Maskeli Baloda Faşizm

Serhat Munzur

Farklı örgütsel mekanizmalar içerisinde bulunma durumlarına gö­re finans kapitalin diktatörlüğü, faşizm üzerine yapılan tanımlamaları ve coğrafyamız tarihinde kimlerin faşist ya da hangi dönemlerin faşizm olarak adlandırılması gerektiği yönündeki belirlemeleri, ülkemizdeki Marksistler arasında çeşitli farklılıklar göstermektedir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki bu farklılıklar, faşizmin en azından tanımı nokta­sında ülkemiz Marksistlerinin, temelde birbirinden bağımsız ve ayrı ta­nımlar getirerek, çok farklı çözümlemeler yapmalarına neden olacak boyutlarda değildir.

Genel bir değerlendirme ile diyebiliriz ki, adı geçen kesim, faşizm- in-devlet tekelci kapitalizminin hüküm sürdüğü herhangi bir ülkede, demokratik hak ve özgürlükleri ortadan kaldıracağını, soysal yaşantıyı militaristleştireceğini bilmektedir. Bununla beraber, faşizmin ideolojisi­nin, baskı, sömürü, kaba güce-zora başvuran insanlık dişilik, ırkçılık ve şovenizm olduğunu ve faşizmin iktidara gelmesi durumunda başta komünistler olmak üzere tüm muhalefet kesimlerini, işçi sınıfını ve emekçi halkları sindirmeye yönelik faaliyetlerde bulunacağını, bunu in­sanlık dışı yöntemler ile şiddet uygulama biçiminde hayata geçireceği­ni, genel bir belirleme olarak ifade ederler.

Yukarıdaki bu tespit, ülkemiz komünistlerinin üzerinde ortaklaşa- cağı bir tanımlama olmakla birlikte, farklı politik kimliğe sahip birey ve gruplarca da sahiplenilir (demokratlar, yurtseverler, sosyal demokrat­lar, sosyalistler vb.) .

Faşizme getirilecek genel bir tanım noktasında düşünsel alanda ortaklaşabilen ülkemiz komünistleri, faşizmin dönemsel ayraçları ve ül­kemiz tarihindeki yeri noktasında net ve bütünlüklü bir tanım getire­memektedirler. Bu durum ise faşizme karşı mücadele metodunun nasıl olması gerektiği ve faşizmin yükselişi sürecinde, faşizme karşı müca­dele etmenin tek sonuç alıcı yöntemi olarak sınıfsal temelde birlik oluş­turmanın hangi koşullarda ve hangi tarihsel dönemde, hangi sınıfsal güçlerle yapılması gerektiği noktasında fikir ayrılıkları yaratarak, muh­temel birliğin önünde bir engel oluşturmaktadır.

Sınıflar mücadelesinin belirlediği siyasal konumları anlamak ve faşizmi tarif edebilmek için burjuvazi-proleterya ve küçükburjuvazi ara­sındaki ilişkilere ve aralarındaki kuvvet ilişkilerine bakmak gerekir. Fa­şizm tanımında somut şartların somut tahlilinden hareket etmek zorun­ludur.

Türkiye özelinde faşizmin bu düzeyde "rahatça" işbaşı yapabilme­si proleter devrimci PARTİ'nin eksikliği yüzündendir.

"İç savaş"ın, devrimci durumların yenilgi ile sonuçlanması da PARTİ'rim (Devrimci Marksizmin) değil, küçükburjuvazinin sınıfsal, ideolojik, teorik, pratik ve örgütsel zaafları yüzündendir.

