Emperyalist kapitalizmin tarihine baktığımızda, Yakındoğu'ya çoğu kereler emperyalist müdahaleleri görebiliriz. Emperyalist müdahalelerin özü, kapitalist pazarın kontrolü, enerji-hammade kaynaklarının kontrolü, hegemonya kurma, emperyalist sömürü önündeki engellerin kaldırılması ve kapitalist sisteme entegre etme üzerine kuruludur.
İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'na kadar emperyalist müdahale İngiltere emperyalizminin liderliğinde yapılıyordu. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında emperyalist liderlik Amerika Birleşik Devletlerine geçti. 1990 yılından günümüze kadar Yakındoğu'ya-Körfez'e yapılan emperyalist müdahaleler ABD emperyalizminin önderliğinde ve emperyalist devletlerin koalisyonuyla gerçekleştirildi. Günümüzde ise Yakındoğu'ya yapılan emperyalist müdahale halen sürmektedir.
Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında İngiltere emperyalizminin liderliğinde çizilen Yakındoğu'nun sınırları, çok büyük değişikliklere uğramadan neredeyse aynen kaldı (Yakındoğu'nun haritası, emperyalist politikanın temsilcileri olan Lloyd George ve VVinston Churchill tarafından çizilmiştir).1 Çelişki-çatışma-işbirlikçilik üzerine kurulan sınırlar bölgede savaşları eksik etmemiş ve emperyalist müdahalenin gerekçelerini-bahanelerini yaratmıştır. Örneğin Arap ulusu, farklı kültürel, mezhepsel, inanç farklılıklarından dolayı paramparça edilmiş, emperyalist müdahalelerle onlarca devlete bölünmüştür. Yine Kürt ulusunun coğrafyası emperyalist müdahalelerce parçalanmış, bölgesel güç odaklarına pay edilmiştir.
İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'ndan sonra Yakındoğu'daki tek sınır değişikliği siyonist-İsrail Devleti'nin kurulması oldu2. Bölgedeki işbirlikçi devletler yetmezmiş gibi bölgenin çatışmalı ve gerginlik ortamına ABD emperyalizminin önderliğindeki emperyalist koalisyonun Truva Atı siyonist-İsrail devleti etkeni de savaş sarmalına eklenmiş, savaş bölgenin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Günümüzü Anlamanın İki Ana Halkası:
1. Sosyalist Blok'urı Çözülüşü ve Tasfiye Edilmesi
1917 Proleter Ekim Devrimi ve sonrasında emperyalizmin zayıf halkaları kopmaya başladı. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'nda (emperyalist savaş, aynı zamanda SSCB'yi tasfiye etmeyi de içeriyordu. Böylelikle emperyalist zincirden kopan ilk zayıf halka, yeniden sisteme entegre edilmiş olacaktı.) Hitler Faşizmini yenen SSCB, emperyalizmin zayıf halkalarının kopmasını hızlandırdı ve dünyanın yaklaşık olarak üçte birinde sosyalist deneyimlerin oluşmasına katkıda bulundu.
Sömürgelerde ulusal kurtuluş hareketleri gelişti, yeni bağımsız devletler kuruldu. Emperyalizme karşı bir kutup oluşturuldu. Artık dünyada ortaya çıkan sorunlar/krizler bu iki kutbun mücadelesi ve hegemonyası altında şekillenmeye/çözülmeye başladı. Kapitalist ve sosyalist sistem arasındaki hegemonya mücadelesi hiç durmadı. Görünürde statükonun korunması biçiminde tezahür eden bu hegemonya mücadelesi silahlanma, teknolojik savaş, soğuk savaş, her iki sisteme de mesafeli ve pragmatik yaklaşan 'Bağlantısızlar' olarak kendilerini tarif eden 'devlet kapitalizmi' niteliğindeki devletleri etkileme ya da dengede tutma ve ekonomik yardımlarla devam ediyordu. Kapitalist ve sosyalist kampın hegemonya mücadelesini 1989 yılında kapitalist kamp kazandı. Sosyalist kampın çözülmesi, çökmesi ve tasfiye edilmesi dünyayı tek bir kapitalist pazara dönüştürdü. O güne kadar iki kutbun hegemonya politikasına göre şekillenen dünya, kutbun bir yanının tasfiye edilmesiyle birlikte kaosa dönüştü. Kapitalist kampta rafa kaldırılan kamp içi hegemonya mücadelesi yeniden gündeme geldi. Kapitalist kampta yarıklar ve çatlaklar ortaya çıktı. Kamp içinde yeni kümelenmeler oluştu. ABD'nin kamp liderliği tartışılır hale geldi. Ayrıca tasfiye edilen sosyalist kamp paylaşılacak yeni pazar alanlarına dönüştü. Bu durum kapitalist kamptaki hegemonya krizini derinleştirdi. Kapitalist kamptaki emperyalist güçlerin hegemonya didişmeleri dünyanın bölgesel krizlerinin çözülmesinde kendini gösterdi.
