"Kaçınılmazlıklara bir kere meydan okuduktan sonra umuda
yolculuk için erzak toplamaya başlarız. "1
Dünya üzerinde yaşamış bütün toplumlarda iyi ve kötünün karşılaşmasında/karşılaştırmasında iyi olanın kazandığı ya da hüküm sürdüğü bir dünyaya özlemi anlatan kurgulanmış anlatı zenginliği mevcuttur. Bu zenginlik ister yazılı isterse sözlü olsun toplumların içinde yaşadığı çağın karşısına o toplumun umutlarını çıkarır. Anlatı, kurgulandığı zaman ve mekândan bağımsız (evvel zaman içinde/bir varmış bir yokmuş) olarak yüzünü şimdiden sonraya döner. Kurgulanan ister kahramanın erdemli davranışları olsun, isterse geçmişte yaşamış bir toplumun bolluk ve zenginliklerinin betimlemesi olsun, özde istenen kurgulanan erdemli davranışların şimdiden sonrada tekrarını dilemek veya bu davranışların tekrarını sağlamaktır. Toplumların içinde yaşadıkları toplumsal ilişkilerinin karşısına koyduğu, geleceğe yönelik umut ve özlemlerinin ifadesi olan bu zengin anlatı biçimi, biz bunu çok genel anlamıyla sözlü ya da yazılı edebiyat olarak algılayabiliriz, insan soyut düşüncesinin birçok alanına referans kaynağı olmuştur. Din, Siyaset, Tarih, Felsefe, vb.
Din, Binyılcılık ve Mehdi inancıyla; siyaset, Altın Çağ idealizasyonuyla; tarih ise daha önce yaşamış müreffeh toplumların izini sürerek toplumların geleceğe dönük umutlarını canlı tutmayı istemişlerdir.
Modernizmin içine çekilmediği geçmiş zamanlarda Doğunun sözlü edebiyatında masalın önemli bir yeri vardı. Cinli perili fantastik düşünce akışında kurgulanmış masallarda Beylerine, Padişahlarına başkal- dıran halkın kahramanları daha iyi bir düzenin umutlarını halklara taşımışlardır. Her dönem ve zamanda gündelik halkın arzularını içine kattığı kendi anlatıcısıyla ve zamanıyla özdeşleşmiş, anonimleşmiş ve bireye değil topluma yönelen, zamandan zamana sıçrayan bu sözlü edebiyat biçimi "hayal oyunlarıyla yalanın perdesi arkasından gerçeği görmeye bir davettir.£
Masalın çeşitliliği içinde fantastik daha çok erdemli davranışları övülen bir kahramanın gündelik yaşamdaki iyi, doğru düşünce davranış çizgisini gelecek kuşaklara belletmek için etkiyi artırmakta kullanılmıştır. Masalın içine efsanevi tarihsel olay, olgu ve süreçler girdikçe içindeki fantastik öge gücünü gerçeğe bırakmış efsane masalda yeniden kurgulanmıştır. Masalın içindeki bu efsanevi tarihsellik halklara kendi toplumlarındaki kötülükle, adaletsizlikle mücadele direncini kuşaktan kuşağa taşıma işlevini görmüştür. Çoğu zaman halklar beylerine ve padişahlarına cedlerinin anlattığı masallardaki biçimle karşı koymuşlardır.
Modernizmin kuşattığı Doğu'da masal bu etki gücünü kaybetmiştir. Beylerin, padişahların kahramanın karşısına çıkarttığı ejderhalar halkların gözünde cisimleşmiş artık bu ejderhalar tanka, helikoptere dönüşerek büyüyü bozmuşlardır. Artık bunların gözünü kör etmek için kahramanın kılıcı etkili değildir... Ancak Doğu halkları her daim kendi kahramanlarını yeniden ve yeniden üretebilmektedir. Örneğin kapısına Kur'an'dan bir ayet asan (müslümanlar kendinizi şûralarla yönetin) /. Doğu Halkları Kurultayı nda müslümanlar şûrayı mehdi olarak görmüşlerdir.