Bilinen odur ki, komünistlerin birlik oluşturması ya da "komünistle­rin birliği" (ki bu son aşamada komünist parti olarak açığa çıkar) faşiz­min ağır baskı koşulları altındaki bir dönemin zorunluluğundan değil, komünist mücadelenin ancak bu şekilde varolabileceği gerçekliğinden kaynaklanmaktadır. Devrime giden yolun temel dayanağı olarak kar­şımıza çıkan birlik fikriyatı, ülkemiz Marksistlerini, faşizmin yükseliş dönemlerinde dahi bir araya getirememiştir. Bunun bir sonucu olarak ise, faşizmin tüm uygulamalarıyla açık bir biçimde ülkemizde askeri darbeler yoluyla iktidara geldiği her dönemde "sol" yenilgiye uğramış ve yeniden nefes almayı ancak uzun yıllar sonra başarabilmiştir. Ül­kemiz Marksist hareketinin, bu olumsuz öznel durumu göz önüne alın­dığında, faşizme yönelik getirilen tanımlar ve onun coğrafyamızdaki dönemsel ayraçlarını açımlamaya dönük belirlemeler daha bir önem kazanmaktadır.

Bilinmelidir ki; komünistlerin genelde ülkemizdeki tüm olay, olgu ve kavramları, özelde ise faşizmi ve onun tarihsel seyir sürecini belir­lemeye yönelik çabalarının nedeni sadece sosyoloji ya da tarih "bilimi­ne" Marksist bakış açısıyla yaklaşma arzuları değil, bununla birlikte fa­şizmin ideolojik ve sınıfsal karakterini ve onun tarihsel seyir sürecini daha iyi anladıklarında, ancak ona karşı daha iyi savaşabilecekleri gerçekliğinden kaynaklanmaktadır.

Faşizmin Marksist tanımına bakıldığında açık ve örtülü olmak üze­re iki ayrı sıfatla anıldığı görülür. Faşizm, tarih sahnesine bu açık ve örtülü olan iki biçimiyle çıkmış ve dünyanın farklı coğrafyalarında bu biçimleri ile bir çok kez varolmuştur.

Açık faşizmi, iktidarın faşizm tarafından aleni bir şekilde ele geçi­rilmiş olduğu, devlet mekanizmasının tüm yasallıklarını faşizmin dene­timine -hizmetine- sunduğu, tek dil, tek din, tek ırk-ulus, tek vatan, tek bayrak ve benzerlerinin tek olması zorunluluğu (monolitizm- korporatizm) teoremine dayandıran, bunun farklı bir biçimi olarak da "tek adam" tarafından yönetilen devlet tekelci kapitalizminin terörist bir diktatörlüğü olarak tanımlayabiliriz. Adından da anlaşılacağı üzere açık faşizm, faşizmin tüm insanlık dışı baskı yöntemlerini, kendi iktidarını (devlet tekelci kapitalizmini) korumak adına açık bir şekilde uygulayan, her türlü terör, katliam, soykırım uygulamalarında bulunan bir iktidar biçimidir.

Faşizmin afişe olmuş bu açık iktidar biçiminin yanında, örtülü fa­şizm diye adlandırılan ve kitleler tarafından algılanmasının zor bir ihti­mal olduğu bir biçimi daha mevcuttur. Örtülü faşizm diye tanımlanan bu biçim, iktidarda olduğunu, ülke yönetimini elinde bulunduruyor ol­duğunu, çeşitli demagojilerle kitlelerden bilinçli bir şekilde gizleme ba­şarısını göstermektedir. Faşizmin bu biçimi, uygulamalarını, terör ve katliam hareketlerini "yasal meşruluk" içerisinde değil de çoğu zaman gizli-fiilî bir şekilde yapmaktadır. Bu yöntemle hem iktidarını korumak­ta, hem kitlelere gözdağı vermekte, hem de devletin "demokratlığına" toz kondurmamaktadır. Yine faşizmin bu biçimiyle devlet çoğu zaman parlamenter demokrasiyle yönetiliyormuş gibi gösterilmeye çalışılır. Bu görünürde olmayan iktidar modeli, katliamlarını ve baskı uygulamaları­nı, kitlelerin açık bir şekilde göremeyeceği koşullarda ve mekânlarda (cezaevleri, işkencehaneler, karakollar, dağ başlarındaki yoksul köyler vb.) uygulayagelmektedir. Tüm bunların yanında örtülü faşizmin bir ka­rakteristiği de bu terör ve katliam uygulamalarını her zaman gizli bir şekilde yapmaması, kimi zaman toplumun gözleri önünde; alenî olarak uygulayabiliyor olması gerçeğidir.