İki kampın ilişkisine göre kendini konumlandıran ülkeler, tek kutuplu düzene geçişle birlikte sisteme entegrasyon konusunda sorunlar yaşamaya başladı. Sosyalist kampla ekonomik ve askeri işbirliği geliştiren ülkeler, yeni durumda yalnızlaşmaya başladılar. Bu durum bölgesel çatışma dinamiklerini tetiklemeye başladı.
Kapitalist kampın hegemonya krizine, kapitalizmin yapısal krizi de örtüşmeye başlayınca ortaya çıkan çatlak ve yarıklardan bölgesel güç odakları (altemperyalist ülkeler) hareket alanlarını genişletmeye başladılar.
Kapitalist kampın liderliğini elinden kolay kolay bırakmaya yaklaşmayacak olan ABD emperyalizmi Afrika, Balkanlar, Kafkaslar, Yakındoğu'daki krizlerin çözümünde liderliğin kendisinde olduğunu muhataplarına (AB emperyalizmine, Japon emperyalizmine, Rusya'ya, Çin'e, Hindistan'a, altemperyalist ülkelere...) kabul ettirmeye çalıştı.
2. 11 Eylül Müdahalesi-Darbesi
Sosyalist sistemin çözülüp tasfiye edilmesinden sonra ortaya çıkan kaosun uzun süreli belirsizliklere yol açacağının bilinciyle hareket eden ABD emperyalizmi, rakiplerinin hareket alanlarını daraltmak ve kriz yerlerine yapılan müdahalelerin maliyetini emperyalist koalisyona fatura etmek için geniş çaplı girişimlerde bulundu (Körfez'e yapılan 1. Emperyalist müdahale). 11 Eylül Müdahalesi-Darbesi3 ile dünyada 'neo-faşist' bir dönemi başlattı. ABD emperyalizmi bütün dünyaya 'ya benden yanaşın, ya düşmanımsın' ikilemini dayattı. Hem içte hem dışta geniş bir emperyalist terör dalgası başlatıldı. Birleşmiş Milletler "Nato'nun siyasî organına dönüştürüldü." 11 Eylül Müdahalesi-Darbe- sine kadar izlenen strateji 'ABD karşıtlarını zayıflatma' temelinde yürütülüyordu. 11 Eylül sonrası bu strateji 'ABD karşıtlarını yok etme" eksenine oturtuldu. Afganistan'a ve Körfez'e yapılan 2. Emperyalist müdahalede bu strateji test edilmektedir.
ABD emperyalizmi, iki kutuplu dünyada, kapitalist kutbun liderliğini yürütürken, emperyalist koalisyon, ABD emperyalizminin liderliğine rıza gösteriyordu. Tek kutuplu dünyada ise, ABD emperyalizminin liderliğine rıza gösterilecek bir nesnelliğin bulunmadığının farkında olarak hareket eden emperyalist koalisyon, ABD emperyalizminin liderliğine karşı seslerini yükseltmeye başlamıştır.
Günümüzde dünya tek bir pazara dönüşmüştür. Bu tek pazarı ABD emperyalizmi denetlemek ve yönlendirmek istemektedir. Bu kapitalist tek dünya pazarında söz sahibi olmak isteyen diğer emperyalist güçler çeşitli ittifak ve birlik arayışlarına girişmişlerdir. Ayrıca bölgesel güç odakları da (altemperyalist ülkeler), emperyalist merkezlerin çelişki ve çatışmalarının yarattığı gerilimler sonucu oluşan boşluklardan yararlanarak, bir yandan emperyalist güç odaklarıyla stratejik işbirliğini geliştirirken, diğer yandan bölgesel birlik arayışlarını hızlandırmışlardır.
