İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden BİZİM ŞİİR ANTOLOJİSİ'nin Yankıları

Sorun Polemik

Bu sayımızdan itibaren Kolektifimiz'in yayımladığı Antoloji hakkın­da bize ulaşan değerlendirmelerin yayınlanmasını uygun buluyoruz. Bu yankıların da doğruladığı gibi ilerici, demokrat, devrimci, yurtsever, sosyalist ve Marksist cenahımızın birlikte yapacağı daha çok iş vardır.

Antolojinin üretiminde rol ve sorumluluk alan bizim insanlarımızın verdiği kolektif mesaj yerini bulmuştur.

Antolojinin bilinen ilkeler doğrultusunda üretilmiş oluşu, dağıtı­mında, kimi roller üstlenen insanlarımızın bu yoldaki özverisi "bizim" denilmesini uygun bulan ve hak eden herkesi/hepimizi sevindirmiştir.

Bizimkilerin kolektif adımının sağlı "sol"lu burjuva basınında yankısını bulmayışı şu aşamada doğaldır. Ancak, Antoloji dışında faaliyetine başlayan internet sitemizin de işbaşı yapışı (www. sanatcephesi.org) ve de bu yolda sırada olan kitap üretiminin peş peşe gündeme getirilişi her türden kuşatmayı da kırıp aşacaktır.

Antoloji hakkında sırasıyla ODAK, YÜRÜYÜŞ ve TAVIR dergi­lerinin duyarlı davranarak organlarında yer verişi de önemli bir geliş­medir. Sanat, estetik ve politikanın bir ve aynı yerde olduğunun bilin­cinde olan çevre ve yapıların Antoloji üretimi karşısında daha fazla "suskun" kalamayacağı da aşikârdır.

Emperyalizmin, kapitalizmin yoz ve kozmopolit "kültür" politikasına cenahımızın kolektif biçimde oluşturacağı "Karşı Kültür" taarruzu ile anlamlı, daha pek çok örnek sunulacaktır. Antoloji bunun işaretini de vermiş ve de almıştır.

Hâkim gerici sınıflar ittifakının kültür alanındaki politikaları da yine kolektif etkinliklerimizle geri adım atmak zorunda kalacaktır.

Resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojilerin yörüngesine girmiş bazı sanat anlayışlarının da böylelikle işlerinin zorlaşacağı anlaşılmaktadır.

Antolojide de ayrıntılı işlediğimiz gibi; hiç bir burjuva baskısı ve te­rörü bizim ilerici insanımızın kolektif adım ve etkinliklerini geriletmeye gücü yetmez.

Kolektifimize ulaşan mektupları şöyle sıralamak istiyoruz:

Merhaba,

Postalamış olduğunuz "İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi" elimize ulaştı. Emeğiniz için ve emeği geçen tüm arka­daşların eline, yüreğine sağlık diyerek sizleri selâmlıyor, çalışmaları­nızda başarılar diliyoruz. Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.

22 Şubat 2006 Ümitİlter

1 Nolu F Tipi Cezaevi, A7/19 Kandıra-Kocaeli

Şair mektubuna Ahmed Ariften şu dizeleri de eklemiş:

Ne alnımızda bir ayıp

Ne koltuk altında

Saklı haçımız.

Biz bu halkı sevdik

Ve bu ülkeyi.

İşte bağışlanmaz

Korkunç suçumuz...

Sevgili İsmail, Sevgili Kemâl,

Merhaba. Sevgi ve özlemle kucaklıyorum. Nasılsınız? Umarım sağlığınız, moraliniz yerindedir. Ben, bizler iyiyiz. Hazırladığınız, gön­derdiğiniz şiir Antolojisi elimize ulaştı. Teşekkür ediyorum. Beklediğim­den daha güzel bir Antoloji olduğunu söylemek istiyorum. Sizi ve eme­ği geçen herkesi kutluyor, ayrıca teşekkür ediyorum. Ellerinize sağlık. Emeklerinizin, çabalarınızın boşa gitmeyeceğine, çalışmalarınızın de­vamının geleceğine inanıyorum.

Antoloji'yi tanıdıklara duyurmak, çevremizde tanıtımını yapmak dı­şında üzerimize düşen, yapmamız gereken şeyler olursa yazacağınızı, haberdar edeceğinizi biliyorum.

Tüm emeği geçenleri tekrar kutluyor, çalışmalarınızda başarıları­nızın devamını diliyorum.

Sağlıcakla kalmanız, kendinize iyi bakmanız dileğimle, selam ve sevgilerimizle...

13 Şubat 2006

Hasan Şahingöz 24 Nisan 2006 tarihli mektubunda ise Antoloji ile Sa­nat Cephesini şu satırlarla değerlendiriyor:

Merhaba,

Bilmiyorum elinize ulaştı mı, size "Bizim Şiir Antolojisi" ile ilgili bir mektup göndermiş, Antoloji'yi beğendiğimi, değerli bir çalışma oldu­ğunu belirtmiştim. Elbette ki içerik olarak da değerli; ama Antoloji'nin asıl değerinin yüklendiği misyondan geldiğini düşünüyorum. Antoloji kurumsal karşılığını "Sanat Cephesi"nde buluyor ya da bu "cephe"nin pratiğe yansımasının ilk adımı Antoloji oluyor. Elbette ki on yılların bi­rikimine, deney tecrübesine, bilgisine sahip bir kurum olarak Marksist- Leninistlerin, devrimci demokratların birlikteliğinin neden sağlanama­dığını, birlikteliğin mutlaka sağlanmasının aciliyet ve önemini siz ben­den çok daha iyi bilirsiniz. Mutlaka ki "Sanat Cephesi" "Bizim Şiir Anto­lojisinde birlikteliğe verdiğiniz / verilen önemin bir sonucu olmalı. Tam bu noktada ben de sizin çalışmalarınızı, çabalarınızı, "Sanat Cephe­sini değerli, önemli buluyorum.