Batı'da Reform ve Rönesans akımlarıyla modernizmin doğuşu aklı ön plana çıkararak anlatı biçimlerindeki fantezi öğelerini törpüledi. "Her şey, ya us mahkemesi önünde varlığını doğrulamak, ya da varlığından vazgeçmek zorunda kaldı. Düşünen us, her şeye uygulanacak tek ve eşsiz ölçü oldu.'3 Batı'nın akılcılığı Doğu'nun masal'ının etkisini kırdı. Ancak modernizm kendisini yaratırken kendi karşıtını da yarattı. Masal kendisine, akılcılıkla harmanlanan yeni biçimini buldu. Artık "bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur zaman içinde, ben ninemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken," diye başlamayan ancak zamansız ve mekânsız yeni anlatı biçimleri ilk temsilcilerini edebiyat sahnesine çıkardı. Thomas More'un Utopia'yası bu yeni anlatı biçiminin ilk temsilcisidir.
Ütopya ve Masal diğer bütün edebiyat alanlarından daha fazla birbirine kardeştir. İki türün de kurgulanmış bir ürün olması bu iki türün diğerleriyle ortak yanı olmasına rağmen birbirleriye temel ortak yanları farklılıklarından daha etkilidir. En büyük farklılıkları zaman algısı olarak belirse de masalın geçmişi kurgulaması aslında şimdiden sonraki zamana yani geleceğe yüzünü dönmesi açısından bu farkı etkisizleştirmektedir. En önemli ortak yanları olan toplumsal dertleri, yani daha iyi bir gelecek kurgusu, şimdiki zamana muhalif olma, erdemli olanı bu güne taşıma konusunda toplumların umutlarını canlı tutma istenci bu iki türü birbirine sıkı sıkıya bağlamaktadır.
Modernizmin us mahkemesi karşısında masal zaten eski biçimiyle varlığını koruyamazdı. Bunun için yazıya döküldü, cinlerinden ve perilerinden kurtuldu ama iyiye ve doğruya olan umudundan bir şey kaybetmedi. Aynı zamanda bilimlerin felsefeden ayrılması ve varlığını hissettirmesinin yanında insan toplumunun doğa karşısındaki özgürlük alanının artmasıyla gelecek kurguları insanların kafasında daha fazla yer etmeye başladı, bu nedenle masal geçmişin sınırlarını kaldırma yoluna girdi. Modern biçimine kavuşan masalın tarihi aslında Ütopyanın tarihidir.
Edebiyat bir duyuş biçimi olarak toplumların içine hapsolduğu üretim ilişkilerinden kaynaklanan sorunları ve bu sorunların aşılma yollarına dair özlemleri, umutları betimler. Modernizm çağında bu betimlemenin en etkili biçimi Ütopya olmuştur.
Ütopya hem modernizmin kendisi hem de onun bir eleştirisi olarak çeşitli tarihsel evreler geçirmiştir. Batı akılcılığının doğum sancıları çektiği bir evrede akılcılığın tarafında olarak Hıristiyan dininin ortaçağ bağnazlığıyla mücadele içine girmiştir. 17. yy.'da insancıl komünizm olgunlaşmaya başladığında komün toplumunun ideal düzenini anlatmakta teorik düzlemin kuruluğunu aşarak canlı ve yaşayan soyutlamalar üreterek komün fikrinin kitleler içinde yayılmasını sağlamıştır.
Tıpkı masalda olduğu gibi iyi ve doğruyu toplumların zihninde somutlayarak bu kavramları yaşayan kavranabilen bir düzeye çekerek, yeni mücadele biçimlerinin kapılarını aralamıştır. Örneğin "Utopia'daki yaşamı tüm yoğunluğu ve somut özgünlüğüyle anlatmak, dolambaçlı mantıksal irdelemeler isteyen teorik konuları ikna edici bir şekilde işlemenin yöntemi olmaktadır. Başka herhangi bir yöntemle bu meseleler ön yargı ve belirsizlik içinde darmadağın olur. Mülkiyette ortaklaşmak insanı çalışmaktan caydırır ve yoksullaştırır diye Hyhloday'e itiraz edildiğinde, teoriye değil, deneyimlediği ve gözlemlediği Utopialıların gündelik yaşamına atıf yaparak cevap verir: "Benimle Utopia'da olmalıydınız ve davranışlarını ve adetlerini benim gibi gözlerinizle görmeliydiniz...'4 Bu haliyle ütopyacı kurgu Fransız Sosyalizmine etki ederek Marksizm'in de kaynaklarından olan Fransız Sosyalizmini geliştirmiştir. Bunun dışında İngiliz iktisadına ve Alman materyalizmine de ütopyacı kurgunun yeni düşünce biçimlerini esinlemek bakımından katkısı vardır.
