II.TTKK Yöntemi Önerisine Patolojik Tepkiler

Sırrı Öztürk

Sorun Yayınları Kolektifi çalışanları 30 yıldır bir konunun altını çize çize ilerliyor. Anılan ve anılmayan etkinliklerimizle Sol'un, özellikle de Devrimci ve Marksist Kadroların gündemine bizce acil ve hayatî bir so­runun tartışılmasını getiriyor.

Kolektifimizce bu sorun 'Partileşme Sorunu'dur. Bilimsel bilgi ve bi­linçlenme sorunudur. Marksizmi öğrenme, algılama, özümleme ve yo­rumlama sorunudur. İdeolojik-teorik konulardaki sorunlarla çalışmala­rın işçi sınıfı ve emekçi halkların en militan unsurlarıyla buluşup- bütünleşmesi sorunudur. Var olan teorinin geliştirilip daha da güçlendi­rilmesi sorunudur. Marksizmin günümüz koşullarında sosyal-pratikte yeniden üretilmesi sorunudur.

Özetle anılan sorunlarımızın çözüm yöntemi bu çabaların uzantısın­da ve sosyal-pratikte devrimci iş'ler yapılarak bulunacaktır.

Çözüm yöntemi arayış ve yönelişlerimizde biricik esin kaynağımız diyalektik, tarihsel, felsefî materyalizme başvurmak olacaktır. Sosya­lizmin 150 yıllık tarihine sahiplenmek, insanın ve insanlığın sosyal kur­tuluşu mücadelesindeki siyasal-sosyal devrimleri iyice incelemek, bu süreçten çıkarılan ders ve sonuçları doğru okumak zorundayız. Bunu geleceğin sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız, özgürlükçü, eşitlikçi toplumunu üretmek için yapıyoruz. Kapitalizmi, emperyalizmi bir daha diriltme­mek, devrimci onurumuzu, ideolojik ve sınıfsal çıkarlarımızı korumak için yapıyoruz.

İşçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal kurtuluşu bizatihi bütün insanlı­ğın kurtuluşudur. Sınıflar mücadelesinde tutarlı bir tarih ve sınıf bilinci taşıyan bütün devrimci kadrolar böyle düşünmek ve davranmak duru­mundadır.

İnsanı, toplumu ve doğayı sevmek, hayatı sahiplenmek için insanı ve insanlığı diz çöktürüp aşağılayan kapitalizme karşı savaşmak gere­kir. Kapitalizm ile savaşabilmek için, O'nun sistemine, rejimine ve man­tığına karşı tutarlı ve birleşik bir mücadele hattı örmek gerekiyor.

Kapitalizm insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en iğrenç, en ahlâksız, en sömürücü, en baskıcı sınıflı toplum sistemidir. Kapitalist özel mülki­yete, paranın boyunduruğuna, haksız savaşlara, sömürüye, sömürge­ciliğe karşı tutarlı bir mücadele için her şeyden önce bu sisteme karşı çıkmak gerekiyor. İnsanı ve hayatı koruyup sevgiyi egemen kılmak için de sömürücüye-sömürgeciye ilkin, kin duymak gerekiyor. Barış, sevgi, kardeşlik gibi insanî-beşeri duygu ve düşünceler sömürüye karşı kin duymadan gelişemez.

Bu sistemle tarih ve insanlık önünde hesaplaşabilmek için onun kul­landığı araçlardan daha gelişkinlerini kullanabilmek ve üretmek gere­kir.

İnsanın insan olması kapitalist üretim, mülkiyet ve paylaşım koşulla­rında olmadığına/olamayacağına göre sosyalizm ülküsü için dövüşüle- cektir/ dövüşülmektedir. Sosyalizmin nihaî hedefi "herkesin yeteneğin­den ihtiyacına göre" ilkeselliğinin egemen olduğu komünist toplumun üretilmesidir.

Proleter Devrimci düşünce-davranış çizgisi ile kapitalizmin, devrimci yol ve yöntemlerle aşılacağı siyasal-sosyal devrimlerle kanıtlanmıştır. Büyük Ekim Sosyalist Devrimi bu sürecin en değerli bir halkasıdır.

