Bu sayımızdan itibaren Kolektifimiz'in yayımladığı Antoloji hakkında bize ulaşan değerlendirmelerin yayınlanmasını uygun buluyoruz. Bu yankıların da doğruladığı gibi ilerici, demokrat, devrimci, yurtsever, sosyalist ve Marksist cenahımızın birlikte yapacağı daha çok iş vardır.
Antolojinin üretiminde rol ve sorumluluk alan bizim insanlarımızın verdiği kolektif mesaj yerini bulmuştur.
Antolojinin bilinen ilkeler doğrultusunda üretilmiş oluşu, dağıtımında, kimi roller üstlenen insanlarımızın bu yoldaki özverisi "bizim" denilmesini uygun bulan ve hak eden herkesi/hepimizi sevindirmiştir.
Bizimkilerin kolektif adımının sağlı "sol"lu burjuva basınında yankısını bulmayışı şu aşamada doğaldır. Ancak, Antoloji dışında faaliyetine başlayan internet sitemizin de işbaşı yapışı (www. sanatcephesi.org) ve de bu yolda sırada olan kitap üretiminin peş peşe gündeme getirilişi her türden kuşatmayı da kırıp aşacaktır.
Antoloji hakkında sırasıyla ODAK, YÜRÜYÜŞ ve TAVIR dergilerinin duyarlı davranarak organlarında yer verişi de önemli bir gelişmedir. Sanat, estetik ve politikanın bir ve aynı yerde olduğunun bilincinde olan çevre ve yapıların Antoloji üretimi karşısında daha fazla "suskun" kalamayacağı da aşikârdır.
Emperyalizmin, kapitalizmin yoz ve kozmopolit "kültür" politikasına cenahımızın kolektif biçimde oluşturacağı "Karşı Kültür" taarruzu ile anlamlı, daha pek çok örnek sunulacaktır. Antoloji bunun işaretini de vermiş ve de almıştır.
Hâkim gerici sınıflar ittifakının kültür alanındaki politikaları da yine kolektif etkinliklerimizle geri adım atmak zorunda kalacaktır.
Resmî tarih anlayışı ile resmî ideolojilerin yörüngesine girmiş bazı sanat anlayışlarının da böylelikle işlerinin zorlaşacağı anlaşılmaktadır.
Antolojide de ayrıntılı işlediğimiz gibi; hiç bir burjuva baskısı ve terörü bizim ilerici insanımızın kolektif adım ve etkinliklerini geriletmeye gücü yetmez.
Kolektifimize ulaşan mektupları şöyle sıralamak istiyoruz:
Merhaba,
Postalamış olduğunuz "İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi" elimize ulaştı. Emeğiniz için ve emeği geçen tüm arkadaşların eline, yüreğine sağlık diyerek sizleri selâmlıyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz. Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
22 Şubat 2006 Ümitİlter
1 Nolu F Tipi Cezaevi, A7/19 Kandıra-Kocaeli
Şair mektubuna Ahmed Ariften şu dizeleri de eklemiş:
Ne alnımızda bir ayıp
Ne koltuk altında
Saklı haçımız.
Biz bu halkı sevdik
Ve bu ülkeyi.
İşte bağışlanmaz
Korkunç suçumuz...
Sevgili İsmail, Sevgili Kemâl,
Merhaba. Sevgi ve özlemle kucaklıyorum. Nasılsınız? Umarım sağlığınız, moraliniz yerindedir. Ben, bizler iyiyiz. Hazırladığınız, gönderdiğiniz şiir Antolojisi elimize ulaştı. Teşekkür ediyorum. Beklediğimden daha güzel bir Antoloji olduğunu söylemek istiyorum. Sizi ve emeği geçen herkesi kutluyor, ayrıca teşekkür ediyorum. Ellerinize sağlık. Emeklerinizin, çabalarınızın boşa gitmeyeceğine, çalışmalarınızın devamının geleceğine inanıyorum.
Antoloji'yi tanıdıklara duyurmak, çevremizde tanıtımını yapmak dışında üzerimize düşen, yapmamız gereken şeyler olursa yazacağınızı, haberdar edeceğinizi biliyorum.
Tüm emeği geçenleri tekrar kutluyor, çalışmalarınızda başarılarınızın devamını diliyorum.
Sağlıcakla kalmanız, kendinize iyi bakmanız dileğimle, selam ve sevgilerimizle...
13 Şubat 2006
Hasan Şahingöz 24 Nisan 2006 tarihli mektubunda ise Antoloji ile Sanat Cephesini şu satırlarla değerlendiriyor:
Merhaba,
Bilmiyorum elinize ulaştı mı, size "Bizim Şiir Antolojisi" ile ilgili bir mektup göndermiş, Antoloji'yi beğendiğimi, değerli bir çalışma olduğunu belirtmiştim. Elbette ki içerik olarak da değerli; ama Antoloji'nin asıl değerinin yüklendiği misyondan geldiğini düşünüyorum. Antoloji kurumsal karşılığını "Sanat Cephesi"nde buluyor ya da bu "cephe"nin pratiğe yansımasının ilk adımı Antoloji oluyor. Elbette ki on yılların birikimine, deney tecrübesine, bilgisine sahip bir kurum olarak Marksist- Leninistlerin, devrimci demokratların birlikteliğinin neden sağlanamadığını, birlikteliğin mutlaka sağlanmasının aciliyet ve önemini siz benden çok daha iyi bilirsiniz. Mutlaka ki "Sanat Cephesi" "Bizim Şiir Antolojisinde birlikteliğe verdiğiniz / verilen önemin bir sonucu olmalı. Tam bu noktada ben de sizin çalışmalarınızı, çabalarınızı, "Sanat Cephesini değerli, önemli buluyorum.
