Kolektifimizin 30 yıllık basın-yayın faaliyetini yakından ve dürüstçe izleyen herkesin bildiği gibi, önemli gördüğümüz konu ve sorunları meşrebimize uygun şekilde gündem yapar, insanımızın bilincine çıkarmayı amaçlarız.
Söze 'Partileşme Sorunu' diye başlarız; küçükburjuva avantürye takımı kalkar sahte işçi ve komünist parti kurmaya yönelir...
İSP ya da KP oluşturulmalıdır diye ilkeli insanlarımızı düşündürmeyi amaçlarız; kimileri kendiliğinden, keyfi, ikâmeci yol ve yöntemlerle örgüt kurup parti çağrışımı yapar...
PARTİ deriz; onlar örgüt diye anlarlar...
"Tarihi TKP", "Kolektif" diyerek bir literatürü bilince çıkarmaya çalışırız; birileri hemen konunun özünü sulandırmaya, tarihimizde saygın olan ne varsa ya da kalmışsa sömürmeye yönelir...
PARTİ, siyasal-sosyal devrimin araçlarından biri, en önemli kurumsal aracıdır deriz; onlar kurdukları örgütleri amaçlaştırırlar...
PARTİ, RSDİP'nin kuruluşunda veya İ.Tüm Türkiye Komünistleri Kongresinde (I.TTKK) uygulanan yöntemlerle, bu süreçlere eleştirel katkı da yapılarak II.Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi (II.TTKK) yöntemi ile oluşturulmalıdır, tarihsel-sınıfsal-devrimci yasallık ile sosyal meşruiyet bu temelde kazanılmalıdır deriz; onlar burjuva icazet ve meşruiyeti ile isim ve sıfat hırsızlığına soyunurlar...
Devrimci ve Marksist Kadrolar, bunca yenilgi, yanılgı ya da bozgun ve "örgütler anarşisi" hastalığı deneyimlerinden sonra anlamlı bir ileri adım atmalıdır, çeşitli istişarî toplantı, konferans, kurultay vb. gibi gerekli diyalog ve ilişkilerden sonra PARTİ nin oluşturulmasını Kongre'ye taşımalıdır deriz; onlar Bilimsel Sosyalizm-Komünizm davasını rozet olarak algıladıkları için "Devrimci Oturum" düzenlemekten kaçınır, sonuçlarına katlanmaktan korkar, bireyci, benmerkezci ve kariyerist duygularının esiri kimlikleri ile "benim arka sıralarda oturmaya niyetim yok!" derler...
"Devrimci Oturum" disiplininden kaçan bilcümle okumuş-yazmış ya- rım-aydınlar aslında bu kavgadaki yerlerinin "arka sıralar" dahi olmadığını bal gibi bilirler.
Parti kurulması uğraşının dışında bazı zorunlu inisiyatiflerin oluşturulmasının gerekliliğinden başlarız, örneğin; SANAT CEPHESİ, EDEBİYAT CEPHESİ, CEZAEVİ CEPHESİ, POLİTİKA CEPHESİ, BİRLEŞİK İŞÇİ CEPHESİ (BİC), BİZİM GAZETE, BİZİM RADYO, BİZİM KANAL, vb. nitelemelerini sözlü, yazılı dillendirdiğimizde; kimile
ri hiç utanıp sıkılmadan ya da Osmanlının bile gözettiği "kılıç hakkı"nı dahi gözetmeden bunların üzerine atılıp çalmaya ya da içini boşaltarak kullanmaya kendilerinde hak görürler...
Elbette ki; Tarihi TKP, İSP, BİC, SANAT CEPHESİ, EDEBİYAT CEPHESİ, CEZAEVİ CEPHESİ, POLİTİKA CEPHESİ, vb. çağrışımlar -salt söylemde bırakılmadığı sürece- kimsenin tekelinde değildir; babasının malı ise hiç değildir.
Bu işin hakkını verenlerin karşısında en başta biz önümüzü ilikleriz; herkes de iliklemek zorundadır.
Devrimci tarih ve geleneklerimizin bu düzeyde hırsızlama yöntemiyle çarçur edilişinin elbette nedenleri vardır. Bu türden sulandırma yarışında burjuvazinin flulaştırma yöntemlerine başvurmasına hiç gerek yok!.. Bu işin gönüllü talibi sağ ve sol teslimiyetçi oportünist akımlar her daim 'hazır ve nazır'dırlar ve de "görevlerini" bihakkın yerine getirmektedirler. Doğrusu bu anlamda haklarını yememek gerekir!...
Konu ve sorunlarımıza bu perspektiften baktığımızda ise şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: "Bizim bu çerçevede düşmana hiç ihtiyacımız yoktur!.. Çünkü düşman bizatihi Sol'un içindedir!.."
Sol kendi içindeki tasfiyeci-bozguncu unsurlarla savaşamıyor, revizyon ist-reform ist unsurlar bütün bu süreçlerde "işbaşı" yapabiliyorlarsa, demek ki Sol'un bugünkü konumu "tartışmalı"dır. Devrimci ve Marksist Kadrolar bu sürece iradî müdahalelerle "dur!" diyemiyorlarsa demek ki, Sol cenahımız büyük ölçüde hantaldır, atalet içindedir, devrimci- dönüştürücü refleks gösterememektedir, yaralıdır. Türkiye'deki siyasî tabloyu altüst edecek, doğruların/hakikatin kavgasını verecek birey, grup, çevre ve örgüt yapıları sosyal çürümenin had safhaya vardığı bir ortamda mutlaka bu işe "müdahil" olmalıdırlar, olacaklardır...
