"Alınteri" Dergisi'nin düzenlediği "Söz Alınterinin Kurultayı" 11-12 Mart 2006 tarihleri arasında, Seyrantepe/Levent/İstanbul, Halay Düğün Salonu'nda yapıldı.
"Alınteri" Dergisi Kolektifimiz i ilk kez bir etkinliğine çağırıyordu. Onlar KolektifimiZ'm çağrılı etkinliklerine katılmamış olsa da, çağrılı olan yere gitmek gerekiyordu. Bizler de 15/16 Haziranları yapan ak saçlı emek- târ yoldaşlarımızla bu etkinliğin 12 Mart günündeki programını izledik. 11 Mart günü Bursa, Tüyap 4. Kitap Fuarı'nda Kolektifimiz in düzenlediği "Sermayenin Kuşatmasında Sendikacılık" konulu panel-söyleşi etkinliğimize katıldığımız için 1. güne katılamamıştık.
1980 sonrası kendi geleneğini/göreneğini organize etmeye çalışan bazı Dergi çevreleri Tarihî TKP'den günümüze kadar yayınlanma imkânı bulan tarihsel organların adını almakta bir beis görmüyor. Aydınlık, Kurtuluş, Alınteri, Atılım, vd. daha önceleri de kullanılan dergi adlarıydı.
Sovyetler Birliği deneyiminin çözülmesiyle birlikte uluslarötesi tekelci sermayenin, hegemonların insana ve insanlığa saldırısının boyut- lanması sürecinde işçi-kitle ve köylü-kitle çalışmaları da öne çıktı. Bu arada çeşitli halk katmanlarının da emperyalist barbarlığa karşı özgün çıkışları gündemi renklendirdi.
Bilimsel Sosyalizm-Komünizm kaynaklı siyasî akımların sınıf eksenli yönelişlerini sevinerek yakından izliyoruz. Bu yönelişlerin yeni nitelikler kazanmasını diliyoruz. Bazılarını da anlamaya çalışıyoruz.
"Söz Alınterinin Kurultayı" çeşitli işkollarından önemli bir kitleyi etkinliğe katabilmiş. Genellikle sigortasız, sendikasız işkollarından işçilerle "öncü işçi" inisiyatiflerini öne çıkardığı anlaşılıyor. Mevcut sendikal anlayışları karşıya alıp yeni sendikal perspektifleri savunuyor,
Etkinliklerine Arjantin'den İşsiz İşçiler Hareketi (MDT) temsilcisi, Brezilya'dan İşgal Fabrikaları (CIPLA/COT) temsilcisi ve Topraksız Köylü Hareketi (MST) temsilcisi, Bolivya'dan Maden Çalışanları Federasyonu (COP) temsilcisi, İtalya'dan (COBAS) temsilcisi, G. Afrika'dan Özelleştirme Karşıtı Forum (APF) temsilcisi, Kolombiya'dan Union Sindical Obrera (USO) temsilcisi katıldı.
Oldukça iyi organize edilmiş bu etkinlikte bizlerin ilgi odağı 'yerli iç deneyim zenginliğimizi' bir ölçüde de olsa yansıtan işçi sınıfının temsilcilerinin konuşmalarıydı.
İşçiler çok önemli mesajlarını dile getirdi. Bu mesajlardan işçi sını- finin sendikal ve siyasal birliğinin hangi anlama geldiğini çıkarmak gerekiyor.
Türkiye sosyal-pratiğinde mevcut sendikal anlayış henüz İşçi Sınıfı Partisi'nin hayatta yerini alamayışına bağlı olarak çok geri bir düzeyde seyrediyor. Üç sendikal konfederasyon birer 'devlet sendikası' görünümlerini aşamamış. Sistem, sendikaları birer 'sivil toplum'(NGO) örgütü derecesine indirgemiş. Bu hâliyle bile sendikacılık hareketi hızla erozyona uğruyor. Kimi bağımsız sendika örgütlenmeleri de sendikal fonksiyonlarını (grev, toplu iş sözleşmesi, vb.) yerine getiremiyor. Tabandaki işçi ilerici bir konumdan etkilenecek durumda. Öğretirsen öğrenecek, örgütlersen örgütlenecek düzeyde pek çok etkinliğe katılıp davaya kazanılmaya adaydır.
Kimi solların sendika bürokrasisi ile işçi aristokrasisinin kuşatma- sındaki işçi sınıfını bugünkü "geri!" durumuna bakarak bilim ve akıldışı tahlilleriyle, Marksizm dışı, anarşizan ve inkârcı yol-yöntemlere meyilli açıklamalarıyla âdeta "yarayı" kaşıdığı gözleniyor.
İşçi sınıfı üretim faaliyetinde bulunuyor. Üretim faaliyetinde rol ve sorumluluk alan işçilere dinsel ve etnisiteye dayalı propogandanın "esiri" oluşuna bakıp "gerici" yaftasının yapıştırıldığını da görüyoruz.
