Toplumu en ince ayrıntısına kadar tektipleştirerek, büyük bir kuşatılmışlıkla teslim almaya çalışan burjuva mülkiyetinin yönetim ağı, sınıflar mücadelesinin gelişim seyrine göre farklı farklı uygulamaları devreye sokmaktadır. Bu farklılıklar kimi zaman açıktan zorbalık, kimi zaman ise "inceltilmiş" zorbalılıktır. Demokrasi iksirinin etkili olmadığı dönemlerde kaba gücü açıktan açığa uygulayan burjuvazi, kendi varoluşu için kitlesel kıyımlardan çekinmemiştir. Burjuva demokrasisinin yaldızlı nutukları kazındıkça altından hep diktatörlük, zulüm ve kıyımlar çıkmıştır. Demokrasicilik rüzgârının estiği dönemlerde bu kıyımlar "estetize" edilerek gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirmektedir. Bu estetizenin başrolünde burjuvazinin kültürel hegemonyasının kitleleri teslim alması ve böylelikle beyinlerin iğdiş edilerek köreltilmesi vardır. Başrolün bir ucunda okul, kışla, cami ve medya dururken diğer bir ucunda ise her geçen gün koşulları ağırlaştırılan cezaevleri durmaktadır.
Liberal solun teslimiyet ve tövbekârlığını vurgulayan kültür-sanat ürünlerinin fazlaca revaçta olduğu günümüzde, toplumsal duyarlılık ve hafıza âdeta buz üstünde yazı yazmaya dönüşmüştür. Burjuvazinin açtığı alanlarda boy gösteren, geçmiş kimliğini tavsiye etmiş ve herkese de bunu tavsiye eden sözde sanatçılar bir sis gibi ortalığı sarmış durumdadır. Bu sisi dağıtacak muhalif sesler olsa da ne hazin ki birlikte iş üretememe ve ideolojik kafa karışıklığı nedeniyle etkili olamamaktadır. Etkili olamayışı da arkasına alarak günlük hayatı toplu bir cezaevine çeviren egemenler, zindanlarda ise F Tipi uygulamalarıyla tam bir tecrit ile oradakileri iliklerine kadar teslim almayı istemektedir.
Bilindiği gibi cezaevleri sınıflar mücadelesinin bir parçası ve vazgeçilmez bileşenidir. Kapitalizmle birlikte devasa boyutta cezaevlerinin inşası hızlanmıştır. Zamanla buralardaki disiplin biçimi bütün topluma yaygınlaştırılmıştır. Böylelikle sistem için egemen ideolojinin-kültürün her yerde tahakkümü ana ilke olmuştur.
Esas olarak, sınıflar mücadelesinde her şey güç dengesine bağlı olduğundan işçi sınıfı iktidar mücadelesinde zayıf düştüğünde; burjuvazi görece kazanılan hakları hepten silmek için son noktasına kadar saldırmayı gündemine almaktadır. Kendi kültürünü alternatifsizce dayatmakla, hayatın her alanını işgal etme saldırısı ile varlığını sürdürmenin planları içersindedir. İşçi sınıfı önderliğinin yani Marksistlerin çok parçalı, merkezi bir disiplinden uzak ve bir o kadar da zayıf olduğu günümüzde, egemenler bütün alanlarda mutlak belirleyici olmayı ve sınıfsız toplum düşüncesinin kökünü kazımayı istemektedir.
Ancak insan her türlü kuşatılmışlığa karşın yinede kendini yeniden üretme, yaşanır bir dünya gerçekleştirme düşüncesinden koparılama- mıştır. Ne buna toplama kampları, ne darağaçları ne de cezaevleri son verebilmiştir. Vermesi de sınıflı toplumlar oldukça doğasına aykırıdır. İnsan yaşadığı zamanla ve sınıflar mücadelesindeki yeri ile bir bütündür. Bu bütünlülükle insan yaşar, yani üretir, eylemde bulunur. Kültü- rel-sanatsal üretim zor zamanlarda bir karşı koyuşu, varoluşu ve umut etmeyi temsil eder. Cezaevlerinde kültür-sanat üretimini gündemine almış birçok insan var ve hep de var olmuştur. Hikmet Kıvılcımlı'nın Nazım Hikmet'in birçok eseri cezaevi koşullarında yazılmıştır ve daha çok örnek verilebilir. Bugünde koşullarının kat be kat zorlaştırıldığı bu mekânlardan şiirler, öyküler, romanlar ve bilimsel incelemelerle hayatı sahiplenen insanlar vardır. Hatta F Tipi uygulamalarıyla birlikte el baskısı dergiler bile çıkarılmaktadır ve bunların İngilizce çevirileri bile yapılmıştır. F Tiplerindeki tecridin, ölüm oruçlarının bütün izlerini sayfalarında taşıyarak.