"Sanat Cephesi" ile ilgili hazırlanan "iç yönetmelik" taslağı elime ulaştığında düşüncelerimi, olduğu takdirde eleştiri ve önerilerimi de ileteceğim sizlere. İleride (dilerim fazla uzun sürmez) "Sanat Cephesinin, kendi kurumlarının, yayın organlarının, kültür merkezlerinin, ya- yınevin/evlerinin müzik, tiyatro, vb. grupların da olacağı, olması gerek düşüncesi şimdiden beni sevindiriyor, heyecanlandırıyor. (...)
Antoloji'de "Toprak Yeşertecek Renklerimizin En Güzelini" (s.272) ve "Unutma On Beşleri Karadeniz" (s.273) isimli şiirlerde dizgi hataları var. Toprak Yeşertecek... isimli şiirin ikinci dizesindeki "Renklerimizin" değil "Renklerinin" olacak. Yine aynı şiirin sekizinci dizesındeki ilk sözcük "Kırmızının"değil, "Kırmızısını"olacak.
Unutma On Beşleri...isimli şiirin son (3.) dörtlüğünün son dizesin- deki (2.) sözcük,"bayrakları" değil, "bayraklarını" olacak. Sanıyorum bu türden teknik hatalar ikinci baskıda düzeltilecektir.
24 Nisan 2006 Hasan Şahingöz
1 Nolu F Tipi Cezaevi, C-Tek55-Tekirdağ
Merhaba,
(Ruhan Mavruk'a mektubundan)
(...) "Bizim Şiir Antolojisi"ni almıştım. Görüş (kapalı-açık), haberleşme (tel, mektup, fax, vb.) hücre, vb. cezalar gibi 'malûm' durumdan aldığıma dair bir cevap da yazamadım. Bu anlamda teşekkürlerimi belirtmek istiyorum. Ayrıca,SORUN Polemik'te okuduğum ve Sayın Kemâl Kök'ün kaleme aldığı yazıdan hareketle bazı önerilerde de bulunmak istiyorum. Ama evvela 'Bizim Şiir Antolojisi'ni hazırlayıp yayımla- dığınızdarı dolayı emeği geçen herkesi takdirle kutluyor, benzer çalışmalarla devamını diliyorum.
Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de Antoloji, vb. çalışmalar konusunda Sorun Yayınları Kolektifi'nin duyarlılığı bilinmektedir. Ancak, Sayın Kemâl Kök'ün de belirttiği gibi sanatsal ilerleyişimizin güçlenerek ilerlemesi için yeni projelerle yeni ürünler ortaya çıkarmalıyız. Duyarlı yazarların bu konuda gerekli desteği sunacağına eminim. Tıpkı Antolo- ji'de olduğu gibi, kolektif üretimlerin bir ya da bir kaç örneği neden daha ol masın... Bu konuda önerim, öykülerden oluşan (konu serbest) bir seçki çalışması yapılabilir. İçeriden ve dışarıdan katkılarla...İkinci konu, tarihte ve günümüzde yazmanın önemi olabilir. Ebedî ve genel anlamda yazım konusu...Ülke tarihinde çokça örnekleri var. Geçmiş ve bugün.
Şiir dışında öykü çalışmalarım da var. Roman çalışması da ayrıca var. Okumaya da özen gösteriyorum.
Yılbaşı dolayısıyla Sorun Yayınları Kolektifi'nin yollamış olduğu tebrik kartını (45 gün sonra) yeni aldım. Malûm haberleşme engelinden dolayı...Ben de yeni yıl için yazmıştım...(ulaşmadı-y.n.).
Bitireceğim. Değerli Hocamız Sayın Sırrı Öztürk'e ve tüm dostlara buradan saygılarımı yolluyorum, esenlikler diliyorum.
Özgür yarınlarda buluşmak umuduyla, selam ve saygılar...
10.3.2006 Ercan Tanrı verdi
2 Nolu F Tipi Cezaevi C1-69 Karıdıra-Kocaeli.
Sorun Yayınları Kolektif?nin notu:
"Bizim" diye söze başlayanlar birbirlerine ne resmî olarak "sayın" ne de alışılagelmiş saygı anlamında "hocam" diye hitap eder. Daha uygun hitap etme geleneklerini üretmek durumundayız.
Merhaba,
(Ruhan Mavruk'a mektubundan)
Aşiyanlar kuşları bekliyor Mavi ırmaklar balıkları İçimde kıvrılan patikalar Sizleri bekliyor dostlar Sizleri
Gelin de aşındırın işleyin İçimdeki patikaları ayak izlerinizle Dolu dolu öyküler biriksin Benim de ta içimde
En sıcak dostluk duygularımla merhaba diyor, şahsınızda 'Bizim Şiir Antolojisi'nde emeği geçenler başta olmak üzere, tüm Sorun Yayınları Kolektifi çalışanlarına selâm, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.