"Sanat Cephesi" ile ilgili hazırlanan "iç yönetmelik" taslağı elime ulaştığında düşüncelerimi, olduğu takdirde eleştiri ve önerilerimi de ile­teceğim sizlere. İleride (dilerim fazla uzun sürmez) "Sanat Cephe­sinin, kendi kurumlarının, yayın organlarının, kültür merkezlerinin, ya- yınevin/evlerinin müzik, tiyatro, vb. grupların da olacağı, olması gerek düşüncesi şimdiden beni sevindiriyor, heyecanlandırıyor. (...)

Antoloji'de "Toprak Yeşertecek Renklerimizin En Güzelini" (s.272) ve "Unutma On Beşleri Karadeniz" (s.273) isimli şiirlerde dizgi hata­ları var. Toprak Yeşertecek... isimli şiirin ikinci dizesindeki "Renklerimi­zin" değil "Renklerinin" olacak. Yine aynı şiirin sekizinci dizesındeki ilk sözcük "Kırmızının"değil, "Kırmızısını"olacak.

Unutma On Beşleri...isimli şiirin son (3.) dörtlüğünün son dizesin- deki (2.) sözcük,"bayrakları" değil, "bayraklarını" olacak. Sanıyorum bu türden teknik hatalar ikinci baskıda düzeltilecektir.

24 Nisan 2006 Hasan Şahingöz

1 Nolu F Tipi Cezaevi, C-Tek55-Tekirdağ

Merhaba,

(Ruhan Mavruk'a mektubundan)

(...) "Bizim Şiir Antolojisi"ni almıştım. Görüş (kapalı-açık), haber­leşme (tel, mektup, fax, vb.) hücre, vb. cezalar gibi 'malûm' durumdan aldığıma dair bir cevap da yazamadım. Bu anlamda teşekkürlerimi be­lirtmek istiyorum. Ayrıca,SORUN Polemik'te okuduğum ve Sayın Ke­mâl Kök'ün kaleme aldığı yazıdan hareketle bazı önerilerde de bulun­mak istiyorum. Ama evvela 'Bizim Şiir Antolojisi'ni hazırlayıp yayımla- dığınızdarı dolayı emeği geçen herkesi takdirle kutluyor, benzer çalış­malarla devamını diliyorum.

Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de Antoloji, vb. çalışmalar ko­nusunda Sorun Yayınları Kolektifi'nin duyarlılığı bilinmektedir. Ancak, Sayın Kemâl Kök'ün de belirttiği gibi sanatsal ilerleyişimizin güçlenerek ilerlemesi için yeni projelerle yeni ürünler ortaya çıkarmalıyız. Duyarlı yazarların bu konuda gerekli desteği sunacağına eminim. Tıpkı Antolo- ji'de olduğu gibi, kolektif üretimlerin bir ya da bir kaç örneği neden da­ha ol masın... Bu konuda önerim, öykülerden oluşan (konu serbest) bir seçki çalışması yapılabilir. İçeriden ve dışarıdan katkılarla...İkinci konu, tarihte ve günümüzde yazmanın önemi olabilir. Ebedî ve genel anlam­da yazım konusu...Ülke tarihinde çokça örnekleri var. Geçmiş ve bu­gün.

Şiir dışında öykü çalışmalarım da var. Roman çalışması da ayrıca var. Okumaya da özen gösteriyorum.

Yılbaşı dolayısıyla Sorun Yayınları Kolektifi'nin yollamış olduğu tebrik kartını (45 gün sonra) yeni aldım. Malûm haberleşme engelin­den dolayı...Ben de yeni yıl için yazmıştım...(ulaşmadı-y.n.).

Bitireceğim. Değerli Hocamız Sayın Sırrı Öztürk'e ve tüm dostlara buradan saygılarımı yolluyorum, esenlikler diliyorum.

Özgür yarınlarda buluşmak umuduyla, selam ve saygılar...

10.3.2006 Ercan Tanrı verdi

2 Nolu F Tipi Cezaevi C1-69 Karıdıra-Kocaeli.

Sorun Yayınları Kolektif?nin notu:

"Bizim" diye söze başlayanlar birbirlerine ne resmî olarak "sayın" ne de alışılagelmiş saygı anlamında "hocam" diye hitap eder. Daha uygun hitap etme geleneklerini üretmek durumundayız.

