2006 Yılı Newroz'unu Kutlayabilmek İçin...

Nazire Işıklı

2006 Yılı Nevvrozuna çözümlenmemiş sorunlar ve cevap bekleyen önemli sorularla giriyoruz.

Nevvroz, Doğu halklarının tarihî ortak bir değeri. Tarih içinde her halk için yenilenmenin, doğuşun simgesi olmuş. Siyasî ve kültürel an­lamda bıraktığı izin derinliği, bugün de hâlâ halkların vazgeçilmez de­ğeri olmasını sağlamış.

Yakındoğu ve Önasya halkları açısından ortak bir değer olarak gö­rülen bu günün, uzak ve yakın tarihte Kürt halkı açısından çok daha özgün bir anlamı olduğu da biliniyor. Çünkü Nevvroz, yakın tarihimizde sadece kültürel anlamıyla değil bir siyasal mücadele ifadesi olarak da gündeme girdiyse, bu, Kürt halkının kendini yeniden tanımlama, özgür­lüğü için direnme mücadelesiyle oldu. Bu, Nevvroz üzerine söz söylenir ve yazılırken mutlaka altı çizilmesi gereken bir gerçektir.

Medlerin Asur İmparatorluğu'nun köleci sömürgeciliğine karşı mü­cadelesi ile 1970'lerin ikinci yarısında modern ulusal kurtuluş hareketi­nin öncülüğünde sömürgeciliğe karşı yeni bir özgürlük hareketini baş­latma tezi ve eylemi arasında kurulan özdeşlik, sonraki yıllar içerisinde Nevvroz ve Kürt halkının bağımsızlık-özgürlük taleplerinin anlamlarını bütünleştirdi. Nevvroz, Kürt halkı açısından tarihle bugün arasında köp­rü oldu. Mazlum Doğan, Zekiye Alkan, Sema Yüce gibi nice önder ve militan kişilikler de partilerine, emekçi halka ve dünyaya mesajlarını iletmede bu günü seçerken, bu bağın bilincindeydiler.

Bu tarih köprüsünün günümüzdeki açılımı üç kelimeyle özetlenebi­lirdi: Bağımsızlık, özgürlük ve sosyalizm.

Bağımsızlık ve özgürlük, Kürt halkının kendini sömürgeleştiren ya­bancı egemen sınıfların ve yerel işbirlikçilerinin egemenliğinden kop­ması; sosyalizm hedefi ise, sömürüsüz bir dünya yaratma eylemini kendinde başlatarak Türkiye, İran ve Arap halkları başta olmak üzere dünya emekçi halklarıyla kardeşçe bir dünyanın yaratılması ütopyasını dile getiriyordu. Mücadelenin içinde yer alan kadrolar ve bu mücadele­ye her şeyini veren halk bu hedefe bağlandı, bununla kendini tanımladı ve yürüyüşe geçti. Bu amaç ve bu amaç için yapılan büyük yürüyüş yakın tarihimize damgasını vurdu. Bu büyük mücadelenin Türkiye'de ve Kürdistan'da etkisini hissettirmediği tek bir alan yoktur.

1999 ve 2000'li yıllar içinde ise, yeni bir dönemin başladığını görü­yoruz. 2006 yılı Nevvroz'unda dile getirilen sloganlara bakmak bile, da­
ha önce kurulan tarihsel köprünün altına döşenen dinamitleri görme­miz için yeterlidir.

Türk, Arap ve Fars sömürgeciliğinden kopma, buna karşılık Türkiye, İran ve Arap halklarıyla sömürüsüz bir ortak dünya hedefi etrafında bir­leşme, Yakındoğu demokratik halklar federasyonu için mücadele etme iddiası ve çabası yerini günümüzde, bambaşka hedeflere bırakmış du­rumda.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bütünleşme sözü, "Demokratik Cumhuriyet" formülasyonu ve bunun daha sonra da Kürt halkı açısın­dan siyasal iktidar perspektifini açıkça reddeden konfederalizm gibi içi boş bir tanımla sürdürülmesi, Kürt kimliğinin tanınması, dil ve kültürel hakların kabulü ve genel af ve burjuva kulvarlarında siyaset yapma hakkının tanınması gibi talepler...

