II.TTKK Yöntemi Kapitalizme ve Emperyalizme Karşı Tutarlı Mücadele Hattının Biricik Halkası ve Güvencesidir

Ali Özdoğu

Türkiye sınıflar mücadelesi tarihi ve gelenekleri açısından hem "te­kin" bir ülke değildir, hem de örgütsel güvenceleri çok zaaflı bir ko­numdadır. Bu süreçte bir daha "fenersiz yakalanmamak için" anlamlı ve ileri bir adım atılmasının sancısını çekiyoruz.

Türkiye'de burjuvazinin asla hesaba katmadığı, fakat aslında kat­mak zorunda olduğu büyük bir Devrimci ve Marksist birikim vardır. Bu birikim henüz potansiyel bir güç niteliğindedir. Bitip tükenmemiştir. Ge­nel anlamıyla sol ne tümüyle ayrışmış ne de bütünleşmiştir. Mevcut konumları ile "legal" ve "illegal" yapıların varlık nedeni, Tarihi TKPrim 'Partileşme Sorunu' konusundaki yönteminin günümüzdeki kadrolara bir şey öğretememiş oluşunda aranmalıdır. Tarihî TKP örgütsel, ideo­lojik, politik varlık ve sürekliliğini organik ilişkilerle günümüze kesintisiz bir biçimde yansıtamamıştır ki, günümüzdeki "legal" ve "illegal" örgüt yapılarının sosyal meşruiyeti ve devrimci yasallığı gibi bir konu bilimsel olarak tartışılıp yerli yerine konulmuş olsun. Türkiye Solu'nda yapılan tartışmalar bu temelden hareketle incelendiğinde pek çok hayatî ve can alıcı sorun ve konunun tepetaklak duruşunun başlıca nedenini an­lamış oluruz.

Türkiye Solu, RSDİP veya I.Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi

(10 Eylül 1920) gibi bir geleneği ve 'Partileşme Sorunu'na çözüm için getirilen yöntemi ne anlamış ne de gereğini yapma cihetine gidebilmiş­tir. Türkiye'deki potansiyel devrimci güç anladığımız manada henüz enerjiye çevrilememişse bu konuda herkes-hepimiz kusurluyuz de­mektir.

Kolektifimiz in darbe almamasına özen göstererek açık bir faaliyet alanında gündemleştirdiği bu konu Marksizmden haberli kadrolarca ciddiye alınmıştır. Birey, grup, çevre ve örgüt yapılarıyla "herkesin kendi değirmenini boynunda taşıdığı" kapitalist anarşi ortamında kimi­leri de bu konuyu sulandırmak için burjuvaziye ajanlık etme yarışında- dır. Bugünkü örgütsel yapılar, kimi iddialarına rağmen Tarihi TKPnin uzantısında oluşturulmuş örgüt yapıları değildir/sayılmazlar. Çünkü ideolojik, terorik, örgütsel ve politik duruşlarıyla da bu sürecin doğal uzantısı değillerdir. TKP ile organik ilişkili bir düzenekten gelmiyorlar. Gelmedikleri için de Marksizm-Leninizm ilkeleri doğrultusunda ayrış- ma-bütünleşme süreci yaşamadan kendiliğinden, keyfî veya ikâmeci yol-yöntemlerle kurulmuş örgüt olmayı aşıp bir türlü PARTİ olamamış­lardır.

Marksizm-Leninizm literatürünü kendi dar grup örgüt yapılarına uyarlamaları böylelerinin birer hüsnü kuruntusudur. Bilimsel yaklaşım ve yorum ile öznel hüsnü kuruntunun mihenk taşında nasıl ayrıştığını bütün altüst oluşlarda onlarca kez deneyip sınamış durumdayız. Sos- yal-pratik olay, olgu, süreç, veri, vb.lerini kendi koşullarında yerli yerine koymuştur. "Gerçekler devrimcidir" sözü boşuna değildir.

Türkiye'deki sınıflar mücadelesinde işçi sınıfı hareketi, sosyalist ha­reket, ulusal kurtuluş talepleriyle kendini dayatan emekçi halk hareket­leri sosyal muhalefet dinamiklerinin en anlamlı birimleridir. Anılan sos­yal muhalefet dinamiklerini yönetip yönlendirecek bir irade henüz üreti­lememiştir. İSP ya da KP'nin ancak üstesinden gelebileceği sorunların çözüm yöntemine mevcut siyasî sol tablodaki örgütler talip olmuştur.

