"Çevik Kuvvet”in Kitap Talebine Olumlu Cevap Verin

Hasan Koç

Merhaba sevgili Sırrı Öztürk ve Sorun Yayınları emekçileri...

Bertrand Russell'ın "Bilim Ve Din" isimli bir kitabı var (Cem Yn.). Bu kitaptan bazı alıntılar yaparak mektubuma başlamak istiyorum.

"1348 yılında başgösteren kara ölüm, çeşitli yerlerde çeşitli kör inançların ortaya çıkmasına neden oldu. Tanrı'nın öfkesini yatıştırma­da en çok başvurulan yollardan biri, Yahudi öldürmekti. Bavyera'da 12.000, Erfurt'ta 3.000 Yahudi öldürüldü; Strasbourg'da da 2.000 Ya­hudi diri diri yakıldı. Bunu başkaları da izledi." (s.60-61)

Russell, devamla, cadıcılık suçlamasıyla, insanların nasıl sorgulanıp işkence gördüğünü ve daha sonra katledildiğini şu şekilde dile getiriyor:

"Büyücü olduklarından kuşkulanılan kadınlara sorulacak sorular bir liste halinde düzenlenmişti; bu sorulara karşılık istenen yanıtlar alının­caya kadar da, beden organları gerilerek işkence ediliyordu onlara. Yapılan tahminlere göre 1450-1550 yılları arasında yalnızca Alman­ya'da, büyük çoğunluğu diri diri yakılarak yüzbin büyücü öldürülmüş­tü"!!! (s.65)

Russell'ın bahsi geçen kitabından aktardığım iki alıntı bile, karanlık ortaçağ (din) egemenliğinin estirdiği dehşet rüzgârını kavramamız için yeterince güçlü ipuçlarını bünyesinde taşıyor. Sorunumuz, ya da irde­lediğimiz konu bu dönem ve bu dönemde uygulananlar değil. O yüz­den şimdi neden bu alıntıları yaptığımı açıklamaya çalışayım: SORUN Polemik Dergisi'nin 19. sayısını okurken sevgili Sırrı Öztürk'ün "Politi­ka Cephesinden Güncele Bakış" anabaşlığı altında topladığı yazılar­dan bir tanesi özellikle dikkatimi çekti.

Bahsi geçen yazının arabaşlıklarından bir tanesi; "Çevik Kuvvet... 'Çağdaş' Polis... Kitap..."

Yazıyı baştan sona kadar dikkatlice okuduktan sonra, üzerinde dü­şünürken, Bertrand Russell'ın "Bilim Ve Din" isimli kitabı ve bu kitabın içinde yer alan kimi yaşanmış olaylar aklıma geldi.

Okuduğum kitaplardan çıkardığım notları aktardığım deftere uzanıp (dolabın üzerinde duruyordu) aldım. "Bilim Ve Din"den çıkardığım notla­rın yazılı olduğu sayfayı buldum ve bunlardan iki tanesini (mektubu not­larla boğmamak için kısıtlı tuttum alıntıları) aktarmayı yeterli buldum.

"Çevik Kuvvet... 'Çağdaş' Polis... Kitap..." arabaşlıklı yazıyı okuduk­tan sonra neden ilk olarak aklıma "Bilim Ve Din" isimli kitap geldi bilmi­yorum. Ama üzerinde biraz düşününce şöyle bir sonuç çıkardım: Cumhuriyetin (ne cumhur-iyet ama !) başlangıcından günümüze kadar, yüzbinlerce Kürt ve Türk devrimcisini, isyancısını... resmi ve gayrıresmi sorgu odalarında çeşitli araç ve metodlarla akıl almaz iş­kenceler uygulayan, bazılarını katleden... bazılarını sakat bırakan (be­densel ve kişilik tahribatı düzeyinde)... ve hepsinin onurlarıyla (bir şe­kilde) oynanan... şu polis üniformasını üzerinde taşıyan kişiler değiller miydi?

Peki, bu işkence gören, katledilen, sakat bırakılan, hapishanelere doldurulan insanlar ne istiyorlardı? Sınırların ve sınıfların ortadan kalkmasını, bunun yerine sosyalist (bir üst aşama olarak komünist) dünya görüşüne dayanan bir yaşam... Gerçek anlamda (toplumsal) özgürlük...

Karanlık ortaçağ süreci, din ideolojisinin bütünüyle insanlar üzerinde egemen kılınmaya çalışıldığı ve bu ideolojinin katı bir şekilde sürekliliği­nin sağlanmaya çalışıldığı dönemin adı olarak da rahatlıkla okunabilir...

Egemenlik (hükmetme), esas itibariyle kilise/kilise babalarının ve bunların emri altında çalışan siyah üniformalıların elindeydi. Anayasa­ları İncil'di. Bunların İncil'den yola çıkarak oluşturdukları düşünceler kanun yerine geçiyordu.