Yeni dönemin en önemli özelliğini şöyle saptayabiliriz: Sosyalizm uygulamaları tarih sahnesinden geriye çekilmiş, iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçilmiş, kapitalist blokta sosyalist uygulamalara karşı mücadele etmek için geçici olarak rafa kaldırılan hegemonya mücadelesi tekrar gündeme alınmış, 3. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nın nesnelliği ortaya çıkmış, enternasyonal ölçekte sosyalist hareket ve işçi sınıfı 1. raundu kaybetmiştir.
Yakındoğu'nun Yakın Döneminde Yaşanan Önemli Olaylar
Şah Vakası
İran İslâm Cumhuriyeti öncesinde, emperyalizmin bölgedeki en önemli ayağı Şah (Rıza Pehlevi) idi. Şah'ın petrol fiyatlarıyla oynama ve yeniden düzenleme girişimi kapitalist blokta tepki ile karşılandı. Bu durum emperyalist metropollerde petrol şoku yarattı. Emperyalist metropoller, yeni bir petrol şoku yaşamaktansa,4 Şah'ın tasfiyesini tercih ettiler. Şah gitmezse emperyalist metropollerde yaşanacak olan petrol şoku, kapitalizmin yapısal krizini derinleştirebilir, daha büyük sarsıntılara yol açabilirdi. Üstelik sosyalist blok da halen ayakta idi.
Ayrıca, Şah'ın muhalefetindeki ağırlığı antiemperyalist güçler (Ayetullahlar-Sol ittifak) oluşturuyordu. Bu yetmezmiş gibi bir de Şah'ın ABD'de 200 milyar dolarlık yatırımı vardı. Buna rağmen Şah gözden çıkarılabildi. Yeni bir petrol şoku yaşamaktansa Şah kurban edilebilirdi. Nitekim edildi de.
Şah'ın tasfiyesinin önemli bir nedeni de İran devlet tekelci kapitalizminin bölgede altemperyalist politikalara yönelmesidir. Şah'ın Şat-ül Arap suyolundaki (petrol kuyuları ve zengin petrol rezervlerinin bulunduğu bölge) yayılmacı politikası, Şah'ın OPEC'deki girişimleri, emperyalistlerin yaşadığı 1. Petrol şokunda Şah'ın rolü, emperyalist merkezlerde Şah'ın güvenilirliğini azalttı. Ayrıca İran'dan yükselen antiemperyalist dalga, Şah'ın gitmesiyle kalmayacak, emperyalistlerin çıkarlarını da tasfiye edebilecek bir yönelime girebilirdi.
Emperyalistlerin bölgedeki çıkarlarının Şah sonrası dönemde de korunması için, Şah tasfiye edilmeden önce, emperyalistler Ayetullah- larla ilişkilerini geliştirdiler. Bu ilişkiler ağı, Ayetullahlar-Sol ittifakının bozulmasında önemli roller oynadı. Antiemperyalist mücadeleyi, anti- komünist mücadeleye dönüştürdü.
Şah sonrası Ayetullahlar-Sol ittifakı uzun sürmedi. Bu ittifak politikası devam ederken, emperyalistlerin silahlandırdığı ve kışkırttığı Saddam Hüseyin (Irak) İran'ın (antiemperyalist ittifakın) üzerine gönderildi (Eylül 1980). Emperyalistlerin Saddam Hüseyin'i İran üzerine göndermelerinin en önemli nedeni antiemperyalist ittifakı ortadan kaldırmaktı. Irak ordusunun İran'da ilerlemesinin durdurulmasında Sol'un askeri gücü önemli roller oynadı. Irak'a yönelik karşı saldırı başlatıldığında Ayetullahların sağ-gerici kanadı harekete geçirildi/geçti. Antiemperyalist ilerici Ayetullahlar bir toplantı esnasında topluca katledildiler. Sağ-gerici Ayetullahlar TUDEH dışındaki Solla yapılan antiemperyalist ittifakı bozdular. Her alanda Sol ile savaş açtılar. Antiemperyalist savaş iç savaşa dönüştü.