Merhaba,

(Ruhan Mavruk'a mektubundan)

Aşiyanlar kuşları bekliyor Mavi ırmaklar balıkları İçimde kıvrılan patikalar Sizleri bekliyor dostlar Sizleri

Gelin de aşındırın işleyin İçimdeki patikaları ayak izlerinizle Dolu dolu öyküler biriksin Benim de ta içimde

En sıcak dostluk duygularımla merhaba diyor, şahsınızda 'Bizim Şiir Antolojisi'nde emeği geçenler başta olmak üzere, tüm Sorun Ya­yınları Kolektifi çalışanlarına selâm, sevgi ve saygılarımı gönderiyo­rum.

Gönderdiğiniz SORUN Polemik Dergi'lerini ve 'Bizim şiir Antoloji- si'ni aldığımı bir selâm ile birlikte bilgilendirmek istedim. Kendinize iyi bakmanız dileği ile esen kalın!

Sevgi ve ışık daima sizlerle olsun!

8.2.2006 Musa Şanak

2 Nolu F Tipi Cezaevi-Sincan-Ankara

Sevgili Sırrı Öztürk Merhaba,

"İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi" kitabınızı aldım. Çok çok sağolun.

Emek verilen, güzel, değerli bir çalışma olmuş. Tüm emeği geçen­leri, çaba sarfedenleri sizin ve Yayın Kolektifiniz'in şahsında kutluyo­rum.

Ayrıca her defasında "aldım" diye haber veremesem de SORUN Polemik Dergisi'ni de düzenli alıyorum. Bu nedenle de ayrıca sağolun.

Birşey öğrenmek istiyorum. Sanırım kitap genel dağıtıma verilme­di, yani kitapçılarda satılmıyor. Yayınevinin bir yazısından böyle bir an­lam çıkardım.

Çevre tanıdıklarımız bu kitabı edinmek isteyecektir. Eğer kitapçı­larda yoksa, nasıl alacaklar-örneğin İzmir'de tanıdık çevreler kitabı al­mak isteyecektir. Başka iller için de geçerli bu.

Bu konuda bilgi verebilirseniz sevinirim.

Ayrıca, aile ve yakın çevrem için üç-beş adet kitap da edinmek is­tiyorum. Hediye olarak vereceğim kitaplar bunlar. Yanlış anlamamanı­zı, hiçbir başka niyet anlaşılmamasını vurgulayarak, açıkça sorayım: Ücretsiz olarak birkaç tane daha yollama olanağınız var mı?

Kitapta her şiiri olan böyle istemde bulunsa, Yayınevi altından na­sıl kalkar kaygısını da taşıyarak ve çekinerek soruyorum bu konuyu.

Umarım farklı anlamlar çıkarılmaz.

Çalışmalarınızın devamı dileklerimle, tüm SORUN Polemik çalı­şanları ve dostlarını sevgiyle selamlıyorum.

Size de sağlık ve başarılar dileklerimle...

Yürekten sevgi ve selâmlarımla.

Yeni yıl kartınız çok anlamlıydı. Duyarlığınız için ayrıca kutluyorum.

21.2.2006 Muzaffer Öztürk

F Tipi Cezaevi C-Tek 54-Tekirdağ

Sorun Yayınları Kolektifinin notu:

Devrimci ve Marksist Yayın Kolektifleri sistemin çok yönlü kuşat­ması altında işlevsel olmanın kavgasını vermektedir. Burjuva dağıtım ağını yeterince kullanamıyoruz. Kitaplarımızı İstanbul'dan Alfa,Yeni Çizgi, Sosyal; Ankara'dan Dost dağıtım dışında hiç bir dağıtım kurulu­şu dağıtmıyor. "Asalak" (ne kapitalist ne sosyalist) dağıtım(!)cılara da kitap vermiyoruz. Yayınevimize bizzat gelen "bizim" okurumuza, ayrıca Kitap Fuarlarına gelen insanlarımıza özel indirim uygulayarak kitap ve­riyoruz. Cezaevlerindeki insanlarımızı da asla ayırmıyoruz. Elimizde olanı değil gerekeni yapıyoruz.

Merhaba,

Yılbaşı kartlarını ve Antoloji'yi aldık. Antoloji'yi beğendik. Tahmin ettiğimden daha nitelikli buldum. Şimdiye kadar genel imaj Devrimci Kadro'ların şiirlerinin sloganik olduğu yönündeydi. Antoloji için seçilen şiirler, kaba ajitasyonun dışında olan ve belli bir estetik nitelik taşıyan türden şiirler olmuş. Sanat-Edebiyat-Estetik, vb. ile ilgili yazılar, komple olarak bir arada değerlendirildiğinde, belli bir bakış açısı, belli bir çer­çeve oluşturuyor. Kitabı eline alan ilgili her okur, şiirde birçok üslup, tarz veya örnek görme imkânı bulacaktır. Marksist şair adaylarının kendi tarzlarını inşaa etmede bir manivela işlevi görebilir. Fildişi kule­lerden ahkâm kesen ve "aşağıdakiler"i şiirlerine meze yapan eloğulları da görsün ki tarihin tekerleğinin döngüsünde dişli olarak rol oynayan eyleyiciler kendi edebiyatını oluşturmaya muktedirdir. Emekçiler önle­rine çekilen perdeleri yırtabilir. Tabii ki bu 'Sanat Cephesi' önermesini gerçekleştirme doğrultusunda organize adımların sürekli kılınabilmesi- ne bağlıdır. Aynı bağ, sınıf-kadro ve partinin örgütlenmesi sorununa kadar uzanır gider. Bütünsel problemlerin çözümünde böylesine kolek- tivist adımların atılabilir olduğu gösterilmiş oluyor...