Gönderdiğiniz SORUN Polemik Dergi'lerini ve 'Bizim şiir Antoloji- si'ni aldığımı bir selâm ile birlikte bilgilendirmek istedim. Kendinize iyi bakmanız dileği ile esen kalın!
Sevgi ve ışık daima sizlerle olsun!
8.2.2006 Musa Şanak
2 Nolu F Tipi Cezaevi-Sincan-Ankara
Sevgili Sırrı Öztürk Merhaba,
"İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi" kitabınızı aldım. Çok çok sağolun.
Emek verilen, güzel, değerli bir çalışma olmuş. Tüm emeği geçenleri, çaba sarfedenleri sizin ve Yayın Kolektifiniz'in şahsında kutluyorum.
Ayrıca her defasında "aldım" diye haber veremesem de SORUN Polemik Dergisi'ni de düzenli alıyorum. Bu nedenle de ayrıca sağolun.
Birşey öğrenmek istiyorum. Sanırım kitap genel dağıtıma verilmedi, yani kitapçılarda satılmıyor. Yayınevinin bir yazısından böyle bir anlam çıkardım.
Çevre tanıdıklarımız bu kitabı edinmek isteyecektir. Eğer kitapçılarda yoksa, nasıl alacaklar-örneğin İzmir'de tanıdık çevreler kitabı almak isteyecektir. Başka iller için de geçerli bu.
Bu konuda bilgi verebilirseniz sevinirim.
Ayrıca, aile ve yakın çevrem için üç-beş adet kitap da edinmek istiyorum. Hediye olarak vereceğim kitaplar bunlar. Yanlış anlamamanızı, hiçbir başka niyet anlaşılmamasını vurgulayarak, açıkça sorayım: Ücretsiz olarak birkaç tane daha yollama olanağınız var mı?
Kitapta her şiiri olan böyle istemde bulunsa, Yayınevi altından nasıl kalkar kaygısını da taşıyarak ve çekinerek soruyorum bu konuyu.
Umarım farklı anlamlar çıkarılmaz.
Çalışmalarınızın devamı dileklerimle, tüm SORUN Polemik çalışanları ve dostlarını sevgiyle selamlıyorum.
Size de sağlık ve başarılar dileklerimle...
Yürekten sevgi ve selâmlarımla.
Yeni yıl kartınız çok anlamlıydı. Duyarlığınız için ayrıca kutluyorum.
21.2.2006 Muzaffer Öztürk
F Tipi Cezaevi C-Tek 54-Tekirdağ
Sorun Yayınları Kolektifinin notu:
Devrimci ve Marksist Yayın Kolektifleri sistemin çok yönlü kuşatması altında işlevsel olmanın kavgasını vermektedir. Burjuva dağıtım ağını yeterince kullanamıyoruz. Kitaplarımızı İstanbul'dan Alfa,Yeni Çizgi, Sosyal; Ankara'dan Dost dağıtım dışında hiç bir dağıtım kuruluşu dağıtmıyor. "Asalak" (ne kapitalist ne sosyalist) dağıtım(!)cılara da kitap vermiyoruz. Yayınevimize bizzat gelen "bizim" okurumuza, ayrıca Kitap Fuarlarına gelen insanlarımıza özel indirim uygulayarak kitap veriyoruz. Cezaevlerindeki insanlarımızı da asla ayırmıyoruz. Elimizde olanı değil gerekeni yapıyoruz.
Merhaba,
Yılbaşı kartlarını ve Antoloji'yi aldık. Antoloji'yi beğendik. Tahmin ettiğimden daha nitelikli buldum. Şimdiye kadar genel imaj Devrimci Kadro'ların şiirlerinin sloganik olduğu yönündeydi. Antoloji için seçilen şiirler, kaba ajitasyonun dışında olan ve belli bir estetik nitelik taşıyan türden şiirler olmuş. Sanat-Edebiyat-Estetik, vb. ile ilgili yazılar, komple olarak bir arada değerlendirildiğinde, belli bir bakış açısı, belli bir çerçeve oluşturuyor. Kitabı eline alan ilgili her okur, şiirde birçok üslup, tarz veya örnek görme imkânı bulacaktır. Marksist şair adaylarının kendi tarzlarını inşaa etmede bir manivela işlevi görebilir. Fildişi kulelerden ahkâm kesen ve "aşağıdakiler"i şiirlerine meze yapan eloğulları da görsün ki tarihin tekerleğinin döngüsünde dişli olarak rol oynayan eyleyiciler kendi edebiyatını oluşturmaya muktedirdir. Emekçiler önlerine çekilen perdeleri yırtabilir. Tabii ki bu 'Sanat Cephesi' önermesini gerçekleştirme doğrultusunda organize adımların sürekli kılınabilmesi- ne bağlıdır. Aynı bağ, sınıf-kadro ve partinin örgütlenmesi sorununa kadar uzanır gider. Bütünsel problemlerin çözümünde böylesine kolek- tivist adımların atılabilir olduğu gösterilmiş oluyor...