Ülkemizin tarihsel dönemlerine ait faşizm tahlillerinde bulunmak bu yazının sınırlı hacmi içerisinde mümkün olamayacağından, bu ko­nuya ilişkin sadece ana başlıklara değinmek durumundayız.

Ülkemizde, adı geçen açık ve örtülü faşizm koşulları, cumhuriyetin kurulması ile birlikte, belirli aralıklarla tekrarlanagelmiştir. Cumhuriyetin kurulması aşamasında baş gösteren açık faşizm koşullarını, tek partili dönemin sonuna kadar götürebiliriz sanırım. O yıllarda uygulanan te­rör, katliam ve baskı yöntemlerinin (İstiklâl Mahkemeleri, Kürt katliam­ları, Kızılbaş katliamı, farklı etnik ve dini topluluklarının asimilasyon yöntemi ile ırkçı bir bakış açısının ürünü olarak Türkleştirilme ve Müs- lümanlaştırılmaya çalışılması, dönemin komünistlerinin vahşi bir şiddet uygulanarak katledilmeleri vb.) adı geçen açık faşizm koşullarının ta kendisi olduğu görülmelidir. Gene faşizmin iktidarı ile birlikte açığa çı­kan tek dil, tek din, tek ırk-millet, tek vatan, tek bayrak vb. gibi ırkçı- şovenist bakış açısının bir yansıması olan kavramların o dönemde coğrafyamızda ortaya atılması ve kitlelerin bilincine sokulmaya çalışıl­ması, faşizmin iktidar olduktan sonra uygulayageldiği yol ve yöntemle­rin aynısının hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. Aynı şekil­de faşist iktidarın tek bir "ulu" kişilik tarafından yönetiliyor olması ger­çeği coğrafyamızdaki karikatürü ile de sınanmıştır. Evrensel ölçekteki faşizmin karakteristik özelliklerinin hemen hepsini bağrında taşıyan, cumhuriyetin ilk yıllarının en son büyük katliamı olan "Dersim Harekâtı" sırasında iki yıl içerisinde yetmiş bin Dersimli katledilmiş, bir o kadarı da sürgüne gönderilmiştir. Bu örnek bile dönemi tanımlarken sistemin doğru bir tahlilinin yapılmasına yönelik ipuçları vermektedir.

Tek partili dönemin sona erişi ile birlikte ise liberal "kısmî demok­ratik" açılımların uygulanması ve çok partili döneme geçilmesi faşist uygulamaların son bulması anlamına gelmemiş, bu uygulamaların gizli bir şekilde devam etmesinin koşulları yaratılmıştır. Bundan sonraki dö­nemde ise açık faşizm yaklaşık her on yılda bir gerçekleşen askeri darbeler ile birlikte demokratik devlet maskesini kullanma ihtiyacı duymadan iktidarını sürdürmüştür. Yani sistemin, finans kapitalin çı­karları doğrultusunda organize ettiği bir maskeli baloda, devlet tekelci kapitalizminin çıkarlarının zedelendiğini hissettiği anda maskesini in­dirme yolunu seçebilmektedir. Bahsi geçen maske de elbette ki de­mokratik devlet (siz "demokratik cumhuriyet" diye okuyunuz) maskesi- dir. Daha doğru bir tanımla faşizmin maskeye hiçbir ihtiyacı kalmadığı da görülmektedir.

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde uygulanagelen şiddet, katliamlar ve "yasal" uygulamalar (OHAL) açık faşizm koşullarının böl­gede hemen her dönem varolduğunu gösterir nitelikteki örneklerdir.