Antoloji vasıtasıyla merak ettiğim Kemâl ve İsmail, vb. 'nin cemal­lerini de görmüş oldum. Ayrıca Coşkun Ince'yi görünce hemen çıkar­dım. Tıbzet işçi direnişinden tanıyorum onu...

(...) Mahkemelere sevk sırasında konuşma imkânı bulduğum ar­kadaşlara Antoloji'den söz ettim. Önceleri bu işi küçümseyenlerin üreti­len eseri gördükten sonra katılmadıkları için çok pişman olduklarını da gördüm.

(...) Herkese selâmlarımı iletiyorum. Görüşmek umuduyla...

14.2.2006 Turgay Ulu

2 Nolu F Tipi Cezaevi B1-7-28 Kandıra-Kocaeli

Değerli Dostlar,

"İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi" kitabını heyecanla okudum. Üzerinde çok yönlü düşündüm...

Öncelikle birlikte olabilme, birlikte iş yapabilme ve asıl olarak birbi­rimizi "bizim" diyerek sahiplenme konusundaki kısırlığımızı kırma yö­nünde önemli bir adım olarak görüyor; Antoloji'ye emeği geçen dostları ve Sorun Yayınları Kolektifi'ni yürekten kutluyor, teşekkürlerimi iletiyo­rum.

Evet evet, sizin deyiminizle "bizim cenah "ta, benim de "ırmağın bu tarafında" diye ifadelendirdiğim cephemizde, çok köklü hesaplaşma­mız gereken yanlış anlayışlarımız mevcuttur.

"Eylem Birliği"ni bile "kimin kimi kullandığı sorunudur" diye ele alıp, eğer bana ('proletaryanın temsilcisine!') hizmet ediyorsa yaparım, diğerlerine ('oportünist, revizyonist, küçükburjuva devrimcisi, parla- mentarist, legalist,vs.,vb.') hizmet edecekse neden onun kuyruğuna takılayım gibi anlayışlarımızla hesaplaşmalıyız. "Devrim Cephesi'nin Çıkarı"nı,"öncülük" çıkarımızdan öne almak hatta gerçekte "öncülük" çıkarımızın da bunu gerektirdiğini bilmek durumundayız.

Antoloji çalışmasını bu noktada olumlu bir çalışma olarak görüyo­rum. Fakat, politik çevrelerin henüz bu çemberi aşamadıklarını düşün­düğümden, bu olanağın iyi bir şekilde değerlendirilebileceğini beklemi­yorum. Devrimci tabanda, emekçiler içinde birlikteliğimizi göstermek, ortak duygular geliştirmek için Antoloji iyi bir vesile olabilir...Henüz bu olgunlaşmaya ulaşamamış olmamız çok üzücü.

Elbette ideolojik-teorik farklılıklarımız var, bunları (deyim uygunsa) çarpıştıracağız da. İyi de olur...Fakat güncel, dönemsel olarak ortakla- şabileceğimiz o kadar çok şey var ki... Bu yönlü pratiklerimiz, cephemizi ve "öncü" pozisyonumuzu hayal edilemeyecek oranda geliştirecektir.

Bütün devrimciler yoldaş imdir halk tarlasının çiçekleri kimin dalına zarar gelse yeni filiz için can feda

bütün devrimciler yoldaş imdir

yoldaşımdır sevda yolunda çarpışanlar

emaneti taşıyan dostlar

tutuşalım el ele

kurulsun muhteşem düğün

yoldaş olsun gördüğün

deyip geçiyorum, bu derinlikli konuyu...

Antoloji, ikinci olarak; "bizim" şiir birikimimizi topluca sunarak; hem durumu görmemizi, hem yararlanmamızı hem de geliştirmeye yönel­memizi sağlamış-teşvik etmiştir...Birçok renkten birikimi, şiire/şaire iliş­kin düşünceyi bir arada görmekten mutluluk duydum ve çok yararlan­dım.

Antoloji ile aynı günlerde Aytekin Yılmaz'ın "Hapiste Yazmak" adlı derleme kitabını da okudum. Birlikte değerlendirme imkânım oldu.

AB emperyalizmine umut bağlayıcı yön değiştirmeleri ve yine "bi­ze" cepheden bayrak açma tutumlarını ne hoş görmek mümkündür ne de kestirip-küfredip atmak doğrudur.

Bu gibi durumlara karşı yıllardır düşündüğüm şeyi bir kez daha teyidettim. Biz kendi kendimizi eleştirmeli ve içimizde eleştiriye samimi olarak gerekli olanağı yaratmalıyız. Eleştirilerden yararlanmalıyız.

Bizim (yapıların) içimizdeki kişileri ancak ve sadece dışımıza çıkarsa özgürce eleştirebileceği gibi bir durumla yüz yüze bırakmamalıyız...