TUDEH Sovyetler Birliği dış politikası (proletarya enternasyonalizmi ilkesinden hareket etmeyen, tamamen konjonktüre uygun davranan pragmatist bir yaklaşım) gereği İran Solu'nun tasfiyesine göz yumdu. TUDEH, İran Solu tasfiye edilirken sağ-gerici Ayetullahlarla yaptığı ittifakı bozmadı. İran Solu tasfiye edildikten iki yıl sonra sağ- gerici Ayetullahlar, TUDEH ile yaptıkları ittifakı da bozdular (1983). Sıra TUDEH'in tasfiyesine geldi. TUDEH'in trajik tasfiyesinin sonu, aynı zamanda Sovyetler Birliği dış politikasına endeksli KP'lerin de politikalarının iflasının ön habercisi niteliğindeydi.
Sağ-gerici Ayetullahlar Irak'la savaşın finansmanı konusunda zorlanmaya başladılar. Antiemperyalist bir karakter taşımadıkları için IMF ile masaya oturup kredi görüşmelerine başladılar. IMF, sağ-gerici Aye- tullahlara kredi vermeyi kabul etti. Kredi borçlarının ödenmesi petrol satışları ile karşılandı. Sağ-gerici Ayetullahlar, hem savaşın finansmanı, hem silahlanmayı sağlamak konusunda iç emek-sömürü ağını yoğun olarak işlettiler.
Sağ-gerici Ayetullahlar, iç kamuoyuna ve İslâm dünyasına verdikleri mesajlarda söylem düzeyinde emperyalizme-şeytana lanet okuyorlardı. Perde arkasında ise şeytanla anlaşıp işbirliği yapıyorlardı.
Savaş sona erdiğinde 1.250.000 ölü, yüzbinlerce sakat, yıkılan- harabeye dönen kentler, yüklü dış borçlar İran'ın devlet tekelci kapitalizmine çözmesi gereken önemli sorunlar bıraktı.
Yeni dönemde ABD emperyalizmi-İran devlet tekelci kapitalizmi çelişkisi: emperyalist ittifak lideri ABD emperyalizmi Sosyalist Sistem'in çözülmesi-11 Eylül darbesi/müdahalesi sonrasında yeni güvenlik- tehdit konseptini oluşturdu. Yeni konseptte 'komünizmin' yerini 'siyasî İslâm ve terör' aldı. Sosyalist Sistemin emperyalist kuşatma politikasında, emperyalistler tarafından örgütlendirilip yönlendirilen ve kullanılan 'siyasî islâm' , yeni güvenlik konseptinde 'tehdit' unsuru olarak görülmekte ve kontrol altına alınmak istenmektedir. Özellikle merkezinde İran tekelci devlet kapitalizminin bulunduğu 'Şii hilali', ABD egemenliğinin Yakındoğu'ya yerleştirilmesinin önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir. İran devlet tekelci kapitalizmi, bölgede altemperyalist bir politika izleyerek, 'Şii hilali'nin hamiliği girişimini sürdürmekte; bölgenin altemperyalist hegemon gücü olmak istemektedir. Kuzey Afrika'dan Yakındoğu'ya, Yakındoğu'dan Hazar havzasına ve İç Asya'ya uzanan 'Şii hilali' bağlantı koridorunu İran tutmaktadır. Hegemonya mücadelesinde önemli bir koridoru tutan İran'ın bu koridordan boşaltılması, emperyalist hegemonya için zorunludur. ABD emperyalizmi İran'ı bu koridordan çıkartabilmek için İran'ı yalnızlaştırma ve tecrit politikası uygulamaktadır. İran devlet tekelci kapitalizmi, ABD emperyalizminin uyguladığı politikayı etkisiz hale getirmek için AB, Rusya, Çin ile ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır.
Saddam Hüseyin Vakası
Arap ülkelerinin çoğunda Nasyonalsosyalist kimlikli Baas partileri bulunmaktadır. Baas partilerinin ortak özelliklerini milliyetçilik, militarizm, yayılmacılık oluşturmaktadır. Pan Arabist söylem ise, bölgesel yayılmacılığın ideolojik silahı olarak kullanılmaktadır.
