Zorunlu Bir Açıklama : "Kırmızı ve Mürekkep"

Sanat Cephesi Geçici Komitesi

Geçtiğimiz aylarda, Sorun Yayınları Kolektifi'nin desteği, Kemal Kök ve İsmail Hardal'ın iyiniyetli-yoğun çabalarıyla, "içerideki- dışarıdaki bizim insanlarımızın" yanyana durma isteği biraraya gelin­ce, Türkiye'de benzerine az rastlanır bir çalışma, Bizim Şiir Antolojisi hayat olanağı buldu... Bu kitap ile topluma gösterilmeyen, kendisine "solcu", "ilerici", "demokrat", hatta "komünist" payesi biçenlerin pek çoğunca görmezden gelinen, öte yandan toplumsal muhalefetin en diri unsurlarına el veren, yaşananların tam ortasında yeralan insanlardan bir bölüğünün içtenlikli yaratma çabaları biraraya gelmiş oldu.

Zamanında, büyük şair Victor Hugo, "şiir, fikirlerin ifadesinden ön­ce, o fikirlerin içindedir" demişti... Yalnızca Antoloji deki yaşam öyküle­rini okuduğumuzda bile büyük bir şiir yükü ile karşı karşıya kalıyoruz: Yaşadığını yazmış, yazdığını yaşamış insanların özellikle gencecik ölümleri, "bu canı gönül rahatlığıyla feda ediyorum" diyebilecek kadar inanç dolu olmaları karşısında, yüreği olan insanın etkilenmemesi ola­naksız. Hani Mevlana'dan A. Kadir'in Türkçeleştirdiği "Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı / Ecel bakardı kendine ağlardı / Cellat, yüreği olsa / ağ­lardı" dizelerinde dile getirdiği gibi; bu, yaşamın şiiridir. Sanatın aynı zamanda yaşanılan bir etkinlik olduğunun, kalem oynatmaktan ibaret olmadığının kanıtıdır.

Bir öğretmenimiz, "alçak gönüllü ol ama fazla enginleşme, essah sanırlar!" derdi. Antolojide, içlerinde yıllardır şiirle yoğrulan, kitaplar yayınlamış şairler bir yana, şiir yolculuğunun türlü evrelerindeki birçok şiirde insanı umutlandıran, özün (yaşamın) sonsuz çeşitliliğini gözeten biçim arayışlarına da rastlanıyor. Örneğin, "Gün bungun / Gün bakır çalığı.../ Güneş umudunda saklı yarının! " diye söze başlıyor Hasan Biber. Erol Zavar ise randevu yerinde ölümü ağaç ediyor beklemekten: "Sessizlik çökmüş kentin sokaklarına / Martılar uykuya dalmış /kar bü­tün izleri örtmeye hazır / Randevularıma sadığımdır sektirmem saatini / Ama bu sefer tembelliğim tuttu / Ölüm daha çok beklersin beni" . Ha­san Koç, Kafka ile Polyanna'yı aynı şiirde buluşturup tebessüm ettik­ten sonra, "Mendil satan çocukların / yalınayak öfkesiyle / Diyarbekir'in / kıvrımlı / dar / sokaklarında dolanıyorum / bu gece / zaman / bütün anlamlarıyla anadilimde / çarpıyor yüzüme" diyerek sesi, imgeyi, solu­ğu gözeten bir anlatım tutturuyor.

"Sanki kırmızıyla mürekkepti bütün zehir Sancıydı sanki kayalık sirenlerine Tarihse küstah bir iskeletti Kılıcını batıda kalbini doğuda unutan." diyen genç ozan Özden Özen'in, şiirin biçim sorunları üzerine kafa yorduğu belli... Daha başka örnekler de verilebilir ama son olarak Ke­mal Bolat'ın seslenişinden bir bölüm: "Geceyi uyutuyorum koynumda Günaha hiç aldırmadan Suçumla, suçsuzluğumla Yüz çevirerek kötülüğe /(...) / Sert soluğunu dinliyorum sessizliğin".