"Bizden birisi" olarak kişi sağlıklı bir iç eleştiri-mücadele olanağına sahip değilse (hangimize sorsan kendi yapımızda olanağın en iyisi vardır, fakat gerçeklik hiç de böyle değildir. O nedenle lafzı geçiyorum) ya susacak ya konuşup ezilecek ya da ancak dışına çıkınca konuşma imkânına sahip olacaktır... Bu durumda ise, zemini fazlasıyla kaygan kılmakta; bu gibiler çoğunlukla bize cepheden saldırıya geçmektedir­ler. Cepheden saldırı ise, kendisini savuşturmamız için bize "iyi" bir fır­sat vermektedir..."İhanet, yıkıcı, örgüt düşmanı, kaçkın" vb. niteleme­lerle "muhkem" bir karşı saldırıya geçip, püskürtüp bertaraf ediyoruz. 'Zafer' kazanıyoruz, fakat aslında nedenlerini ortadan kaldıramadığı­mızdan, bir süre sonra aynı durumla yeniden yüz yüze kalıyoruz... Yeni "hain, yıkıcı, örgüt düşmanı, kaçkınlarımız ise, önceki saldırıda en keskin çıkışlar yapanımız oluyor.

(Bir parantez açıp burada, o kitapta yazısı yayınlanan tüm arka­daşları anlayış ve politik duruş olarak aynı şekilde değerlendirmediğimi de belirtmeliyim...)

İkinci bir nokta: Edebî çalışmalara yönelenlere bakış açımız -çoğunlukla- doğru mudur?

"Kültür ordusu" kurmaktan söz eder, fakat bu tür çalışmalara mey­ledeni "kaçıcı" olarak görürüz. Ona da yansıtırız...Küçümseme ve "do­ğal" dışlayıcılık gelişir.

Diğer boyutu ise, -genellikle- şudur: Bu tür çalışmalara meyleden­ler de -genellikle- yapıyla politik-örgütsel çelişkiler yaşayınca yöneliriz. Bu durumda dışlayıcılık iyice iter: İki olgu birbirini bütünleyici olur... Ve sonuç: Her iki tez de birbirini besleyerek kendini "haklı" kılacak verilere sahiptir.

Kaybedilen birey, kaybedendir de!..

Hepimiz kaybedenizdir!..

Soruna çözüm getirecek yapılardır.

Kültür-Sanat, edebî çalışmalar, yayıncılık...konularında üzerinde durulacak başka boyutlar da var (örneğin, bir dönem, yazar bir arka­daşa, romanını bizim dışımızda bastıramayacağı yönünde yanlış bir tutum almıştım -k-) ancak konu Antoloji dışına fazla taşmış olacağın­dan girmiyorum.

Antoloji'de kimi arkadaşların şiir ve şaire sınıflar üstü bir aydın- kahraman misyonu biçtiğini gördüm...Fazlasıyla birey merkezli, soyut, bilimsel olmayan bir duruştur.

Uçlaşma ve uçlaştırmayı seven bir yapımız var.

Uçlar çatışınca da, doğru 'ortada' kalıyor...Ve iki uçtan da "orta yolcu"luk eleştirisi alıyor.

Edebî ürünler sonuçta 'bireysel ürün' olsalar da sorun çıplak bi­reyde başlayıp bireyde biter bir sorun değildir. Birey koşulların ürünü­dür... Sosyalist birey, şair-yazar da iradî çabayla 'yaratılan' ortamın içinde bir parçadır. Şair-yazar ne darlaştırılmış sınırlarda emireridir ne de başıbozuk özgür takılan bir bireydir.

Ve yazma nedeni sadece bireysel/şahsi gerekçelere dayandırılıp sınırlandırılamaz. Kendini ifade biçimi-olanağı'dır, şudur-budur ama şair aynı zamanda bir dava adamıdır. İdeallerinin yolundadır. Şiir, bir edebî tarz olarak şairin davasının da bir ifade biçimi-olanağıdır.

Ali İbrahim Önsoy imzalı şiirin çalıntı olduğuna dair aldığım haber beni üzdü.

A. İ .Önsoy ile '80 dönemi hapishanelerin birisinde karşılaşmışlı- ğım var. Yanılmıyorsam Metris olabilir. Abisinin hikayesini de dinle­miştim. Bu şiiri de taa o zamanlardan duyduğumu hatırlıyorum. Şiiri bir süre öncesinde bir yayında yine okudum. O zaman da 'tanıdık' gel­di... Antoioji'de okuduğumda beni şaşırtan tek şey altındaki "21 Nisan 2004" tarihi oldu. Zira şiiri taa '80'lerden tanımış gibi hatırlıyorum.

Başka dilden bir çevirinin 'uyarlaması' olduğunu duyunca şaşır­dım. İlerici-solcu bir insanın böyle birşey yapmış olması herşeyden ön­ce onun adına üzücüdür.

Hakkı olmadığı halde "bize" ve Antoloji'ye de zarar vermiş, haksız­lık yapmıştır.

Sorulduğunda "basmasaydınız" diye yanıt verdiğini duydum, bu daha da üzücüdür. Utanma duygusuna sahip olmak ve hatasını mah­kûm etmek de bir erdemdir.

Bazılarının da bu durumu fırsat olarak değerlendirip Sorun Yayın­ları'na çamur atmaya yeltendiğini duydum

(F'lerde tüm yayınlara ulaşabilmek/takip etmek zor). Bu da beni en az diğerleri kadar üzdü. Üzmekten öte, yapanlar adına utandım. Küçük hesapları buralara kadar taşımak, iğrendirici bir tutumdur...Güya Sorun Yayınları "çalıntı şiirlerle Antoloji yayınlamış"mış. Bu olaydan böylesi­ne sonuçların "komünistlik" adına çıkartılması ne kadar acıdır...Oysa salt bu tutum bile sahiplerinin komünist olmadığının bir kanıtı sayılma­lıdır.