Mevcut örgütler PARTİ olmadıklarının ayırdındadır. Marksizm- Leninizm literatürünü yalnızca lafta bırakan, sosyal-pratikte ise bunu tekzip eden teori-pratikler ne işçi sınıfına ne de emekçi halkların talep ve ihtiyaçlarının karşılanması mücadelesine katkı sayılabilecek bir "vu­kuata" sahiptir.

İşçi ve komünist parti nitelemelerini "özgürce" kullandığını sananları hayat ve mücadele daima açığa vurmuştur. Çünkü böyleleri işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketi buluşturup bütünleştirememiş, böyle bir sınıfsal görevi yerine getirememiş ve böylelikle birer kendiliğinden ku­rulmuş örgüt konumlarını aşamamıştır.

İSP ya da KP'ler elbette yukardan devrimci iradelerin buluşup bü­tünleşerek ilk harcı koydukları bir kurumlaşmadır. PARTİ, siyasal- sosyal devrim yolunda yukardan aşağıya doğru oluşurken işçi sınıfı ve emekçilerin en militan unsurları ile buluşup bütünleşerek kitlelerden oksijen alacaktır. Kitleler ile buluşup bütünleşemeyen PARTİler ne "demokrasi mücadelesi" verebilir, ne faşizme karşı kitleleri seferber edebilir ve ne de siyasal-sosyal devrime uzanan süreçte başarı sağla­yabilir.

Bu mücadelelerin tamamında kitlelere fener olma yeteneğine sahip olan araçlardan biri, en önemli kurumlardan biricik olanı PARTİdir. PARTİ aygıtı bir araç olarak bu açıdan önemlidir.

PARTİ aygıtının işbaşı yapması için verilen mücadelelerde öne çı­kan arayış ve yönelişler arasında yöntem olarak II.TTKK yöntemini öne sürmemiz, Türkiye sosyal-pratiğinde âdeta işlevsiz bir konuma itilmiş olan örgütsel yapıların aşılarak burjuvazi ile boy ölçüşebilecek adına layık bir Proleterya Partisi'nin oluşturulması, inşası veya üretil­mesi davasıdır.

Türkiye'de elbette bağrında devrimci nüveler-özneler taşıyan ve ay­rıca hesaba katılması şart olan örgütlerimiz vardır. 72 milyonluk bir ül­kede hem modern sosyal sınıflar, hem de onun ideolojik-sınıfsal çıkar­larının temsilcileri bulunmaktadır. Hegemon durumdaki burjuvazi ve tarihsel müttefikleri pek çok sorunlarına, tarihsel, sosyal haksızlıklarına rağmen işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki diktatörlüklerini sürdürmek­tedir. Burjuvazinin alternatifi olan sınıfsal/sosyal güçler ise henüz bur­juvazi kadar donanımlı durumda değildir. Burjuvazi Sol'un "örgütler anarşisi" hastalığının tedavi edilmesini istemez. Daha da müzminleşti- rilmesine çalışır. Devrimci ve Marksist kadroların yaşadığı "öndersizlik krizi"nin aşılmasından da hoşlanmaz.

Türkiye Solu buluşup bütünleşemeden kendiliğinden ayrışıp, her hizibin kendi dar grubunu oluşturduğu bir "altın çağfnı bir daha bu dü­zeyde yaşayamayacaktır. Devrimci mücadelede hizipçi duruşlarıyla hizayı bozan örgütsel yapılar bir daha şimdiki veya eskisi gibi konum­larını bir üst basamağa çıkartacak ideolojik, teorik, örgütsel ve politik "atak" şansını bu düzeyde yakalayamayacaktır.

Mücadelenin bütün biçimlerini gerçekleştirmeye aday donanımlı bir PARTİ'yi işbaşı yaptıramıyorsak, belki de bugünleri de arar duruma düşebiliriz. Sınıflar mücadelesinde bu kaygı her zaman hesaba katıl­malıdır diye düşünüyoruz.

Bilimsel Sosyalizm-Komünizm kaynaklı bütün siyasî akımlar, bağ­rında devrimci özneler taşıyan grup, çevre ve örgütlerin varlığını hesa­ba katarak "birlikte neleri yapabiliriz?" sorusuna tutarlı cevaplar ver­mek zorundadır. Burjuvazinin faşist baskı ve terör uygulayageldiği or­tamlarda devrimci ve Marksist kadroların bu soruna "palyatif" tedbirler yerine köklü çözüm yöntemleri üretmesi zorunlu hâle gelmiştir.

