Bizim Kültür/Sanat Cephesinin oluşturulması için neler yapılabilir? Pratik olarak bu örgütlenme nasıl gerçekleştirilebilir?
Çağımızın egemen düşüncesi, egemen sınıfın düşüncesidir... Egemen kültür, egemen sınıfın kültürüdür. Maddî üretim sürecine egemenlik, düşünsel-kültürel üretim sürecine egemenliğin de nesnel temelini oluşturmaktadır. Üretim araçları üzerindeki kapitalist özel mülkiyet, üretim sürecinin bütün alanlarındaki (üretim-dolaşım-bölüşüm) ilişkilerin egemenliğini belirlemektedir. Toplumun sınıflara göre bölünmesi, toplumdaki bireyleri de bölmekte, parçalamakta, bütün ilişkilerin merkezine meta ilişkisini koymaktadır. Meta ilişkisi insanı insanlığından çıkararak, insanın kendisine ve topluma yabancılaşmasını koşullamak- tadır. Atomize olarak parçalanan insan, yabancılaşmanın da etkisiyle paralize olmaktadır. Kısacası kapitalizm insanı bütün yönleriyle param parça etmektedir. İnsanı insanlığından çıkaran ve başka bir varlığa dönüştüren kapitalizmin bu yarattığı sonucu yoz kültür, kozmopolit kültür, tüketim kültürü, ölü kültür, çöküş kültürü... gibi çeşitli kavramlarla açıklamaya çalışıyoruz.
Burjuvazinin toplumun geneline de yaygınlaştırdığı bu kültürden kopuş gerçekleştirilmeden burjuva kültürün alternatifini ortaya koyup geliştirmek mümkün değildir. Burjuva kültürün hegemonyası altında geliştirilecek olan kültür doğası gereği burjuva kültürün yeniden üretilmesinin ötesinde bir işleve sahip olamayacaktır. Kapitalist toplumda burjuva kültürünü alt edebilecek tek devrimci sınıf, proletaryadır. Ancak devrimci proletaryanın üreteceği kültür tek alternatif kültür olabilir.
Kültürel-sanatsal kopuş: Kültürel sanatsal kopuş, burjuvaziden ve küçükburjuvaziden ideolojik, sanatsal, felsefî, kültürel olarak kopuşu da içerir. Burjuvazinin siyasal kültürü, sanatsal kültürü, felsefî kültürü neyin/nelerin üzerinden şekillenmektedir? Felsefî idealizmin üzerinden ve felsefî idealizmin günümüzde aldığı biçimler üzerinden şekillenmektedir. Felsefî idealizmin günümüzdeki en rafine biçimi bilinemezcilik ve belirlenemezciliktir.
Burjuva ideolojisi felsefî idealizmden hareket ederek kültürel alanda en rafine biçimiyle kozmopolitizmi geliştirmiştir. Kozmopolitizmin kitlelere veriliş yolu ise popüler kültür ekseni üzerinden olmaktadır.
Burada kozmopolitizme (çokkültürlülük) değinmekte fayda vardır. Kozmopolitizmin temel mantığı toplumu sınıflara göre değil kültürlere göre ele almaktır. Kapitalist toplumu meydana getiren iki ana sınıf da kültürel iki ana öğeye indirgenmekte; meslekî kültürler kategorisine sokulmaktadır. Ve bu iki ana öge toplumdaki diğer kültürler arasında ve o kültürlere eşitlenen bir duruma getirilmektedir. Toplumun diğer kültürel öğeleri ise; etnisite kültürü, dinsel ve inançsal grup kültürleri, cinsel kültürler (cinslere ve farklı cinsel tercihlere göre oluşturulmuş kültürler), beslenme grupları kültürleri, hobi grupları kültürleri, psikolojik grup kültürleri, giyinme, bakım ve takı grupları kültürleri... gibi. Kapitalist toplum geliştikçe, burjuvazinin kozmopolitizme olan vurgusu da artmaktadır.
Burjuvazi, kültürler arası uyuma ve hoşgörüye önem verilmesini propaganda etmekte, toplumun sınıf esasına göre nesnel olarak bölünmesinin doğurduğu sınıflar mücadelesini-sınıf sorununu; bu mücadelenin uluslaraarası çelişkilerinin ve çatışkılarının ürettiği ulusal-ulus sorununu gölgelemeye çalışmaktadır.
Sanatta ise felsefî (nesnel-öznel) idealizm şöyle yansımaktadır: Tarihten ve tarihsellikten, toplumdan ve toplumun aslî sorunlarından kopuk; toplumsal sorunlardan izole edilmiş, bireysele-özel olana dayalı, mitolojinin zamanından ve mekânından kopuk illüzyonlara ve aksiyonlara dayalı yoğun şiddet içeren efektlerin sanat olarak pompalanması. Bu yansımaların en steril olanları "Yüzüklerin Efendisi" tarzında estetize edilerek üretilenleridir.
Alternatif kültür/sanat: Burjuvazinin egemen sınıf kültürüne karşı alternatif-sosyalist kültür niçin oluşturulamıyor? Mevcut sol kültür bir alternatif niçin geliştiremiyor?