SSCB deneyimi ile kırılan bu halkaya Çin, Vietnam, Küba, vb. dene­yimlerinin eklendiğini biliyoruz. Pek çok "geriye dönüş" deneyimleri, yaşadık. Bugünkü sınırlı bilgilerimizle Sosyalist Sistem'in çözülüşü, ya da kapitalizme dönüşümünden sonra günümüzde şimdi daha serin­kanlı düşünmenin/davranmanın gündeme geldiğini binbir acılar içinde bilincimizde yeniden tartıyoruz. İnsanlık çok sancılı bir süreci yaşa­maktadır.

Sosyalizmin tarihsel-sosyal bir zorunluluk olduğu şimdi daha yakıcı olarak bilincimizi bilemektedir. Kapitalizmin tarihsel ömrünün duvara dayandığını, çeşitli vitrin düzeltmeleriyle sosyal ömrünü daha fazla sürdüremediğini pratiği ile görüyoruz.

"Yeni Dünya Düzeni", "Globalleşme Çağı" gibi illüzyon ve isimlen­dirmelerin kapitalizmin ömrünü uzatmayacağı gün gibi açık. Uluslarötesi tekelci sermayenin küreselleşmesi, ABD, AB ve Japon hegemonlarının bin bir çelişki ve çatışkısını gideremeyecektir. Hegemonlar arası kriz, hegemonya krizi, "düşük yoğunluklu savaş", emekçi halkları inkâr, imha, asimilasyon, sömürgeleştirme, istila ve il­haklarla daha da artacaktır. Sermayenin küreselleşmesi emeğin yeni nitelikler kazanması ile sosyalist devrimlerin önünü de nesnel olarak açacaktır. Sermayenin bağrında onun mezar kazıcısı da politik önder­liği ile buluşup-bütünleşip öznel olarak işbaşı yapacaktır. Aynı zaman­da sermaye günümüzdeki barbarlığı ile kendi mezarını da kazmaya başlamıştır.

Binbir marazi düşünce ve davranış çizgileriyle Devrimci Marksizmden kopup çıplak vücutlarını kapitalizme teslim edenlerin safsataları asla gerçekleşmeyecektir. Üniversite okumuş yarım- aydınlar, Batı'dan devşirme Marksizm dışı, sözüm ona Marksist teker­lemelerle kolektif bilincin, aklın ve eylemin önünü kesemeyecektir.

Sosyalist Sistem'in içinden ve dışından aldığı darbeler artık kulağı­mızda küpedir. Marksistler atılacak adımlarda bir daha bu düzeyde "fenersiz yakalanmamak" için mutlaka "teyakkuz" halinde olacaktır.

Sosyalist uygulamaların dışardan değil içerden fethedilerek yıkılma­sı süreci de Marksist kadrolara pek çok şey öğretmiştir.

Kapitalizmin gücü Sosyalizmi yıkmaya yetmez. "Yoldaş biz, düşma­nı içimizde ararız" özdeyişi bugün daha çok anlamlıdır. Sosyalizmin yeminli düşmanları, bütün eloğulları çeşitli kılıklarıyla içimizdedir. İşçi sınıfı hareketi, sosyalist hareket, ilerici gençlik hareketi, ulusal özgürlük talepleriyle öne çıkan bütün emekçi halk hareketleri dışarıdan değil, içeriden kuşatılmıştır âdeta.

Bilimsel Sosyalizm-Komünizm kaynaklı olmayan "sol"lar, solcular, ara katmanlar Devrimci ve Marksist düşünce/davranış çizgilerinin iş­başı yapmaması için burjuvazi ile işbirliği içindedir.

"Sosyalizm-Komünizm'den haberli" olup ta sabah akşam teşbih çeker gibi "marksizm-leninizm-bolşevizm" tekbirleri getirenler de, söze "marx, engels, lenin, stalin, troçki, mao, guevera, vb." dedi ki diye baş­layıp arkasını getiremeyenlerin tamamı da kapitalizmin egemenliği için arka kapılardan "hizmet servisi" sunma yarışındadır.

Hayat ve mücadelenin Devrimci ve Marksist Kadrolara öğrettiği: "Arkadaş sen ne diyorsun?", "Ne yapıyorsun?" sorusunun cevaplan­masıdır.