Antoloji vasıtasıyla merak ettiğim Kemâl ve İsmail, vb. 'nin cemallerini de görmüş oldum. Ayrıca Coşkun Ince'yi görünce hemen çıkardım. Tıbzet işçi direnişinden tanıyorum onu...
(...) Mahkemelere sevk sırasında konuşma imkânı bulduğum arkadaşlara Antoloji'den söz ettim. Önceleri bu işi küçümseyenlerin üretilen eseri gördükten sonra katılmadıkları için çok pişman olduklarını da gördüm.
(...) Herkese selâmlarımı iletiyorum. Görüşmek umuduyla...
14.2.2006 Turgay Ulu
2 Nolu F Tipi Cezaevi B1-7-28 Kandıra-Kocaeli
Değerli Dostlar,
"İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi" kitabını heyecanla okudum. Üzerinde çok yönlü düşündüm...
Öncelikle birlikte olabilme, birlikte iş yapabilme ve asıl olarak birbirimizi "bizim" diyerek sahiplenme konusundaki kısırlığımızı kırma yönünde önemli bir adım olarak görüyor; Antoloji'ye emeği geçen dostları ve Sorun Yayınları Kolektifi'ni yürekten kutluyor, teşekkürlerimi iletiyorum.
Evet evet, sizin deyiminizle "bizim cenah "ta, benim de "ırmağın bu tarafında" diye ifadelendirdiğim cephemizde, çok köklü hesaplaşmamız gereken yanlış anlayışlarımız mevcuttur.
"Eylem Birliği"ni bile "kimin kimi kullandığı sorunudur" diye ele alıp, eğer bana ('proletaryanın temsilcisine!') hizmet ediyorsa yaparım, diğerlerine ('oportünist, revizyonist, küçükburjuva devrimcisi, parla- mentarist, legalist,vs.,vb.') hizmet edecekse neden onun kuyruğuna takılayım gibi anlayışlarımızla hesaplaşmalıyız. "Devrim Cephesi'nin Çıkarı"nı,"öncülük" çıkarımızdan öne almak hatta gerçekte "öncülük" çıkarımızın da bunu gerektirdiğini bilmek durumundayız.
Antoloji çalışmasını bu noktada olumlu bir çalışma olarak görüyorum. Fakat, politik çevrelerin henüz bu çemberi aşamadıklarını düşündüğümden, bu olanağın iyi bir şekilde değerlendirilebileceğini beklemiyorum. Devrimci tabanda, emekçiler içinde birlikteliğimizi göstermek, ortak duygular geliştirmek için Antoloji iyi bir vesile olabilir...Henüz bu olgunlaşmaya ulaşamamış olmamız çok üzücü.
Elbette ideolojik-teorik farklılıklarımız var, bunları (deyim uygunsa) çarpıştıracağız da. İyi de olur...Fakat güncel, dönemsel olarak ortakla- şabileceğimiz o kadar çok şey var ki... Bu yönlü pratiklerimiz, cephemizi ve "öncü" pozisyonumuzu hayal edilemeyecek oranda geliştirecektir.
Bütün devrimciler yoldaş imdir halk tarlasının çiçekleri kimin dalına zarar gelse yeni filiz için can feda
bütün devrimciler yoldaş imdir
yoldaşımdır sevda yolunda çarpışanlar
emaneti taşıyan dostlar
tutuşalım el ele
kurulsun muhteşem düğün
yoldaş olsun gördüğün
deyip geçiyorum, bu derinlikli konuyu...
Antoloji, ikinci olarak; "bizim" şiir birikimimizi topluca sunarak; hem durumu görmemizi, hem yararlanmamızı hem de geliştirmeye yönelmemizi sağlamış-teşvik etmiştir...Birçok renkten birikimi, şiire/şaire ilişkin düşünceyi bir arada görmekten mutluluk duydum ve çok yararlandım.
Antoloji ile aynı günlerde Aytekin Yılmaz'ın "Hapiste Yazmak" adlı derleme kitabını da okudum. Birlikte değerlendirme imkânım oldu.
AB emperyalizmine umut bağlayıcı yön değiştirmeleri ve yine "bize" cepheden bayrak açma tutumlarını ne hoş görmek mümkündür ne de kestirip-küfredip atmak doğrudur.
Bu gibi durumlara karşı yıllardır düşündüğüm şeyi bir kez daha teyidettim. Biz kendi kendimizi eleştirmeli ve içimizde eleştiriye samimi olarak gerekli olanağı yaratmalıyız. Eleştirilerden yararlanmalıyız.
Bizim (yapıların) içimizdeki kişileri ancak ve sadece dışımıza çıkarsa özgürce eleştirebileceği gibi bir durumla yüz yüze bırakmamalıyız...
