İsmail Arguvanlı

Fındık... Linç... II. TTKK Bilinci

"Senin her tanende zeytin

insanlığın kahrını görüyorum

Senin her tanende zeytin

Ölüyorum dinliyorum..."

Sabri Soran

Fındık sorunuyla ilgili bazı değinmelere başlarken Sabri Soran'ın 'Zeytin' isimli şiiriyle konuya girmeyi uygun bulduk. Yeni nesiller Sabri Soran ismini tanımazlar. Nasıl tanısınlar ki, liberal, postmodern, tasfi­yeci solların, sanat ortamımızı tekelci sermayenin güdümünde yorum­layanların kuşattığı bir süreçte TKP'li Sabri Soran'ı kim anar? Onun bi­yografisi, sanat anlayışı, mücadelesi ve şiirlerinden nesnel gerçeklikle sözeden ciddî ve güvenilir bir kaynağımız, arşivimiz var mıdır? Yoktur.

TKP derken resmî işçi ve komünist partileri kastetmiyoruz. Resmî­lerle bir işimiz yoktur. Tarihî TKP'yi, 10 Eylül 1920'lerin devrimci gele­neklerini sürdürenleri kastediyoruz.

"Kara zeytin" üzerine pek çok öykü, şiir, vb. çalışma vardır. Fukara insanımızın sofrasından eksik olmayan zeytin... Şimdilerde yenilebilinir bir zeytini soframıza 10-18 YTL karşılığında getirebiliyoruz.

Kontrgerilla hücrelerinde de her sabah beş adet zeytinin asker ta­yını ile birlikte kapı altından bakır tabaklarla sürüldüğünü hatırlıyoruz. Atın önüne ot, itin önüne et daha edebiyle atılırdı, Anadolu kültürel ge­leneğinde... Her zeytin yiyişimizde bunu unutmuyor ve hatırlıyoruz.

Peki ya fındık? Fındığın anılan şiir ve zeytin ile ne bağı var? Fın­dık fukara insanımızın sofrasının bir ürünü değil ki... Fındığı ancak maddî durumu uygun olanlar alabiliyor. Herkes fındığı alıp zeytin misa­li ekmeğe katık yaparak yiyemiyor.

Grev çadırlarında zeytin, helva, üzüm, ekmek yerdik. Fındık ye­mek ihtiyacı duymazdık. Elbette fındık yemek isterdik, fakat alamazdık. Grev çadırlarının yer sofralarındaki ağız tadını; "Grev hakkımızı Şale Köşkünde havyarla yiyen"lerin ağız tadından üstün görüyoruz. O dö­nemlerin anılarını da bir türlü unutamıyoruz.

Fındık, Karadeniz ve Marmara bölgesinin küçük üreticisinin en önemli geçim kaynaklarından birisidir. Bölgeye has iklimi nedeniyle fındık dünyanın pek çok yerinde üretilemiyor. Fındık ürününün kayma­ğını küçük üretici değil, onun sırtından geçinen aracı, tefeci, tüccar ve tekelci efendiler takımı yiyor.

Fındık fiyatlarının ayarı iktidar partilerince yapılıyor. İktidar partileri ise, üreticiden sadece oy alıyor, onları sömürenlerden yana bir politika izliyor. Üretici her yıl hiç sektirmeden fındık sorunu ile ilgili politikalara karşı çıkıyor. Bazen seçim vaatleriyle bir miktar yüzü gülüyor gibi olu­yor. Fakat banka, faiz, aracı, tefeci sömürüsünün altında elinde avu- cunda olanı da kaptırıyor. Bu durumda üretici başlıyor yakınmaya. Üreticinin yakınması karşısında sağlı "sol"lu burjuva partilerinin zaman zaman "halk dalkavuğu" kimlikleriyle, yer yer de üreticiyi azarlayan yöntemleriyle onlara "akıl" verdiği görülüyor!

AKP lideri R.T.Erdoğan, bu yılki ürün fiyatlarının açıklanması sü­recinde Kasımpaşalı üslubuyla üreticiyi bayağı azarlayınca iktidar- üretici bağı koptu. Fındık üreticisi, ABD ve AB'ye kölece bağımlı bir ik­tidarın geçmiştekiler gibi "onlar üç veriyorsa ben beşe alırım" diyeceği­ni sanıyordu. Yanıldılar. Fındığın kilosunu 2-2.5 YTL'ye kapattılar. Üre­tici malını bu fiyatla sattığında, işleme, gübre, çapa, toplama, vb. girdi­lerini dahi karşılayamadı. Üreticinin yakınması basının da ilgi odağı ol­du. Üreticiler sesini yükseltmeye başladı.