Hayat ve mücadele bu türden unsurların dışında yeni nitelikler ka­zanmış ya da kazanmaya aday kadroları da üretmiştir/üretmektedir.

Türkiye coğrafyasındaki sınıflar mücadelesinde tutulacak "Ana Hal­kacın ne demek olduğunu görmeye çalışıyoruz. Deney birikimimizle, bilincimizle, sınıfsal sezgi ve gözlemlerimizle Sorun Yayınları Kolekti­fimizi bu gerekçelerimizle oluşturduk.

"Legal" ve "illegal" duruşlarıyla bilinen kimi yapıların dışında kalışı­mızın ve de onlara benzemeyişimizin bilimsel ve gerçekçi bir açıkla­ması elbette vardır. Teori-pratiğimizle ilkin kendi iç kozamızı örmeye çalışmamızı, ardından dışımızdaki ve yarın birlikte olmayı özlediğimiz yol arkadaşlarımızın yeni nitelikler kazanmasını düşünmemizin de hak­lı nedenleri vardır. Siyasî ve ahlakî çürümüşlüklerden arınmış kadrolar bu duruşumuzun nedenlerini anlamakta ve haklılığımızı teslim etmek­tedir.

Yüzde yüz bağımsız ve yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana olmamızın nedeni emperyalizme, faşizme, kapitalizme karşı tu­tarlı bir mücadele hattının oluşturulması ihtiyacının dayatmasıdır.

Birey, grup, çevre ve örgütsel yapılarıyla Marksistlerin çeşitli for­masyonlarda duruşu bir yanıyla gerekli ve doğru olabilir. Önceleri nü­veler halinde farklı yerlerde duran kadroların "dar grup" yapılarını aşıp hareketi merkezî otoriteye ve disipline çekmeleri diyalektiğin yasaları­na göre bir süreç yaşayacaktır.

Komün, Komünist gibi isim ve sıfatları rasgele kullanma özgürlüğü­müz yoktur.

Birileri sıkça "Komünistlerin Birliği", "Komünist Birlik", "Komünist bir dünya kuracağız" diyor, pratikte bir adım yol katedemiyor ve binbir kılı­ğa girerek hizayı bozucu çizgilerinden vazgeçemiyorsa böylelerine ya komünist değil denilecektir, ya da birer "siyasî şarlatan" olarak tarihe kayıtlarını tescil ettireceklerdir...

Kimi kullanılan isim ve sıfatları tırnak içinde ifade edişimizin de el­bette haklı nedenleri vardır. Kimi örgüt yapılarını hece ayrımlarıyla ya­zışımızın da haklı gerekçeleri vardır (ödepe partisi, emep partisi, sip partisi tekapesi, ip partisi, vs...).

"Komünistlerin Birliği" bizatihi "Komünistlerin Komünist Olması" demektir. Başka türlüsü eşyanın tabiatına aykırıdır. Komünistler farklı formasyonlarda duruyor ve birlik için adım atmıyorsa ya Komünist de­ğildir ya da bu işte bir bit yeniği vardır.

Sınıflar mücadelesinin ulusal ve enternasyonal ölçekte yürütülmesi için ancak bir tane Komünist Partisi olur. Ulusal ölçeğin Komünist Par­tisi Enternasyonalin birer seksiyonudur ancak! Millî komünist parti ol­maz! Belli bir coğrafyada birden fazla Komünist Parti de olamaz. Ko­münizm nitelemesi ve sıfatlarını sosyal meşruiyet ve devrimci yasallık- larını hak etmeden kullanarak onlarca komünist parti kurulu- yor/kurulabiliyorsa o partilerin daima birer muvazaa partisi, naylon ve sahte oldukları tarihe kaydını düşürmüştür. Böyleleri sınıflar mücade­lesinde ve son tahlilde burjuvazi ile uzlaşırlar/uzlaşmak zorundadır.