"Bizden birisi" olarak kişi sağlıklı bir iç eleştiri-mücadele olanağına sahip değilse (hangimize sorsan kendi yapımızda olanağın en iyisi vardır, fakat gerçeklik hiç de böyle değildir. O nedenle lafzı geçiyorum) ya susacak ya konuşup ezilecek ya da ancak dışına çıkınca konuşma imkânına sahip olacaktır... Bu durumda ise, zemini fazlasıyla kaygan kılmakta; bu gibiler çoğunlukla bize cepheden saldırıya geçmektedirler. Cepheden saldırı ise, kendisini savuşturmamız için bize "iyi" bir fırsat vermektedir..."İhanet, yıkıcı, örgüt düşmanı, kaçkın" vb. nitelemelerle "muhkem" bir karşı saldırıya geçip, püskürtüp bertaraf ediyoruz. 'Zafer' kazanıyoruz, fakat aslında nedenlerini ortadan kaldıramadığımızdan, bir süre sonra aynı durumla yeniden yüz yüze kalıyoruz... Yeni "hain, yıkıcı, örgüt düşmanı, kaçkınlarımız ise, önceki saldırıda en keskin çıkışlar yapanımız oluyor.
(Bir parantez açıp burada, o kitapta yazısı yayınlanan tüm arkadaşları anlayış ve politik duruş olarak aynı şekilde değerlendirmediğimi de belirtmeliyim...)
İkinci bir nokta: Edebî çalışmalara yönelenlere bakış açımız -çoğunlukla- doğru mudur?
"Kültür ordusu" kurmaktan söz eder, fakat bu tür çalışmalara meyledeni "kaçıcı" olarak görürüz. Ona da yansıtırız...Küçümseme ve "doğal" dışlayıcılık gelişir.
Diğer boyutu ise, -genellikle- şudur: Bu tür çalışmalara meyledenler de -genellikle- yapıyla politik-örgütsel çelişkiler yaşayınca yöneliriz. Bu durumda dışlayıcılık iyice iter: İki olgu birbirini bütünleyici olur... Ve sonuç: Her iki tez de birbirini besleyerek kendini "haklı" kılacak verilere sahiptir.
Kaybedilen birey, kaybedendir de!..
Hepimiz kaybedenizdir!..
Soruna çözüm getirecek yapılardır.
Kültür-Sanat, edebî çalışmalar, yayıncılık...konularında üzerinde durulacak başka boyutlar da var (örneğin, bir dönem, yazar bir arkadaşa, romanını bizim dışımızda bastıramayacağı yönünde yanlış bir tutum almıştım -k-) ancak konu Antoloji dışına fazla taşmış olacağından girmiyorum.
Antoloji'de kimi arkadaşların şiir ve şaire sınıflar üstü bir aydın- kahraman misyonu biçtiğini gördüm...Fazlasıyla birey merkezli, soyut, bilimsel olmayan bir duruştur.
Uçlaşma ve uçlaştırmayı seven bir yapımız var.
Uçlar çatışınca da, doğru 'ortada' kalıyor...Ve iki uçtan da "orta yolcu"luk eleştirisi alıyor.
Edebî ürünler sonuçta 'bireysel ürün' olsalar da sorun çıplak bireyde başlayıp bireyde biter bir sorun değildir. Birey koşulların ürünüdür... Sosyalist birey, şair-yazar da iradî çabayla 'yaratılan' ortamın içinde bir parçadır. Şair-yazar ne darlaştırılmış sınırlarda emireridir ne de başıbozuk özgür takılan bir bireydir.
Ve yazma nedeni sadece bireysel/şahsi gerekçelere dayandırılıp sınırlandırılamaz. Kendini ifade biçimi-olanağı'dır, şudur-budur ama şair aynı zamanda bir dava adamıdır. İdeallerinin yolundadır. Şiir, bir edebî tarz olarak şairin davasının da bir ifade biçimi-olanağıdır.
Ali İbrahim Önsoy imzalı şiirin çalıntı olduğuna dair aldığım haber beni üzdü.
A. İ .Önsoy ile '80 dönemi hapishanelerin birisinde karşılaşmışlı- ğım var. Yanılmıyorsam Metris olabilir. Abisinin hikayesini de dinlemiştim. Bu şiiri de taa o zamanlardan duyduğumu hatırlıyorum. Şiiri bir süre öncesinde bir yayında yine okudum. O zaman da 'tanıdık' geldi... Antoioji'de okuduğumda beni şaşırtan tek şey altındaki "21 Nisan 2004" tarihi oldu. Zira şiiri taa '80'lerden tanımış gibi hatırlıyorum.
Başka dilden bir çevirinin 'uyarlaması' olduğunu duyunca şaşırdım. İlerici-solcu bir insanın böyle birşey yapmış olması herşeyden önce onun adına üzücüdür.
Hakkı olmadığı halde "bize" ve Antoloji'ye de zarar vermiş, haksızlık yapmıştır.
Sorulduğunda "basmasaydınız" diye yanıt verdiğini duydum, bu daha da üzücüdür. Utanma duygusuna sahip olmak ve hatasını mahkûm etmek de bir erdemdir.
Bazılarının da bu durumu fırsat olarak değerlendirip Sorun Yayınları'na çamur atmaya yeltendiğini duydum
(F'lerde tüm yayınlara ulaşabilmek/takip etmek zor). Bu da beni en az diğerleri kadar üzdü. Üzmekten öte, yapanlar adına utandım. Küçük hesapları buralara kadar taşımak, iğrendirici bir tutumdur...Güya Sorun Yayınları "çalıntı şiirlerle Antoloji yayınlamış"mış. Bu olaydan böylesine sonuçların "komünistlik" adına çıkartılması ne kadar acıdır...Oysa salt bu tutum bile sahiplerinin komünist olmadığının bir kanıtı sayılmalıdır.
