"işçinin ulusu ne Fransız, ne İngiliz, ne de Almandır; çalışmadır, ücret köleliğidir, kişinin kendisini satmasıdır. Hükümeti ne Fransız, ne İngiliz, ne de Almandır; kapitaldir. Onun esas atmosferi ne Fransız, ne ingili,z ne de Almandır; fabrika havasıdır. Ona ait toprak ne Fransız, ne İngiliz, ne de Alman toprağıdır; yeryüzünün birkaç santim altıdır."
Karl Marx
Her ideolojik hareket, kendisini teorik alanda temellendiren doktrinin yansıması olarak sosyal pratikte yaşam bulur, teorinin pratiğe geçirilmesine çaba harcar. Bu teorik zemin doğrultusunda toplumsal- politik çıkarımlarda bulunur. Kısacası bu teorik zeminin belirlemiş olduğu sistematiği, metodolojiyi, bakış açısını ve argümanları kullanır. Bu bir zorunluluk olarak ideolojik hareketin mayasında bulunur. Yani ideolojik her hareket kendisini teorik zeminin belirlenimleri ile tanımlamak zorundadır. Zira sistematik bir teorik belirlenimin dışında kalan bir hareketin ideolojik olması beklenemez.
Yukarıdaki bu belirlemeden hareketle, Marksist olarak adlandırılan herhangi bir oluşum veya hareketin, Marksist-Leninist ideoloji içerisinde değerlendirilmesinin ölçütü olarak, ideolojinin temel belirlenimleri ile hareketin politik duruşu arasındaki bütünselliğin oluşmasının zorunlu olduğu sonucuna ulaşabiliriz.
Bilindiği gibi Marksist hareketin tarihi, kendisini bu hareket içerisinde göstermeye çalışan -çoğu kez de bunda başarılı olan- ancak özü itibariyle Marksizm ile ideolojik birlikteliği olmayan ve hatta ona karşı olan birçok oluşumun örnekleri ile doludur. Bu duruma örnek teşkil eden akımların, Marksizm'in argüman ve kavramlarından uzaklaşmaları ve/veya bu argüman ve kavramların içini boşaltmaları, onları deforme etmeleri bu akımların karakteristik özelliğidir. Kavramları deforme ederek, içeriğini boşaltarak, kendilerine göre tekrar yorumlayarak hareket eden anlayışlar, literatürümüzü zenginleştirmiş, oportünist, reformist, pasifist, revizyonist vb. gibi sıfatlar alarak sınıflar mücadelesi tarihindeki olumsuz yerlerini almışlardır.
150 yıllık Marksizm tarihi bize göstermiştir ki, Marksizm'i sulandırmaya çalışan bu anlayışlar en fazla da Marksist kavramlar üzerinde durarak, onları deforme ederek ya da deforme etmeye çalışarak sonuç almayı hedeflemişlerdir. Bu yöntemle kimi zaman Marksist-Leninist ha
reket içerisindeki birey, grup, çevre ve hatta kitleler sınıf mücadelesinden uzaklaştırılmıştır.
Tüm bu durum göz önünde bulundurulduğunda, bu sınıf düşmanı akımlara karşı, Bilimsel-Komünizm'in kazanımlarını ve geleceğini savunmak için Marksist kavramların deforme edilmesi yöntemi ile sınıf bilinçli kitlelerin bilinçlerini kirletmeye çalışanların karşısına çıkmanın yöntemi olarak, literatürümüzü ve kavramlarımızı Bilimsel-Komünizmin aydınlatıcı ışığı altında bir kez daha tanımlamak zorunluluğu ortaya çıkıyor.
Şimdi bu bakış açısından hareketle, yurt (vatan), yurtseverlik (vatanseverlik), yurt savunması vb. gibi kavramları ve Komünistlerin bu kavramlar ile olan veya olması gereken ilişkilerini açımlamaya çalışalım.