Bir ülkede 24 adet "legal", 61 adet "illegal" örgüt yapılarının şaşılası bir özgürlük (aymazlık) içindeki "sol" hareketi olumlayanlara gelecek kuşaklar ne diyecektir? Ne diyecekleri bir sır değildir: "Büyük özveri gösterdiler ve çalışkandılar, yaşamlarını yoka sayabildiler, coşku ve heyecanlıydılar, çok yönlü kırım ve kıyımlardan geçtiler, fakat Mark­sizm ile henüz derinliğine tanışamadılar, sosyal sınıf ve emekçi halk sosyolojik gerçekliğini yeterince göremediler. İdeolojik çalışmalarını yetkinleştiremediler. İşçi sınıfının koruyuculuğunu düşünemediler. Dev­rimci tarih ve geleneklerini günümüze taşıyamadılar. Bu süreçten ders çıkarıp tutulacak 'Ana Halka'yı göremediler. İçlerindeki 'eloğlu'larını açığa vurarak hesaplaşamadılar. Popülist, halkçı, milliyetçi, etnik so­runları öne çıkardılar. Resmî tarih anlayışı ile resmî ideoloji kuşatma­sında çok zaman yitirdiler. Ne işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketi buluşturup bütünleştirebildiler, ne de böylelikle ciddî, güvenilir ve do­nanımlı bir Komünist Parti'nin oluşturulmasını başarabildiler. 'Ulusal Sorun'a proje üretemediler. Öğrenci gençliği 'ateş hattı'na sürüp har­cadılar, bir daha yeri asla doldurulamayacak kadar diri, militan ve yü­rekli kadroların yeni nitelikler kazanmasını düşünemediler. 'Gençliğin yolu işçi sınıfının yoludur...' diyemediler. Yoksul Türk ve Kürt köylülü­ğünün talep ve ihtiyaçlarını gündeme getiremediler. İşçi sınıfını, emek­çileri, işsizleri, ara katmanları devlet tekelci kapitalizminin pençesindeki kara gerici, ırkçı, milliyetçi, faşist ideolojilerin sömürüsüne terkettiler. Ne 'tutarlı bir demokrasi mücadelesi' için ve ne de 'tutarlı bir iktidar mücadelesi' için dövüşebildiler. Aysberg'in ne altını ne de üstünü he­saba katabildiler..."

Bilinmez... Daha neleri sıralamalıyız?

Kolektifimiz Çalışanları, bir yandan hâkim gerici sınıfların, öte yan­dan sosyalizm-komünizm maskeli eloğullarının hareketimizden arın­ması için, sıralanan siyasî tabloyu değiştirmenin/dönüştürmenin kav­gasını vermeyi en büyük devrimci bir görev olarak gündemine almıştır. Bu siyasî tabloyu tersyüz etmeyi önüne görev olarak koymayana ne komünist ne de devrimci denir. Türkiye'de adına layık bir Komünist Parti olmadığı için sıralanan olumsuzluklar bu düzeyde seyretmektedir. "Bizim hiç bir zaman Marksist-Leninist bir PARTİMİZ olmadı." özdeyi­şini boşuna slogan gibi tekrarlamıyoruz.

Devlet tekelci kapitalizmi, liberal-sahte demokrat, milliyetçi, kara ge­rici, ırkçı, faşist-faşizan çizgileriyle cenahımıza bu düzeyde destursuz saldırıyor/saldırabiliyorsa, sistem ile hesaplaşmaya ve boy ölçüşmeye aday bir Komünist Partimiz olmadığındandır. Sol ve Sosyalizm adına bu kadar spekülasyon yapılabiliyorsa, üniversite okumuş yarım- aydınlar aşırı teorisizme ve entelektüalizme kayabiliyorsa, kimse bur­nundan kıl aldırmamacasına "dediğim dedik-çaldığım düdük" diyebili- yorsa, bu kadar çok "marksizm yorumu" yapılıyor/yapılabiliyorsa, gele­nek diye her eğilim kendi serüven göreneğini kemikleştiriyorsa, "sonarımız düşmanı bırakmış "kan emici" yarım-aydın tartışmalarına girmişse, yan yana durmak, deney aktarımında bulunmak, birbirinden öğrenmek dururken hayat ve mücadelenin asla doğrulamadığı teori- pratiğinde ısrar ediyorsa, orada "örgütler anarşisi" hastalığı kol geziyor demektir.

Bir yanda kapitalist anarşi, diğer yanda tarihsel-sosyal haklılıklarıyla kapitalizmi aşma iddiasında olan "sol"un "örgütler anarşisi" hastalığı... Bu süreç mutlaka dönüştürülecektir.