Farklılıklarımıza karşın "biz" olmayı baş aran/baş artan bu türden bir çalışmanın herkeste "biz" olmayı gündeme getirmesi gerekir.
Şu anda pek beklentide değilim fakat, devrimci-sosyalist çevrelerin bu çalışmayı sahiplenmeleri, yayınlarında tanıtımını yapmaları gerektiğini düşünüyorum. "Biz"i kitlelere taşımanın iyi bir aracı olarak değerlendirilebilir.
Son olarak, kendimle ilgili tanıtım bölümünde geçen bir-iki yanlışlığı düzelteyim:
-Metris'ten firar tarihimiz 1987 değil,1988'dir. 29 arkadaşımla değil, 28 arkadaşımla birlikte firar ettim. Toplamımız 29'dur.
-1981'de yakalandığımda 1 ay değil, Antep artı İstanbul Siyasî Şubelerinde toplam 1,5 ay gözaltında sorgulandım.
-Tutuklandıktan sonraki ilk zamanda 1,5yıl F'de tekli tutuldum.
"1,5 yıldır tek kişilik hücrede tutulan"değil, "1,5 yıl tek kişilik hücrede tutulan" olması gerekir, yazacaklarım bunlardır.
Sevgi ve dostluk duygularımı sunuyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Sevgi ve saygılarımla...
11.3.2006 Memik Horuz
F Tipi Cezaevi-Bolu
Sorun Yayınları Kolektif?nin notu:
Cezaevindeki bizim insanlarımızın Antoloji için gönderdiği şiir ve yazılar 'elyazısı' ile yazıldığı ve bu yazıların bir kısmının da âdeta hiyeroglif yazısını andırdığından okunması kolay olmamıştır. Örneğin Hasan Kavzoğlu'nun ismi Kavzaoğlu olarak dizilmiştir. Cengiz Polat'in asıl şiirine girişteki dizeler tırnak içinde başka bir şaire ithaf edilmiştir. Bu türden "sevimli" hataların olmaması ya da aza inmesi için şairlerin yazılarının da güzel, işlek ve kusursuz olması beklenecektir. Memik Horuz'un biyografisi bize ulaştırılan CD'deki gibi (aynen) dizilmiştir. Erdinç Yücel'e ait bilgiler de gönderilen CD'deki gibi (aynen) dizilmiş, Erdinç Yüce olarak da baskıya girmiştir.
Kimi yapıların Antoloji'nin üretiminde rol ve sorumluluk alanlara karşı yaptığı spekülasyonlar ortaya konulan eserin niteliği karşısında anında çürütülmektedir. Genç yaşlarında PARTİ aşısı yerine 'örgüt virüsü' kapmış olanlarla yanşamayız. Antolojinin niteliği, işlevsel oluşu ve Sanat Cephesi kurumsallaşması üzerine yapılan kritik ve değerlendirmelerle eleştirel katkılara büyük değer biçiyoruz.
Kapitalist anarşi insanımıza bireyciliği, bilinemezciliği, tüketim çılgınlığını propoganda ediyor: Benim evim, benim arabam, benim yazlığım, benim param, benim, benim, benim...Kimi dar grup yapıları da aynen bu propogandanın güdümünde: Benim partim, benim grubum, benim sendikam, benim kitle örgütüm, benim gençliğim, benim dergim, benim sanat anlayışım, benim, benim, benim... Devrimci ve Marksist Kadrolar da bu düzeneği doğallıkla ve de haklı gerekçelerle değiştirip/dönüştürmenin yolunu seçecektir/seçmiştir. "Birlik, zıtların birliğidir." Yan yana durmak, birlikte üretmek, deney aktarımında bulunmak, birbirinden öğrenmek, kolektif, gönüllü ve iradî bir seçimle düşmana ve içimizdeki eloğullarına karşı temel ilkelerde anlaşıp üretim faaliyetinde bulunmak, bu türden ortak üretim faaliyetlerini kitlelere götürüp onların bilinçlenmesine katkı getirmek Devrimci ve Marksist olmanın bir gereğidir.
Kolektifimiz in duruşu ve geleneği bu türden ilişkileri geliştirip güçlendirmeye aday ve uygundur. Ben yerine "Biz", "Bizim", "Bizim çocuklarımız" denilmesini bu çerçevede hareket edilmesini Kolektifimiz çalışanları ideolojik süzgeçlerinden geçirmiştir. Ayrıca etkinlikleriyle de bunu haketmiştir. Telif eserlerimizde, Dergi"mizde buna ilişkin pek çok örnek vardır. Darısı diğer dostların, yol arkadaşlarımızın ve yoldaşlarımızın başına...