Saddam Hüseyin de Irak Baas Partisi'nin bir unsuru ve ürünü olarak ortaya çıkmış; partinin içindeki farklı eğilimleri tasfiye etmiş; anti- komünist ve anti-kürt bir politika izlemiş; partiyi, devleti, toplumu ve bölgeyi militarize etmiş; farklılıklara tahammül edemeyen, hatta burjuva demokratik muhalefete dahi izin vermeyen kişi kültü yaratmış; Irak coğrafyasını büyük bir toplama kampına çevirmiştir.
Saddam Hüseyin, Şah sonrası İran'daki antiemperyalist dalgayı kendi lehine değerlendirmesini bilmiş, bu sayede emperyalist kampla ilişkilerini geliştirmiş, yoğun bir silahlanma sürecine girmiş, yayılmacı- altemperyalist bir politika yürütmüştür. Saddam Hüseyin şahsında bölgesel hegemonik bir güç olmak isteyen Irak devlet tekelci kapitalizmi, emperyalist blokun onayını ve desteğini de alarak İran'ı işgale başlamıştır. ABD, Fransa, İngiltere emperyalizminin, Irak'ı desteklemelerinin en önemli nedeni, İran'da Şah'a yönelik muhalefetin aynı zamanda antiemperyalist bir dalgaya dönüşmesi; dalganın giderek anti-kapitalist bir dalgaya dönüşmesi eğiliminin güçlenerek, emperyalizmin zayıf halkası İran'ın zayıf halkadan kopmasının engellenmesidir. Bu sayede emperyalizmin en önemli silah müşterisi haline gelen Irak, İran-lrak savaşı sırasında manevra yeteneklerini geliştiren bölgenin önemli bir savaş aygıtına dönüştü.
Emperyalizmin zayıf halkası İran'ın halkadan kopması, İran-lrak savaşı ile engellenince, savaş aygıtı Saddam Hüseyin'in dizginlenmesi emperyalist ittifakın gündemini işgal etmeye başladı. Savaş sırasında silahlanma için emperyalistlerin mali kurumlarına ve emperyalist silah tekellerine yoğun borçlanan Saddam Hüseyin, dış borç ödemeleri konusunda çok sıkıştırıldı. Saddam Hüseyin borçların ödeneceği konusunda güvence verdi. Bu güvenceden hareketle Irak'ın dış borçları tak- sitlendirildi. Saddam Hüseyin'in dış borç ödemelerindeki tek koşulu, ödemelerin OPEC'in varil başına belirlediği fiyattan yapılması idi. Emperyalistlerin yönlendirmelerindeki Arap şeyhlikleri, petrol fiyatlarını OPEC'in belirlediği fiyatın çok çok altlarına çektiler. Bu durum, Saddam Hüseyin ve Irak devlet tekelci kapitalizmi için kabul edilebilecek bir durum değildi.
Emperyalistler Kuveyt'i, Saddam Hüseyin'i 'tuzak'a düşürmek için kullandılar. Kuveyt, ham petrol fiyatlarını, OPEC'in belirlediği fiyatların altına çekmekle kalmadı. Irak'la sorun yaşadığı sınır bölgesindeki petrol kuyularını üretime açtı. Oysa bu kuyular, Irak'la yapılan anlaşma gereği açılmayacak ve petrol üretimi yapılmayacaktı. Zaten yayılmacı bir politika izleyen Saddam Hüseyin'i Kuveyt 'tuzağına' iten bu manipü- lasyon oldu.
Siyonist İsrail Faktörü
İran-lrak savaşından sonra güç ilişkileri ve denge değişmeye başladı. Siyonist İsrail'in aleyhine işleyen bu süreç, İsrail'i önlem almaya, emperyalist metropollerdeki lobi faaliyetlerini artırmaya yöneltti. Özellikle ABD'deki Yahudi lobileri, ABD'yi ikna etme konusunda çok yoğun faaliyette bulundu. Yakındoğu'daki dengenin yeniden İsrail'in lehine döndürülmesi konusunda emperyalist güçler anlaştı.