Kolektifimiz Çalışanları, ürettiğimiz Dergi, Gazete ve telif kitapla­rımızla bu türden konulara yeteri kadar kafa yormuştur. Sözümüz Dev­rimci ve Marksist Kadrolaradır. İlkeli, iyi yürekli, dürüst, samimi, militan ve namuslu insanlarımızadır. Sosyalizm-Komünizm güzergâhında ne yazık pek çok kötü insan malzemesi de bulunmaktadır.

"Karanlığın gözleri" nitelemesini hak edenler bu kötü tabloyu ters­yüz etmek isteyen devrimci kadrolara ve onların önerilerine destursuz saldırmayı "huy" edindi. Çok görülmez. Son demleridir. Onların bu dü­zeyde sinirlerini-tiklerini bozmalarının maddî nedenleri vardır. Küfür, spekülasyon, sataşma, demagoji, tehdit ve saldırıları boşuna değildir. Can havli ile yaralı hayvanın, içgüdüsel tepkileriyle yapabileceklerinin ötesinde daha ne yapacaklardı ki?

Kolektifimiz Çalışanları, en azından elimizdeki araçlarla anılan konu ve sorunları bilinç ve kararlılıkla gündeme getirmiştir/getirmeye devam edecek­tir.

II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi, bu yöntem ile devrimci politi­ka yapmaya aday kadrolara yapılan "öneri" öyle çeşitli spekülasyonlar­la sömürülecek bir öneri değildir. Önü ve arkası hesaplanarak yapıl­mıştır. V.İ.Lenin'in Çarlık Rusyası'nda 60 yıl hüküm süren "ihtilâlci de­mokrat" siyasî akımların "boşuna tüten dumanlar" misali heder oluşu­nu önlemeye aday RSDİP'in oluşturulmasındaki yöntemini 'Partileşme Sorunu'nun çözümünde temel çıkış hattı olarak alan bir öneridir. Bu tarihsel yöntem, hayat ve mücadelenin öğrettikleriyle, eleştirel katkılar­la geliştirilip aşılmaya adaydır. Türkiye pratiğinde ise, 10 Eylül 1920'lerde Mustafa Suphi ve Yoldaşlarının vurgulayageldiği (ve de SORUN Polemik Dergi'mizin hemen her sayısında bilince çıkardığı­mız): "Teşkilât devirlerini geçiren ve şimdiye kadar birer grup halinde yaşayan Türkiye Komünistleri bu kongreden örgütlü ve birleşik bir parti olarak çıkmakla yeni bir hayat devresine ayak basıyorlar. Partinin önünde duran biricik görev, bundan sonra memleketimiz amele ve fu­kara rençberleri arasında fikirlerimizi kuvvet ve süratle yayarak, halkın mukadderatını kendi eline verecek sebep ve kabiliyetleri hazırlamak­tır." (28-29 Ocak 1911'i Unutma, Güncel Yayınları, İstanbul, 1977, s.113- I.Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi sonunda Mustafa Sup­hi Yoldaş'ın nutkundan.)

II.TTKK yöntemi birer kangren vakasına dönüşmüş komünist örgüt­sel perişanlığımıza son verecek bir yöntemdir. Geliştirilip güçlendiril­meye ve eleştirel katkılara açıktır. Yerli iç deney zenginliğimizin esin kaynağıdır. 150 yıllık sosyalizm tarihimize, 100 yıllık sınıflar mücade­lemize, günümüzdeki Devrimci ve Komünist Kadroların teori-pratiğine "ilk harcı" koyan bu esin kaynağımıza sarılmadan, O'nu eleştirel katkı­larımızla yeni nitelikler kazandırmaya aday çabalarımızla bir üst düze­ye sıçratmayan bütün girişimlerin gelişme gösteremeyeceği sosyal- pratikte yüzlerce kez test edilmiştir. Günümüz başka bir gündür. Yön­temlerimiz yeni koşullara göre değişecektir. Geleneğimiz Marx-Engels- Lenin'in teori-pratik sürecine bağlanacaktır. Bu sürecin öğrettiklerinden başka bir gelenek arayışı hiç bir örgütsel arayışı bir adım ilerletmeye- cektir/ilerletememiştir.