Sözde "iç hukuk arayışı", "konferans, kurultay, kongre" gibi içi boşal­tılmış, sorunun özüne değinmeden mevcut durumu müesseseleştir- meyi amaçlayan suni teneffüsler, kanayan müzmin yarayı iyileştirme- yecek, daha da azıtacaktır. Bu türden arayış ve yönelişlerde, DHKP-C ile PKK'nin içeride ve dışarıda yaşadığı "kargaşa" sorunun temelinde yatan eksikliği işaretlemektedir. Fakat ne DHKP-C ne de PKK ve onla­ra "yardım" babında konu ve sorunlara müdahale edenler, "devrimci demokrat yapılar arasında" gerçekleşen "şiddete dayalı çözüm"lere karşı bir alternatif üretebilecektir. Çünkü bulunduğumuz coğrafyada hem sosyal sınıf hem de sosyolojik emekçi halk gerçekliğine önderlik edebilecek Proletarya Partisi yoktur. I.TTKK yöntem i ile partileşme so­rununa bilimsel yöntem üreten 10 Eylül 1920'nin kadrolarının örneği dışında, bulunduğumuz coğrafyada her örgütsel arayış bu yöntemi dik­kate almadan örgütlenme yolunu seçmiş ve fakat bir türlü işlevsel ola­mamıştır. "Bizim hiçbir zaman Marksist-Leninist bir PARTİ'miz olmadı" vurgusunu üzerine basa basa tekrar edişimizin doğallıkla bir gerekçesi bulunmaktadır.

Dünyamızdaki bütün işçi ve komünist partileri bağrında devrimci nü­veler taşıyan grup, çevre ve örgüt yapılarının birleşik, bütünlüklü çaba­larını (istişarî toplantı, konferans, kurultay, vb deneyimlerini) kongreye taşıyarak partileştiğini biliyoruz. Bu gerçeği saptırmadan II.TTKK yöntemini (bazı riskleri de göze alarak) gündeme getirişimizin bilim­sel gerekçeleri de, ilkeleri de bulunmaktadır. İşin metedolojik yanına vurgu yaparak henüz detaylı tartışmalara girmediğimizin de bilincinde­yiz. 'Partileşme Sorunu'na çözüm yöntemi arayış ve yönelişlerimizde yine doğallıkla (ve de haklı olarak) II.TTKK yöntemini bir fetiş misali öne çıkarmıyoruz. "Tek yol" yerine pek çok yol ve yöntem gibi bilimsel, ayrıca bütün KP'lerin oluşturulmasında denenmiş bir yöntemi sınamayı bilince çıkarıyoruz.

Türkiye'de II.TTKK yöntemini ciddiye alan kadroların mevcut örgüt yapıları içindeki tartışmalarından da haberliyiz. Devrimci ve Marksist nüveleri hayat ve mücadele buluşturup bütünleştirecektir. Bu yoldaki çabalar önünde sonunda devrimci iradeyi devreye sokacaktır.

Mevcut "devrimci demokrat yapıların" örgütsel bir deneyimini burada örnekleyerek konuyu daha da özele indirgeyebiliriz:

"Irak'ta savaşa karşı olmakta birleşen, bir aşamasında sayısı 159'a kadar ulaşan kurum, dernek, parti, sendika, dergi vb. 2002 yılının so­nunda Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonu'nu (ISHK) kurmuştu. (I'şçi Mücadelesi, 15 Ocak 2006, s.4) Türkiye özelinde emperyalist saldır­ganlığın en vahşi uygulamaları Irak'ta yaşanırken Irak'ta İşgale Hayır Koordinasyonu (IİHK) örgütlenmiştir. Miting ve çeşitli etkinliklerde bu­lunmuşlardır. Türkiye'de sınıf hareketini ve sosyal muhalefetin en ileri unsurlarını harekete geçirecek ciddî, donanımlı, güvenilir, aynı za­manda mücadelenin ateşinden gelmiş bir PARTİmiz olmadığı için Irak halklarına bulunduğumuz coğrafyadan anlamlı bir katkı da sunulama­mıştır. IİHK da içindeki bu zaafın kurbanı olarak en kısa zamanda bağ- rındaki hizayı bozan unsurların (ve başlarındaki burnundan kıl aldır­mayan üniversite okumuş yarım-aydın önderliklerin) aymazlıkları so­nucunda dağılmış, ayrılanların "cızdım oynamiram" mazeretleriyle grupların birbirine "tariz oku" atma salvolarıyla yara almıştır. lİHK'da tartışılan konu "Troçki-Stalin" meselesidir!