"Teşkilâtsız halk köle halktır." (Dr.Hikmet Kıvılcımlı'nın kulakları çınlasın) özdeyişindeki gibi fındık üreticisinin feryadını duyan herkes, tabiî bu arada bizim Sol cenahımız da bölgeye akın etti. Burjuva parti­leri çeşitli uyutma ve vaatleriyle üreticiyi yatıştırma numaraları çeker­ken, "sonarımız da kaba, vulger, örgütsüz ajitasyon yöntemleriyle ha­reket etmeye başladı. Fındık üreticisi içinde Sol'umuzun kayda değer işçi-kitle ve köylü-kitle çalışması yoktur.

Burada bir parantez açarak 1962-1970 döneminde tutarlı işçi-kitle, köylü-kitle ve gençlik-kitle çalışmalarından bir örnek vermek durumunda­yız. O dönem işçiler, emekçiler, işsizler, küçük üreticiler, yoksul köylülük, ilerici gençlik büyük bir hareketlilik dönemi yaşamaktaydı. İşçi, aydın ve gençlik etle tırnak misali kaynaşmaya adaydı. I.TİP bu türden kitle çalışma­larına sıcak bakmıyordu. TİP'in merkez oportünist kliği "aman faşizm gelir" gerekçesiyle(!) kitle hareketlerine karşıydı. Devrimci mücadele TİP'in inisi­yatifinden kayıp Dev-Genç'in cılız omuzlarına yüklenmek istenmişti. Türki­ye'nin bütün yörelerinde yerel inisiyatifleriyle dernek adı altında örgütlen­melere gidilmişti: Kars'da süt üreticileri birliği, G.Antep'de fıstık üreticileri birliği, Adana'da köylü birlikleri, Eyüp, Kartal, Kocaeli'nde işçi birlikleri, Ka­radeniz'de fındık üreticileri birlikleri, tütün üretici birlikleri, Amasya, Merzi­fon, Tokat, vb. illerde üzüm üreticileri birlikleri, gibi yüzlerce yerel örgütlen­me aracıyla kitlelerin talep ve ihtiyaçlarını dile getiriyor, kütlesel çıkışlarla alanlar sarsılıyordu. Sol'umuz bu türden ve kendiliğinden yer yer devrimci müdahalelerle biçimlendirilip-oluşturulan bu örgütlenmelerin manasını ve nereye evrilmesi gerektiğini bir türlü anlayamadı. Sık sık tekrarladığımız gi­bi, bu türden yerel inisiyatifler coğrafyamızda birer Devrim Ocağı, Şura,

Komün ya da Sovyet demek oluyordu. Sol'umuz bu inisiyatiflerde Dev- Genç'in çabalarını "Partileşme Sorunu" yöntemiyle işçi sınıfı güvencesine çekemedi. Yerli iç deneyim birikim ve zenginliğimiz üzerine temellenecek bir örgütlenmenin pek çok şeyi değiştirip dönüştüreceğini bizler kavradık, inisiyatif kullandık, ama kimilerine kavratamadık. Dönemin kadrolarındaki militanlık, heyecan, coşku ve korkusuzluk karşısında sistem korkuya kapıl­dı. 15/16 Haziran Hareketi'nden büyük ölçüde ders çıkaran burjuvazi, 12'li darbeler sürecinde de intikamını aldı. Devrimci fidanlarımız darağaçlarını süsledi. Kırım ve kıyımlar hükmünü sürdürdü... "Gençliğin yolu işçi sınıfı­nın yoludur."diyerek bu inisiyatifleri İSP ya da TKP disiplinine kazandıra- madık. Bu görev başarılamadığı için 'devrim ihracı' ve 'devrim simyacılı­ğı'nda yetenekli görevliler Latin Amerika, Orta Doğu, Çin, Vietnam ve Sov­yet deneyimlerinden eklektik uyarlamalarla kafaları iyice karıştırdılar. "Ter­cüman civanlar" (Dr. Hikmet' in yine kulakları çınlasın), Marksizmin temel bilgileri dururken gerillanın günlüğünü, gecelerini, gündüzlerini ve delikli ki­taplarını tercümeye koyuldular. Bu "görevi" bihakkın yerine getirenler gü­nümüzde "davadan dönmüş", "yorgun demokrat" olmuş, esnaf ve tüccar kimlikleriyle tekelci sermayenin çizmelerini cilalamakla meşguldür. Kimileri Tusiad'ın, Tv'lerin, tekelci basının, her boydan ve soydan politikanın, hatta üniversitenin "aranan köşe taşı" olmuştur. Kimileri de AB'den, Kopenhag kriterleri bütçesinden ve Soros'dan aldığı dolar ve eurolarla icra-i zenaat etmektedir!