Bilindiği üzere günümüzde her siyasal-sosyal kavramın iki farklı yorumu, iki farklı tanımı vardır; bir burjuva yorumu, birde Marksist yorumu. Yurtseverlik kavramı da burjuva ve sosyalist olmak üzere iki farklı tanımlamaya sahiptir.
Burjuvazi, "Yurtseverliği", "Yurdunu sevme, vatanına milletine sonsuz sevgi duyma, bu sevgi temelinde yeri geldiğinde vatanı için savaşma ve bu uğurda ölmeyi seve seve göze alma" olarak tanımlar. Konuyla ilintisi bağlamında burjuvazinin enternasyonalizm tanımına da yer verelim : "Çeşitli ulusların iktisadi, sosyal ve siyasal alanda aralarında uygunluk olmasını isteyenlerin savunduğu doktrindir." Burjuvazinin, enternasyonalizm tanımı da bu şekilde karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü üzere "burjuva yurtseverliği", sadece bir vatan ve millet çıkarları için hareket etme olarak tanımlanmaktadır. "Burjuva enternasyonalizmi" ise aynı şekilde milletlerin uyum içerisinde olmaları şeklinde tanımlanır.
Şimdi de bu kavramların Marksist tanımlarına bakalım. Yurtseverlik, Marksizm içerisinde artık Sosyalist Yurtseverlik olarak adlandırır.
Sosyalist Yurtseverlik: "Sosyalist vatana olan bağlılık, sevgi, sosyalist yurdun savunulması...Sosyalist yurtseverlik kavramı sosyalist ülkedeki tüm halkı kucaklayan bir içeriğe sahiptir."
Marksizm'in "enternasyonalizm" tanımına geçmeden önce de belirtmek gerekir ki, bu tanım Marksizm içerisinde, artık Proletarya Enternasyonalizmi olarak karşımıza çıkar.
Proletarya Enternasyonalizmi, "Ortak amaçları olan Sosyalizm ve Komünizm için, bütün ülke ve ulusların proleterlerinin kardeşçe birliği, burjuvaziye karşı uzlaşmaz sınıf savaşı, ulus ve ülke farkı gözetmeksizin bütün emekçilerin birliği" demektir.
Yurtseverlik kavramının, yukarıdaki iki farklı yorumundan çıkaracağımız sonuç; yurtseverliğin, vatanın ve vatan savunmasının, o vatan toprağı üzerindeki devlet mekanizmasından bağımsız düşünülemeyeceğidir.
Bu durumda karşımıza Komünistlerin hangi koşullarda "yurtsever" mücadele verecekleri, yurtseverlik bayrağını yükselterek, kendilerini "yurtsever" olarak adlandıracakları sorunsalı çıkmaktadır. Bu sorunsala istinaden şöyle bir belirleme yapabiliriz sanırım: Komünistler ancak iki koşulda yurtseverlik bayrağını açar ve bunun mücadelesini verirler. Komünistlerin vatanlarını politik bir nedene dayalı olarak sevmeleri ve onu savunmaları için gerekli olan ilk koşul sosyalist bir vatana sahip olmalarıdır. Komünistlerin "yurtsever" mücadele vermeleri için gerekli olan ikinci koşul ise ülkelerinin açık bir askeri işgal altında bulunmasıdır.
Açık bir askeri işgal altında olmayan ülkelerde, Marksist-Leninist bilimle donanmış bir bireyin, grubun, çevrenin veya halkın politik bir nedene dayalı olarak vatanseverlik ve vatan savunması yapmasını zorunlu kılacak yegâne gerekçe sosyalist bir vatana sahip olunmasıdır. Yani Komünistler, yurtseverlik bilincinin vermiş olduğu bir yurt savunmasına -pek tabiî ki bu silahlı bir savunma da olabilir- ancak sosyalist bir yurdu savunuyor olmaları durumunda girerler.