Asıl gerici olan burjuva ve küçükburjuva 'sol' akım temsilcilerinin "prim" verip genelleştirdiği bu türden değerlendirmelerdir. "İlerici- Gerici" yakıştırmasında olduğu gibi "irtica-mürteci" literatürünü doğru kullanamayanlara netleşmeleri için hızla sahte ve suni gündem yaratan resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojilerin etkisinden sıyrılıp kitlelerle doğrudan ilişki kurmalarını öneriyoruz.
İşçi sınıfı ve emekçi halkların din ve etnisiteye göre hareket etmesi hâkim gerici sınıfların özlemidir. Marksistler; gerici ideolojilerin kuşatmasını henüz kıramamış işçi sınıfının nasıl değişim ve dönüşüm geçireceğini bilir. Bu durumdaki kitleleri suçlamak yerine tutarlı işçi- kitle ve köylü-kitle çalışmaları yaparak tarihsel-sosyal görevlerini yerine getirme çabasındadır. Böyle olması gerekir/beklenir.
"Söz Alınterinin Kurultayında sunulan tebliğler sosyalizm açısından tartışmalı, ilginç konuları içeriyor: İşçi sınıfının değişen yapısı, yeni sendikal perspektifler, grev, emeğin korunması mücadelesi, kolektif işçi bilinci, sosyalizmin güncelliği, çeşitli direniş deneyimleri ve mücadele programları, vb.
Devrimci ve Marksist yönelimli dergilerimizin tutarlı işçi-kitle ve köylü-kitle çalışmalarına yönelişini sevindirici bir yaklaşım olarak değerlendiriyor ve takdir ediyoruz. Bu temelde "Ana Halka"yı yakalamaya aday çevrelerin eleştirel katkılarımızla daha da derinleşip yeni nitelikler kazanmasını bekliyoruz.
Birinci eleştirimiz: Dünya genelinde ortaya çıkan işçi, emekçi ve halk hareketlerini doğru biçimde tahlil edebilmeliyiz. Dünyadaki deneyimleri incelerken, bu deneyimlerin önde gelenlerini konuk olarak getirip kitlelere tanıtırken, üzerinde yaşadığımız topraklardaki işçi-kitle, köylü-kitle çalışmaları arasında özgün konumda olanları da unutmamalıyız. Çünkü yerli iç deneyim birikim zenginliğimiz dünyadakilerden hiç de geride değildir. Hatta bazı yerli iç deneyimlerimiz dünyadakilerine "örnek" bile gösterilebilecek kadar önemlidir. 15/16 Haziran deneyimini aktaran kitabımızın (Sırrı Öztürk, İşçi Sınfı Sendikalar ve 15/16 Haziran, Sorun Yayınları, I. Baskı:1976, 2. Baskı:2001) SSCB'de Lenin Enstitüsü'ne giren biricik telif çalışma oluşunu, Almanya'da IG Metal sendikasında ve Fransa'da CGT'de yardımcı ders kitabı olarak tavsiye edildiğini söylemek durumundayız. Türkiye sosyal-pratiğinde ise dönemin DİSK yöneticilerinin anılan bu eseri işçi sınıfından saklayıp okunmasını engellemek istediğini de unutamıyoruz.
İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği sorunsalını gündemde canlı tutmaya özen gösterdiğimiz dönemlerde de sosyal sınıf ve emekçi halk sosyolojik gerçekliğinin üstünü külleyen kimi anlayışların ise, ilerici gençliğin mücadelesini ve atılımını işçi sınıfının önüne çıkardığını da bir türlü unutamıyoruz.
Hatta E. Kürkçü gibi; Dev-Genç, FKF, THKP-C, Kızıldere..., ÖDP, SEH, vb. örgüt arayışlarından gelerek, medyada sansasyon ve maga- zinleşmiş görüntüleriyle kimileri "komünist" olduğunu söyleyebiliyor ve de padişah adları sayarcasına "5. Enternasyonalin örgütlenmesini dil- lendirebiliyor...
Komünistler "Kuruçeşme Toplantıları", ÖDP, SDP, SEH, vb. örgütsel arayışlar yerine sosyalizmin asıl sahibi işçi sınıfı ve emekçi halkları nasıl hareketlendireceğinin hesabını yapar. Kendiliğinden, ikâmeci ve sosyal meşruiyeti ve devrimci yasallığı olmayan örgütlenmelerden uzak durur. Onların yıkıcı ve sulandırıcı çabalarının önüne barikat örer.
Günümüzde sorumluluk üstlenen kadrolardan, 15/16 Haziran Hareketi ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK)'nin, bugünkü sınırlı bilgilerimizle iyi incelenmesi, eleştirel katkılar yapılarak çeşitli ve çok yönlü ders ve sonuçlar çıkartılması bekleniyor.
Türkiye coğrafyasında, etkinliğe çağrılı yabancı konukların örgütsel deneyimlerinden hiç de aşağıda olmayan yerli iç deneyim birikim ve zenginliğimizin öne çıkarılması daha doğru olacaktır.