Dönemin örgütlenme anlayışlarını sırasıyla THKO, THKP-C, TİİKP, TKP(M-L) yerine, hayatı ve mücadeleyi kucaklamaya aday bir PARTİ'nin inşaası görevini sonuçlandıramadığımız için son derece kusurluyuz. Dev­rimci ve Marksist Kadroların en onulmaz hatası, en utanılacak yanı(mız) buradadır. Bu düğüm günümüzde de çözüm beklemektedir. Birlikçi gele­neklerimizle II.TTKK yöntemini boşuna telaffuz etmiyoruz.

Dev-Genç'in Karadeniz'deki gençlik-kitle çalışmalarının özgün ör­neğini veren bir kitabın okunmasını öneriyoruz (Hüseyin Yavuz, isyan Günleri-I, BAK yayınları).

Fındık üreticileri tutarlı bir örgütlenmeye önayak olacak ilerici bir ini­siyatiften yoksun olmasına rağmen, yine de sisteme kafa tutmada ge­cikmediler. 70-80 bin üretici Ordu'da yolları kesti. İktidar bu kitlesel ey­lemden sonra kimi tavizler verdi ve fındık alım fiyatını 4 YTL'ye çıkardı. Üreticiden 4 YTL'ye alınan fındık dükkanlarda alıcısına 25-30 YTL'den satılmaktadır. Aynı işleyiş öteki ürünlerde, özellikle de buğdayda da uy­gulanmaktadır. Üreticinin talep ve ihtiyacını karşılamayan bu fiyat ayar­lamaları kitlesel eylemlerin dozunu ve yaygınlaşmasını hafifletmiş oldu. Fındık üreticisi donanımlı bir PARTİ'nin güvencesiyle örgütlü olsaydı, fındık meselesi AKP'nin başını yemeye yeter de artardı bile.

Evet, fındık üreticilerinin kitlesel eylemlerinde de görüldü: Bizim an­ladığımız düzeyde küçük üretici de, tıpkı işçi sınıfı hareketi, sosyalist ha­reket ve ilerici gençlik hareketi gibi örgütsüz ve güvencesizdir. Devlet te­kelci kapitalizminin yüksek çıkarlarını koruyup/kollayan iktidarların baskı, kaba güce başvurma ve sömürüsü karşısında Sol cenahımız 'öndersizlik krizi'ni aşmak durumundadır. Sol, özellikle de Devrimci ve Marksist Kad­rolar, herkes/hepimiz sayı hesabıyla kendimize gelmeliyiz!..

Adapazarı ve Akyazı yöresinde fındık toplamak için her yıl ailece Kürt illerinden kopup gelen yoksul köylülük ve öteki fındık toplayıcı emekçilerin konumu ve karşılaştıkları güçlükler üzerine de cenahımızı sorgulamak durumundayız. Anılan yörede yerli fındık toplayıcı emekçi­lerin günlük ücreti 25-30 YTL. Kürt illerinden gelenlerin ise 15-20 YTL. Akyazı'da binlerce kişiyi kışkırtarak Kürt emekçilerin üzerine sürdüren faşist çeteler sınıfsal çelişkileri dahi "Kürt düşmanlığı" meselesine dö­nüştürmekte bayağı becerili olmuştur. Yörenin mülki, askeri ve polis güçleri bu türden kışkırtmaları önlemede çaresiz, hatta yer yer "linç" etmeye niyetli kesimlerin yanında yer almıştır.