Sol grup kültürlerinin sanatsal politikaları, modern devrimci proletaryanın alternatif kültürünü oluşturmanın çok çok uzağındadır. Sol grupların kültür/sanat araçları şunlardır: a-)Kültür sanat dergileri b-)Kültür sanat merkezleri c-)Kültür sanat dernekleri d-)Yazarlar sendikası e-)Yazarlar dernekleri
f-)İşçi sendikalarının kültür sanat çalışmaları g-)Yazar çevrelerinin oluşturdukları topluluklar Devrimci ve sosyalist dar gruplar sanatı ve sanatsal faaliyeti, grup kültürünün yeniden üretimi ekseninde görmektedir. Sanatı grup örgütlenmesinin aracı olarak algılamakta, gruba taze kan taşıyan bir amaç üzerinden hareket etmektedir. Bu durum sanatsal bakış açısını zayıflatmakta, etkisini kırmakta, işlevsiz bırakmaktadır. Bu dar bakış açısı, sanatın sınıf hareketiyle ve geniş emekçi kitlelerle buluşup kaynaşmasını engellemektedir. Kendi dar grubunu sınıf partisi olarak görme yanılgısı, ya da illüzyonu, bu dar grupları sosyalist sanatın, sınıf hareketi ve geniş emekçi kitlelerle buluşmasının önündeki engellere dönüştürmektedir. Saptamamız kimileri açısından belki acı ve insafsız bulunabilir. Ancak, ne yazık ki nesnel gerçeklik böyledir.
Yakın geçmişe kısaca bir göz atıldığnda çok da olumlu bir tablo ile karşılaşacağımız söylenemez.
Kaçış Sanatı: Yaşadığımız coğrafyada sosyalist hareket, işçi sınıfı hareketi 12 Eylül yenilgisinin muhasebesini yapamamıştır. Ciddî bir muhasebenin yapılamayışı geçmiş dönemde yapılan hataların ve yanlışların üzerini kapatmıştır. "Biz niçin yenildik?" sorusuna da cevap verilememiştir. İşçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketin ağır yenilgisi, sanat alanını da etkilemiştir. Sosyalist hareketle yenilgi öncesi kitleselleş- tiği dönemde çeşitli nedenlerle ve niyetlerle ilişkili olan sanatçılar sosyalist hareketten uzaklaşmaya başlamışlardır. Sosyalist hareketin likidasyon dönemi sanatın da likidasyonuna yol açmıştır. Sosyalist hareket ciddî bir direniş örgütleyemeyince, sanat alanın da "kaçış sana- tinın yolu açılmıştır. İşçi sınıfından, emekçi kitlelerden, devrimci örgütlenmeden kaçış sosyalist harekete olan güveni zedelemiş, sosyalist hareket işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin güvenini kaybetmiştir. Güven bunalımının olduğu bir ortamda sanatçılar da kendilerini geriye çekmişlerdir. Sanatçılar sadece fizikî olarak geriye çekilmekle kalmamışlar, burjuvazinin uzattığı "havuç politikasına" sarılmışlardır. Sanatçıların büyük çoğunluğu "havuç politikası" sayesinde sisteme entegre olmuşlar ve sistemin sanatçılarına dönüşmüşlerdir. Son 30 yıla kısaca bir göz atıldığında ve bir çetele tutulduğunda sosyalist hareketten azım- sanmayacak sayıda bir çok sanatçının koparak burjuvazinin saflarına geçtiğini rahatlıkla görebiliriz. Tekelci medyanın, tekelci sermayenin sanat kurumlarının, kültürel kurumlarının kadrolarına şöyle bir bakın tasfiyeciliğin tahribatlarının hangi boyutlara vardığını görmekte zorlanmayız. Kaçışın estetize edilmesi "kaçış sanatını" da doğurmuştur. "Kaçış sanatinın temel özelliklerinden en önemli noktaları şunlardır: Geçmişe küfür, sosyalist hareketi küçümseme, devrimci örgütlenmeye saldırı, bireyi toplumsallığından izole ederek, bireyin özgürlüğü adı altında bencilliğin bio-seksüelleğin abartılması, dayanışmanın, kolektif değerlerin, paylaşmanın karikatürize edilerek aşağılanması...
Devrimci ve sosyalist siyasal kültür, felsefî kültür, sanatsal kültürün oluşturulması için bu alandaki sorunlarımızı olabildiğince nesnel olarak ve soğukkanlılıkla ortaya koyup, çözüm yöntemleri üzerinde kolektif aklı, bilinci harekete geçirip, kolektif inisiyatifi gerçekleştirmek zorundayız.