Devrimci Bulgar şairi Vaptsarov'da, ya da Macar Attila Josef'de görülen bir canlılık var genç Kemal Bolat'ın dizelerinde.

Böylece, içeride ve dışarıda direnen, yaşamın her alanındaki tek- tip'leşmeye, yozlaşmaya, hak ve özgürlüklerden tecrit edilmeye karşı koyan bir bölük insanla yüz yüze gelme olanağı buluyor okur. Kuşku­suz ki okurun imza günlerinde, içkili kokteyllerde, "özgün" birahaneler­de, ya da ekranlarda göremeyeceği insanlar pek çoğu. Antolojfde ürü­nü yeralanların 11'i verdiği mücadele sırasında can vermiş, 21 kişi E/F tipi hapishanelerde ruhunu ve bedenini diri tutma savaşımındadır, ka­lanlar da yurdun dört bir yanına savrulmuş, bir kısmı yeni tahliye ol­muş, kendi yurdunda âdeta sürgün yaşamakta...

Yazımızın burasında durup, antoloji sürecine dâhil olan hiç bir kişi ve çevrenin duyarsız kalmaması gereken bir durumu bildirmek isteriz:

Antoloji çıktıktan kısa süre sonra, bir okurun uyarısıyla A. İbrahim Önsoy'un yaptığı haysiyetsizce davranışın farkına varıldı. SORUN Po­lemik okuru, Antoloji'nin satışını gerekçe göstererek açıklamanın bir sayı geç yayınlanmasını önerdi. Ancak Sorun Yayınları Kolektifi, büyük zorluklarla yayınladığı kitabın değerinin bu açıklamayla asla düşmeye­ceğinin bilincinde olarak, riskleri de göze alarak, açıklamayı hemen yayınladı, özeleştirisini de yaptı.

Bu açıklamanın hemen ardından, fırsatçı ve çukur kişilikli bazı ki­şiler, 'Yurtsever Sanat Cephesi' imzalı, "Sorun Yayınları Hırsızları mı Biraraya Getirdi?" başlıklı bir küfürnameyle bir internet sitesinde arzı endam eyledi. Konuyu kamuoyuna Sorun Yayınları duyurduğu ve öze­leştiri yaptığı halde, sanki durumu kendileri saptamış gibi, üstelik Anto­lojideki mahbus ve şehitlerle diğer bütün sanatçıları hırsızlık gölgesi altında bırakarak çamur atma yolunu seçmişlerdi. İyi de A. İbrahim Önsoy'un aynı "şiiri" aylarca önce Birgün gazetesinde yayınlandığında niye sesleri çıkmamıştı bu beyzadelerin; diye sormuyoruz, çünkü yüz­lerine tükürsek "yarabbi şükür" diyeceklerinden endişe ediyoruz...

Ancak kimsenin kuşkusu olmasın ki, bu çamuru ait olduğu çamu­ra, onların o kubur ağzına tekrar sokacağız! Devrimci mücadeleye, devrim şehitlerine saygısı olan, her türlü tecride karşı duran sanatçı ve sanatçı adayları bunu yapacak birliğe ve dirliğe kavuşacaktır er-geç!

"Ben atar-tutarım, kimse de bana ilişmez" diye çirkefleşen, polis korumasında gösteri yapmayı "normal" sayanların durup bir kendi hal­lerine bakmalarının öneririz.

Aksi halde tarihin ve halkın tekmesini "mabad"larında hissetmeleri kaçınılmazdır.

"Emek Hırsızlığına soyunanlar ile bu densizliği savunmaya (!) yel­tenenler ya azılı bir kariyeristtir ya da ruh sağlığını zedelemiş bir zaval­lıdır. Devrimci ve kolektif çabaları bu türden niyetlerle gölgelemeye kimsenin gücü yetmez.

Çağrımızdır: "Çakalların ulumasına" inat, "adımlarımızı sıklaştıra­lım". BİZİM ŞİİR ANTOLOJİSİ adımına sahip çıkalım!

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.