Farklılıklarımıza karşın "biz" olmayı baş aran/baş artan bu türden bir çalışmanın herkeste "biz" olmayı gündeme getirmesi gerekir.

Şu anda pek beklentide değilim fakat, devrimci-sosyalist çevre­lerin bu çalışmayı sahiplenmeleri, yayınlarında tanıtımını yapmaları gerektiğini düşünüyorum. "Biz"i kitlelere taşımanın iyi bir aracı olarak değerlendirilebilir.

Son olarak, kendimle ilgili tanıtım bölümünde geçen bir-iki yanlış­lığı düzelteyim:

-Metris'ten firar tarihimiz 1987 değil,1988'dir. 29 arkadaşımla de­ğil, 28 arkadaşımla birlikte firar ettim. Toplamımız 29'dur.

-1981'de yakalandığımda 1 ay değil, Antep artı İstanbul Siyasî Şubelerinde toplam 1,5 ay gözaltında sorgulandım.

-Tutuklandıktan sonraki ilk zamanda 1,5yıl F'de tekli tutuldum.

"1,5 yıldır tek kişilik hücrede tutulan"değil, "1,5 yıl tek kişilik hücre­de tutulan" olması gerekir, yazacaklarım bunlardır.

Sevgi ve dostluk duygularımı sunuyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla...

11.3.2006 Memik Horuz

F Tipi Cezaevi-Bolu

Sorun Yayınları Kolektif?nin notu:

Cezaevindeki bizim insanlarımızın Antoloji için gönderdiği şiir ve yazılar 'elyazısı' ile yazıldığı ve bu yazıların bir kısmının da âdeta hiye­roglif yazısını andırdığından okunması kolay olmamıştır. Örneğin Ha­san Kavzoğlu'nun ismi Kavzaoğlu olarak dizilmiştir. Cengiz Polat'in asıl şiirine girişteki dizeler tırnak içinde başka bir şaire ithaf edilmiştir. Bu türden "sevimli" hataların olmaması ya da aza inmesi için şairlerin ya­zılarının da güzel, işlek ve kusursuz olması beklenecektir. Memik Horuz'un biyografisi bize ulaştırılan CD'deki gibi (aynen) dizilmiştir. Er­dinç Yücel'e ait bilgiler de gönderilen CD'deki gibi (aynen) dizilmiş, Er­dinç Yüce olarak da baskıya girmiştir.

Kimi yapıların Antoloji'nin üretiminde rol ve sorumluluk alanlara karşı yaptığı spekülasyonlar ortaya konulan eserin niteliği karşısında anında çürütülmektedir. Genç yaşlarında PARTİ aşısı yerine 'örgüt vi­rüsü' kapmış olanlarla yanşamayız. Antolojinin niteliği, işlevsel oluşu ve Sanat Cephesi kurumsallaşması üzerine yapılan kritik ve değer­lendirmelerle eleştirel katkılara büyük değer biçiyoruz.

Kapitalist anarşi insanımıza bireyciliği, bilinemezciliği, tüketim çıl­gınlığını propoganda ediyor: Benim evim, benim arabam, benim yazlı­ğım, benim param, benim, benim, benim...Kimi dar grup yapıları da aynen bu propogandanın güdümünde: Benim partim, benim grubum, benim sendikam, benim kitle örgütüm, benim gençliğim, benim dergim, benim sanat anlayışım, benim, benim, benim... Devrimci ve Marksist Kadrolar da bu düzeneği doğallıkla ve de haklı gerekçelerle değişti­rip/dönüştürmenin yolunu seçecektir/seçmiştir. "Birlik, zıtların birliğidir." Yan yana durmak, birlikte üretmek, deney aktarımında bulunmak, bir­birinden öğrenmek, kolektif, gönüllü ve iradî bir seçimle düşmana ve içimizdeki eloğullarına karşı temel ilkelerde anlaşıp üretim faaliyetinde bulunmak, bu türden ortak üretim faaliyetlerini kitlelere götürüp onların bilinçlenmesine katkı getirmek Devrimci ve Marksist olmanın bir gere­ğidir.

Kolektifimiz in duruşu ve geleneği bu türden ilişkileri geliştirip güç­lendirmeye aday ve uygundur. Ben yerine "Biz", "Bizim", "Bizim çocuk­larımız" denilmesini bu çerçevede hareket edilmesini Kolektifimiz çalı­şanları ideolojik süzgeçlerinden geçirmiştir. Ayrıca etkinlikleriyle de bunu haketmiştir. Telif eserlerimizde, Dergi"mizde buna ilişkin pek çok örnek vardır. Darısı diğer dostların, yol arkadaşlarımızın ve yoldaşla­rımızın başına...

