Sanatçının toplumun üstünde, sorumsuz bir varlık olarak sunulduğu, sanatsal etkinliğin reklâmcılıkla ilişkilendirildiği, gitgide holding ve banka destekli "sponsorların denetimine alındığı bir dönemi yaşıyoruz. Geçmişteki, ilerici-devrimci yaşamla doğrudan ya da dolaylı gönül bağı kuran, egemen ideolojiye çeşitli düzeylerde direnen, ilkeli, dürüst, namuslu, sorumluluk sahibi sanatçı tiplemesi, yerini çoktandır, duruma göre yön değiştiren, sahibinin sesine gelen "yazar-kasa" lara bırakmaktadır. Bu tüccarlığa meyil vermeyen sanatçıların dün olduğu gibi bugün de nice engel ve kuşatmalar arasında ürün vermeye çabaladıklarını acı içinde görmekteyiz.
Sanat tarihimizde, yönetenlerce "sakıncalı" görülüp yoğun baskılara uğrayan bir çok sanatçının, aynı zamanda, "sol" etiketli bir takım yayınevi sahipleri ve köşebaşı dükalıklarında kalem oynatan ilerici (!) sermaye noterleri tarafından sürekli sansüre uğratıldığı, antolojilerden dışlandığı, on yıllar boyunca adlarının unutturulmak ve sanat tarihçelerinden bile silinmek istendiği araştıran gözlere sır değildir. Sol sanat- edebiyat içine yuvalanmış bu küf mantarlarının, halktan ve bilimden yana sanatçılara çalışma, barınma, pek çok örneklerinde olduğu gibi yaşama hakkı bile tanınmamasıyla ilgili suç ortaklıkları bir yana; genç kuşak sanatçı adaylarının yozlaştırılmasında kraldan çok kralcı davrandıkları da hiçbir zaman unutulmayacaktır.
Olumlu bir yönelişe, ilerici-devrimci eğilimlere sahip sanatçıların ise, bütün yaşananlara karşılık, gerek 1951'lerin gerekse 12'li darbelerin hemen ardından kurulan "edebiyat üretme çiftlikleri" ne örgütlü, iradî bir çabayla karşı koyamadıkları; her şey bir yana birbirleriyle de sürekli, yapıcı, yaratıcı bir diyalog kuramadıkları, hayatın çeşitli alanlarında yeterli dayanışma gerçekleştiremedikleri biliniyor.
1990'larla birlikte yoğunlaşan küresel gericilik dalgasının ideolojik- kültürel etkileri, tam da hedeflendiği üzere en çok, kendini sol saflarda gören, ancak yeterli kurumsal güvenceye, donanıma ve dayanışmaya sahip olmayan insanları, sanatçıları vurmuştur. Sanatsal üretimlerinin bilinçlere yaptığı etkiyle yüzleşemeyen ve bu yönde kolektif aklı, eylem birliğini gerçekleştiremeyen sanatçılar, postmodernist sermaye kültürünün yayın dünyasındaki baskısı altında kendine özgü renklerini, zenginliklerini yitirmekte, kısır, tıkız bir bunalım edebiyatına yöneltilmektedir.
Bu ortamın insana yaraşır yönde değişmesini isteyen, saptanacak temel ilkeler çevresinde bir araya gelmeyi, yapıcı, yaratıcı diyalog zeminlerinde yeni bir gelenek oluşturmayı, ortak noktaları "idealize" ve farklılıkları "dramatize" etmeden dayanışmayı, ileri kültürel-sanatsal sentezlere bilimsel bakışla sanatsal duyuşla varmayı hedefleyen bizler, Sanat Cephesinin ilk tuğlalarını harçlıyoruz.
Sanat Cephesi, sermayenin maddî-manevî yönlendirmesine karşı olan, birlik-diyalog-ayrışma ve dayanışma zemininde ilerleyen sanatçıların devrimci bir "Rönesans" amaçlayan etkinliğidir. Öncelikli amacımız, gerekli diyalog ve dayanışma zeminini oluşturarak, kültür emperyalizminin kuşatmasından, aptallaştırıcı iletişim ve tüketim bombardımanından arınma çabasını mümkün olan en geniş çevreye yayarak günümüz sanat sürecine ilerici bir müdahalede bulunmaktır.
Sanat Cephesi, sanatın bireysellik - toplumsallık diyalektiğinden, tarihsellik ve sınıfsallıktan kopuk düşünülemeyeceğini ilke saydığından, yoz, gerici, mistik, bireyci, bilinemezci gibi tüm çürük kültürel afyonlara, bu ürün "sol" etiketli de olsa bilinçle ve ısrarla karşı çıkacaktır.
Sanat Cephesi, sanat felsefesi ve estetik bilimine ilişkin çalışmaları, yeni kültürün ihtiyaç duyduğu yeni sanatsal biçimlerin sanat pratiğinde denenmesini destekleyecek; biçimi ya da özü mutlaklaştıran her türlü anlayışı karşısına alacaktır. Önümüzde coğrafyamız ve tüm dünyanın binlerce yılda ürettiği kültür birikiminin inceden inceye değerlendirilmesi ve dönüştürmesi gibi büyük bir alan durmaktadır... Kuşkusuz geleceğin kültürü de bu birikimin iyimser yönelişlerimizle akla, bilime uygun, seçici bir bileşimi üzerinde yükselecektir.
Sanat Cephesi, sanatın oldukça özgül ve kısmen özerk bir alan olduğunu, "mekanik ayarlamalara gelemeyen, bireysel girişkenliğe kesinlikle daha fazla yer veren" özgün çabalara gerek duyduğunu gözönünde tutarken, işçi sınıfı ve emekçi halkların haklı mücadelesinin yanında "taraflı" kimliğiyle de yer almasını bilecektir. Bu taraflılık, ürünlerimizin eski kültürün çürümüş öğelerinden arınmasını sağlayacaktır.
Sanat Cephesinin oluşturulması yolunda üretilen en somut iş, benzerine pek rastlanmayan kapsamdaki, İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi"dir. Antoloji süreci sonunda yapılan toplantıda seçilen bir "geçici komite" çalışmaya başlamıştır. Ayrıca etkinlikleri yansıtan bir internet sitesi de yayına başlamıştır (www.sanat cephesi.org).
Sanat Cephesi, ilerici insanlık ailesinin sanat, estetik, etik ve politik anlayışının temelde bir ve aynı yerde olduğu bilinciyle, tarihsel- kültürel ve estetik birikimimizin iyimser, yaratıcı ve dinamik yorumlarla geliştirilmesi yolunda çalışan sanat emekçilerinin ürün kolektifi, birlik, dayanışma ve mücadele zemini olacaktır.
Sanat, estetik alanlarındaki etkinlikleriyle sistemin mantığıyla pazarlığa oturmayan, kendi gücü ile kendi alanını açmak konumundaki bizim insanlarımızı Sanat Cephesi nin gelişimine katkı sunmaya çağırıyoruz...
4 Şubat 2006
Sanat Cephesi Geçici Komitesi ismail Hardal, Sait Oral Uyan, Ruhan Mavruk, Kemâl Kök, Meral Kaşoturacak, Nevzat Oğuz, Hüseyin Ali Selvi