18-19. yy.'da manifaktürün gelişimi sonrasında da sanayinin gelişmesiyle, bilimin olanaklarının artması, insanın doğa ve geçmiş toplum düzenlerinden kaynaklanan boyunduruğunu kırmasıyla önceki yüzyıllarda yazılan ütopyaların gerçekleşmesi insan toplumuna bir o kadar yakınlaşmıştır. Ütopyacılarının hayalleri gerçekleşmenin eşiğine geldiğinde aydınlar toplumsal teoriyi geliştirmeyi ışıklı ütopyalar kurgu
lamaya yeğ tutmuşlardır. 19. yy.'da ütopyacı kurgu yerini ütopyacı teoriye bırakmıştır. Anadolu'daki anlayışa benzer "Yol cümleden uludur'6 anlayışıyla Batı toplumlarında yeni bilimin olanaklarıyla harmanlanmış geçmiş toplumların komünlerine öykünen komünler pıtırak gibi çoğalmışlardır. Bu hareketin öncüleri Saint-Simon ve Ovven'dır.6 Modern kapitalizmle kuşatılmış bu denemeler başarılı olamayınca ve kapitalizmin toplumlara gelecek için zengin, barış içerisinde bir toplumu müjdelemediği anlaşılınca 19. yy. sonları ütopya anti ütopya biçimine dönüşerek muhalefet silahlarını kuşanmıştır. Ancak kapitalizmin ortaya çıkardığı yeni sınıf olan işçi sınıfı gelecek için yeni özlem ve umutları bu sefer bilimsel ütopya biçiminde toplumların belleğine ekmiştir. 19. yy. ortalarından 20. yy. başlarına kadar geçen süre anti-ütopya ve ütopyanın çarpışmasıyla geçer.
Devrimler çağı olarak başlayan 20. yy. Bolşevik Devrimi ile ütopyanın bayrağını Doğu toplumlarına geçirmiştir. Ancak Batıdan bir devrimin gelmediği koşullarda buna bir de Sovyetlerin içerden ve dışardan çözülüşü eklenince Batı ütopyayı anti-ütopya olarak kurgulamış, ütopya Sovyetlerin eleştirisine dönüşmüş toplumların gelecek umutları ve özlemleri karartılarak ütopya asıl işlevinden saparak yönünü kaybetmiştir.
Yeniden Ütopya
Batı uzun zamandır toplumsallık derdinden, halkların zihinlerinde gelecek özlemlerini ve umutlarını yeşertmek olan ütopyalar üretme iddiasından vazgeçmiştir. Bu olanak Bolşevik Devrimiyle çoktandır Doğuya geçmesine rağmen Doğuda bu türden bir Modern Utopia üretme uğraşısı bulunmamaktadır. Batının penceresinden Doğu'ya bakanlar için bu gerçeklik Doğuda ütopya yoktur tespitine kadar varmıştır.7 Halbuki Doğu'nun masalları bu tespite en güzel cevaptır. Ayrıca Utopia'dan anlaşılan ideal bir toplum ve yönetim kurgusu ise Yusuf Has Hacip'in Kutadgu Bilik'i bu anlayışın karşısında durmaktadır.
|
Postmodern çağda Batının müreffeh toplumlarında şu sıralar moda olan edebiyat akımı salt iyinin ve kötünün savaşının fantastik nosyonla kurgulandığı Fantastik Edebiyattır. Bu edebiyat zamansız ve mekânsız olmasıyla ütopyaya ve masala benzemesine rağmen hiçbir toplumsal kaygı taşımaz; kahramanları iyinin, doğrunun ve erdemlinin savaşını vermektedirler, ancak bu savaş ne için verilmektedir belirsizdir. Kahramanlar kendi serüvenlerinin peşinden giderler. Hiçbir toplumsal mesajı içinde bulunulan çağa taşıma kaygıları yoktur, olan bi- |
S.P. F/6
tenlerin bu dünya ile hiçbir ilişkisi kurulamaz, kurulursa büyü bozulur. Kahramanlarının kendi pisikolojik oluşumlarında hiçbir toplumsal öğenin yeri yoktur. Verilen mücadele bir belirsizliğin içine hapsolmuş- tur. Mistisizm ve mitoloji öğeleri doğu masalları kahramanın arzularına tutsak edilmiştir.
Bu edebiyat biçimi Batı açısından sınıfsal bir tercihtir. O toplumsal olanı ve çağını sorgulamadığı gibi halklara daha iyi bir gelecekte vaat etmez. O okurlarını bu dünyadan uzaklaştırarak okuyucusuna her defasında katarsist yaşatır, onun sorguladığı uygarlık değil bireydir.