Gene "yurtsever", "yurdunun çıkarları için canını vermeye hazır kişi" olarak tanımlanıyor. Bu tanım bizi, yurtsever kişinin yurdunun çıkarları için savaşacağı ve bunu canı pahasına yapacağı sonucuna götürür. Ancak bir yurdun, bir toprak parçası olarak düşünüldüğünde çıkarları olmayacağı ve o yurdun çıkarı diye adlandırılanın aslında o yurdu temsil eden devletin çıkarı olduğu görülmelidir. O halde açık bir askerî işgal altında olmayan bir ülkede (örn. Türkiye) yurtseverlik adı altında mücadele etmek, ya da yurdun çıkarları için savaşmak, o yurdun devlet mekanizması için savaşmak, ya da en iyi ihtimalle burjuvazinin ekmeğine yağ sürmek manasına gelir. Zaten sosyalist olmayan bir yurt savunması için savaşmak ya da "yurtsever" mücadele vermek, burjuvazinin organize ettiği gizli bir oyundur. Komünistler bu koşullarda yurt için değil sınıf için savaşırlar.
Sonuç itibari ile sosyalist yurtseverlik ya da komünistlerin yürüteceği bir "yurtsever" hareket için gerekli olan ilk koşul; Marksistlerin mücadelesi sonucunda proletarya iktidarının kurulmuş olduğu, komünistlerin iktidarı ele geçirmiş olduğu, sosyalist bir devlet mekanizmasının var olmasıdır. Sosyalist yurtseverlik, sosyalist bir vatan ve bu vatanı savunma veya askeri işgal altındaki ülke komünistlerinin yurtsever mücadele verme durumudur. Üzerinde kurulu sosyalist bir sistemin (devlet) var olduğu bir vatanın savunulması, Marksistlerin yurtsever olmalarını zorunlu kılacak birinci koşuldur.
Komünistlerin yürüteceği bir yurtsever hareket için zorunlu olan ikinci koşul ise ülkelerinin emperyalizm tarafından açık bir şekilde işgal edilmiş olmasıdır. Bu işgalin, askerî iktidarını, sömürge ülke üzerinde kurmuş olması ve işgal altındaki toprağın siyasî-askerî denetimini ele geçirmiş olması gerekmektedir. Proletarya iktidarının kurulu olmadığı bir devlet mekanizmasında yaşayan komünistlerin amacı, her koşul altında iktidara gelmek ve proletarya egemenliğini kurmaktır. Bunun için komünistler iktidarı elinde bulunduran güçle savaşmak zorundadır. Askeri işgal altındaki bir coğrafyanın iktidarı açıktır ki işgalci güçlerin elindedir. İşte bu zorunluluktan kaynaklanmaktadır, komünistlerin, işgal altındaki ülkelerde "yurtseverlik" temelinde hareket etmeleri. Yani askeri bir işgal ve ilhak altındaki ülke Marksistlerinin, iktidarı ele geçirmek için sömürgecilere karşı savaşmak zorunda olmaları onları "yurtsever" yapar. Bu gibi ülkelerde komünistlerin iktidara gelebilmeleri için savaşmaları gereken silahlı güç, işgalcilerdir. Burada önemli olan nokta komünistlerin, başlı başına ülkenin bağımsızlığını sağlamak için sömürgecilere karşı bir mücadele veremeyecekleridir. Burada verilen mücadele, komünistlerin iktidara gelme mücadelesidir. Zaten sosyalist bir iktidar hedefi olmayan mücadele yöntemlerinin de son tahlilde bağımsızlığı sağlayamayacağı ve her halükarda kapitalizme, emperyalizme bağımlı bir ülke yaratacakları açıktır.
Konuyu daha iyi algılayabilmek anlamında Bilimsel Komünist hareket tarihi içerisindeki kimi olumlu ve olumsuz örneklere bir göz atalım.
Bilindiği üzere oportünist sıfatıyla Marksist literatürdeki yerini alan II. Enternasyonalciler, Marksizm'in bir çok kavram ve tanımını deforme etmiş, bu yöntemle Marksist harekete büyük darbeler indirmişlerdir. II. Enternasyonal oportünistleri I.Emperyalistler arası paylaşım savaşı sırasında, yurtseverlik kılıcını kuşanarak, Marksist hareketin proletarya enternasyonalizmi ilkesine yüz çevirmiş ve yurt savunması adına kendi emperyalist hükümetlerinin yanında yer almışlardır. Böylelikle de proletarya enternasyonalizminin bir politik ilke olarak vücut bulmasına neden olan komünizmden keskin bir şekilde ayrışmışlardır.