Antoloji hakkındaki görüş, eleştiri ve önerilerini bizlere yazan insanlarımızın mektuplarının Dergi"mizde yayınlanmasını yukarıdaki düşüncelerin daha çok ete kemiğe bürünmesi açısından uygun ve doğru bulduk. F Tipi "oda"larında görüşme, mektuplaşma, vb, binbir kuşatma altındaki insanlarımıza bu düşüncemizi ileterek onların iznini -onayını- alamadık. "DenetirrT'den geçen bu türden mektuplar "özel" değil, genel bir nitelik taşıdığından cehanımızdaki yaratıcı dialoglara katkı getireceği gibi olumlu tartışma ortamı da yaratabilecektir. Arıtolojfdeki anlayışa uygun olarak böylece topluma maledilmesi de yanlış olmayacaktır. Aynı zamanda Antoloji gibi anlamlı bir ortak çalışmaya yüreğini, bilincini koyan insanlarımızın bu tutumumuzu yerinde değerlendireceklerini de düşünüyoruz.
Antolojide bilinçle yerini alan insanlarımız bu çalışmanın asıl sahibine ulaştırılması işinde de rol üstlenmiştir. Bu da gösteriyor ki, farklı yapıların içinde kolektif adımların atılmasını özleyen büyük bir potansiyel güç vardır. Devrimci ve Marksist Kadro odur ki, bu eşsiz potansiyeli nasıl enerjiye çeviririz sorusunun doğru bir cevabını verebilmenin yoluna girer. Ötesi boştur. Kolektifimiz çalışanları ne yaptığını, kimlerle birlikte neyi ve nasıl ürettiğinin bilincindedir.
A. İbrahim Önsoy'un yapmış olduğu "emek hırsızlığı" Dergimizde (Sayı: 20, s.123'deki) 'Açıklama' ile, ayrıca www.sorunpolemik.net, www.sorunyayinlari.com, www.sanatcephesi. org sitelerimizde, yine ayrıca bu "olayı" ciddiye alan yüzlerce kardeş internet sitelerinde duyurulması gereken herkese iletilmiştir. Emperyalizmin maşası kimi sitelerde polisiye yöntemlerle Kolektifimiz"i, onun şahsında Sırrı Öztürk'ü hedef alan ve son derece tiksindirici küfür, sataşma ve spekülasyonlarını ise, kullanılmış kirli bir eldiven misali bütün eloğullarının suratına fırlatıyoruz, yine ayrıca sip partisi tekapesinin organlarının adını kullanarak yapılan saldırıları da son derece "doğal" karşılıyoruz. Komünist olsalardı "utanmıyor musunuz" derdik...
Sorun Yayınları Kolektifi
Kenger Dikeni Olmanın Vaktidir
'Hiçbir kimse bilmez bizi, biz ne işin içindeyiz Ne hırsımız vardır bizim ne nefsimiz içindeyiz'
Yunus Emre
Merhaba,
SORUN Polemik Dergi'sinin 20.sayısında 'Sanat Cephesi Oluşturuldu' diye bir yazı okuyunca çokça sevindim. Sevindim çünkü, ölümü kutsayan, apış arasından yazan, anlamsızlığı ve sorgulamamayı ölçü alan ve emeğe sırtını dönen 'solcu' bey ve hanımefendilere kenger dikeni gibi batacak olması da gerekiyor 'Sanat Cephesi' inisiyatifinin. Olacaktır da. Çünkü, 'Bizim Şiir Antalojisi' kitabı bunun en somut ispatıdır.
Ne yazık ki yaşamı üreten el-göz ve bilinçler, sanat, estetik ve politikadan uzaklaştırılıp anlamsız bir duruma getirilmiştir. Bu düzeneği tersine çevirecek, yani bunu kırıp yol açacak örgütlenmeler de teori- pratikleriyle 'vasat bir durum' sergiliyorsa, 'at izinin it izine karışması'na neden olmak işten değildir. Günümüz koşullarında şimdi boş bulunan meydanda 'solcu'bey ve hanımefendiler rahatlıkla at koşturabiliyorlar...
Orta halli bir ailede yetişen, Fransız-Amerikan, vb. kolejlerde okuyan, yurt dışında tahsilini tamamlayan bu 'solcu' bey ve hanımefendiler bir kez olsun hapislik hayatını yaşamadan, ağır gözaltı sürecini bilmeden ve bulgur ve kuru soğanlı sofraya çömelmeden devrim -cilik-culuk- adına konuşup ahkâm kesmeyi kendilerinde bir hak olarak görüyorlar. Neden mi? Kullandıkları isminin içerisinde 'işçi', 'sosyalist', 'özgürlük', vb. nitelemelerde bulunan örgüt veya derneğe üye oldukları için. Bu türden 'solcu'larda ellerini taş a-ateşe uzatmadan, rahatça kasalarını dolduruyorlar. I'şin özü bu 'solcu' yazar-çizer takımı 'yazar kasa' misali bir işleve soyunmuştur.
Son dönemlerde yoğunluklu olarak roman, öykü ve şiir kitapları peşpeşe piyasaya çıktı. Daha da çıkacak... Magazin ve sansasyona soyunan, insanımıza "biz" ve "bizim" yerine "ben" ve benmerkezciliği koyan bu 'edebî eserlerde' bir tat eksiği, bir kıvam eksiği de var. Enver Gökçe, Fakir Baykurt, Orhan Kemal, vb. lerinin bize tattırdığı 'emek', 'işçi tulumu', 'iş-emek sevgisi', 'yoksulluk', 'arayış', 'ileri bir mesaj', 'kıraç topraklar'... vb. ne yazık ki son dönemin 'edebî eserlerinde' yok. Daha çok apartman odası, bireyci saplantılar, bilinemezcilik, nihilizm, İstiklâl Caddesi ve Akmerkez arasına hapsedilmiş konular işleniyor.
