Dönem/Kuşak Edebiyatı ve 12 Eylül

Kemâl Kök

"Biz Marksistler bu değişikliklerin, ulusal ruh, dö­nem

gibi berrak olamayan kavramlarla değil, sınıflar arasındaki

karşılıklı ilişkiyle belirlenen toplumsal düzene bakılarak

açıklanabileceğini biliriz."

Lunaçarski, 1918

Sanatsal yönelişler tasnif edilirken çoğu zaman kuşak ve dönem­ler bazında ayrıştırılır. "40 Kuşağı", "70 Kuşağı", "12 Eylül Dönemi" vb. gibi. Kuşak/dönem tasniflemesi genelin yönelişini ve belirli bir zaman kesiti içindeki baskın renkleri anlatır. Ancak salt kuşak/dönem tasnif- lenmesi içinde kalarak düşünmek, sanatsal etkinliklerin sınıfsal/ideo- lojik/örgütsel boyutunu gizlemeye yarar. Böylelikle toplumdaki temel sınıfsal çelişki ve çatışkıların sanatla olan bütünselliği ve sanatsal ürünlere olan yansıması sakatlanmış olur.

Bizde de yaygın olan kuşak/dönem tasniflendirmesi bu açıdan sağlıksızdır. "Kuşak çatışması" olarak adlandırılan, bireyler arasındaki yaş dönemlerinin, sanatsal yönelişlerde de dönem olarak düşünülmesi bilimsel yöntemle yapılmış bir tasnifleme olamaz, aksi takdirde kuşak­lar sanki sınıflar mücadelesinin üstünde/dışında gibi algılanır ki, çoğu zaman da salt gizlenmek için kuşak/dönem kavramı kullanılır. Aynı burjuva zihniyetinin tasnif anlayışı siyasal mücadeleyi de kuşak/dönem kısırlığı içinde tutarak çarpıtır. Öyle ki, bu "sol"un içinde bile "68'liler", "78'liler" gibi anlatımlarla yaygınlık hatta "meşruluk" kazanmıştır.

Batı'daki sanat akımlarının sınıflar mücadelesi içindeki değişim- gelişim evreleri bilinir ancak aynı şeyin bizde de olacağı inatla düşü­nülmez. Batı'daki sanat akımlarının bize eklektik biçimde yansımaları "genel kabul" görmesine karşın, bizde de bu sanat akımları arasında mücadele olduğunun görülmek istenmemesinin nedeni; "ülkede sınıflar mücadelesinin Batı'daki gibi billurlaşmadığı" çarpık görüşü ve resmî ideolojiyle/iktidarla sanatçıların fazla haşır neşir olmasıdır. Burada vur­gulanması gereken nokta şudur: Sanat eylemliliklerindeki yönelişleri, sınıflar mücadelesi ekseninde değerlendirmeme alışkanlığının/yanıl­gısının kemikleşmiş bir düşünce biçimi olarak "sol"da da hâlâ yaygın olmasıdır.

Bu ülkede neredeyse kaç dergi varsa o kadar sanat akımı iddia­sında olan çevrenin olması, üstelik kültürel çürümenin böylesine boyut- landığı bir dönemde ilginçtir. Aslında bir taraftan iyidir de, çıkış yolu arandığını gösterir. Ancak diğer yandan ortalıkta onlarca eklektik sanat "manifesto"sunun dolaşması sanat tarihinin sınıflar mücadelesi içinde oluştuğu fikrinin henüz beyinlerde billurlaşmadığını gösterir. Üstelik bu çevrelerin çoğu da kendisini "özgün sanat akımı" saymakta ve oluştur­duğu elitizmle kendilerine yeni yeni fildişi kuleleri yaratmakla meşgul­dür. Ancak iddialar ne yönde olursa olsun, yapılanlar genel olarak ça- ğımızdaki sınıflar mücadelesi ekseninde, temel uzlaşmaz sınıflar olan burjuva ideolojisi ya da sosyalist ideoloji doğrultusundadır.