Açık mücadele alanlarında Troçkizmi birer "ekmek parasfna inkılâp eden troçkistlerimizin başkaca bir "vukuatf'da yoktur. Güç yığınağı olan her yere girer, söze "Troçki dedi ki" diye başlayıp "Sovyet ve Stalin düşmanlığında karar kılıp birlikte hareket etme, yan yana dur­ma, deney aktarımında bulunma kültürümüze anlamlı bir katkı sunma­dan mevcut IİHK gibi inisiyatifleri de "kundaklama" girişiminde bulu­nurlar.

Konuyu II. Paylaşım Savaşı'nda Stalin "faktörü"ne indirgeyip tarihsel bir süreci güncele taşıyan örgüt yapılarının "vukuatı" da ayrı bir tartış­ma konusudur.

Devrimci ve Marksist kadrolar konuya nasıl eğilmelidir?

Birincisi: Günümüz başka bir gündür. İkincisi: Sosyalizmin 150 yıllık tarihi bizimdir. Bu süreci sahipleniyoruz. Artılarıyla eksilerini ayıkla­yarak yeni sentezlere ulaşacağız. Üçüncüsü: Tarihe damgasını vuran kişiliklere yaslanarak devrimci politika yapma yerine, onları tekrar yeri­ne, neyi, nasıl, niçin yapacağımızı "somut şartların somut tahlili" yön­temiyle pratikte yeniden üretme yolunu seçeceğiz. Dördüncüsü: "Dedi ki" diye eklektik alıntılar yerine "sen ne diyorsun?" denilmesini öne çı­karacağız. Beşincisi: Marksizmin yorumuna, ideolojik-teorik sorunları­mıza katkı babında (Marksizmi algılama, özümleme ve yorumunda) pratik örgütçü geleneklerimizi nasıl yetkinleştireceğiz? Birileri bir şeyi yapmaya cüret etmiş yanlış da yapmış olabilir. "Biz daha yetkinini yap­maya cüret edeceğiz" demesini öğreneceğiz ve böylelerini ciddiye ala­cağız. Ayrıca yeni bir sosyalist kültür deneyimi kazanarak, "üzümün sapı, armudun çöpü var" özdeyişinden hızla kopmayı öğreneceğiz.

Birlikte iş yapılmasının önkoşulları sıralanırken asıl meseleyi de gözden kaçırmamalıyız: Asıl meselemiz PARTİnin oluşturulmasıdır. 'Partileşme Sorunu'muzu II.TTKK yöntemiyle gerçekleştirebiliyorsak, en azından "raydan çıkan trenin tekrar raylar üzerine oturtulduğunu" göreceğiz demektir.

IİHK örneği gibi daha onlarca güncel örnek "neden II.TTKK yönte­mi?" gibi soruların cevabına uygun düşmektedir.

Güncelliği açısından diğer bir örnek de AB Parlamentosuna getirilen ve SSCB deneyimini, Büyük Ekim Sosyalist Devrimi'ni, onun tarihsel önderliklerini Alman nazizminin önderine "Hitler-Stalin" benzetmesiyle karartmaya çalışanlara karşı verilen cevaplarda aramak durumunda­yız. AB'deki işçi, sosyalist ve komünist partiler, komünizm korkusun­dan "haçlı seferi"ne çıkanlara karşı birer özeleştiri yaparak, sosyal meşruiyet ve devrimci yasallıklarını neden kaybetmiş olduklarını göz­den geçirmelidir. "Sosyal refah devleti" gibi uluslarötesi tekelci serma­yenin zokasını yiyip, kendilerine sunulan artı-değer kırıntılarıyla yetine­rek işi idare cihetine gitmenin bakın nelere malolduğunu görerek "rota düzeltmesi" yapmaları, bunun yanı sıra "kapitalizm ile birlikte yaşama ve yarışma" diyenlerin Marksizm okulunda yeniden öğrenciliğe baş­lamaları gerekecektir. AB'deki komünizm düşmanlığını parlamentodan geçirmeye çalışan zihniyete karşı büyük bir kampanya başlatılmıştır. Türkiye özelinde Devrimci ve Marksist damarını koruyanlar da çeşitli, sözlü ve yazılı etkinlikleriyle önemli bir "karşı koyuş" duruşu sergile­miştir. Hiçbir gücün çabası Marksizmi yargılamaya yetmez!