Ortaya konmuş, egemen kılınmış bu yaşamın dışında farklı düşün­celer öne sürmek (örneğin kilise/kilise babaları "evrenin merkezi dün­yadır" ya da "tanrı insanı 6.000 yıl önce yaratmıştır" dendiği zaman bunu herkes 'doğru' olarak kabul etmeliydi. Araştırmacı kimi kişilikler ortaya çıkıp bu fikirleri alaşağı etme cesaretini gösterdiklerinde, olabi­lecek en şiddetli şekilde cezalandırılıyordu...), alternatifler geliştirmek, egemen olanın egemenliklerini (hem ekonomik, hem toplumsal, hem bireysel, hem de politik olarak) sarsacak girişimler olarak (kapalı kapı­lar ardında konuşulan biçimi öz itibariyle budur) algılanıyordu. (İşin tu­haf tarafı, bu elit kesim "kilise babaları ve bunların alt kademelerinde yer alan rahipler... halka, anayasa (İncil) çerçevesinde bir yaşam, ah­lâk anlayışı dayatırken bunları yazılarına, vaazlarına konu ederlerken, kendileri, kelimenin tam anlamıyla yozlaşmanın, çürümenin ve lüksün zirvelerinde dolaşıyorlardı...). Bu tür girişimlerin tamamını ortadan kal­dırmak için, yine dini bir takım argümanlara başvuruldu. Şeytan (işte "içine şeytan girmiş", "şeytan tarafından kandırılmış..."), cin (işte kötü cinler bedenini ve düşüncelerini ele geçirmiş...) gibi kavramlara başvu­ruldu. Saçma sapan gerekçelerle farklı görüş öne süreni de, sürmeye­ni de yüzyıllar boyunca korkunç işkencelere maruz kaldılar, yakıldılar, idam edildiler!..

Bugün, biçimde pek çok şey değişmiş, yöntemler çeşitlenmiş ve in­celtilmiş olsa da, aslında ana mantık hiç değişmemiştir: Sömürü!

Tıpkı dün olduğu gibi bugün de bir avuç eliti (dün kilise babaları, fe­odal ağlar-beyler, bugün kapitalistler) ve onların çıkarlarını korumak için var olan bir sistem söz konusu (kapitalist-emperyalist sistem). Mil­yonlarca, milyarlarca insan, kuralları konulmuş bu düzen içerisinde ya­rı aç-yarı tok bir yaşam sürecek, çalışacak, üretecek, kurallara uya­cak... bir avuç elitin ve bunların çanak yalayıcılarının sırf egolarını tat­min etmek için, refah içinde, her türlü sapkınlığı içinde barındıran bir yaşam sürmeleri için!.. Olur mu? Maalesef bin yıllardır oluyor!., ama olan bir şey daha var; böylesi bir yaşamı, anlayışı kabul etmeyen al­ternatifler üreten, başka bir yaşamın egemen kılınması için mücadele edenler...

Bugün bu mücadeleyi verenleri nasıl tanımlıyorlar? "Kandırılmış gençler", "dinsizler", "beyni yıkanmış kişiler", "teröristler", "dış mihrakla­rın oyununa gelmişler", vs.

Kilise babaları ve onların emri altında bulunanların kullandığı argü­manlara ne kadar çok benziyor bu söylemler: İçine şeytan girmiş; dış mihrakların oyununa gelmiş; şeytan kandırmış; kandırılmış gençler, kötü cinler bedenlerini ve akıllarını ele geçirmiş; beyinleri yıkanmış ki­şiler...

Ne yapılacak? Kimi farklılıklar içerse de ortaçağda kilisenin başvur­duğu yöntemlere başvurulacak: İşkence ve öldürme!..

İçimizdeki devrimci "şeytanı", beynimizi ele geçiren isyancı "kötü ci­ni", kısacası sisteme göre "zararlı" ne kadar düşüncemiz varsa hepsini kovmak için işkence ve öldürme!..

Kim yapacak bunları; polis (ve asker) üniformasını üstlerinde taşı­yanlar... Yani şu barbar sistemin koruyuculuğunu yapanlar...

Şimdi bunlar sizlerden kitap istiyorlar. Yani kan kusturdukla­rı/kusturmaya çalıştıkları yayınevlerinden biri olan, Sorun Yayınları Ko- lektifi'nden...