Bu gelenekten yola çıkarak hareketimizin yeni bir kalıba dökülmesi mücadelesini veren kadroların varlığından elbette haberliyiz. Haberli oluşumuz bir yana bu yoldaki etkinliklerimiz sosyal-pratikte sınanmak­tadır.

Bu mücadelenin vazgeçilmez bileşenleri olarak gördüğümüz birey, grup, çevre ve örgütsel duruşlarla ilkeli ve yaratıcı diyalogların önemini kavrıyor ve bu yolda bazı etkinliklerde de bulunuyoruz. Herkesin gözü­nün önünde cereyan eden bu diyaloglarla kadrolar arası bir iklim ve altyapının oluşturulması gündemdedir. Henüz iş sırasının birinci ba- samağındayız.

Komünistler akıllı, bilinçli, ilkeli, dürüst, namuslu, ahlâklı ve militan unsurlardır. İşi, özel yaşamı, üretimi ile örnektirler. Ebleh, zekâ özürlü ve ahlâksız komünist olamaz!

Komünist Kadroların II.TTKK önerisindeki içtenliği sosyal-pratikte, mücadelenin ateşinde test edilir/edilmiştir.

II.TTKK yöntemi ile kadroları düşündürüp kazanmak için öne çıkan­lar bu önerileriyle haklı bir zeminde midir? Muhatap alınan Komünistle­rin ciddî, güvenilir ve donanımlı olup olmadığı hayat ve mücadelede biçimlenir. Polis, işkence, hapishane, duruşma deneyimleri sağlam olan kadrolar II.TTKK yöntem i ile öneri yapma hakkını kendilerinde gö­rüyor ve kendi "dar grup" çağlarını terkederek birleşik, merkezî bir oto­ritenin disiplinini arzu ediyor ve bunun için çalışıyor, elindeki bütün araçları Proletaryanın malı-mülkü yerine koyuyorsa (bu konuda da) iç­tenliklerini daha nasıl göstermelidir?

II.TTKK yöntemi, şimdiden bazı komünist grupların yakıcı bir sorunu olmuştur. Hemen her kesimde tartışılmaktadır. Sahte işçi ve komünist örgütlerin (madalyonun iki yüzü görüntüleri) izolasyonu gelenekten ge­leceğe kurulan köprülerle geleceğin kazanılması içindir. Bu yöntem Marksist-Leninist teori-pratik geleneğimize uygun düşmektedir. Yerel, ulusal, sosyal ve enternasyonal diyalektiğinin politikleşmesinin bir adımıdır. Sosyalizm-Komünizm adına(!) kendiliğindenliğin, keyfiliğin, ahkâm kesmenin, "örgütler anarşisi" hastalığının ilk ve kesin tedavisi­dir. Komünist kadroların ilke, kural ve yöntemleri birlikte tartıştığı, dev­rimci normları işlettiği, program, tüzük, kadro, strateji-taktik, vb. acil ve hayatî sorunlarımızı tartışıp kararlaştırdığı "Devrimci OtururrT'dur. Bu türden oturumları düzenleme ve sonuçlarına katlanma pratiğidir.

II. TTKK yöntemini Kolektifimiz Çalışanları üretmedi. Marx-Engels-Lenin teorik-pratik sürecinin doğal bir uzantısı olarak bilincimize aktı. Bizler bu sürecin "iyi bir öğrencisi" olmayı düşünerek II. TTKK yöntemini dışımızdaki mücadele arkadaşlarımızla ve yarın birlikte yürümek zorunda olduğumuz yeni yol arkadaşlarımızla -bizim insanlarımızla- paylaşmak için dillendiri­yoruz.

Bu süreci anlamlı kılmak yalnızca Kolektifimiz in iradî müdahalesi ve inisiyatif kullanmasıyla mümkün değildir. //.7T/CK"yöntemini biricik çıkış hattı olarak bilincinde tartmış tüm kadroların kolektif çabalarıyla vücut bulmasını tahrik etmek esastır. II.TTKK yöntemi tek bir komünisti dışa­rıda bırakmamayı amaç edinmiştir, Devrimci ve Marksist Kadroların yaşadığı "öndersizlik krizi" müzmin hastalığını tedavi edecektir. Nihaî amacı bir, fakat farklı formasyonlarda durmayı tercih eden kadroların ayrışma-buluşma, birlik-dayanışma sürecine katkı getirecektir. "Birlik: Zıtların Birliğidir" ilkeselliğini hayata geçirecektir. İlke, kural, yöntem ve normların işletilmesini disiplin altına alacaktır. Sosyalist demokrasinin geliştirilip güçlendirilmesini, tartışmaların kurul disiplinine çekilmesini, alınan kararların güvenceye kavuşturulmasını sağlayacaktır.