Burjuva sanat anlayışının temel özelliği, sınıflar mücadelesini per­deleme amaçlı asimilasyon ve inkâr politikaları üzerinden sanatsal ürünleri toplumsal ilişkilerden yalıtarak soyut birey eksenli düşünmesi­dir. Bireyi toplumsal/sınıfsal konumundan yalıtma anlayışı, birbirinden farklı gibi duran ancak özünde aynı olan birçok sanat kümelenmesi- ni/dükkânını/tekkesini üretmiştir. Bu kümelenmeler finansmanını tekel­lerin yaptığı vakıf, dernek, dergi vb. gibi zeminlerde "sivil toplum" ma­salının uygulayıcısı olarak burjuvazinin "edebiyat komiserliği"ni yapma yarışındadır.

Kaldı ki, bu ülkede ta en baştan itibaren sanatçı-iktidar ilişkisi in­celendiğinde vurgulanmak istenen amaç açıkça görülecektir. "Bürok­rat" kimliğiyle Yahya Kemal, Ahmet Kutsi Tecer, Orhan Seyfi Orhon, Behçet Kemal Çağlar, Faruk Nafiz Çamlıbel, M. Şevket Esendal, ... gibilerinin hayat öyküleri iktidarın sanat politikasını nasıl yürüttüğünü gözler önüne serer. Sanatsal alanı Sol'dan temizleme operasyonları sistematik bir bütünlük gösterir. Sabahattin Ali'nin öldürülmesinden tu­tun da Cahit Sıtkı Tarancı'ya CHP Şiir Ödülü verilmesi, Necip Fazıl Kı- sakürek'in "Ağaç" dergisi için Celal Bayar'ın sponsor olması, Nazım Hikmet'in cezaevinde tutulması egemenlerin sanat politikasının bir ürünüdür.

Sanatın kitlelerle kurduğu etkileyici bağın ne anlama geldiğini bi­len egemen sınıf, Sol'un etki alanını kırmak için her türlü yöntemi de­nemekten çekinmemiştir. 12 Eylül'de kitap ile silahı özdeşleştiren sah­neler beyinlerde canlılığını korumaktadır. Kitapların toplatılması, yazar, yayıncı ve evinde "sakıncalı" kitap bulunanların sorgulanması boşuna değildir.

Askerî darbeler Türkiye egemen sınıfının istediği yönde siya­sal/sanatsal üretimlerin rotasını da çizmiştir. Tekeller adına "24 Ocak kararları"nın uygulayıcısı faşist apoletlerin bizzat desteğiyle, tıpkı Cumhuriyet dönemindeki gibi, kimi sanatçıların önü açılmış muhalif olanlar ise tarifsiz acılara mahkûm edilerek yaşama alanından mahrum bırakılmıştır.

12 Eylül faşist askerî darbesinin sosyalistler üzerinde dolayısıyla tüm toplum üzerindeki olumsuz etkisi büyüktür. Öyle ki tüm ilerici kültü­rel birikim çeşitli kıyım ve kırımlardan geçirilerek budanmak, yok edil­mek istenmiştir. Kitapların kışlalarda yakılışı, yakılan kitapların ışığında gencecik bedenlere kurulan darağaçları, zindanların tıka basa dolduru- luşu ve kitabın yıllarca suç aleti olarak gösterilişi sosyalist mücadeleye dolayısıyla sosyalist gerçekçiliğe ciddî darbeler vurmuştur. Örgütsel sürekliliği, yani dernek, sendika, parti çatıları elinden alınan emekçi halka karşı uygulanan baskı, içe çekilmeyi, melankoliyi, inkârı, biline­mezciliği, idealizmi, kültürel çözülmeyi ve dolayısıyla burjuva sanat an­layışının hâkimiyetini üretmiştir. Askerî darbeye karşı koyuş deneyim­lerinin yenilgiyle sonuçlanmasından dolayı ilerici bir "karşı kültür" atılı­mı gerçekleştirilememiştir. Aksine küçükburjuva ideolojisi, 12 Eylül ön­cesi popülist solun vulger sanat anlayışı, feodal kültür kalıntıları ve ye­nilginin verdiği serzenişi de yanına aldığında sanatta "sol arabesk" doğmuştur. Böylelikle örgütsel ve kültürel geleneği parçalanan Sol, "sol arabesk" anlayışıyla sırtına yeni bir kambur ekleyerek süreci bu noktalara getirmiştir.

12 Eylül'ün siyasal hayata müdahalesi kültürel/sanatsal alanın ge­rici dalgaya teslimiyetini getirdi. Özellikle 12 Eylül'de çözülüp sistemle bütünleşenler bir Cumhuriyet geleneği olarak sanatta belirleyicilik nok­tasında bu iş için görevlendirildiler. Basın-yayın tekellerinde istihdam edilerek burjuvazinin "edebiyat komiseri" oldular. Sosyalist düşüncenin sanatsal alandaki etkisini kırmayı başardılar. Süreç Sovyetlerin çözül­mesiyle katmerleşince Sol, sanatta belirleyiciliğini/etkisini kaybetti. Kaybetmesinde Sol'un da kapsamlı bir proje üretememesi önemli bir nedendir. Ve zamanla proleterleşme ve resmî ideoloji dışına çıkma korkusu altında küçükburjuva şizofrenik itiraflarının medya holdingleri­nin pazarlamasıyla sanat olarak sunulması '90'lardan itibaren kanık­sanır duruma geldi.

"12 Eylül kuşağı", "12 Eylül dönemi sanatı/şiiri" kavramlaştırılması üzerinden edebiyat/sanat incelemesinde bulunanlar, kasten böyle dav­rananlar hariç, faşist askerî darbeyi alttan alta ve üstü örtülü cümleler­le olumladıklarının farkında dahi değildir. '70'li yıllarda edebiyatın Sol'a yönelmesini içine yediremeyenler, dönemin küçükburjuva radikaliz­minde^ slogancı/vulger eserlerini öne çıkararak 12 Eylül'ün "gerçek sanatın" önünü açtığını kulaktan kulağa fısıldamakta ve böylelikle sos­yalist gerçekçiliğe olan içlerindeki kini kusmaktadır. "Gerçek sanat" dedikleri burjuva bireyciliği ve mistisizminin çöküntüleridir. Sözüm ona sanatları "ideolojiler üstüdür", "politik şiirin kabalığını taşımaz" ve "ideo­loji sanatı öldürdüğü" için "imge" ve "poetika" her şeydir. Hatta "şiir tek insansal yaratılıştır"1 diyen şamanlarla "politika veya dünya görüşü merkezli değerlendirmelerin bir eseri kavramada yeterli olmadığı"2nı yumurtlayan narsistler bile var. Aynı zihniyet 12 Eylül sonrası sana­tı/şiiri (dolayısıyla faşist darbeyi) kutsayarak "80 darbesinin, 80 şairine olmasa bile, 80 şiirine etkisi sıfıra yakın"3 gibi toplum/birey/sanatçı bü­tünlüğünü inkâr eden havada cümleler bile yazalabilmektedir.

12 Eylül ile öne fırlayan ve burjuvazinin edebiyata kapsamlı bir müdahalesinin basit birer figüranı olan sanatçıların temel kozu "im- ge"dir. İmgeye olan kutsal atıftır. Bu kutsal "imge" kavramı üzerinden sosyalist gerçekçiliğe olan düşmanlıklar açığa çıkar. Oysa onların yap­tığı imgeler gerçeğin atomik olarak parçalanması ve bütünün reddi üzerinden üretilir. Kapitalist anarşide parçalanan bilinçler zamandan ve mekândan münezzeh bir şekilde öne çıkarılır, bireyin yaşadığı girdap­lar ayrıntılandırılır. Soyut bireyin abartılı öne çıkması ya içe kapanarak varoluşsal çöküntüyü, kötümserliği, bunalımı ya da madalyonun diğer yüzü olan ırkçılığa dayalı sanal kahramanlığı doğurur. Böylelikle sa­natçı mevcut statüko içinde kalır. Durağanlaşıp çaresizleşir ve hırçın- laşır. Sanatçının içinde olduğu girdap, bütünü reddettiği için her geçen gün derinleştirilir. Bu sanatçının sosyal olaylara karşı ilgisizliğini ve kü­çümsemesini doğurur. Sanatçı gizemlileşir ve artık sanatsal ürünler gerçekdışı, parçalı ve çelişkilidir. Çünkü temel problem onun içinde yaşadığı travmatik fırtınalardır. Sanatçı için oluşturulan bu durum te­keller tarafından ödül, transfer ücreti, popülerleştirme gibi yöntemlerle hemen kutsanır. Kutsanan sanatçı bulunduğu fildişi kulesini kaybetme korkusuyla terbiye edilerek sosyal değişimden nefret eder hale getirilir. Böylelikle imgeler arasında organik bütünlük sağlamak isteyen sosya­list gerçekçilik anlayışı baş düşman olur. Çünkü sosyalist gerçekçi sa­natçılar, sosyal hayatın değişimini, bu değişime katılmayı ve dönüştü­rücü aktiviteleri savunur. Oysa burjuvazi kendi sistemini nihaî olarak görür ve devrimci değişime/dönüşüme şiddetle karşı çıkar. Bu açıdan toplumsal değişimlerin ana karakterini görmeyerek tarihi ve toplumu tersten, birey eksenli okumak, ne kadar iyi niyetli olursa olsun yapıtla­rın gerçeklik dışında idealist/fantastik düzeyde kalmasını doğurur ve burjuva ideolojisini pekiştirmeye hizmet eder.

12 Eylül darbesiyle 650 bin kişi gözaltına alındı, 7 bin kişi idamla yargılandı, 50 kişi idam edildi ve binlerce insan siyasî göçmenliğe zor­landı, vatandaşlıktan çıkarıldı. Tüm sanatsal/kültürel etkinlikler apolet­lerin denetimine girdi. Sansür ve yasaklama ile kitaplar toplatıldı ve yakıldı, ilerici yayınevleri kundaklandı, dergiler kapatıldı, filmler yasak­landı. Toplum bitkisel hayata sürüklenerek bellek yitimine uğratıldı. Bü­tün bunları görmezden gelip "12 Eylül'ün sanata etkisi olmamıştır" de­mek, faşist darbenin zulmünü olumlama anlamına gelir. Yine 12 Eylül sonrasının sanatsal eğilimlerini dönem/kuşak sığlığı içinde tahlile kalkmak, sanatın sınıfsal mücadele içinde kendine has silahları ve yöntemleri olan bir alan olduğunu inkâr anlamına gelir.

Bu yazı, amacındaki derinliklerin görülmesi açısından Luna- çarski'nin 1918'de 1. Proleter Kültür ve Aydınlanma Örgütlerinin Tüm Rusya Konferansı'na sunulan rapordan bir bölümle başladı, yine aynı raporun devamıyla sonlanacak: "Sanat şu veya bu sınıfın ideolojisinin saf ifadesi olabileceği gibi, bir dizi sınıfın karşılıklı etkisi altında da du­rabilir; fakat sanat eserlerinin incelenmesinin en verimli yöntemi sınıf­sal analizdir."

13 Ekim 2006

Dipnotlar:

1  "Bağımlılık Şiir Bildirgesi", Şiiri Özlüyorum dergisi, s.5, Mart-Nisan 2006.

2    80'li Yılların Şiirine Dair Soruşturma Dosyası, Mühür dergisi, s.10, Eylül- Ekim 2006.

3   80 Şiiri Ne'dir Ne Değildir, Mühür dergisi, s.18, Eylül-Ekim 2006.

12 EYLÜL

1 .Sarsılır Yeryüzü

Bağlamışlar parmak uçlarına hayalarına

meme uçlarına telleri dokunurlar başka bir telle diline

Sarsılır yeryüzü bir tek sözcük için

Yükselir voltaj sarsılır yeryüzü

Lâl olur dil

bir tek sözcük için

vermez kimseye düşlerini

2 .Sorguda

Duvarların elleri bağlı arkadan

kucaklayamaz

gözlerinde bant

dili lâl

konuşamaz

Yaslanacak bir omuz istesen sağ omzuna sol omzun var buluşamaz

Duvarların türküsü ince ince sızı sızı

gökyüzüne açılamaz

— adımı koy karıcığım karnındaki çocuğa belki bana koşamaz

Kemâl Kök

(Barış ve Başak, Sorun Yayınları, s.32)

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.