Anılan dünya deneyimlerinden de öğrenebiliriz. Fakat onları yüceltip örnek olarak sunarak değil, eleştirel katkı yaparak işçi sınıfına ve emekçilere tutulacak "Ana Halka"yı anlatmalıyız.
İkinci eleştirimiz: Salonu dolduran işçi sınıfı temsilcilerine bir siyasî eğilimin sloganlarını "bombardıman" misali propoganda etmek "Söz
Alınterinin Kurultayının amaç ve hedefleri üzerine oturtulmamalı. Aji- tasyon, propagandanın nasıl yapılması gerektiği ve sendikal hareketin genel çıkarları üzerine kafa yorularak, öznelcilikten uzak durulmalıdır. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği sorunsalı o kadar sömürüldü ki, yeni arayış ve yönelişler dar grup çıkarlarını aşarak geneli kucaklayıcı olmalıdır.
Üçüncü eleştirimiz: "Yeni sendikal anlayışlar, özellikle de sendikasız ve sigortasız işkollarında (sanayi siteleri, küçük işletmelerde) öne çıkartılırken, modern üretim yapan işkollarında ve fabrikalarda da öne çıkarılmalıdır.
'Devlet sendikacılığı' anlayışı her iki kesimdeki 'doğrudan demokrasi' haklarını kullanma durumundaki bilinçli işçi önderliklerinin darbe almaması için yaratılacak "fiilî durum"ların strateji-taktiklerinin doğru tahlil edilmesi gerekiyor.
Özellikle de sendikasız, sigortasız çalıştırılan tekstil, vb. gibi işkollarında işçi sınıfı büyük bir sömürü ve baskı altındayken, kimi sollar "ezilen" edebiyatıyla işçi-kitle çalışması yaptığını zannediyor. "Ezilen" literatürü Marksizm dışıdır. Ayrıca, "her koşulda direniş" yöntemini propaganda edenler de oldukça fazladır. Direniş geleneği bizatihi işçi sınıfının sınıfsal mayasında vardır. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği- bütünlüğü bilinci ile hareket edildiğinde hangi direnişlerin kalıcı, hangilerinin işçi sınıfının talep ve ihtiyaçlarından uzak olduğunu hesaplamak durumundayız.
Direniş gelenekleri taş üstüne taş koyuyorsa, işçi sınıfını bütünleştiriyor ve ileri bir basamağa sıçratıyorsa, bu arada burjuvaziye geri adım attırıp işçi sınıfının talep ve ihtiyaçlarına cevap veriyorsa çok değerlidir. İşçi sınıfını maceraya, anarşizan yöntemlere iten ve önü arkası hesaplanmamış direniş tahriklerinden uzak durulmalıdır.
15/16 Haziranları yaratan yoldaşlarımızla geldiğimiz "Söz Alınterinin Kurultayında çağrılı konuklara değil de bir siyasî eğilimin sloganlarına daha çok önem verildiğini gördük. "Özel karşılama" gibi bir bekleyiş içinde de değildik. Asla! Fakat "kurultay"a bulunduğumuz coğrafyadaki özgün çıkış deneyimlerimizden ve de mücadelenin ateşinden gelen militanlar katılmıştı. Bir "merhaba"yı da herhâlde hak etmiştik. Etkinliği düzenleyenler büyük masraflara girmiş, Marksizmi sahiplenmiş, önemli devrimci döviz ve sloganlarla salonlarını süslemiş, konuklara yemek-ayran-çay ikram etmeyi düşünmüş, yabancı konukların geliş-gidiş ve konaklama işini üstlenmiş, İstanbul ve diğer illerden işçi-işsiz temsilcileri organize etmeyi başarmıştır.
Salonda sigara içilmesini ve de tuvaletlerden 0.50 YTL karşılığında "def-i hacet" edilmesini de önleyebilmeliydiler demekten kendimizi alamadık.
Kolektifimiz açısından: "Söz Alınterinin Kurultayı" gibi etkinlikler düzenleyen öteki Dergi çevrelerinin de çabalarına büyük değer veriyor, Devrimci ve Marksist Sol kaynaklı bu türden arayışların çabalarının eleştirel katkılarla desteklenmesini uygun buluyoruz.
Çeşitli telif eserlerimizde, SORUN Polemik Dergimizde sıkça işlediğimiz konuların sulandırılmadan tartışılmasını istiyoruz. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği sorunsalının daha fazla yara almadan bilince çıkarılmasını diliyoruz. Çeşitli etkinlikleriyle işçi sınıfı eksenli yönelişler içindeki mücadele arkadaşlarımızın II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi (II. TTKK) yöntemini dar grupsal yönelişlerin önüne getirmelerini, birleşik, bütünlüklü çabalarımızla işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketimizi buluşturup bütünleştirecek etkinlikler üzerine düşünmeye çağırıyoruz. Sistemin faşist baskı ve teröre "rahatlıkla" başvurduğu şartlarda II. TTKK yönteminin önüne bu türden "kurultay" deneyimlerini mı koymalıyız?
SORUN Polemik
14 Mart 2006