Antoloji hakkındaki görüş, eleştiri ve önerilerini bizlere yazan in­sanlarımızın mektuplarının Dergi"mizde yayınlanmasını yukarıdaki dü­şüncelerin daha çok ete kemiğe bürünmesi açısından uygun ve doğru bulduk. F Tipi "oda"larında görüşme, mektuplaşma, vb, binbir kuşatma altındaki insanlarımıza bu düşüncemizi ileterek onların iznini -onayını- alamadık. "DenetirrT'den geçen bu türden mektuplar "özel" değil, genel bir nitelik taşıdığından cehanımızdaki yaratıcı dialoglara katkı getire­ceği gibi olumlu tartışma ortamı da yaratabilecektir. Arıtolojfdeki anla­yışa uygun olarak böylece topluma maledilmesi de yanlış olmaya­caktır. Aynı zamanda Antoloji gibi anlamlı bir ortak çalışmaya yüre­ğini, bilincini koyan insanlarımızın bu tutumumuzu yerinde değer­lendireceklerini de düşünüyoruz.

Antolojide bilinçle yerini alan insanlarımız bu çalışmanın asıl sa­hibine ulaştırılması işinde de rol üstlenmiştir. Bu da gösteriyor ki, farklı yapıların içinde kolektif adımların atılmasını özleyen büyük bir potansi­yel güç vardır. Devrimci ve Marksist Kadro odur ki, bu eşsiz potansiyeli nasıl enerjiye çeviririz sorusunun doğru bir cevabını verebilmenin yo­luna girer. Ötesi boştur. Kolektifimiz çalışanları ne yaptığını, kimlerle birlikte neyi ve nasıl ürettiğinin bilincindedir.

A. İbrahim Önsoy'un yapmış olduğu "emek hırsızlığı" Dergimizde (Sayı: 20, s.123'deki) 'Açıklama' ile, ayrıca www.sorunpolemik.net, www.sorunyayinlari.com, www.sanatcephesi. org sitelerimizde, yine ayrıca bu "olayı" ciddiye alan yüzlerce kardeş internet sitelerinde duyu­rulması gereken herkese iletilmiştir. Emperyalizmin maşası kimi site­lerde polisiye yöntemlerle Kolektifimiz"i, onun şahsında Sırrı Öztürk'ü hedef alan ve son derece tiksindirici küfür, sataşma ve spekülasyonla­rını ise, kullanılmış kirli bir eldiven misali bütün eloğullarının suratına fırlatıyoruz, yine ayrıca sip partisi tekapesinin organlarının adını kulla­narak yapılan saldırıları da son derece "doğal" karşılıyoruz. Komünist olsalardı "utanmıyor musunuz" derdik...

Sorun Yayınları Kolektifi

Kenger Dikeni Olmanın Vaktidir

'Hiçbir kimse bilmez bizi, biz ne işin içindeyiz Ne hırsımız vardır bizim ne nefsimiz içindeyiz'

Yunus Emre

Merhaba,

SORUN Polemik Dergi'sinin 20.sayısında 'Sanat Cephesi Oluşturuldu' diye bir yazı okuyunca çokça sevindim. Sevindim çünkü, ölümü kutsayan, apış arasından yazan, anlamsızlığı ve sorgulamama­yı ölçü alan ve emeğe sırtını dönen 'solcu' bey ve hanımefendilere kenger dikeni gibi batacak olması da gerekiyor 'Sanat Cephesi' inisiya­tifinin. Olacaktır da. Çünkü, 'Bizim Şiir Antalojisi' kitabı bunun en somut ispatıdır.

Ne yazık ki yaşamı üreten el-göz ve bilinçler, sanat, estetik ve poli­tikadan uzaklaştırılıp anlamsız bir duruma getirilmiştir. Bu düzeneği ter­sine çevirecek, yani bunu kırıp yol açacak örgütlenmeler de teori- pratikleriyle 'vasat bir durum' sergiliyorsa, 'at izinin it izine karışması'na neden olmak işten değildir. Günümüz koşullarında şimdi boş bulunan meydanda 'solcu'bey ve hanımefendiler rahatlıkla at koşturabiliyorlar...

Orta halli bir ailede yetişen, Fransız-Amerikan, vb. kolejlerde oku­yan, yurt dışında tahsilini tamamlayan bu 'solcu' bey ve hanımefendiler bir kez olsun hapislik hayatını yaşamadan, ağır gözaltı sürecini bilme­den ve bulgur ve kuru soğanlı sofraya çömelmeden devrim -cilik-culuk- adına konuşup ahkâm kesmeyi kendilerinde bir hak olarak görüyorlar. Neden mi? Kullandıkları isminin içerisinde 'işçi', 'sosyalist', 'özgürlük', vb. nitelemelerde bulunan örgüt veya derneğe üye oldukları için. Bu türden 'solcu'larda ellerini taş a-ateşe uzatmadan, rahatça kasalarını dolduruyorlar. I'şin özü bu 'solcu' yazar-çizer takımı 'yazar kasa' misali bir işleve soyunmuştur.

Son dönemlerde yoğunluklu olarak roman, öykü ve şiir kitapları peşpeşe piyasaya çıktı. Daha da çıkacak... Magazin ve sansasyona soyunan, insanımıza "biz" ve "bizim" yerine "ben" ve benmerkezciliği koyan bu 'edebî eserlerde' bir tat eksiği, bir kıvam eksiği de var. Enver Gökçe, Fakir Baykurt, Orhan Kemal, vb. lerinin bize tattırdığı 'emek', 'işçi tulumu', 'iş-emek sevgisi', 'yoksulluk', 'arayış', 'ileri bir mesaj', 'kı­raç topraklar'... vb. ne yazık ki son dönemin 'edebî eserlerinde' yok. Daha çok apartman odası, bireyci saplantılar, bilinemezcilik, nihilizm, İstiklâl Caddesi ve Akmerkez arasına hapsedilmiş konular işleniyor.