ABD'de filizlenip başı çekilen, AB'de yasallaştırılmaya çalışılan ko­münizm düşmanlığı histerisine karşı mevcut örgütsel yapılarımızla na­sıl karşı koyacağız? Türkiye'deki emperyalizmin "zayıf halka"sını bu­günkü teori-pratik duruşlarımızla nasıl kıracağız?

Türkiye'nin ve de bölgemizin gündemini emekten ve emekçi halklar­dan yana değiştirip/dönüştürme işi Devrimci ve Marksist kadroların emek güçlerini biraraya getirip bütünleştirmesine bağlıdır. O takdirde gündem yarım saatte lehimize dönüşecektir. Sistemin efendi biraderle­ri Türkiye'yi babalarının bağı-bahçesi gibi yönetemeyecektir. Burjuva­zinin baskı, terör, sömürü, inkâr, imha, asimilasyon, keyfî ve fiilî infaz yöntemleriyle içerideki-dışarıdaki hapishanelerde uygulayageldiği tecrit geri tepecektir.

Sağlı sollu burjuva partileriyle sözcülerinin "temiz toplum" ve "kapi­talizmi şeffaf yapmak"(!) için cansiperane savaşması boşuna mıdır? "Hz.Muhammed'in karikatürünü yapma" bahanesiyle fukara Müslü­manların ayaklanışı, yeni "haçlı seferine" çıkmış ABD-AB sömürgecili­ğine karşı sınıfsal öfkenin devrimcileştirilemeyen yansıması değil mi­dir?

Bu soru bir yana,"Kapitalizm-Sosyalizm" karşıtlığı hegemonya çıkar savaşlarında "Hristiyan-Müslüman" karşıtlığına doğru kışkırtılmıştır. Provoke edilen örgütsüz ve bilinçsiz kitleler dinsel histeri gösterileriyle her yöne manipüle edilebilir. Emperyalizmin binbir çıkar hesap ve pro­jesiyle birbirine karşı konuşlandırılan emekçi halk kitlelerini doğru ka­nallara çekecek kurum ve örgütlere büyük bir ihtiyaç duyulmaktadır. Sömürücü-sömürgeci sistemlerin kışkırtıcı oyunlarını tersyüz edecek mekanizmaları üretemiyorsak, kitlelerin bilimsel bilgi ve bilinçlenmesi­ne katkı getirecek kurumları oluşturamıyorsak bundan sonra da nelerin olacağı bellidir. Dünyada emperyalizmin çıkar savaşları yüzünden da­ha çok savaş olacak, bombalar patlayacak, kitlesel kırım ve kıyımlar gerçekleşebilecektir.

Fukara Müslümanların kitlesel eylemlerinin sınıfsal-tarihsel temelin­de yatan ve biçimlenip bilince çıkarılamamış olan kapitalist sömürüye karşı öfkesidir. Dinsel öfkeyi tahrik eden de, dini alet olarak kullananlar da bu soruna çözüm getiremez. Sömürülen Doğu halklarının emperya­lizme karşı mücadelesinde bahane olan "karikatür" yalnızca bardağı taşıran bir son damladır. Kitlesel eylemin tabanındaki birikimi sömürü­cü ve sömürgeci hegemonlar hazırlamıştır.

Batı kapitalizminin karikatür çizme işini "ifade özgürlüğü" çerçevesi­ne indirgeyip bilimsel ve sosyolojik bir yaklaşım ve değerlendirmenin üstünü örten hesaplarını Marksistler bozacaktır/bozmalıdır.

Hegemonların sömürücü-sömürgeci yöntemleri, Müslüman ülkelerin onların yerli ortakları ve taşeronları tarafından yönetildiği bilindiği halde bu ülke halklarının emperyalist sömürüye karşı reflekslerini test anla­mına da gelmektedir.

"Ufacık bir kıvılcımın koca bozkırı rahatlıkla tutuşturduğu" günümüz dünyasında halk düşmanlarının neleri yapmaya aday olduğunu göz­den uzak tutamayız.

Hegemonların binbir çelişki ve çatışkılarının kol gezip rahatlıkla at oynattığı coğrafyamızda ve bölgemizde bu gidişle kadrolarımızın tecrit koşullarında "kahramanlık destanları" yazmasını herhalde beklemeye­ceğiz? Devrimci ve Marksist Kadroların atacağı en ileri adım bu gerek­çelerimizle de II.TTKK yöntemini bilince çıkarmak olacaktır.

6 Ocak 2006

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.