Liberal sol kesimin gazetesi (Sakarya'da dört Kürt işçi linçten zor kurtuldu -Tehlikeli tırmanış- Radikal, 9 Eylül 2006), bu "linç" girişimini ilginç biçimde başlık yapmıştır. Aynı gazetenin genel yayın yönetmeni İsmet Berkan "Polisin düşmanı olursa..."başlıklı yazısında ise, bu tür­den "linç" olaylarının mevcut polisin eğitimiyle ilgili(!) olduğunu palyatif bir önlem olarak ileri sürmüştür. TC Devletinin ideolojik, sınıfsal konu­munu ve devlet tekelci kapitalizmin mantığını sorgulamadan "linç" ola­yını, polisin faşist milisleri koruyan tavrını salt "eğitim" sorununa indir- geyişi kaba bir demagojidir, ikiyüzlülüktür. Aldatmacadır. Polis sistemin polisidir. Kim kimi ve hangi amaçla eğitmektedir? A'dan Z'ye kadar gü­venlik güçleri ya ülkücü faşist ya da hocaefendi hazretlerinin tarikatına uygun seçilmiş ve eğitilmiştir. Bu işleyiş sistemin mantığına uygundur. Bu kesimin eğitimi ile toplumun tümünün egemen eğitim anlayışı "Türk-İslâm Sentezi" görüşüne endekslidir. Sahte gündemler yarata­rak, sınıfsal olguları "laik-şeriat" eksenine oturtan tüm anlayışlar, Türk- Kürt karşıtlığı-kışkırtıcılığının manüpülasyonu son tahlilde sistemin sömürücü mantığına uygundur.

Asıl sorun, sosyal-sınıfsal meseleleri, bir zamanlar "Komünizm düşmanlığına, günümüzde ise, buna eklenen "Kürt düşmanlığına çe­kerek kitlelerin sosyal uyanışını perdelemektir. Asıl tehlike, kitlelerin ta­lep ve ihtiyaçları için alanlara çıkması karşısında tekelci efendilerin ta­vize zorlanmasıdır ve bu önlenmelidir!.. "Barış, demokrasi" terennüm ederek, sömürücü sınıfların merhamete gelmesini beklemek ise bir hayaldir.

Devlet tekelci kapitalizmi, kitlelerin talep ve ihtiyaçlarını karşılaya­madığı için (karşılamaya niyetli olmadığı için) faşist milisleri "hini ha­cette" kullanmak üzere koruyup kollamaktadır. Devletin yapısı ve sınıf­sal kimliği neyi gerektiriyorsa sistemin tüm (sivil-resmî) kurum ve kuru­luşları da aynı mantığın uzantısında örgütlüdür. "Komünizm" artı "Kürt düşmanlığına endeksli bir sosyoekonomik formasyon, tarihinin en teh­likeli bir politik dönemecindedir. Bu tehlikeli gidişin panzehiri İSP ya da TKP'nin hızla örgütlenmesidir. Baskıya, zora, kaba güce, inkâr, imha ve asimilasyona başvuran iktidarlar güçsüz iktidarlardır. Bu yöntemlere başvuran iktidarların yıkılması da mukadderdir. AKP'nin yıkılışını sağ­layacak alternatif sosyalizmdedir. Sahte ve sanal gündem yaratan "la- ik"lerde değil. Kaldı ki, TC Devleti hiç bir zaman laik bir yapıya dahi ulaşamamıştır. Sözde laik geçinenlerin ürünü olan "siyasî islâm" sos­yalist alternatiflerin üretilmesiyle etkisiz kalacaktır. Kemalist, nasyonal sosyalist (faşist) akımların AKP'yi iktidardan indirme projeleri son tah­lilde uzlaşmaya adaydır. Aralarındaki çekişme "kayıkçı kavgasıdır." Sı­nıflar mücadelesi şiddetlendikçe; geçmişte yaptıkları gibi birleşip ce­nahımızın üzerine çullanacaklardır. "Kürt" artı "Komünizm düşmanlı­ğına endeksli "linç" girişimleri altındaki sınıfsal mantığı iyi oku­mak/görmek zorundayız.

Faşist darbe girişimlerinde olduğu gibi, bir kez daha fenersiz yaka­lanmamak için ne yapmalıyız? Marksist bakış açısı ve deneyimlerimiz­den çıkardığımız ders ve sonuçlara bakarak çıkış hattını II.TTKK yön­teminde görüyor ve sürekli tekrar ediyoruz, etkinliklerimizle bunu bilin­ce taşıyoruz. Faşist tırmanışlar karşısında militanca direnen, tecritlere karşı çıkan, sistemin devrimci yol ve yöntemlerle dönüşmesini düşü­nen her kesimin inisiyatiflerine sahipleniyoruz. Bilmem ki, sizler ne di­yorsunuz?

10 Eylül 2006

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için
e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru