyalizmle çitiştirerek "Kemalizm" adı altında sistematize etmişler ve hareketlerinin adını "Kadro Hareketi" olarak lanse etmişlerdir. Düşüncelerini genele yaymak için durak- samamışlar, Kadro Dergisini çıkarmışlardır. Kadro Dergisi Türkiye Cum- huriyeti'nin himayesinde ve Mustafa Kemal'in korumasında ve maddi desteği sayesinde, aynı zamanda gözetiminde ve denetiminde "ilerici-sol" bir görünüme kavuşturulmuş, dergi 1932-1934 tarihleri arasında yayınlanmıştır. Kadro Dergisi yeni kapitalist cumhuriyete kadro yetiştirmenin teorik- ideolojik altyapısını hazırlamaya yeltenmiştir.
Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının katli ile dönemin en ileri entelektüel- teorik birikimi tasfiye edilmiştir. Tasfiye ile birlikte entelektüel bir boşluk oluşmuştur. Sadece Tarihi TKP'nin birikimi tasfiye edilmemiş; İttihat ve Terakki'den gelen ırkçı ve şoven olmayan Türkçü, yeni Osmanlıcı ve İslâmcı birikim ve akımlar da tasfiye edilmiştir.
Tasfiye sürecinden sonra, arta kalan İttihat ve Terakki'nin en askerî ekibi (B Takımı-Yahudi-Sebataist ekip) entelektüelsiz, teorik ve ideolojik alanda birikimsiz, her şeyin zor'a ve kaba güce dayanarak olamayacağını anlayınca, bu boşluğu doldurmak için Tarihi TKP'nin entelektüel-aydın birikimine havuç-sopa politikası ile yaklaşmıştır. Havuç-Sopa politikasını uygulayarak Kadro Hareketi'ni yarattıktan sonra ideolojik hegemonyasını kurmuştur.
Mustafa Kemal'in yönteminde, başka bir sosyal dinamiğin temsilcisi ya da temsilcileri ile ilkeleri belirlenmiş, birlikte yürüme -karşılıklı ikna etme, etkileşime- eleştiriye açık bir tutum söz konusu değildir.
Mustafa Kemal Hareketi tarafından, "Ulusal Kurtuluş"a asıl rengini verecek olan işçi sınıfı-emekçi halklar-yoksul köylülük, ezilen uluslar ve azınlıkların dinamiklerinin temsilcileri bir bir tasfiye edilmiş, bu dinamiklerin kitleleri ve temsilcileri boyun eğmeye zorlanmış, boyun eğmeyenler ya kırımlara tâbî tutulmuş ya da zorunlu sürgünlere-iskânlara yollanmıştır.
Osmanlı'nın "devşirme ocağı"nda devşirme kültürü ve Batı hayranlığı ile yetişenler, politika yapmak için, dönemin toplumsal dinamiklerinin istek, talep ve ihtiyaçları üzerinden politikalarını belirlememiş, Osmanlı Devlet erkini ve bu erkin sürekliliğini temel alan bir politik hat izlemişlerdir.
Kuşkusuz burada, Kemalizmle sosyalizmi melezleştirmenin tarihsel eğilimleri de söz konusudur. Dr. Şefik Hüsnü Değmer, Zeki Baştımar, Mihri
Belli, hatta Dr. Hikmet Kıvılcımlı gibi sosyalist harekete damgasını vuran tarihsel kişiliklerin 1920 Bolşevik Geleneğin (Mustafa Suphilerin) çok çok uzağına savrulmaları, bu melezleştirme eğilimlerini güçlendirmiştir.
8. Burada Dr. Şefik Hüsnü Değmer ve çevresi üzerinde özellikle durmak gerekir. Dr. Şefik Hüsnü ve İÇSF (İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası) Tarihi TKP oluşmadan önce bile Anadolu'da işgale karşı bağımsız bir güç olarak mücadele etmekten yana değillerdi. Ayrıca BMM'yi "halk hükümeti" olarak görüyorlardı. Dr. Şefik Hüsnü Değmer, "Kuva-i Milliye" hareketi desteklenerek ülkenin devletleşmesi sağlanacak; devletleşme sanayileşmeyi doğuracak; sanayileşme işçi sınıfını yaratacak; işçi sınıfı ortaya çıkınca sosyalizm vadisi ortaya çıkacak; sosyalizm vadisinde de sosyalizm mücadelesi verilecekti" olarak çizdiği stratejiyle burjuva demokratik-reformcu ve aşamacı bir mantıktan hareket ediyordu. Bu mantıktan hareketle Kuva-i Milliye'yi desteklemek temel politika olarak benimsendi. Parti olarak Kuva-i Milliye'ye katılma kararı aldılar ve parti faaliyetini durdurdular ve askıya aldılar. Mustafa Kemal Hareketi iktidarını pekiştirdikten sonra da bu destek devam etti. Verilen desteğin gerekçesi ise Mustafa Kemal Hareketi'nin "ka- zanımlarını sahiplenmek ve savunmak"tı.
Dr. Şefik Hüsnü Değmer, bağımsız bir sınıf tavrı-politikası sergilemek yerine burjuvaziyle uzlaşma ve ittifak etme politikası arayışı içerisinde oldu. Özellikle devlet tekelci kapitalizminin iktisat politikalırını savundu. Kemalistlerin düzenlediği I. İktisat Kongresi'ne katıldı. Türkiyeli sosyalistlerin de bu politikaların hayata geçirilmesi için var güçleriyle çalışmalarını önerdi. "İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz!" parolası ile burjuva yetiştirilmesinden sonra devlet tekelci kapitalizminin oluşumu için çalışan burjuvazinin katmanlarıyla da müttefik ilişkilerinin geliştirilmesini temel politika yaptı.
Dr. Şefik Hüsnü Değmer, Kürt Ulusal ayaklanmaları döneminde de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yanında yer aldı.
Tarihi TKP-Mustafa Suphi ve Yoldaşları (Bolşevik Gelenek) Mustafa Kemal Hareketi tarafından tasfiye edilince, TKP Dr. Şefik Hüsnü Değmer ve ekibinin-anlayışının eline geçti. Dr. Şefik Hüsnü'in Menşevik geleneği ya da 2. enternasyonalin sosyalşoven çizgisi TKP'de egemen anlayış haline getirildi. Kemalizm Sol'a içselleştirildi ve 'İç Kemalizm' oluşturuldu.
'İç Kemalizm', burjuva politikalarına eklemlenmiş bir reformculuktu. 'İç Kemalizm' tarihsel olarak hesaplaşılması gereken, Devrimci ve Marksist Sol'un önünde aşılması gereken bir eşiktir. Bu eşiği aşamayan bir Hareketin Marksizmin yorumu, teorinin daha geliştirilip güçlendirilmesi ve pratikte yeniden üretimi mücadelesine katkı yapması mümkün değildir.
Mustafa Kemal Hareketi, ezilen, sömürülen sosyal-sınıfsal-ulusal dinamikleri bağrında barındırmaz. Tersine bu dinamiklerin taleplerinin, ihtiyaçlarının, örgütlülüklerinin zorla bastırılması üzerinden kendisini şekillendirmiştir. Bu açıdan bakıldığında Kemalizm bir "iç savaş" ideolojisidir. Bu nedenledir ki, kendisine yönelik olarak oluşan her türden muhalefete karşı güvenlik fobisi vardır.
cumhuriyetin kurulması (sosyal kurtuluşun sağlanması).
Mustafa Kemal Hareketi, Anadolu coğrafyasındaki gerçek anlamda ezilen ulusların ulusal kurtuluşlarını sağlayacak olan ve ulusal kurtuluşta durmayıp sosyal kurtuluşu da gerçekleştirmeye yönelecek, sürece damgasını vurabilecek kapasitesi olan ulusal kurtuluşçu-halkçı-sosyalizan- komünist güçleri sınıf bilinçli bir kararlılıkla tasfiye etmiştir.
Emperyalistlerin Mustafa Kemal Hareketi'ne destek vermelerinin en önemli nedenlerinden birisi de ulusal kurtuluşçu güçlere (Ermeni-Pontus- Kürt ulusalcılarına) karşı bastırma harekatını kendilerinin yapmayıp Mustafa Kemal Hareketi'nin yapmasına göz yumarak, yardımcı olmalarıdır. Sovyetlerde iç savaş esnasında yaptıkları işgale karşı direnişin sonucunda yeni yeni Sovyetler ortaya çıkmıştı. Eğer Anadolu'daki işgalde de böyle bir durum söz konusu olursa Anadolu'da da yeni Sovyetler ortaya çıkabilirdi. Emperyalistlerin bu deneyimi de Mustafa Kemal Hareketi ile uzlaşmayı zorunlu kılmıştır.
Emperyalistler aynı zamanda Padişahın müslümanlar üzerindeki ruhanî etkisini kırarak müslüman halkların işgale ve yağmaya olan tepkilerini azaltmak için "halifelik" kurumunu kaldırmak istiyorlardı. Padişahın bütün hareketlerini kontrol ediyorlar, âdeta elini kolunu bağlıyorlardı. Eğer Mustafa Kemal Hareketine destek sunarlarsa ve bu hareket güçlenirse "halifelik" kurumunun müslümanlar üzerindeki etkisi de ortadan kalkabilirdi. Osmanlı coğrafyasında yaşayan müslüman halkların tepkisini çekmek demek, yoğun bir direnişle karşılaşmak demekti. Mustafa Kemal'in Anadolu'ya "Genel Müfettiş" olarak gönderilen belgesinin onaylayanları arasında İngilizlerin de imzası vardır. Genel Müfettişin en temel görevi Anadolu'daki karışıklıkları sona erdirmek ve istikrarı sağlamaktır. Kimin adına? Belgede imzası bulunan güçlerin adına.
Bu tehditler sonucunda pazarlıklar yapılmış Musul ve Kerkük petrollerinin emperyalistlere bırakılması, karşılığında Yunan işgal güçlerine verilen desteğin ve lojistiğin kesilmesi sağlanmıştır.
Yukarıda belirtilen uzlaşma durumu günümüzde kimi "sol"lar tarafından "ulusal kurtuluşçuluk ve anti-emperyalizm" olarak değerlendirilmiş, Kemal- izmde olmayan nitelikler ona atfedilmiştir. İşgale karşı tutunulan tavır anti- emperyalizm olarak algılanmıştır.
Söylemden ziyade gerçekliğe bakıldığında durumun hiçte öyle olmadığı rahatlıkla görülebilir. Batı emperyalizmini kendisine model olarak alan ve gören, uzlaşarak-tavizler vererek çıkarlarının korunmasını garanti edip desteğini alan bir anlayışın anti-emperyalist olması mümkün müdür?
7 Kasım 2005