Bu örneğin karşısında ise II. Emperyalistler arası paylaşım savaşı sırasında, SSCB halkları, Emperyalizm-Faşizme karşı eşine az rastlanır bir kahramanlık göstererek sosyalist anavatanı savunmak biçiminde "sosyalist yurtseverlik" kavramının içeriğini oluşturmuşlardır.
Yukarıda örneklendirdiğimiz iki yurtseverlik, birbirinden, sosyalist bir yurdu savunmak ile sosyalist olmayan kapitalist bir yurdu savunmak ve sevmek biçiminde keskin bir şekilde ayrılırlar. İlginç olan şu ki, birbirine temelden karşı olan bu iki yurtseverlik biçimini uygulayanların, kendilerini sosyalist olarak adlandırmalarıdır. Ancak kapitalist olan bir ülkenin yurtseverliğini yapanların, en azından bu nitelikleri itibariyle sosyalist olamayacakları açıktır. Sosyalist olmayan bir ülkenin vatanseveri olarak mücadele etmenin, ne kadar vahim sonuçlara yol açtığı II. Enternasyonalcilerce kanıtlanmıştır. Bununla birlikte SSCB halklarının sergilemiş olduğu sosyalist yurtsever mücadelenin ve pratikte yeniden üretilen "sosyalist yurtseverlik" kavramının, komünist harekete getirmiş olduğu katkılar tartışılamaz.
1937 yılının Çin'ine ait bir örnekle konuyu detaylandıralım. Japon emperyalizmine karşı savaşmayı önüne hedef olarak koymuş olan ÇKP, kuşkusuz ki yurtsever bir bilinçle hareket etmektedir. Bu temelde ulusal bir cephe kurmak için harekete geçen ÇKP, Çan Kay Şek'in Guomingdang'ı ile anlaşma yöntemini seçmiştir. Bu anlaşma ile ÇKP, Japon emperyalizmine karşı savaşmak adına, iktidardaki Guomingdang'a çok büyük tavizler vermiştir." Büyük tavizler verdiği Guomingdang ise daha sonra ÇKP' ye çok büyük darbeler vurmuştur.
Son olarak ta Vietnam'daki sosyalist yurtsever mücadeleye değinelim. Sosyalist bir iktidar hedefi olan Vietnamlı komünistler, iktidarı ele geçirmek için, iktidarı elinde bulunduran Fransız sömürgeciliğine karşı savaş açmış ve bu temelde açılan savaş sonucunda sosyalist bir iktidar, sömürgeci güçleri topraklarının dışına atarak kurulmuştur.
Coğrafyamız Marksist hareketi ise Mustafa Suphilerin, Kemalistler tarafından Karadeniz'de katledilmesinden sonra, Kemalizm ile flört etmiş ve zamanla birlikte onun hegemonyası altına girmiştir. Kemalizm'in, coğrafyamız Marksist hareketini hegemonyası altına almasını sağlayan en önemli özelliği; ulusalcılık temelindeki yaklaşımlarıdır. Bu yaklaşımların etkisi altında kalan hareketimiz, Marksizm'in sınıf bakış açısından yoksun kalmış ve ulusalcı bir karaktere bürünmüştür. Bundan kaynaklı olarak ta bilim dışı, Kemalizm ile harmanlanmış kimi yaklaşımlar Marksist hareket içerisinde kötü huylu bir tümör gibi yer edinmiştir.
Sınıf savaşımı yerine, yurt savunması, millî devrimcilik, demokratik devrimcilik, MDD'cilik, orduculuk, ulusal kurtuluşçuluk vb. gibi Marksizm dışı anlayışlar, komünist hareket içerisinde türemiştir.