Komünistlerin ideolojik, teorik, örgütsel ve siyasal birliğini sağlaya­cak olan II.TTKK yöntemi mevcut "sol" politikayı ayakları üzerine oturtacaktır. Cenahımızda yaşanan ve âdeta bir "kan davasinı andı­ran tarihsel deneyimlerin olumsuzluklarını aza indirecektir. Bir zaman­lar sosyalizme duyarlı olan işçi, emekçi, işsiz, aydın, gençlik ve ara katmanları yeniden hareketlendirecektir. Kitlelerin devrimcileştirilmesi mücadelesindeki "atak"ları anlamlı kılacaktır. Liberal, sahte demokrat, kara gerici, milliyetçi, ırkçı, faşist örgütlerin propagandası altına girmiş emekçileri yeniden davaya kazandırmaya önayak olacaktır. Komünist­lerin parçalı, birbirine düşman kılınmış yapısal duruşlarıyla burjuva ik­tidarlarını geri adım atmaya zorlayacaktır. Hâkim gerici sınıflar artık bu düzeyde köpeksiz köyde değneksiz dolaşamayacaktır. İşçi sınıfı, emekçiler, ezilen sömürülen kitleler talep ve ihtiyaçlarını İSP ya da KP güvencesiyle daha anlamlı dile getirecektir. Demokratik hak ve özgür­lükler için yapılan mücadeleler nihaî amacına mutlaka ulaşacaktır. So­lu "böl, parçala, yönet" diyenlerin arasına kama sokacaktır. Burjuvazi böylelikle Sol'u attığı bütün adımlarda hesaba katmak zorunda kala­caktır.

Kolektifimiz Çalışanları bu türden sorunlarımızı gündemde diri tutup, Devrimci ve Marksist Kadroları düşündürmeyi amaçladığı için II.TTKK yönteminde ısrarlı olmaktadır. Bizler "köyün delisi" değiliz. Kadroların kolektif iradesini ve inisiyatifini esas almayı yeğleriz. Tek başımıza ha­reket etmeyiz. Bu yolda tek başımıza da değiliz. Fakat gerekirse Dev­rimci ve Marksist Kadrolar, KADRO olmayı hak etmiş iseler çok rahat­lıkla "köyün delisi" rolünü de oynamaktan geri durmayacaklardır/dur­mamışlardır.

Kolektifimiz Çalışanlarına karşı sistemli spekülasyon, sataşma ve "sinsi kuşatma" politikalarının beş para etmediği sosyal-pratikte dene­nip sınanmış ve de geri tepmiştir. Spekülasyon, sataşma ve "sinsi ku­şatma" yöntemleri burjuvazinin cenahımız içindeki "beşinci kolu"dur. Sınıflar mücadelesi sürdükçe de bu türden faaliyetler eksilmeyecektir. Marksizmi sahiplenen kadroların eksilmeyen etkinlikleri devam ettikçe burjuvazinin ajanlarının provokasyonları da kılıktan kılığa girecektir. II.TTKK güvencesine kavuşacak bir politikleşmeyi sağlı "sol"lu hiç bir burjuva yöntemi yıpratamayacaktır. Bireyci, benmerkezci, kariyerist hiç bir yabancı unsur Devrimci ve Marksist Kadroların birliğini bozamaya­caktır. Sağ ve "sol" teslimiyetçi oportünist unsurlar, artık bunca deney­den sonra örgütlerimizin atacağı ileri ve anlamlı adımları saptıramaya- caktır. Oluşturulacak örgütlerimizde çeşitli eloğulları, sızmalar eskisi kadar rahat at oynatamayacaktır. Kolektifliği tökezletecek mekanizma­lar henüz icat edilmemiştir.