Sevgili Sırrı Öztürk ve Sorun Yayınları emekçileri, belki şu yarım yamalak yazmaya çalışıtığım şeylerden sonra olumsuz cevap verin gi­bi bir anlayış ortaya çıkabilir. Ama ben tam tersini savunuyorum; şayet olanağınız varsa gönderin yönünde fikrimi belirtiyorum (gerçi nasıl ol­muşsa, bu sefer 'çeteci' Mehmet Ağar ağabeylerinden yardım isteme­mişler, şaşırdım doğrusu!). Gönderin, şayet biraz düşünebiliyorlarsa utançtan yerin dibine girerler (Sorun Yayınları Kolektifi nin sergilediği bu davranıştan ötürü). Hem belki aralarında üç-beş tane dürüst adam varsa onlara bir faydası da olabilir...

Bu konuda söyleyebileceğim bunlardan ibarettir.

Sevgili dostlar, bu mektubumla birlikte, yayımlanmak üzere size ba­zı çalışmalarımı gönderiyorum.

Yazacaklarım şimdilik bunlardan ibaret. Son olarak, zorlu çalışma ha­yatınızda yükselen başarılar diliyor, selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

Dostlukla...

SORUN Polemik'ın Notu :

12'li faşist askerî darbelerden sonra gerek bürokrasinin iki kanadında, gerekse istihbarat örgütleriyle güvenlik güçleri arasında o dönem rahat­lıkla bulunan ilerici, demokrat, devrimci, yurtsever, sosyalist kimlik ve ki­şilikler yerine günümüzde kara gerici, ırkçı, faşist kadrolar getirilmiştir. ABD'ye kölece angaje NATO'cu bir ülkede cenahımızın etkileyeceği tek bir insanı aramak oldukça güç ve sonuçsuz bir çabadır. Kolektifimiz ça­lışanlarından emektar arkadaşımız Sırrı Öztürk sıkça gittiği bu türden mekânlarda hiç de hoş karşılanmamakta, 75 yaşında itilip kakılmakta, hakaret görmektedir. "Allah köre nasıl bakarsa kör de Allaha öyle bakar" (ayrıca onlar Allah, biz de kör değiliz) özdeyişindeki gibi, polis teşkilâtı da Adan Z'ye kadar ya ülkücü, ırkçı ve faşist örgütlerin ya da kara gerici hocaefendi hazretlerinin veya "siyasî İslâmin kadrolarından oluşturul­muştur. Birbirleriyle kafa kafaya tokuşan bu kesimin içinde kitaplarımızı okuyarak kazanılacak bir tek insana rastlanamaz. Devrimci, Komünist denilince kimyası bozulan, pekeke denilince terörist ve Kürt düşmanlığı ile heyheylenen bir kurumun bünyesinde bugüne kadar demokrat deni­lebilecek bir beyin taşıyana henüz rastlayamadık. Cenahımızın toparla­nıp anlamlı ileri bir adım atması sürecinde, belki zamanla durum deği­şebilir. Kolektifimiz den kitap talebinde bulunuşları da AB'cilik gösterile­rinden biridir. Polis teşkilâtı, zaten Medenî Kanunu'na, Ticaret ve Borçlar Kanunu'na aykırı olarak her çıkan kitaptan 6'şar adet, Marksist eserler­den 8'er adet ederini ödemeden almaktadır. Dünyanın hiç bir ülkesinde olmayan bu türden kitap "zoralımını" Türkiye'de eleştiren de yoktur. "Çe­vik Kuvvet" kütüphane kuracaksa, kitaplarımız zaten polis teşkilâtında ellerinin altındadır. Böyle bir kuruma bir de bu yöntemle kitap vermemiz söz konusu değildir. Onların "çağdaş polis" dediği bir yutturmacadır. "Çevik Kuvvet" özel timlerinin halkımıza ve bizim insanlarımıza uygulayageldiği dayak seanslarına sıkça tanık oluyoruz veya tv. camın­dan izliyoruz. Devlet tekelci kapitalizminin çıkarlarını koruyan polis gü­cünün ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Dünyanın her yerindeki po­lis, kapitalist devletin-sistemin polisidir. Bizlerin değil.

Anılan gerici devlet kurumlarının dönüştürülmesi durumu, ancak "tutarlı bir demokrasi mücadelesi" ile at başı gidecek "tutarlı bir iktidar ve devrim mücadelesi" sürecinde gerçekleşebilecektir. "Cenahımız" ise ne sistemi sorgulayıp geri adım attırabilecek ciddî, güvenilir ve donanımlı bir PARTÎye ve kadrolara sahiptir, ne de mevcut sol güçlerin birleşip bütünleşerek nihaî amacını somutta gösterecek bir niyet ve çabası sözkonusudur. Sosyal çü­rüme toplumun her kesimini kasıp kavurmaktadır. Hasan Koç arkadaş uzun yıllar tecrit hücrelerinde olduğu için dışarıdaki tecrit hapishanelerindeki du­rumlardan habersizdir. İnsanî ve eğitici açılardan haklıdır, fakat bu polis teş­kilâtına kitap verilmez. Vermeyeceğiz.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.