Bölgedeki hiçbir güç, emperyalist ittifakın çok yoğun biçimde silahlandırdığı ve bir savaş aygıtına dönüştürülen Irak'ı durdurabilecek güçten yoksundu. Siyonist İsrail Devleti'nin bölgede yalnızlığı ve yayılmacı, saldırgan bir politika izlemesi de Irak'ı durdurabilecek durumda değildi. Ayrıca Saddam Hüseyin'in Filistin Sorununda taraf olup İsrail'in zayıflatılmasında rol alma olasılığı da İsrail'i iyice köşeye sıkıştırabilirdi. Ayrıca Saddam Hüseyin'in yayılmacı Baas politikasında, Hafız Esad ve Hüsnü Mübarek'ten daha aktif politika izliyor olmasından dolayı emperyalist ittifak'ın ileri karakolu siyonist İsrail'i savunmacı bir çizgiye zorlayabilirdi. İleri karakolun geri çekilmesi yerine, büyütülmüş canavarın küçültülerek zararsız hale getirilmesi, ardından canavarın yok edilmesi emperyalistlerin bölgedeki çıkarları için daha uygundu. Bu durum emperyalist politikanın yüzbir yüzlü olduğunu da gösteriyordu.
Emperyalistler Saddam Hüseyin'i bizzat silahlandırdıkları için Irak'ın silah gücünü biliyorlardı. Kendi elleri ile silahlandırdıkları canavarı, kendi elleriyle etkisiz hale getireceklerdi. Ayrıca bu emperyalist müdahale sayesinde çözülen ve çökme sürecine giren Ssosyalist Sistemin gücü de test edilmiş olacaktı.
Bölgeye emperyalist müdahale hazırlıkları yapıldı ve müdahale için gerekçe-bahane aranmaya başlandı. Saddam Hüseyin'i Kuveyt'le manipüle ederek, Kuveyt'e sürükleyen emperyalist ittifak müdahale gerekçesini de "meşrulaştırdı."
Yakındoğu'ya Emperyalist İttifakın Müdahalesi
Emperyalist ittifak gücü, Saddam Hüseyin'i devirebilecek güçte olduğu halde Saddam Hüseyin'i devirmedi; zayıflatmayı tercih etti. Saddam Hüseyin'in Baas Partisi, devlet ve orduda kendisine bağımlı mekanizmalar yaratmasından dolayı kendi yerine geçebilecek ve onun boşluğunu doldurabilecek, aynı zamanda emperyalist ittifakla işbirliği yapabilecek onun muhalifi örgütlü güç yoktu. Şii ve Kürt dinamiğinin örgütlülük düzeyi de Saddam Hüseyin sonrası doğacak boşluğun nasıl doldurulacağı noktasında yeterli "olgunluk ve işbirliği"ne hazır değildi. Emperyalist ittifak, "olgunlaşma ve işbirliği" hazır olana kadar zayıflatılmış ve kontrol altına alınmış bir Irak'ı tercih etti.
Emperyalist ittifak, Saddam Hüseyin'in gitmesi sonucu oluşacak boşluğu dolduracak dinamiklerin "rüştünü ispatlayıp, olgunluk ve işbirliği" kapasitelerini geliştirdikten sonra, ikinci bir müdahale ile Saddam Hüseyin'i tamamen tasfiye etmiştir.
Zayıflatılmış ve kontrol altına alınmış, emperyalist ittifakın borç sarmalına takılmış bir Irak da emperyalist ittifakın kabul edebileceği bir durum iken, emperyalist ittifakın lideri ABD emperyalizmi, tek kutuplu dünya gerçeğini çok iyi "kavradığından" olsa gerek, 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası çizilen sınırları yeniden çizmek; statükoyu değiştirmek istemektedir. ABD emperyalizmi açısından "Yeni Dünya Düzenine yeni statüko" gereklidir. Yine ABD emperyalizmi açısından "yeni statüko, bölgedeki yeni aktörlerle" oluşturulacaktır. Ya yeni statükoya uyum sağlanır, ya yeni statükonun oluşturulmasında görev alınıp aktör olunur, ya da tasfiye olunur. İttifak politikası da yeni statükonun oluşturulmasına göre yapılacaktır. ABD emperyalizminin bu politikası bölgede test edilmeye başlamıştır.
Irak, ABD emperyalizminin yeni politikası gereği fiilen üçe bölünmüş durumdadır. Sünni Irak (işgale karşı direnişin olduğu bölge), Şii Irak, Otonom Kürdistan. Irak'ta denenen yeni statüko oluşturma girişimlerinin, bölgenin diğer devletlerine doğru genişletileceğinin işaretleri yapılan manevralardan ortaya çıkmaktadır. En son siyonist İsrail'in Lübnan'ı işgal provası, Suriye ve İran'ın arasına tampon çekme girişimi, yeni statüko oluşturma alanlarını göstermektedir.