Tam da bu nedenle Doğu Batı'nın karşısına Utopia ile çıkmalıdır. Doğu tüm sömürülmüşlüğü ile daha iyi bir dünyaya inancını kendi modern masallarını yani Ütopialarını yaratarak geleceğe dönük özlemlerini ve umutlarını canlı tutmalıdır. Bu olanak çoktandır Doğunun elindedir.
Marksizmin Ütopyaya Bakışı
Ütopyacı toplumsal teorinin 19. yy.'da gelişmesi ütopyanın bir toplumsal dönüşüm projesi olarak ortaya çıkmasına neden oldu. Marksizmin eleştirisi ise, bir eylem klavuzu olarak ütopyacı toplumsal teoriyedir. Marx ve Engels her seferinde komünist toplumu betimlemekten kaçınmışlardır. Marx'a göre bu iş edebiyatçıların işidir. Bunu da en güzel "Benim teorimin gelecekteki lokantalara güzel tarifler hazırlamakla ilgisi yoktur." diyerek açıklamıştır. Ancak Marx ve Engels bir edebiyat biçimi olarak ütopyayı ve fantastik kurguyu kullanmışlardır. Örneğin Komünist Manifesto "Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor, komünizm hayaleti. Eski Avrupa'nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere kutsal bir ittifak içersine girdiler ..."seklinde başlamaktadır. Marx ve Engels'in bir çok yazısında dönemin mitoloji, ütopya, falb türündeki edebi eserlere atıflar vardır. Engels Marksizmin ütopyacı teoriye bakışını "Marx'da, ütopyalar icat etmek, bilinmeyecek bir şey üzerine boş şeyler tasarlamak girişiminin izi bile bulunmaz. Marx, komünizm sorununu, örneğin bir doğa bilimcisinin kökeni ve değişikliklerinin yönü bilinen, yeni bir biyolojik türün evrimi sorununu ortaya koyacağı gibi koyar" şeklinde betimlemiştir. Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm broşürü ile edebi bir tür olan ütopyadan ziyade ütopik toplumsal teoriyi eleştirmiştir. Marksizmin temel metinlerindeki bu tutum Devrimci ve Marksist Sol tarafından yanlış anlaşılarak Utopia edebiyatına karşı bir tepkinin oluşmasına neden olmuştur. Bunda Utopia edebiyatının kendisini toplumsal teori gibi lanse etmesinin de payı vardır. Ancak
Utopia özü itibariyle toplumsal sorumlulukları nedeniyle bir sistem eleştirisi olmaya en uygun edebiyat türüdür. Bu gerçeklik Marksist edebiyatçılar tarafından gözden kaçırılmaktadır. Özellikle edebiyatta postmodernizmin ve fantastik kurgunun ağırlığının hissedildiği bu çağda sosyalist gerçekçiliğin, içine masal ve ütopya gibi türleri de alarak yeniden kurgulanmaya ihtiyacı vardır. Ütopyanın yapısı itibariyle toplumsal teorileri somutlaştırarak kitlelerin nezdinde cisimleştirmesi gibi bir işlevi de vardır. Bu işlevden sosyalist gerçekçi edebiyatın yararlanamayacağını düşünmek önemli bir edebi biçimin işlevlerini düşman eline teslim etmek olur.
Bu arada biraz yapıştırma gibi dursa da belirtmekte yararını gördüğümüz bir noktada; şu an kendi parçalanmışlığını mutlaklaştırmış Devrimci ve Marksist Sol'umuzun bulunduğu ütopik konumu kırmanın, kendi biçimlerini toplumsal teori diye ortaya atmalarının önüne geçmede sosyalist gerçekçilikle yeniden kurgulanmış ütopya edebiyatının yeni ufuklar açacağını düşünmek hiç de yabana atılmayacak bir düşünce olur kanısındayız.
14 Ekim 2006
Dipnotlar:
1 R. VVİlliams, Y/12000, Pantheon Books, New York, 1983, s.268.
2 Pertev Naili Boratav, Zaman Zaman içinde, istanbul, Adam Yayınları, s.33,
3 Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Ankara, 1998, Sol Yayınları, s.37. Ayrıca Ütopyacı düşüncenin kısa bir tarihçesi için Bkz. s.36-52.
4 Aktaran, Krishan Kumar, Ütopyacılık, Çev. Ali Somel, imge Kitabevi, 1. Baskı, Ankara, s. 42.
5 Bir Alevi deyişi.
6 A.g.e., s.96-99. Ayrıca Bkz. Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Ankara, 1998, Sol Yayınları.
7 A.g.e.