Sağ ve sol teslimiyetçi oportünizm elbette ki burjuva yasallık ve meşruiyetine biat edecek, Devrimci ve Marksist Kadroların teri ve kanı pahasına kazanılan isim, sıfat ve nitelemeleri pervasızca kullanacaktır. Türkiye coğrafyası bu açıdan da hem "değneksiz köydür" ve hem de bağrında devrimci özneler-nüveler barındırmaktadır.
Sıkılarak tekrarlamak zorunda olsak da bu türden siyasetlerin ipliğini pazara çıkarmak için birkaç önemli vukuatı hatırlatmakta yarar var:
Sen kalk; "Kuruçeşme" toplantılarının sonunda bu tasfiyeci sürece müdahale edecek kurumlaşmayı sabote etmeye çalış, bu konuda oluşturulmuş Yayın Kurulu disiplinleri içinde rol almış insanlardan kendi meşrebine uygun olanların önüne birer kariyer yemi sunarak "Sosyalist Politika" Dergi'mizin isim ve kadrosunu ayart, hırsızla... (Acaba üç günlük siyasî ömürlerinde onbeş dala konmuş alzheimer malûlü yarım- aydınlardan kaçı bu sürecin hesabını vermeyi düşünmüştür? Ama ona ne gerek; ne de olsa bu toplumda onlar da balık hafızalı değil midir?)
Sen kalk; I.TTKK geleneğimizi sömürerek ve ideolojik-teorik- örgütsel ve politik hiç bir eylemin bulunmadığı, "vukuat" işlemediğin halde "TKP" kur. Küçükburjuva avantürye takımını başımıza belâ olmak üzere tahrik et. Zaten yeterince sulandırılmış, hesaplaşmadan kaçırılmış devrimci geleneklerimizi, mesnetlerine oturtulmayı bekleyen tarihî adlarımızı ve sıfatlarımızı daha da sulandır...
Şimdi de kalk; 10 Temmuz 2005'de gerekli işlemlerini tamamlayarak kaydını yaptığımız www.sanatcephesi.org internet sitemizin ve bu yoldaki hazırlık çalışmalarımızın önünü kesmeye matuf aynı isimde bir dergi çıkartmayı dene...
Gerektiğinde kemalist, gerektiğinde anti-emperyalist, işçilere vatanperverlik aşılama meraklısı zevatın pragmatist politika manevralarına bir halka daha!
SANAT CEPHESİ konusunu gerek SORUN BİRLİKTE SOSYALİST DERGİ'mizde (1987-1992 döneminde), gerekse SORUN Polemik Dergi'mizde, ayrıca pek çok telif kitabımızda işlediğimizi cümle alem bilmektedir. "İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden BİZİM ŞİİR ANTOLOJİSİ"sırf bu işin bir ön adımı olarak üretilmiştir. Bu antoloji, F Tipi Cezaevlerinde idarenin megafondan "şiirlerinizi gönderebilirsiniz" diye ilân ettiği, bütçesi AB projelerinden karşılanan bir yayın da değildir. Kolektifimizin gerçekleştirdiği bir çok açık etkinlikte bu konu bilince çıkarılarak iklim ve altyapısı kurulmuştur.
"Hâkim gerici sınıfların ve emperyalizmin pompaladığı yoz ve kozmopolit 'kültür'e karşı, kolektif adımlarımızla nasıl bir 'karşı kültür' cephesi oluşturabiliriz?"diyerek harcanan emek mesaisinin önü sağ ve sol teslimiyetçi oportünizmin parti, dernek, sendika, yayın, kitap, vb. tüm alanlarda yapageldiğinin benzeri "atak"larla kesilemeyecektir.
Aslında resmî tarih anlayışı ve resmî ideolijilerle halvet olmuş bir sanat anlayışının ilerici, demokrat, devrimci, yurtsever, sosyalist ve Marksist sanatçıların örmeye çalıştığı SANAT CEPHESİ'nin önünü kesmeye, işlevsiz kılmaya ve sulandırmaya gücü de yoktur...
Burjuvazinin ve küçükburjuva avantürye takımının etki alanına girebilecek unsurlar, bilimsel bilgi ve bilinçlenme sürecinde sanat, politika ve estetiğin aynı yerde olduğundan, olacağından (ancak böyle olabileceğinden) henüz haberi olmayan kesimlerden çıkmaktadır.
SANAT CEPHESİ'nin ilkeleri, gündemi ve kadrosu ise ortaya koyduğu eserlerde belgelenmiştir. Hayat ve mücadele sosyal-pratikte ilkesiz, niteliksiz ve aşırma-hırsızlama yöntemleriyle işi idare cihetine gidenler ile bedel ödemiş, hakikat kadar basit ve sade yaşantılarıyla emek verenleri ayrıştıracaktır.
Bu doğal bir süreçtir ve işlemektedir.
Politika, Sanat, Estetik yolunda bedel ödeyen insanlarımızın mücadelesine hiç bir oportünist tasfiyeci güç engel olamaz!