Somut olarak ilk elden sosyalist sanatçı kimliğine yaraşır bir kimliğin edinilebilmesinin önündeki engellerden kurtulmak gereklidir. Bunun için ilk adım olarak arınmak gereklidir. Bu adımları şöyle sıralayabiliriz:
Arınma aşaması: Sosyalist sanatçı kimliğinde ısrarcı olanlar kapitalist yayın tekellerinden ve devletin yayın kurumlarından bağımsız olmasına titizlikle dikkat etmelidir. Bu kurumların havuç politakalarına kanmamalı, ödül kurumlarını karşısına almalı, imza günlerine karşı çıkmalı, panellerine, toplantılarına, seminerlerine, kokteylerine ... kan verilmemelidir. Burjuvazi kendi cephesini geniş tutmak için sanatçıların ekonomist, kariyerist, bencil, bireyci vb. eğilimlerine, zaaflarına hitap edip olanak ve bulanaklarını seferber etmektedir. Günümüzde bu seferberliğe katılan sanatçılar çoğalmaktadır.
Bu türden zoka yutmaları normal karşılayan sanatçılar, yuttukları zokaları genel olarak şöyle teorize etmeye çalışmaktadırlar: Önemli olan okuyuculara ulaşmak. Büyük yayın-dağıtım kuruluşları kitapların yayınını, dağıtımını, baskı kalitesini, telif ücretlerini, tanıtımını çok iyi yapmaktadır. Bu toplumda yaşamak için, yeni ürünler ortaya koymak için de emeğimin karşılığını almalıyım. Hangi yayın kuruluşu emeğimin karşılığını veriyorsa, onunla çalışırım. Bireysel tercihlerime saygı gösterilmesini isterim... gibi gerekçelendirmeler kaçışın ve sığınmanın altyapısını oluşturmaktadır.
Tarihsel mirasın ve günümüz birikimlerinin uzantısında, devrimci ve sosyalist gerçekçi sanatın temel ilkeleri ışığında (Gerisine düşülmemesi gereken devrimci-sosyalist gerçekçi sanatın temel ilkeleri:
a-)Sanatın sınıf karakteri, olaylara, olgulara, sanata bir sınıfın penceresinden bakış...
b-)Sanatta taraflılık, insanlığın sosyal kurtuluş davasına taraf ve bağlılık...
c-)Örgütlü, partili sanat...), ilkelerin gerisine düşmeden, ilkelerin geliştirilip güçlü kılınması mücadelesinin bir bileşeni olup, katkılar sunularak, sanatçının "ne dediği" ile "ne yaptığı" arasındaki uyuma bakılarak arınma sürecini işletmek gereklidir. Arınma süreci "Bizim sanatçımız", "Onların sanatçısı" belirginleşmesine katkıda bulunmalıdır. Her arınma, ayrışma, yeniden saflaşma ve bütünleşme süreçlerini koşullar.
Karşılıklı tanıma, anlama, kaynaşma aşaması: Bu güne kadar yaşanılan deneylerin ışığında karşılıklı deney aktarımında bulunulmalı, karşılıklı tanıma süreci işletilmeli, birlikte ne türden işler yapılacağının planları yapılmalı, proje kolektif olarak belirlenmelidir. Kurumsallaşmaya hazırlık süreci yaşanarak yol alınmalıdır. Planlanan ve gündeme alınan işler hayata geçirilmeli, aksaklıklar saptanmalı, örgütlenme işine aday olunup olunmadığı test edilmelidir. Karşılıklı tanıma ve kaynaşma aşaması da ayrışma, yeniden saflaşma ve yeniden bütünleşme süreçlerini koşullar.
Kolektif kurumsallaşma, örgütlenme aşaması: hazırlık süreci de aynı zamanda arınma sürecinin devamıdır. Hazırlık sürecinde birlikte yürümeye karar veren kadroların kurumsallaşma kadrolarını, formunu, içeriğini, ilkelerini, finansmanını birlikte belirleyerek sanata müdahale sürecine girme aşaması olarak projelendirebiliriz.
Bizim Kültür/Sanat Cephesi'nin oluşturulması için yapılan bu öneri, burjuvazinin yoz ve kozmopolit kültür ve sanatına karşı mücadele eden bireysel, grupsal duruş ve müdahalelerden, merkezi ve kolektif duruş ve müdahalelere geçme amacını taşımaktadır.
Yakında Sorun Yayınları'nda yayınlanacak olan, İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi çalışması, burjuvazinin yoz ve kozmopolit kültür kuşatmasına karşı cephesel bir duruşun basit bir iş temrini örneğini teşkil etmektedir. Antoloji, Bizim şairlerimizi Biz'e doğru yaklaştırabilirse, Bizim şairlerimizin kültürel sanatsal duruşunu, cephesel bir duruşa doğru yönlendirebilirse amacına ulaşmış olacaktır. Kolektif olarak gerçekleştirilen ortak iş, sanatın diğer alanlarında bulunan bizim sanatçılarımızı birbirine yakınlaştırıp, ortak kolektif/sanatsal/ kültürel işler yapmaları doğrultusunda motivasyon aracı olabilirse, Bizim Kültür/Sanat Cephesi'nin oluşturulması artık yakıcı bir ihtiyaç haline gelmiştir, diyebiliriz.
[1] 6. Kitap Dünyası Fuarı'nda, Kolektifimifm 26 Kasım 2005 günü, saat 17.00'de düzenlediği "Popülist ve Yoz 'Kültür'e Karşı Sanat" konulu Panel-Söyleşi'de yazarın yaptığı konuşma metnidir. (S.P.)