1970'ler,1980'ler ve 1990'lar süresince Nevvroz'un mesajları ile yu­karıdaki son paragrafın mesajları karşılaştırıldığında, arada bir sürekli­liğin, bir uyumun, nitelikli-dönüştürücü bir yenilenmenin olduğunu söy­leyebilecek hiç kimse olamaz. Başlangıç iddiası ve amaçlarından köklü bir kopuş ve egemen devlete doğru dramatik bir savruluşun olduğunu açıkça görüyoruz. Şüphesiz, bunun ideolojik, politik, örgütsel nedenleri ve yine dünyadaki gelişmelerin etkisi üzerinde çokça durulup, değişik görüşler ifade edilebilir.

1982 Nevvroz'unda Mazlum Doğan'ın Diyarbakır zindanında verdiği mesaj ve bunun algılanma biçimiyle, bugün İmralı Cezaevi'nde verilen mesaj ve algılanma biçimi arasındaki farkı görmek, birincisinin sömür­geci egemenlik sisteminden kopuşu, ikincisinin ise bu egemenlik sis­temine bağlanma ve onun tarafından kabul görme isteğini ifade ettiğini tespit etmektir. Fark bu kadar açık ve derindir. 2006 Nevvroz'unda Kürt halkı, mevcut slogan ve talepler etrafında yine büyük fedakârlıklarla sokaklara dökülse de, inancı, enerjisi ve emekleri yatak değiştirmiş bir nehir gibi başka bir hedefe akıtılmaktadır. İster Türkiyeli devrimci ve sosyalistler, isterse Kürdistanlı devrimci ve sosyalistler açısından önemli olan, bu noktada, yatağı değiştirilen emekçi halk hareketinin enerjisinin en başta bu halkın kendi çıkarlarına karşı, ama genelde de Yakındoğu halklarının çıkarlarına karşı kullanılma hesaplarının görül- mesidir. Ucuz ve küfürbaz eleştirilerle gün geçirmek yerine bu potansi­yelin hak ettiği doğrultuya neden çekilemediğini kavrayıp ilerisini gör­mektir.

Türkiye egemenleri, Kongra-Gel'i isim dahil kendi geçmişi ile tüm köprüleri dinamitlemeye zorlamış ve buna rağmen devletle bütünleşme talebine de kesin bir red cevabı veriyorlarsa, bunun nedeni, bizzat ya­rattıkları uçurumda boğma amacıdır. Yatağı değiştirilen nehir, bu uçu­ruma akıtılmak istenmektedir. Unutulmamalıdır ki, bu nehrin akışına kapılmak aynı uçuruma yuvarlanmak ise; sadece eleştirmek, hatta eleştiri sınırlarının ötesinde küfür edebiyatı da değersizdir, anlamsızdır ve başka bir noktada batakta debelenmektir.

Bilimsel bakış açısıyla olanları ve olabilecekleri herkes az çok göre­biliyor. Soru şudur: Ne yapılmalı?

ABD emperyalizmi dünya ve Yakındoğu'daki çıkmazlarını halkların da çıkmazı haline getirerek sömürgeci yüzünü -ve tarihsel haksızlığını- örtmeye, daha ötesi, yarattığı yeni boğuşmalar içerisinde kendi damar­larına kan çekmeye çalışıyor. Sorunları ve çözümleri kendinde merke­zileştirme politikasını yürütüyor. Irak zemininde Kürt halkının içine itil­diği durum bunun göstergesidir. Aynı şey İran'da da tezgâhlanıyor. PKK somutunda ise, PKK'yi kendi kendisine inkâr ettirme ve içine itil­diği çözümsüzlükte çözümü TC Devletinde ve ABD'de arama noktası­na çekme operasyonunu yürüttüğü biliniyor.

Bilinen bir başka gerçek daha var: Eğer çözüm gücü olamazsan, çekim gücü de olamazsın.

Türkiye'de ve Kürdistan'da devrimci, sosyalist, komünist olduğu id­diasındaki partiler, örgütler, hareketler, yapılar... Türkiye'de proletarya ve emekçi kesimler ve Kürdistan'da hâlâ ayakta olan kitleler açısından çekim gücü olabiliyorlar mı? Bu soruya olumlu cevap verebilmek mümkün değil. O halde, ürettikleri çözümlere bakmak gerekir. Bir baş­kasının olumlu ya da olumsuz anlamda yapıp ettiklerini eleştirmek hiç­bir zaman çözüm üretmek anlamına gelmiyor. Hatta bu politika yap­mak anlamına bile gelmiyor. Ve hiç şüphe yok ki, emekçi halk kitleleri de bunu görüyor, anlıyor ve doğal olarak hiçbir değer vermiyor. Bu, emekçi halkın politikadan beklentilerinin devrimci politika yapma iddia­sında olanların çok daha ötesinde olduğunu, çözüm üretmeyen sosya­list cenahı ciddiye almaktansa, sorunların da kaynağı olan egemen sı­nıf partilerini tercih etmelerini getiriyor.