Bu düşüncelerin uzantısında Kolektifimizin içinde de yabancı unsur­ların barınma "şansı" yoktur. Güvencemiz yetkinleşmektedir. İşlikleri­mizde Proleter Devrimci hegemonya hâkimdir. Lenin'in devrimci vasi­yetini hiç bir zaman unutmuyoruz. İşçi sınıfı ve emekçi halklarımızın mücadelesinden ve en militan unsurlarından oksijen almaya devam edeceğiz. Mücadelenin ateşinden gelen deneyimli kadroları kucakla­mayı sürdüreceğiz. "Kan emici" yarım-aydınların kitabî tartışmalarına karşı iş, emek sevgisi ve çalışkanlığın bağışıklık aşısıyla karşılık ver­meyi öne çıkarıyoruz. Bu konuda duyarlıyız, âdeta teyakkuz halinde­yiz.

Kolektifimize çeşitli niyet ve amaçla gelip ilişki kuranların ideolojik- sınıfsal konumu iş ve üretim sürecinde sınanıp denenmiştir. "Sel gider, kum kalır" özdeyişindeki gibi doğal ayrışma ve bütünleşmeler iş için­de biçimlenmiştir. Emek güçlerini Kolektifimiz de buluşturan yoldaşla­rımızla daha da biçimlenecektir.

II.TTKK yöntemini kadroların bilincine taşıyanların tarihsel-sosyal haklılığını hayat ve mücadele test edecektir. Bu yöntemi doğru ve haklı bulanların kimliği-kişiliği, üretim faaliyetindeki rolü, işi, özel yaşamı bel­lidir, belgelenmiştir. Öneri doğru adrese yapılmıştır. Bunun özel-öznel bir yorumu yoktur/olamaz. II.TTKK yönteminin ardındaki güçler açık sözlü, somut-konkre niteliklere sahiptir. Herkese anladığı dilde hitap etmesini bilirler. Memur kafalı, tâbî kimliğe sahip değildirler. "Siyasî mülteci" olmadıkları, kendilerine "özel misyon" payesi vermedikleri için de haklı bir zemindedirler. Mücadele hattında Devrimci ve Marksist olan hiçbir birime asla zarar vermeyen tavırlarıyla neyi, nereye kadar bazı zorlamalarda bulunup bulunamayacaklarının hesabını yapmakta­dırlar, kadrolar arası yaratıcı diyalogların önünü açma çabası içindedir­ler. Kadrolarla yüzyüze gelmenin, tanışma ve tartışma zeminlerinin hazırlığını yapmaktadırlar. Kadroları bu yönteme ikna edecek meka­nizmaları hareketlendirmenin sancısını çekmektedirler. Küçükburju- vaca hesaplarla II.TTKK yönteminin daha altyapısı ve iklimi hazırlan­madan darbe almamasına çalışmaktadırlar.

II.TTKK yönteminin yeni nitelikler kazanması ciddî, donanımlı ve güvenilir kadroların katkısıyla, kolektif çevrelerin kolektif iradî müdahaleriyle vücut bulacaktır. Gerisi 'Lâf-ü güzaftır.

Kimilerininin gerek Kolektifimize, çalışanlarımıza, gerekse SORUN Polemik Dergimize, ayni zamanda telif eserlerimize karşı müzmin- leşmiş alerjilerinin nedenlerini biliyor ve de anlamaya çalışıyoruz. Kü­çük yaşta sağ ve sol teslimiyetçi oportünist örgütlere girip "örgüt mik­robu" yiyenler, elbette bundan bir türlü kurtulamıyor/kurtulamayacaklar. Aldıkları "virüs" böylelerini yiyip bitiriyor. II.TTKK yöntem önerisini ve ne yapmak istediğimizi bilimsel açıdan irdeleyip anlamadan hemen al­tında bir "çetrefil" arayanlar bu tavırlarıyla Kadrolar arasına "kama sok­makta" mahirdirler. Yapmaya çalıştıkları tezvirat ve spekülasyonlarla hem Kadrolar arası güven duygusunu yok ederler, hem de iyi saatler­de olanlara göz kırpıp gerdan kırarak görevlerini yerine getirirler. Doğ­ruların ve hakikatin kavgasını verenler birikimlerimizin yok edilmesine izin vermeyecektir.

8 Ocak 2006

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.