Mesela FEşMekarı dergisi giriş sayfalarında amacını: "Bulunduğumuz bir mekânı insana dair tüm güzel değerlerle donatmak, o mekânları umudun, sevdanın, kavganın, üretimin... velhasıl GELECEĞİN yaratıldığı asli mekânlar haline çevirmek" olarak tanımlıyor. Üstelik F Tipi cezaevlerine alaycı bir eda ile adlarındaki FE'yi parmaklık olarak çizerek ve M harfini gülümseyen bir logoya çevirerek. Bugün onlarca dergi çıkmaktadır cezaevlerinde. Şafaktan Önce adlı derginin bir sayısının kapağında "düşünceyi oluşturan maddi yaşam koşullarıdır-Devrimci yaşamayan devrimci düşünemez" diye yazıyor, yapılan işin tam bir tanımı olarak.
Eksiklikleri bir yana, dışarıda "özgür"üm diyen binlerce sanatçıya hayatı sahiplenmenin ipuçlarını gösteriyor bu dergiler. Dışarıda kapitalist kültürün hamallıklarıyla zaman öldüren ve bu hengâme içinde yok olup giden binlerce sanatçıya, "en zor anda bile insan hayatı üretebilir" diyor bu dergiler. Boran Yayınları TAYAD'ın katkısıyla bu dergilerden bir seçki yaparak Tutsak Dergiler adıyla kitaplaştırdı. Kitap arka kapağında kendini söyle tanıtıyor: "Bu dergiler, dünyanın başka hiçbir yerinde bu şekilde bir araya gelmedi. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde, böyle bir 'hapishane basınına' rastlanmadı. Dolaysıyla elinizdeki kitap, büyük ihtimal ki, dünyada ilk 'hapishane dergileri' kitabıdır.
"Bir yaratıcılık ve irade örneği olarak bu dergiler, 19 Aralık 2000'de F Tipi Hapishanelerin açılmasının ardından çıkmaya başladı. Giderek çeşitlendiler, yetkinleştiler. Mizah, kültür-sanat, siyasal yorum üzerine uzmanlaşmaya yöneldiler."
Bunların dışında cezaevinde üretilen onlarca roman, öykü, inceleme ve en çokta şiir asıl sahiplerine ulaşmayı ve eleştirel katkıyı bekliyor
Cezaevlerinde hayatı planlamak, bütün yoksunluklara karşın üretimde bulunmak tecridin çürütücü etkisine karşı kendini korumanın önemli bir alanı. Bütün bunlarla birlikte dışarıdaki cezaevinde yaşanan hızlı çürümenin panzehiri nerede? Öncelikle dışarıdaki toplumsal çürüme ve duyarsızlaştırma saldırısının kırılması Marksistlerin kitlelerle kurduğu doğru ilişkilere; bu doğru ilişkilerinde bin parçaya bölünmüş Marksist Sol'un 'Partileşme Sorunu'na çözüm üretmesi ve gerekli kurumlaşmaları oluşturmasında.
Evet, egemenler doğasına uygun olanı yapıyor, ya merkezî bir otoriteden yoksun Marksist Sol? Sınıflar mücadelesinde önemli bir yer olan cezaevlerinde yaşanan sorunları birkaç çevrenin özel sorunu gibi algılamak, sıra kendine gelene dek sessizce beklemek dışında...
Günümüz tektipleşmeye, her alanda tecride ve çürümeye birleşik, güçlü ve çözüm getirici projeler üretme zamanı. Günümüz burjuva kültürüne -birleşik güçlü bir kurumsallaşmayla/cepheyle- karşı koyma ve aşma zamanı. Günümüz "örgütler anarşisi"ne 'Partileşme Sorunu'na II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi yöntemi ile çözüm getirme zamanı...
10 Şubat 2006