Nasıl ki Türkiye'de işçi sınıfı ve yoksullar hiç olmazsa ufak tefek günlük çıkarları için bile olsa, burjuva siyasal partilere meylediyorsa ve bunun için suçlanamazsa, Kürt halkı da TC Devleti ve ABD "çözümle- ri"ne meyletti diye asla suçlanamaz. Buna elbette Avrupa Birliği de da­hildir.

Devrimci politika sınırlarının Türkiye devrimci ve sosyalistleri açısın­dan da en az PKK'deki kadar gerilediğini görmemiz önem taşıyor. Yüz­lerce insanın hayatını militanca ortaya koyduğu cezaevleri direnişi hangi talepler sınırında? Başlangıç ve geliş noktası ne? Amaç ve so­nuç bağlantısı doğru orantılı mı? YDD propagandacılarının "proletar­yanın sonu" tezlerine karşı büyük öfke ifade edilirken, proletarya içeri­sinde örgütlenmenin düzeyi ne? Böyle bir propagandayı, bir iddiayı, bir politikayı boşa çıkarmanın en anlamlı karşılığı proletaryayı örgütlemek değil midir? Sınıf partisi, sınıf örgütlenmesi çabaları neden genelde ye­rini sınıf tanımsız kitle örgütlenmelerine bırakmıştır? Kongre-Gel çizgi­sini haklı olarak eleştiren tüm yapılar açısından, kendi geldikleri bu noktada yaşanan zaafı görmemek nasıl izah edilebilir?

Hep beraber aynı uçurumdayız. Kabul etmek zor olsa da, ne yazık ki gerçek bu. PKK'nin içine itildiği uçurum, hepimizin uçurumudur. Bu, ortak tarihimizdir.

Türkiye egemenleri Mustafa Suphi'lerin TKP'sini Karadeniz'in sula­rında boğup, bu geçmişle hiçbir köprüsü olmayan sahte örgütlenmeleri yaratırken nasıl ki, Türkiye sosyalist hareketini kendi tarihinden ko­parmayı amaçlamışlarsa, şimdi de aynı şeyi PKK şahsında Kürdistan gerçeğine dayatıyorlar. Yani dün Türkiye'de olan bugün Kürdistan'da yapılmaya çalışılıyor. Tarihten geleceğe akan bir nehir olma yeteneği ortadan kaldırıldığı andan itibaren, toprağın şurasından burasından bazen sızan, bazen fışkıran ama kesinlikle denize ulaşma yeteneğine kavuşamayacak kaynak suları gibi kalmaya mahkûm oluyoruz. Türki­ye'de sayısız örgüt toprağın üzerine sızan kaynak suyu gibi ortaya çık­tı. Günümüzde isimlerini bile sayamıyoruz.

Amerika'sı ve Avrupa'sıyla emperyalizm tarafından Yakındoğu halk­larının bugünü ve ufku karartılmaya, karmaşa ve kaos ortamı içinde birbiriyle boğazlatılmaya çalışılırken, 2006 Nevvroz'u halkların sosyalist olma iddiasındaki güçleri ve hatta tek tek bireyleri açısından tarihten geleceğe akan direniş köprüsünü birlikte örme, bunun için de sevapları ve günahlarıyla beraber yüzleşme başlangıcı olabilmelidir. Eğer gü­nümüzün yakıcı gerçekliği bize bunu bile gösteremiyorsa, Nevvroz'u kutlamanın, Nevvroz hakkında söz söyleyip eylem yapmanın hiçbir iler­letici anlamı olmayacaktır.

2006 Nevvroz'unun önümüze koyduğu sorunlar geçmişten günümü­ze aşamadığımız kendi sorunlarımızdır ve çözümleri de kendimizdedir.

NEVVROZ kutlu olsun!

20 Şubat 2006

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.