Günümüzde ise bu algılayış biçiminin yansıması olarak komünist mücadele içerisinde sınıf savaşı göz ardı edilmekte ve burjuvazinin kullandığı "yurtseverlik" tanımına yakın kimi tanımlamalarla yurt savunması ve yurtseverlik temel mücadele ve örgütlenme biçimi olarak öne çıkarılmaktadır. Bu uğurda Marksist hareket içerisinde "vatan" adında yayın organları çıkabilmekte, "yurtsever cephe"ler oluşturulabilmekte ve hatta T.C devleti bayrağını, İncirlik üssüne dikebilmek, faşist çevrelere karşı politik bir argüman olarak kullanılabilmektedir.
Görüldüğü üzere tüm bu algılayış biçimlerinde açığa çıkan, Marksizm'in belirlemiş olduğu gibi, toplumun sınıfsal bir ayraca tâbi tutulması yöntemi değil de, toplumun ulusal ya da ortak yurda sahip olunması durumuna göre bir ayraca tâbi tutulması yönteminin kullanılmasıdır.
Sonuç itibari ile Komünistlerin "yurtsever" bir mücadele yürütebil- meleri için bazı koşulların var olması gerektiği bilinmelidir. Komünistlerin "yurtsever" mücadele vermeleri için gerekli olan hiçbir koşulun bulunmaması durumunda, yurtseverlikten bahsedilmesi ve bunun mücadelesinin verilmesi, tarihteki olumsuz örneklerinde de görüldüğü gibi, Marksist hareketi olumsuz yönde etkilemekte ve çoğu zaman özünden uzaklaştırmaktadır. "Emperyalizme karşı ulusal yurtsever mücadele", sınıf savaşımını göz ardı etmektedir. Bu yöntemle emperyalizme karşı, sınıfların birliği başka bir değişle ulusal birlik yaratılmak istenmekte ve sınıfsal çelişkiler göz ardı edilmektedir. Bu ise emperyalizme karşı, sınıf savaşımından başka hiçbir mücadele yönteminin ve anlayışın, anti- emperyalist olamayacağı gerçekliğinden hareketle, bu anlayışın aslında emperyalizmin dümen suyunda giden bir anlayış ve pratik olduğunu bize kanıtlamaktadır.
Marksist teorisyenlerin de belirttiği gibi, proletaryanın ve proletaryanın davasına gönül vermişlerin vatanı, tüm dünya emekçilerinin yaşadıkları toprak parçalarıdır. Zaten komünistlerin politik bir nedene dayalı olarak ülkelerini sevmelerini gerektirecek tek neden sosyalist bir vatana sahip olmalarıdır. Bu türden bir koşuldan yoksun komünistlerin, kendi vatanlarını dünyanın diğer coğrafyalarında yaşayan emekçi halkların vatanlarından daha çok sevmelerinin hiçbir anlamı olamaz.
15 Şubat 2006
Dipnotlar:
* Aktaran Michael Löwy, Sosyalist Bir Perspektiften Milliyetçilik ve Enternasyonalizm, Birikim Aylık Sosyalist Dergi, Sayı:25, Mayıs 1991, s.51
** Guomingdang Merkez Yürütme Komitesi 3. Genel Toplantısına ÇKP'nin telgrafı :
"1- Ulusal hükümetin silahlı kuvvetle devrilmesi siyasetinin uygulanması bütün ülkede terk edilecektir.
2- Demokratik işçi ve Köylü Hükümetinin adı, Çin Cumhuriyeti Özel Bölge Hükümeti olarak değiştirilecek, Kızıl Ordunun adı Milli Devrimci Ordu olarak değiştirilecek ve doğrudan Nanking'deki Merkezi Hükümetin veya onun Askeri Konseyinin emrine verilecek,
3- Özel Bölge Hükümetine bağlı bölgelerde genel seçim hakkına dayanan tamamen demokratik bir sistem uygulanacaktır.
Toprak ağalarının topraklarına el koyma siyasetinden vazgeçilecek ve anti - Japon ulusal birleşik cephenin ortak programı kararlılıkla uygulanacaktır."