Örtülü faşizm koşullarının yaşandığı günümüzde ise Avrupa Birliği emperyalist bloğuna entegre olma sürecinde açığa çıkan görece "de­mokratikleşme" atılımlarının iktidarın hegemonyasını kısmî de olsa sarsabilecek olması ihtimali düşüncesi, iktidarı ürkütmüştür. Bunun önüne geçebilmek adına ise çıkarları belli ölçülerde zedelenen devlet erki, hem AB ile uyum içerisinde olarak sözde demokratik yasalar çı­karmakta, hem de gene AB ve daha ağırlıkta ABD'nin gözetimi altında faşist uygulamalara yasal zemin hazırlayabilecek yeni yasalar (TMY, GSS vb.) çıkarmaktadır. Militarist devlet aygıtının kendisini varetme çabalarından biri olarak askeri operasyonlara hız vermesi ve büyük çaplı bir savaş-çatışma ortamı yaratmaya yönelik hareketliliği, gene içeride sivil faşist güruhları, ırkçı ve şovenist propaganda ile azdırma çabaları gittikçe yoğunlaşmakta ve ülkenin çeşitli yerlerinde bu yoğun­laşmanın bir sonucu olarak, faşist güruhlar, devrimci ve muhalif kesim­lere, üniversitelerdeki ilerici öğrencilere ve Kürt halkına yönelik provakatif saldırılarını arttırmaktadır. Şovenist politikalardan etkilenen halk yığınları ise linç histerisi ile hareket ederek komünistlere, Kürtlere ve kendileri gibi düşünmeyen hemen herkese yönelik saldırılarda bu­lunmaktan çekinmemektedir. Devletin kolluk güçleri, şiddet ve baskı uygulamalarını arttırarak devrimciler üzerinde bir yılgınlık yaratma ça­bası içerisindedir.

Tüm bu verili durum değerlendirildiğinde faşizmin, ülkede yeniden maskesini indirmeye başladığı ve çirkin yüzünü bir kez daha açık bir şekilde gösterebileceği varsayımında bulunabiliriz.

Yazının başında da belirtildiği gibi ülkemiz sol hareketi faşizmin gelişim sürecini ve iktidarı açık bir şekilde kullanabilme dönemini bü­tünlüklü bir şekilde çözümleyememiştir. Bu durumun bir sonucu olsa gerek ki, günümüzde faşizmin yükselişine rağmen, bu yükselişi fark edemeyen ve dolayısı ile bu durum karşısında nasıl bir çözüm üretil­mesi gerektiği noktasında düşünmeyen bir çok "sol" çevre bulunmak­tadır. Bu madalyonun bir yüzü olarak karşımızda durmakta iken ma­dalyonun diğer yüzünde ise yükselen faşizme karşı bir şeyler yapma bilincine "ermiş" "sollar" bulunmaktadır. Ancak bu bilince ermiş olan "solların" getirmiş oldukları çözüm önerileri ve yöntemleri tutarlı ve bi­limsel olma iddialarından uzaktadır. Komünist kadrolar arasında ortak cepheler oluşturma fikri, faşizme karşı dahi olsa tutarlı bir Marksist perspektifi yansıtmamaktadır. Komünist kadrolar arası birlik "PARTİ" perspektifi doğrultusunda gerçekleşecek bir birliktir. Bu türden sınıfsal- ideolojik-politik bir birlik ancak, komünist idealleri gerçekleştirebilecek bir sonuç alıcılığa sahiptir ve gene ancak bu türden sınıfsal bir birlik faşizme karşı sağlam bir duruş sağlayabilir.

Maskeli balodakilerden faşizm cenahının artık maske falan kul­lanmadığı koşullarda, peki parti maskesi takmış "sol" örgütler ne za­man faşizme karşı mücadelede tutulacak 'Ana Halka'yı keşfedecek ya da maskelerini indireceklerdir?

21 Nisan 2006

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.