Günümüzde konfeksiyon işçisinin sigortasız ve sendikasız konu­mu, asgari ücret yerine 150 YTL aylıkla çalıştırılıyor oluşu, köyden kente gelmiş, göç etmiş, göçe zorlanmış ve henüz yarı-proleter dahi olamamış insanımızın ruh halini, grev çadırındaki işçinin kızıl öfkesini ve daha bin­lerce insan dram ve trajedisini konu olarak işleyen bizim insanlarımızın ürettiği eserler ise, tekelleşmiş basın-yayın-dağıtım ağının oluşturduğu çemberi kırıp da okuruna ulaşamıyor!.. Bu türden bir kuşatılmışlığın için­de rol ve sorumluluk üstlenenler de, yine tekelci serma-yenin kucağında önemli bir mevki ve dolgun cüzdan sahibi olan 'solcu'lardır. Her ne kadar böyleleri 'emek', 'sosyalizm', 'özgürlük' vb. nitelemeleri ağızlarında sakız yapsalar da, anılan özsüz nitelemelerin işlendiği 'edebî eserlerinde in­celtilmiş üsluplarıyla kinlerini de kusarlar. Bizimkilerin ürettiği eserlere karşı yeminli düşmanlıklarıyla 'bağnaz', 'mürid', 'dogmatik', vb. niteleme­lerle karalamaya çalışırlar...

Aklını, bilincini, vicdanını ve kalemini tekelci sermayeye satanların giderek çoğaldığı böyle bir ortamda 'Bizim Şiir Antolojisi'nirı üretilmiş oluşu, ardından da 'Sanat Cephesi'nin oluşturulup bir internet sitesine kavuşturulmasının önemi bir kat daha büyüyor. Umuyoruz ki, 'Sanat Cephesi' Mao Zedung'un "Yüz çiçek yan yana açsın, yüz düşünce akımı birbiriyle yarışsın" fikrinin -özdeyişinin- uzantısında işlevsel ola­bilsin.

"Kalemimizin mürekkebini hakikatle dolduralım Gerçek öğretmen insan ruhunu harekete geçirebilendir."

Mao Zedung

İnsanda estetik duygular uyandıran, duygu, düşünce ve hayâl dünyasını zenginleştiren dil ürünü (edebî) eserlerde(l) sosyetik briç partisinden, şampanyalı kutlamalardan ve şaaşalı galeri ve plazalar- dan kurtulmak da bizlerin en önemli sorumluluğudur. Onların sanal ve yapay dünyası yerine hakikat kadar basit ve sade yaşantılarıyla bizim insanlarımızın sorunlarını gündeme getirmek durumundayız.

Elbette ki bu türden bir sorumluluğu yerine getirebilmek için de doğru araç ve yöntemlere, ayrıca 'Kurum'tara sahibolmak gerekir. Yoksa kuyruğunu kovalayan köpek gibi çevremizde döner de döneriz.

Saray, saltanat, kral ve burjuvaların korkulu 'hayaleti' Marksizmi kuşanmak işin olmazsa olmazıdır. Tabii ki kuşanacağımız Marksizmi yaşadığımız Anadolu'nun hakikatine, somut şartların somut tahliline pratikte yeniden üretimi gerçekleştirerek yorumlamak zorundayız. Yoksa yapılan çalışmalar tamamen, 'ineğe ud çaldırmaya' benzer.

Bu bağlamda özgün çabalara büyük bir ihtiyaç var. 1208 yılında Sivrihisar'ın Hatu köyünde doğmuş, Nasreddin Hoca'dan, Elmalı'da bulunan Abdal Musa Tekkesi'nde kırk yıl hizmet eden Kaygusuz Ab­dal'dan, Horasan'dan çıkıp önce Amasya'ya, daha sonra da Nevşehir'e gidip yerleşen Hacı Bektaş'dan, 'Bi kez gönül yıktın ise bu kıldığın na­maz değil' diyen Yunus Emre'den, Dadaloğlu, Köroğlu ve Erzurumlu Emrah'dan, Bedrettin, Pir Sultan'dan... Kerim Korcan'dan, Hasan Hü­seyin ve Mustafa Suphi'den ayrı düşünülemez.

'Sanat Cephesi'nin ayağının her dem Anadolu'ya değmesi gereki­yor. 'Her otun kökünde büyümesi' gibi 'Sanat Cephesi' de tarihsel, kül­türel, sosyal kökü olan Anadolu coğrafyasında büyüyecektir. Köküne, kendini varedene sarılıp kurumsallaşan her atılım hem işlevsel olur hem de evrensele katkı sunar. Bu topraklardaki emekçi halkların kül­türleri, türkü ve halayları incelenmeden, araştırılıp çok yönlü sanatsal etkinliklerle anlatılmadan acaba, sanat, estetik ve politik faaliyet olabilir mi?

Yazımı kendime ait bir şiirle bitiriyorum. Her dem "bizim" diyebi­lenlerle, sizinleyiz.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.