Günümüzde konfeksiyon işçisinin sigortasız ve sendikasız konumu, asgari ücret yerine 150 YTL aylıkla çalıştırılıyor oluşu, köyden kente gelmiş, göç etmiş, göçe zorlanmış ve henüz yarı-proleter dahi olamamış insanımızın ruh halini, grev çadırındaki işçinin kızıl öfkesini ve daha binlerce insan dram ve trajedisini konu olarak işleyen bizim insanlarımızın ürettiği eserler ise, tekelleşmiş basın-yayın-dağıtım ağının oluşturduğu çemberi kırıp da okuruna ulaşamıyor!.. Bu türden bir kuşatılmışlığın içinde rol ve sorumluluk üstlenenler de, yine tekelci serma-yenin kucağında önemli bir mevki ve dolgun cüzdan sahibi olan 'solcu'lardır. Her ne kadar böyleleri 'emek', 'sosyalizm', 'özgürlük' vb. nitelemeleri ağızlarında sakız yapsalar da, anılan özsüz nitelemelerin işlendiği 'edebî eserlerinde inceltilmiş üsluplarıyla kinlerini de kusarlar. Bizimkilerin ürettiği eserlere karşı yeminli düşmanlıklarıyla 'bağnaz', 'mürid', 'dogmatik', vb. nitelemelerle karalamaya çalışırlar...
Aklını, bilincini, vicdanını ve kalemini tekelci sermayeye satanların giderek çoğaldığı böyle bir ortamda 'Bizim Şiir Antolojisi'nirı üretilmiş oluşu, ardından da 'Sanat Cephesi'nin oluşturulup bir internet sitesine kavuşturulmasının önemi bir kat daha büyüyor. Umuyoruz ki, 'Sanat Cephesi' Mao Zedung'un "Yüz çiçek yan yana açsın, yüz düşünce akımı birbiriyle yarışsın" fikrinin -özdeyişinin- uzantısında işlevsel olabilsin.
"Kalemimizin mürekkebini hakikatle dolduralım Gerçek öğretmen insan ruhunu harekete geçirebilendir."
Mao Zedung
İnsanda estetik duygular uyandıran, duygu, düşünce ve hayâl dünyasını zenginleştiren dil ürünü (edebî) eserlerde(l) sosyetik briç partisinden, şampanyalı kutlamalardan ve şaaşalı galeri ve plazalar- dan kurtulmak da bizlerin en önemli sorumluluğudur. Onların sanal ve yapay dünyası yerine hakikat kadar basit ve sade yaşantılarıyla bizim insanlarımızın sorunlarını gündeme getirmek durumundayız.
Elbette ki bu türden bir sorumluluğu yerine getirebilmek için de doğru araç ve yöntemlere, ayrıca 'Kurum'tara sahibolmak gerekir. Yoksa kuyruğunu kovalayan köpek gibi çevremizde döner de döneriz.
Saray, saltanat, kral ve burjuvaların korkulu 'hayaleti' Marksizmi kuşanmak işin olmazsa olmazıdır. Tabii ki kuşanacağımız Marksizmi yaşadığımız Anadolu'nun hakikatine, somut şartların somut tahliline pratikte yeniden üretimi gerçekleştirerek yorumlamak zorundayız. Yoksa yapılan çalışmalar tamamen, 'ineğe ud çaldırmaya' benzer.
Bu bağlamda özgün çabalara büyük bir ihtiyaç var. 1208 yılında Sivrihisar'ın Hatu köyünde doğmuş, Nasreddin Hoca'dan, Elmalı'da bulunan Abdal Musa Tekkesi'nde kırk yıl hizmet eden Kaygusuz Abdal'dan, Horasan'dan çıkıp önce Amasya'ya, daha sonra da Nevşehir'e gidip yerleşen Hacı Bektaş'dan, 'Bi kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil' diyen Yunus Emre'den, Dadaloğlu, Köroğlu ve Erzurumlu Emrah'dan, Bedrettin, Pir Sultan'dan... Kerim Korcan'dan, Hasan Hüseyin ve Mustafa Suphi'den ayrı düşünülemez.
'Sanat Cephesi'nin ayağının her dem Anadolu'ya değmesi gerekiyor. 'Her otun kökünde büyümesi' gibi 'Sanat Cephesi' de tarihsel, kültürel, sosyal kökü olan Anadolu coğrafyasında büyüyecektir. Köküne, kendini varedene sarılıp kurumsallaşan her atılım hem işlevsel olur hem de evrensele katkı sunar. Bu topraklardaki emekçi halkların kültürleri, türkü ve halayları incelenmeden, araştırılıp çok yönlü sanatsal etkinliklerle anlatılmadan acaba, sanat, estetik ve politik faaliyet olabilir mi?
Yazımı kendime ait bir şiirle bitiriyorum. Her dem "bizim" diyebilenlerle, sizinleyiz.