İttifak Politikaları
1. Körfez Savaşı sonrasında yeni ittifak politikaları şekillendi.6 Körfez Savaşı Irak'taki statükoyu sarstı ve zayıflattı. Sosyalist Sistemin bölgede gerçekleştirdiği ittifak politikaları ve ağırlığı-dengesi ortadan kalktı. ABD emperyalizmi Yakındoğu'nun merkezini kontrol altına aldı. Bu durum, yeni ittifak arayışlarını ve bölgedeki stratejik yönelimleri te- tikledi.
Yönelimlerin netleşmesinde Kafkaslar'daki, Balkanlar'daki, İç As- ya'daki gelişmeler de etkili oldu. Belirginleşen ittifakları şöyle sıralayabiliriz:
a. Yunanistan, Bulgaristan, Güney Kıbrıs, Suriye, İran, Irak, Ermenistan, Rusya Federasyonu, Çin.
b. ABD, İsrail, Türkiye, Ürdün, FKÖ, Mısır, Körfez ülkeleri.
c. Türkiye, İsrail, Ürdün, Filistin Özerk Yönetimi.
En önemli gelişmelerden birisi de Türkiye-İsrail Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşmasıdır (22 Şubat 1996).
2. Körfez Savaşı'ndan sonra ise Irak tasfiye edildiği için ittifak politikalarından çıkmak zorunda kaldı.
ABD, İsrail, Türkiye, Ürdün, Filistin Özerk Yönetimi, Körfez ülkeleri bloğuna Özerk-Federatif Kürdistan da katıldı.
Emperyalist İttifak Lideri ABD Emperyalizminin Müdahalesi İle Uluslararası Nitelik Kazanan "Filistin-Kürdistan Sorunu"
1. Körfez Savaşı sonrasında "Filistin Sorunu", 2. Körfez Savaşı sonrasında "Kürdistan Sorunu" burjuva çözümü çerçevesinde, ABD emperyalizmi tarafından uluslararası gündeme taşındı. Ulusal sorunun çözüm yöntemlerinden biri olan 'burjuva çözümü' ABD emperyalizminin kontrolünde bölgede gerçekleştirilme sürecine sokulmuştur.
Her iki sorun da çözülmemiş geç-ulusal sorunlardır. İki kutuplu dünyada çözülemeden tek kutuplu dünyaya taşınan bu ulusal sorunları, tek kutuplu kapitalist dünyanın lideri ABD emperyalizmi müdahale ederek çözmek istemektedir. Her iki ulusal sorunun çözümü, bölgedeki statükoyu etkileyeceğinden ve statükoyu değiştireceğinden dolayı İran, Türkiye, Suriye gibi ülkelerin tepkileriyle karşılaşmaktadır. Özellikle "Kürdistan Sorunu"nun çözümü 'burjuva çözüm' çerçevesinde olsa bile Kürtlerin yaşadığı diğer coğrafyaları da etkileyeceği düşüncesinden hareketle bölgedeki bölgesel güç odakları, bu çözümün kendi topraklarına sıçramasından çekinmektedirler.
12 Ekim 2006 (Devam Edecek)
Dipnotlar:
1 Yavuz Gökalp Yıldız, Global Stratejide Ortadoğu, Der Yayınları, 2000, s. VIII.
2 Veysel Çamlıbel, Kürt Solu-Newroz Kitap Dizisi 10, ABD'nin Irak Operasyonu, Kürtler ve Düşündürdükleri, s. 18.
3 isa Gözaçtı, SORUN Polemik Sayı:1, Kapitalist-Emperyalizmin Yapısal ve Hegemonya Krizi Derinleşiyor III.
4 Orhan iyiler, Körfez'in Kutsal Adakları, Akyüz Kitabevi, Mart 1991, s. 49- 58.
5 Coşkun Adalı, Emperyalizmin Ortadoğu'ya Müdahalesi, Sorun Yayınları, Ekim 1991, s. 9
Yavuz Gökalp Yıldız, Global Stratejide Ortadoğu, Der Yayınları, 2000, s. 159
